Alternatif parti için ezici bir seçim zaferi... Doğu Almanya'da aşırı sağın yükselişinin sırrı ne?

AfD üyeleri, 6 Eylül 2026’da Almanya’nın Magdeburg kentinde Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin sonuçlarını kutluyor. (AP)
AfD üyeleri, 6 Eylül 2026’da Almanya’nın Magdeburg kentinde Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin sonuçlarını kutluyor. (AP)
TT

Alternatif parti için ezici bir seçim zaferi... Doğu Almanya'da aşırı sağın yükselişinin sırrı ne?

AfD üyeleri, 6 Eylül 2026’da Almanya’nın Magdeburg kentinde Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin sonuçlarını kutluyor. (AP)
AfD üyeleri, 6 Eylül 2026’da Almanya’nın Magdeburg kentinde Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin sonuçlarını kutluyor. (AP)

6 Eylül Pazar günü Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimler, Almanya’nın birleşmesinin üzerinden 30 yılı aşkın süre geçmesine rağmen ülkenin doğusu ile batısı arasındaki siyasi bölünmenin hâlâ varlığını koruduğunu ortaya koydu. Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin elde ettiği tarihi sonuç, doğu eyaletlerini partinin en güçlü seçim kalelerinden biri haline getiren daha geniş kapsamlı bir eğilimin yansıması olurken, bu eyaletlerdeki seçmen davranışlarının ülkenin geri kalanından neden farklı olduğu sorusunu da yeniden gündeme getirdi.

AfD, 2021’de yalnızca yüzde 20,8 oy almışken, bu seçimde oyların yaklaşık yüzde 44’ünü elde etti. Başbakan Friedrich Merz’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ise beş yıl önce aldığı yüzde 37,1’lik oyun ardından yaklaşık yüzde 18’e geriledi. Bu sonuç, son yıllarda Doğu Almanya eyaletlerinde belirginleşen ve AfD’nin seçimlerdeki varlığını güçlendirerek geleneksel partilerin açık ara önüne geçtiği eğilimi pekiştirdi.

Doğu’daki hoşnutsuzluğun kökleri

Bu seçim haritasını anlamak için Almanya’nın 1990’daki birleşme sürecine dönmek gerekiyor. Doğu Almanya’daki komünist sistemin çökmesinin ardından bölge hızla piyasa ekonomisine geçti. Çok sayıda sanayi kuruluşu kapatıldı veya yeniden yapılandırıldı; yüz binlerce kişi işini kaybetti ve çok sayıda genç Batı eyaletlerine göç etti.

csd
Doğu Almanya vatandaşları, Doğu Almanya sınırlarının açıldığının duyurulmasının ardından Berlin’de Brandenburg Kapısı yakınında Berlin Duvarı’na tırmanıyor, 10 Kasım 1989 (Reuters)

ABD merkezli düşünce kuruluşu Brookings Institution’a göre AfD’nin doğudaki yükselişinin ardında ekonomik eşitsizlik, sivil toplum yapılarının zayıflığı ve siyasi partilerle bağların zayıflaması gibi faktörlerin yanı sıra, bazı kesimlerde Almanya’nın yeniden birleşme biçimine yönelik hoşnutsuzluk da bulunuyor. Doğu Almanya’nın Batı’da hâkim olan siyasi ve ekonomik sisteme hızla entegre edilmesi, bu kesimlerde eşit ortaklığa dayalı bir birleşme yaşanmadığı algısını güçlendirdi. Parti ayrıca seçmenlerin bir bölümündeki Doğu Almanya geçmişine yönelik özlemi de siyasi söylemine taşıyor.

Şarku’l Avsat’ın Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle’den aktardığına göre, birleşmenin üzerinden 30 yılı aşkın süre geçmesine rağmen doğu ile batı arasındaki bazı farklılıklar varlığını sürdürüyor. Doğu eyaletlerinde gelir ve servet seviyeleri hâlâ daha düşük. Bu eyaletlerde aynı zamanda nüfus azalması yaşanırken, çok sayıda genç de ülkenin batısına göç etti.

Ekonomik faktörler, doğudaki bazı kesimlerde birleşmenin ardından kendi deneyimlerinin ve kimliklerinin yeterince değer görmediği yönündeki duyguyla iç içe geçiyor. Doğu Almanya’nın, doğu ve batının deneyimleri arasında eşit bir ortaklığa dayalı  birleşme gerçekleştiği hissi oluşmadan, Batı’nın mevcut sistemine entegre edildiği düşünülüyor.

Göç, kimlik ve protesto oyu

AfD, dışlanmışlık ve hoşnutsuzluk duygusunun hâkim olduğu bu ortamda kendisini, ülkeyi onlarca yıldır yöneten elitlere ve siyasi partilere meydan okuyan bir güç olarak sunmak için uygun zemin buldu. Parti, 2015’te Almanya’da yaşanan mülteci krizinden, Covid-19 salgını sırasında getirilen kısıtlamalara yönelik tepkilerden ve ardından enflasyon, enerji fiyatlarındaki artış ve hayat pahalılığından oldukça fazla yararlandı.

cdfv
AfD destekçileri, 8 Ekim 2022’de Almanya’nın Berlin kentinde hükümeti protesto ediyor (Reuters)

Göç, sığınma ve göç politikalarının sıkılaştırılmasını ve sınır dışı işlemlerinin artırılmasını savunan AfD’nin en önemli siyasi mobilizasyon araçlarından biri haline geldi. Ancak gözden kaçmaması gereken bir durum, AfD’nin en yüksek oy oranlarına ulaştığı bazı bölgelerde göçmen nüfusunun görece düşük olması. Bu durum, meselenin yalnızca göçle değil, toplumsal ve demografik değişimlere ilişkin kaygılar ve kimlik meselesiyle de bağlantılı olduğunu gösteriyor.

ABD merkezli Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’na göre Doğu Almanya’da popülist sağın gücünü yalnızca ekonomik gerilemeyle açıklamak artık yeterli değil. Siyasi kültür, kendine özgü bir Doğu Almanya kimliği algısı ve kurumlara duyulan güvensizlik de bunda önemli rol oynuyor.

Protesto oyu da AfD’nin destek tabanının bir bölümünü oluşturuyor. Bu durum, partinin bazı yöneticilerinin göçmenler, İslam ve Alman kimliği konusundaki sert tutumları ile Nazi dönemiyle bağlantısı nedeniyle tartışma yaratan açıklamalarına rağmen, desteğini korumasını açıklamaya yardımcı oluyor.

Doğu Almanya’nın siyasi atmosferinde Rusya

Doğu ve Batı Almanya arasındaki farklılıklar dış politikaya ilişkin tutumlara da yansıyor. Doğu eyaletlerinde ABD ve NATO ile ilişkilerin bazı boyutlarına yönelik şüphecilik daha fazla. Rusya’ya yönelik tutumlar da ülkenin batısına kıyasla daha olumlu. Ancak bu durum, genel anlamda Batı karşıtı bir eğilimin bulunduğu anlamına gelmiyor. Doğu Almanya’da Berlin’in Moskova politikasına, özellikle yaptırımlara ve Rusya’nın işgaline karşı Ukrayna’ya verilen desteğe yönelik itirazlar daha güçlü.

xcd
AfD destekçilerinden biri, 8 Ekim 2022’de Berlin’de düzenlenen protesto sırasında Nazi selamı veriyor (Reuters)

Bunda kısmen, Soğuk Savaş döneminde Sovyet blokunun parçası olan Doğu Almanya’nın tarihsel mirası ve bu dönemin, Batı Almanya’da yaşayanların deneyimlerinden farklı siyasi ve toplumsal bağlar oluşturması etkili.

AfD, doğudaki seçmenlerin Rusya ve Batı politikalarına ilişkin bu farklı tutumlarından yararlanarak Moskova’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve Rusya ile ekonomik ilişkilerin yeniden kurulmasını savundu; Kiev’e silah gönderilmesine karşı çıktı. Böylece dış politika, partinin iç siyasi söylemiyle iç içe geçti. AfD, birbirini izleyen hükümetleri dış politika yükümlülüklerini Almanların ekonomik çıkarlarının önüne koymakla suçluyor.

“Güvenlik duvarı” daha zorlu bir sınavla karşı karşıya

Ancak Saksonya-Anhalt seçimleri, AfD’nin iktidardaki konumuna ilişkin başka bir siyasi soruyu da gündeme getiriyor. Almanya’nın ana akım partileri yıllardır “Brandmauer” olarak adlandırılan ve AfD ile koalisyon kurmayı veya siyasi iş birliği yapmayı reddeden bir tutum sürdürüyor. Parti seçimlerde sınırlı bir güce sahipken bu kuralı uygulamak daha kolaydı. Ancak AfD’nin oyların yüzde 40’ından fazlasını aldığı ve rakiplerine açık fark attığı bir ortamda, partiyi dışarıda bırakarak hükümet kurmak siyasi açıdan daha zor ve karmaşık hale geliyor.

7kl8
Saksonya-Anhalt’taki AfD adayı Ulrich Siegmund ve parti lideri Alice Weidel, 6 Eylül 2026’da Almanya’nın Magdeburg kentinde seçim sonuçlarını kutluyor (DPA)

Son seçim sonucu AfD’ye tek başına hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu vermese de diğer partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddetmesi, arkasından gelen bazı partilerin eyalet hükümetini oluşturmak ve AfD’yi muhalefette tutmak için birlikte hareket etmesini gerektirebilir.

Bu durum da AfD’ye kurum karşıtı söylemini güçlendirecek yeni bir malzeme sağlıyor. Parti, kendisini en fazla seçmenin tercih ettiği siyasi güç olarak gösterirken, geleneksel partilerin iktidara gelmesini engellemek için bir araya geldiğini savunabilir.

Bölünmenin izleri hâlâ belirgin

Saksonya-Anhalt seçimleri, Almanya’nın genel siyasi tablosundaki bölünmeye ilişkin daha net bir görüntü sunuyor. Seçimler, Almanya’nın yeniden birleşmesinden önce 40 yılı aşkın süre boyunca yaşadığı bölünmenin etkilerinin siyasi ve toplumsal haritadan tamamen silinmediğini gösteriyor.

AfD’nin doğu eyaletlerinde yüzde 40’ın üzerinde oy almaya devam etmesi halinde, partiyi iktidarın dışında tutmakta ısrar eden geleneksel partiler üzerindeki baskı daha da artacak. Partinin seçim tabanının genişlemeyi sürdürmesiyle birlikte “güvenlik duvarını” korumak da giderek zorlaşabilecek.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News