Ekonomik baskıların ardından... Tahran yeni nükleer baskılarla karşı karşıya

İran’ın Fars Körfezi Su Yolu İdaresi, 77 gemiye yaptırım uygulayacağı tehdidinde bulundu

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, hükümet toplantısı sırasında bir taslak metni inceliyor. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, hükümet toplantısı sırasında bir taslak metni inceliyor. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ekonomik baskıların ardından... Tahran yeni nükleer baskılarla karşı karşıya

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, hükümet toplantısı sırasında bir taslak metni inceliyor. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, hükümet toplantısı sırasında bir taslak metni inceliyor. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran, ABD’nin limanlarına uyguladığı deniz ablukası nedeniyle karşı karşıya kaldığı ekonomik baskıların ardından şimdi de nükleer programı konusunda yeni baskılarla karşı karşıya. İran-ABD krizinde üç gerilim hattı aynı anda öne çıkıyor: Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine yönelik tedbirlerini sıkılaştırması, ABD’nin İran’ın nükleer programı üzerindeki baskıyı artırması ve Pekin’in Tahran’a istihbarat desteği sağladığı yönündeki suçlamaları reddetmesi.

Nükleer dosyada Tahran ile Washington arasındaki anlaşmazlık, İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami’nin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) yıllık Genel Konferansı’na katılmak üzere Avusturya’ya girişinin engellenmesiyle daha da tırmandı.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Washington’ın İslami’nin kendisine uygulanan yaptırımlardan muaf tutulma talebini reddettiğini ve bunun Avusturya’ya giriş için gerekli vizeyi almasını engellediğini doğruladı.

Tahran ise kararın ABD’nin Viyana üzerindeki baskısının sonucu olduğunu belirtti. İran Dışişleri Bakanlığı, Avusturya’nın maslahatgüzarını çağırırken, Bakanlık Sözcüsü İsmail Bekayi, vize verilmemesini ‘kesinlikle hiçbir gerekçesi olmayan bir karar’ olarak nitelendirdi. Bekayi, baskının sorumluluğunu Washington’a yüklerken, bunun Avusturya hükümetini sorumluluktan muaf tutmayacağını ifade etti.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkan Yardımcısı Behruz Kemalvendi ise heyetin konferansa katılımının engellenmesini ‘çocukça bir davranış’ olarak nitelendirerek, bu tür siyasi baskılara izin verilmesinin başka ülkeleri de etkileyebilecek bir emsal oluşturabileceği uyarısında bulundu.

İslami, geçen yıl UAEA’nın yıllık konferansına katılmış ve burada İran adına konuşma yapmıştı.

‘Balta Dağı’ yeniden gündeme geliyor

Nükleer dosyada ayrıca Tahran, Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yakınında bulunan Balta Dağı bölgesinde yeni faaliyetler yürütüldüğüne ilişkin haberleri yalanladı. Bekayi, bölgede faaliyet yürütüldüğüne dair haberlerin hiçbir dayanağının bulunmadığını belirterek, Trump’ın bölgeye ilişkin açıklamalarını ABD’nin yürüttüğü ‘medya ve psikolojik savaşın’ bir parçası olarak değerlendirdi.

Trump, geçen hafta, çok sayıda tahkim edilmiş ve yerin derinliklerine gömülmüş tünelden oluşan kompleksin bulunduğu bölgenin hedef alınabileceği uyarısında bulunmuştu. Bölge, savaş sırasında ağır hasar gören Natanz tesisinin güneyinde yer alıyor.

Ancak UAEA, bölgede inşaat çalışmaları ve faaliyetlere ilişkin işaretler tespit edildiğini doğruladı. UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, uydu görüntülerinin bölgede yeni hareketlilik gösterdiğini belirtirken, ajansın tesisin içinde yürütülen faaliyetlerin niteliğini kesin olarak belirleyecek doğrulanmış bilgilere sahip olmadığını vurguladı.

cdfrgthy
 İran’ın Natanz nükleer tesisine yakın Balta Dağı bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters)

UAEA, İran’ın daha önce bazı faaliyetlerini yeni saldırılara maruz kalmalarını önlemek amacıyla tüneller ve dağların içindeki korunaklı tesislere taşıma niyetini kendilerine bildirdiğini belirtiyor.

Böylece Tahran, Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığı ve enerji, nükleer programı ve dış ilişkiler ağı olmak üzere üç alanda eş zamanlı baskıyla karşı karşıya bulunuyor. Washington ise özellikle Çin başta olmak üzere ortaklarından İran’a gelebilecek desteği sınırlandırmaya çalışırken, İran’ın nükleer tesisleri karşısında askeri seçeneği de masada tutuyor.

77 gemiye yaptırım

İran’ın Hürmüz’deki deniz trafiğini yönetmek amacıyla kurduğu Fars Körfezi Su Yolu İdaresi, ‘İran’ın boğaza ilişkin protokollerini ihlal ettiğini’ belirttiği 77 geminin yer aldığı güncellenmiş bir liste yayımladı. İdare, listede yer alan gemilerin gelecekte Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri sırasında para cezası, alıkoyma veya el koyma dahil çeşitli kısıtlamalarla karşılaşacağı uyarısında bulundu. Ayrıca bu gemilerle iş birliği yapan gemilerin de aynı listeye alınabileceği tehdidinde bulundu.

İdare, sigorta şirketleri ile denizcilik sınıflandırma kuruluşlarına da uyarıda bulunarak hedef alınan gemilere hizmet sunmaktan kaçınmalarını istedi. Bu adımın, bölgede faaliyet gösteren şirketlerin karşı karşıya olduğu risk maliyetlerini artırması ve deniz ticaretini daha da karmaşık hale getirmesi bekleniyor.

Bu tırmanış, Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb’teki deniz taşımacılığının giderek artan aksaklıklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde yaşanıyor. Kısıtlamalar ve saldırıların küresel enerji arzına yansımasından endişe ediliyor.

Pekin, Tahran’a istihbarat desteği sağladığı iddialarını yalanladı

Buna paralel olarak Çin, İran’ın 17 Temmuz’da düzenlediği ve üç ABD askerinin ölümüne yol açan saldırıdan önce, Çinli kuruluşların Ürdün’deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü’ne ait uydu görüntülerini İran’a sağladığı yönündeki ABD basınında yer alan haberleri sert bir dille yalanladı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, suçlamaların ‘temelsiz’ olduğunu ve herhangi bir kanıta dayanmadığını belirterek, Pekin’in bu iddiaları ‘şiddetle’ reddettiğini söyledi.

dfv
Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler, 7 Eylül 2026 (AFP)

Wall Street Journal gazetesi, ABD’li yetkililerin İran’ın söz konusu hava üssüne ait uydu görüntülerine ulaştığını söylediğini aktarmış, ancak görüntüleri sağladığı öne sürülen Çinli kuruluşların hangileri olduğunu belirtmemiş ve Çin hükümetini doğrudan olaya karışmakla suçlamamıştı.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, konunun önemini küçümseyerek Çin ile ABD’nin karşılıklı olarak casusluk faaliyetleri yürüttüğünü söyledi. Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ‘mantıklı davrandığını’ ve Washington’ın da aynı şekilde hareket ettiğini ifade etti.



Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
TT

Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)

Somali’de El-Kaide bağlantılı Eş-Şebab terör örgütüyle yürütülen mücadele, askeri operasyonların ötesine geçerek siber alana ve dijital teknoloji boyutuna taşındı. Mogadişu yönetimi, örgütün yapay zekâ ve insansız hava araçları (İHA) gibi ileri teknolojileri kullanmaya başlaması üzerine uluslararası topluma acil destek çağrısında bulundu.

Somali’nin BM Daimî Temsilcisi Abukar Dahir Osman, BMGK’da yaptığı konuşmada terör tehdidinin sürekli evrildiğini vurguladı. Örgütün yapay zekâ yardımıyla propaganda hazırladığını, şifreli haberleşme uygulamaları üzerinden saldırı planladığını ve 10 yıl önce imkânsız olan nitelikte İHA saldırıları gerçekleştirdiğini belirtti.

1991'de Siad Barre rejiminin devrilmesinden sonra merkezi otorite zafiyeti yaşanan ülkede, hükümet güçleri başkent dışındaki kırsal alanlarda hakimiyet sağlamakta zorlanıyor. Afrika Birliği barış gücü misyonunun (AUSSOM/ATMIS) geleceğine ilişkin belirsizlikler ve hükümet birliklerinin geri çekilme riskleri tabloyu ağırlaştırıyor.

Somalili siyasi analist Abdirahman Jama Barre, terörle mücadelenin artık konvansiyonel askeri yöntemlerle sınırlı kalamayacağını, örgütün teknolojik üstünlük arayışına karşı Somali ordusunun siber güvenlik, gelişmiş istihbarat ve teknolojik donanımla desteklenmesi gerektiğini vurgula

Mısır Eski İçişleri Bakan Yardımcısı Tümgeneral Muhammed Nur el-Din, radikal örgütlerin yapay zekâ araçlarını güvenlik ağlarını aşmak için kullandığına dikkat çekerek; güvenlik güçlerinin yalnızca sahada değil, siber uzayda da önleyici stratejiler geliştirmesi ve uluslararası ortaklıkları artırması gerektiğini ifade etti.

Mogadişu yönetimi, uluslararası toplumdan askeri teçhizat desteğinin yanı sıra terörün dijital ayak izlerini silmeye yönelik siber güvenlik kapasitesinin artırılması için teknik yardım talep ediyor.

vfgbhyj
Aşağı Cuba Bölgesinde devriye gezen Somali Ulusal Ordu Birlikleri (SONNA)

Ağustos 2026'da Eş-Şebab’ın ülkenin orta kesimindeki stratejik Teedaan kasabasını şiddetli çatışmaların ardından yeniden ele geçirmesi, sahadaki askeri dengelerin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Yaşanan bu gelişmeler, terörle mücadelenin yalnızca konvansiyonel yöntemlerle yürütülemeyeceğini ve dijital alana yayılması gerektiğini doğruluyor.

Mısırlı güvenlik uzmanlarına göre Somali Ulusal Güvenliği'nin korunması ve terörün kaynağında kurutulması yalnızca Mogadişu’nun sorumluluğunda olamaz. Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinin istikrarı, komşu ülkeler ve uluslararası toplumun ortak stratejik hamlelerine bağlıdır.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Somalili siyasi analistler, uluslararası yardımın konvansiyonel askeri teçhizatın ötesine geçerek siber güvenlik, dijital istihbarat ve kapasite inşasını kapsayan bütüncül bir güvenlik ortaklığına dönüştürülmesi gerektiğini savunuyor.

Terör örgütlerinin sosyal medya platformları üzerinden yürüttüğü sempatizan toplama, propaganda ve radikalleşme faaliyetlerini engellemek adına gençlere yönelik sosyal önleme programlarına ve teknik altyapı yatırımlarına ağırlık verilmesi isteniyor.

Askeri uzmanlar, radikal grupların insansız hava araçları (İHA) ve yapay zekâ entegrasyonuna karşı Somali’nin kendi imkanlarıyla mücadele etmesinin güç olduğuna dikkat çekerek, internet ve siber alanda sürdürülebilir ulusal kapasite geliştirilmesini elzem görüyor.


Trump: İran acil bir anlaşma için ısrar ediyor, yanıtımıza karar vereceğiz

Ticari bir gemi, dün Yemen açıklarında, Babülmendeb Boğazı yakınlarında demirledi (AFP)
Ticari bir gemi, dün Yemen açıklarında, Babülmendeb Boğazı yakınlarında demirledi (AFP)
TT

Trump: İran acil bir anlaşma için ısrar ediyor, yanıtımıza karar vereceğiz

Ticari bir gemi, dün Yemen açıklarında, Babülmendeb Boğazı yakınlarında demirledi (AFP)
Ticari bir gemi, dün Yemen açıklarında, Babülmendeb Boğazı yakınlarında demirledi (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, "başarısız bir ulus" olarak nitelendirdiği İran'ın savaşı sonlandırmak adına "hızlı ve acil" bir anlaşma arayışında olduğunu ve sürekli iletişim kurmaya çalıştığını öne sürdü. Washington'un bu sürece dahil olup olmayacağına henüz karar verilmediğini, ancak diyalog ihtimaline açık olunduğunu belirten Trump, Tahran’ın hiçbir şekilde nükleer silaha ulaşmasına izin verilmeyeceğini ve "uygunsuz" bir uzlaşıyı kabul etmeyeceklerini yineledi.

Pakistan’ın diplomasi trafiği

Çatışmaları sonlandırmak amacıyla diplomatik girişimlerini artıran Pakistan’ın BM Daimî Temsilcisi Asım İftihar Ahmed, İslamabad’ın BM mekanizmaları ve daha önce Katar ile birlikte arabuluculuk ettiği "İslamabad Mutabakat Zaptı" çerçevesinde tarafları yeniden müzakere masasına getirmeye çalıştığını açıkladı. Ahmed, ateşkesin sağlanması ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğinin yeniden tesisi için diyalog kanallarının açık tutulduğunu vurguladı.

ABD Enerji Bakanı’ndan nükleer yükümlülük eleştirisi

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) toplantısında konuşan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Tahran’ın nükleer taahhütlerini yerine getirmekte başarısız olduğunu belirtti. İran’ın savaşta zarar gören nükleer tesislere BM müfettişlerinin erişim sağlamasını engellemesini sert bir dille eleştiren Wright, Tahran yönetiminin ihmallerini gidermesi için verilen sürenin dolduğunu ifade etti.


ABD Uzay Kuvvetleri dünya yörüngesinde silah konuşlandırıldığını ilk kez kabul etti

SpaceX şirketine ait Falcon 9 roketi, ABD Uzay Kuvvetleri’ne bağlı Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri İstasyonu'ndaki fırlatma kompleksinden havalandı. (DPA)
SpaceX şirketine ait Falcon 9 roketi, ABD Uzay Kuvvetleri’ne bağlı Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri İstasyonu'ndaki fırlatma kompleksinden havalandı. (DPA)
TT

ABD Uzay Kuvvetleri dünya yörüngesinde silah konuşlandırıldığını ilk kez kabul etti

SpaceX şirketine ait Falcon 9 roketi, ABD Uzay Kuvvetleri’ne bağlı Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri İstasyonu'ndaki fırlatma kompleksinden havalandı. (DPA)
SpaceX şirketine ait Falcon 9 roketi, ABD Uzay Kuvvetleri’ne bağlı Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri İstasyonu'ndaki fırlatma kompleksinden havalandı. (DPA)

ABD Uzay Kuvvetleri, yörüngede savaş yeteneklerine sahip askeri unsurların bulunduğunu resmen açıklayarak, uzayda konuşlandırılmış silahların varlığını ilk kez doğruladı.

Uzay Kuvvetleri sözcüsü yaptığı yazılı açıklamada, "ABD, Amerikan birleşik kuvvetlerini düşman tehditlerinden koruma yeteneğine sahip ve uzay kontrolünü sağlamaya yönelik silahları yörüngeye konuşlandırmıştır" ifadelerini kullandı. Sözcü, bu silahların niteliği veya teknik özellikleri hakkında detay vermekten kaçınırken; "uzay kontrolü" kavramının kinetik (fiziksel) ve kinetik olmayan (elektronik/siber) yöntemlerle rakip kapasiteleri etkisiz hale getirmeyi kapsadığını, bu yeteneklerin hem savunma hem de taarruz amacıyla kullanılabileceğini ifade etti.

Bu hamle; ABD, Rusya ve Çin arasında uzaydaki rekabetin arttığı bir dönemde geldi. Washington, her iki ülkeyi de uzaydaki uzantıları için potansiyel birer tehdit olarak değerlendiriyor. ABD Uzay Kuvvetleri'ne göre Çin, ordusunu modernize etme stratejisi kapsamında anti-uzay kapasitelerini hızla geliştirirken; Rusya ise uzayı doğrudan bir savaş alanı ve gelecekteki çatışmalarda üstünlük sağlamanın temel unsuru olarak görüyor.

Uzayın askerileştirilmesi süreci aslında 1957'de Sputnik'in fırlatılmasıyla başlayan Uzay Yarışı'na kadar uzanıyor. Dönemin iki süper gücü ABD ve Sovyetler Birliği, uyduların silahlandırılması ve imha edilmesi teknolojilerini o yıllardan itibaren araştırmaya başlamıştı.

Yörüngeye nükleer silah yerleştirilmesi endişelerine karşı 1967 yılında imzalanan Dış Uzay Antlaşması, uzayda kitlesel imha silahlarının konuşlandırılmasını yasaklamıştı. Ancak o tarihten bu yana ABD, Rusya, Çin ve Hindistan, söz konusu antlaşma kapsamına girmeyen ve askeri iletişim, keşif ile navigasyon için hayati önem taşıyan uyduları hedef alabilen konvansiyonel uzay savaş sistemlerini geliştirmeye devam ediyor.