Diana’nın kardeşi 30 yıl sonra konuştu: Elizabeth’e eleştiri, Charles’a suçlamalar

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
TT

Diana’nın kardeşi 30 yıl sonra konuştu: Elizabeth’e eleştiri, Charles’a suçlamalar

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer, bugün (salı) yayımlanan ve günlerdir İngiliz basınında geniş yankı uyandıran kitabında, Galler Prensesi’nin ölümünden yaklaşık 30 yıl sonra İngiliz kraliyet ailesiyle, özellikle de Kral 3. Charles’la hesaplaşıyor. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre kitapta kraliyet ailesine yönelik dikkat çekici suçlamalar yer alıyor.

Ulusal gazeteler 16 Eylül’den bu yana “Swan Song: Diana, My Sister” (Kuğu Şarkısı: Diana, Kız Kardeşim) adlı kitaptan bölümler yayımlıyor. Bu bölümlerden biri Buckingham Sarayı’nın yanıt vermesine yol açtı.

3. Charles’a suçlama

Spencer, Diana’nın eski eşi ve prensesin hayatını kaybettiği sırada İngiliz tahtının veliahtı olan Charles’ın, 31 Ağustos 1997’de Paris’te Diana’nın ölümüne yol açan kazanın ardından kendisiyle yaptığı telefon görüşmesinde dikkat çekici ölçüde neşeli göründüğünü ve adeta piyangoyu kazanmış gibi davrandığını belirtiyor.

Diana, Ağustos 1997’de Fransa’nın başkenti Paris’teki Alma Tüneli’nde geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş, kendisine eşlik eden Mısırlı milyarder Muhammed el-Fayed’in oğlu İmad Dodi el-Fayed de kazada yaşamını yitirmişti.

Dünya genelinde büyük üzüntüye yol açan ve geniş bir hayran kitlesine sahip olan Diana, hayatını kaybettiğinde 36 yaşındaydı.

Spencer’a göre Charles, Diana’nın ölümünü “sevdiği kadınla”, yani mevcut Kraliçe Camilla ile evlenebilmek için bir fırsat olarak gördü.

Diana’nın kardeşi kitabın başka bir bölümünde, Prensler William ve Harry’nin annelerinin cenaze töreninde tabutun arkasından yürümesi konusunda Charles’la yaşadığı anlaşmazlığı anlatıyor. Spencer, Charles’ı “Diana’yı küçümsemekle” ve prensesin “yakında unutulacağını” söylemekle suçluyor.

Buckingham Sarayı, nadir görülen bir adımla bu suçlamalara yanıt vererek iddiaları kesin bir dille reddetti.

cdfgthy
İngiltere Prensesi Diana’nın kardeşi Charles Spencer (Reuters)

Kralın sözcüsü yaptığı açıklamada, “Bir erkek veya kız kardeşini kaybetmenin acısı zihni bulanıklaştırabilir, olaylara ilişkin muhakemeyi etkileyebilir ve hatıraları değiştirebilir” dedi.

Spencer (62), basına verdiği röportajda ise sözlerinin arkasında durdu ve kralın anlattıklarını sorgulamasını eleştirdi.

Spencer, Diana’nın Charles’ın Camilla için satın aldığı bir bilekliği bulmasının ardından prensle olan evliliğini sona erdirmeyi düşündüğünü de belirtti.

Ayrıca intiharı düşündüğü dönemlerde Diana’nın İngiltere’nin güneyinde bulunan ve denize doğru uzanan Beachy Head kayalıklarına birkaç kez otomobiliyle gittiğini aktardı. Ancak yazdığına göre Diana’nın oğullarına duyduğu sevgi, “daha ileri gitmesini engelledi”.

Elizabeth’e de eleştiriler

Spencer, 2022’de hayatını kaybeden Kraliçe 2. Elizabeth’in Diana’nın kazasını ilk öğrendiğinde öfkelendiğini ve durumun ciddiyetini anlamadan önce “Başka ne yaptı?” diye sorduğunu aktarıyor.

Diana’nın ölümünün ardından 2. Elizabeth’in, 1996’da Charles’tan boşanmasının ardından elinden alınan “Kraliyet Altesleri” unvanını yeniden vermeyi teklif ettiği öne sürülmüştü. Ancak Diana’nın kardeşi bu öneriyi reddetti.

O dönemde kraliçe, Diana’nın ölümünün ardından sergilediği görünen soğukkanlılık nedeniyle eleştirilmişti. Elizabeth’in tutumu, Diana’nın ölümünün dünya genelinde yarattığı büyük üzüntüyle tezat oluşturmuştu.

Saraydan yanıt

Buckingham Sarayı, Charles’ı hedef alan açıklamalara verdiği yanıt dışında Spencer’ın kitabının içeriği ve özellikle BBC’ye verdiği röportajlar konusunda sessizliğini korudu.

Bazı medya kuruluşları, saraya yakın kaynakların Diana’nın kardeşini “ikiyüzlülükle” suçladığını aktardı. Bu kaynaklar, Spencer’ın hayatı boyunca Diana’yı rahatsız etmekle suçladığı gazetelere şimdi onun özel hayatına ilişkin ayrıntıları açıklamasını eleştirdi.

Spencer ise Diana’nın kardeşi ve olaylara tanıklık etmiş biri olarak bu kitabı yazmanın “görevi” olduğunu düşünüyor. Ayrıca zaman içinde yerleşen “yalanları düzeltmek” istediğini belirtiyor.

Spencer, kitabı kaleme alırken “Diana’nın adına konuşmayı ve bunu açık, olumlu bir dille yapmayı” hedeflediğini belirterek, çalışmanın amacını “Diana hakkındaki gerçeği kardeşinin gözünden ortaya koymak” şeklinde ifade etmişti.

Spencer ayrıca kitabın, Diana’yı şöhretinin zirvesinde olduğu dönemde hatırlamayan gençlerin de ilgisini çekmesini umduğunu söyledi.

Harry ve Meghan

Spencer, pazar günü yayımlanan BBC röportajında, İngiliz magazin basınının Prenses Diana’ya yönelik tutumuyla son yıllarda küçük oğlu Harry ve eşi Meghan’a yönelik tutumunu karşılaştırdı. Harry ve Meghan kısa süre önce İngiltere’ye dönmüştü.

Spencer, kız kardeşinin cenazesinde yaptığı konuşmada da dile getirdiği yıpratıcı ve zehirleyici olarak nitelendirdiği etkiden duyduğu rahatsızlığı ifade etti.

Kraliyet görevlerinden çekilmesinin ardından güvenlik korumasından mahrum kalan Harry’nin güvenliği konusunda endişeli olduğunu belirten Spencer, bu durumun kendisini kaygılandırdığını söyledi.

Spencer kitabında ayrıca Diana’nın, kazada hayatını kaybeden Dodi’nin babası Muhammed el-Fayed’i “sevmediğini” yazdı.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal