ABD’nin başkenti Washington, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için dikkat çekici bir karşılama hazırlığı yapıyor. ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’nde karşılayacağı Şi’yi perşembe günü Beyaz Saray’da ağırlayacak. Burada iki liderin görüşmeleri öncesinde geniş kapsamlı bir devlet töreni düzenlenecek. Söz konusu görüşmeler, dünyanın en büyük iki ekonomisinin liderleri arasındaki en önemli temaslardan biri olarak görülüyor.
Gözler, protokol kapsamındaki görkemli karşılamanın Washington ile Pekin arasındaki kırılgan ateşkesi sağlamlaştırıp daha istikrarlı bir mutabakata dönüştürüp dönüştüremeyeceğine çevrildi. Aksi halde bu törenlerin, çözümü hâlâ mümkün olmayan derin stratejik anlaşmazlıkların ortaya çıkmasını yalnızca ertelemesi bekleniyor.
Beyaz Saray tarafından açıklanan programa göre Şi ve eşi Peng Liyuan, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’ne ulaşacak. Trump ise alışılmadık bir adım atarak çifti bizzat karşılamak üzere üsse gidecek.
Perşembe günü ise ABD Başkanı ve First Lady Melania Trump, Beyaz Saray’da resmi karşılama törenine ev sahipliği yapacak. Törene ABD Silahlı Kuvvetleri’nin farklı birimlerinden 479 asker katılacak. Programda iki ülkenin milli marşlarının çalınması, iki liderin konuşmaları ve Gül Bahçesi’nde askeri geçit töreninin yanı sıra bir B-2 bombardıman uçağı ile dört F-22 savaş uçağının katılacağı hava gösterisi de yer alacak.

Törenin ardından Trump ile Şi arasındaki kapalı görüşmeler başlayacak. Bu sırada Melania Trump ve Peng Liyuan, Ulusal Asya Sanatı Müzesi’ni ziyaret edecek. Çin Devlet Başkanı perşembe akşamı Beyaz Saray’a dönerek Doğu Salonu’nda düzenlenecek yemeğe katılacak. Ziyaret programı cuma günü Trump ve eşinin ev sahipliğinde düzenlenecek özel çay davetiyle devam edecek. Ardından iki lider Ulusal Arşiv’i birlikte ziyaret edecek ve Şi için uğurlama töreni düzenlenecek.
Bu törenlerin sembolik anlamı, geleneksel bir çalışma ziyareti çerçevesinin ötesine geçiyor. Trump, Şi ile arasındaki ilişkinin kişisel boyutunu öne çıkarmaya çalışırken Çin Devlet Başkanı, Washington’a on yılı aşkın sürenin ardından ilk kez geliyor. İki güç, ekonomik ve teknolojik rekabetlerinin açık bir çatışmaya dönüşmesini engellemeye çalışıyor.
Beş kritik dosya
Askeri geçit töreni ve kırmızı halının ardında, tek bir zirvede çözülmesi zor çok sayıda anlaşmazlık başlığı bulunuyor. Gümrük vergileri ve ticaretten nadir toprak elementlerine, yapay zekâdan Tayvan’a ve İran savaşına kadar uzanan bu dosyalar, iki liderin görüşmelerinin ana gündemini oluşturuyor.
Ticaret dosyası, mevcut gümrük ateşkesinin 10 Kasım’da sona ermesine yaklaşılması nedeniyle görüşmelerin ilk sırasında yer alıyor. Washington, Pekin’in ABD tarım ürünleri ve uçaklarına yönelik alımlarını artırmasını sağlamaya çalışırken Çin ise bazı gümrük vergileri ile teknoloji alanındaki kısıtlamaların hafifletilmesini talep ediyor.
Şarku’l Avsat’ın Associated Press’ten aktardığı habere göre daha önce varılan mutabakatların uygulanması konusunda iki tarafın performansı farklılık gösteriyor. Çin’in ABD’den tarım ürünleri alımları beklenen seviyelerin altında kalırken Boeing’den 200 uçak satın alınmasına ilişkin anlaşma da henüz sonuçlanmadı. Karşılıklı güvenlik endişelerinin devam etmesi nedeniyle yatırım konseyi kurulması yönündeki girişim de sekteye uğradı.
Ancak müzakerelerde güç dengesini yeniden şekillendiren asıl konu nadir toprak elementleri oldu. Reuters’ın haberine göre Çin’in küresel madencilik faaliyetlerinin yüzde 70’ine varan bölümünü ve rafinaj kapasitesinin yüzde 85’inden fazlasını kontrol etmesi, Pekin’e Washington’ın tam anlamıyla hazırlıklı olmadığı bir baskı aracı sağladı.
Çin’in daha önce uyguladığı kısıtlamalar, ABD’nin gümrük vergilerine verilecek karşılığın yalnızca misilleme niteliğinde vergilerle sınırlı kalmayabileceğini gösterdi. Pekin, otomobillerden çiplere ve ABD savunma sanayisine kadar kritik sektörlerde kullanılan malzemelerin tedarikini de kısıtlayabiliyor.

Yapay zekâ ise rekabet ile iş birliği ihtimalini aynı anda barındıran dosyalardan biri olarak öne çıkıyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, zirve öncesinde New York’ta yaptıkları görüşmede, ulusal güvenliği etkileyebilecek yapay zekâ kaynaklı ciddi gelişmeler konusunda tarafların birbirini bilgilendirmesine yönelik bir mekanizma kurulmasını ele aldı. Bu girişim, iki güç arasında bir tür “güvenlik bariyeri” oluşturma çabasının parçası olarak değerlendiriliyor.
Tayvan ise özellikle ABD’nin adaya silah satışları konusunda devam eden anlaşmazlık ve Pekin’in Washington’ı kendi taleplerini daha fazla dikkate alan bir tutum benimsemeye yöneltme çabaları nedeniyle en hassas konu olmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra İran dosyası da Trump yönetiminin Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde gündeme geliyor. Çin ise İran’ın başlıca ticaret ortaklarından biri olmayı sürdürüyor.
Washington Post’a göre ABD Başkanı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında yürüttüğü diplomatik temaslara, bir dizi müttefikiyle ilişkilerinde gerilimin yaşandığı bir dönemin ardından giriyor. Şi ise diğer ülkelere Çin’i daha istikrarlı ve öngörülebilir bir ortak olarak sunmaya çalışıyor.
Çin Devlet Başkanı Washington’a Kırgızistan, Mısır ve Hindistan’ı kapsayan bir turun ardından geliyor. Bu ziyaret, Pekin’in ülkesini geniş seçeneklere ve ortaklıklara sahip istikrarlı bir güç olarak konumlandırma ve ekonomik büyümesinin küresel ekonomiye katkı sağladığı, güvenilir bir ortak olarak sunma çabasının daha geniş bir parçasını oluşturuyor.
New York Times ise iki liderin sahip olduğu zaman perspektiflerinin farklılığına dikkat çekti. Trump, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin yarattığı siyasi baskı ve İran’la yürütülen yıpratıcı savaşın maliyetiyle hareket ederken Şi, iktidardaki Çin Komünist Partisi’nin başındaki dördüncü dönemine hazırlanıyor. Böylece beş yıl daha liderlik koltuğunda kalması bekleniyor. Bu farklılık, iki lidere ilişkilerin yeni bir karşılıklı tırmanma sürecine sürüklenmesini önlemek konusunda farklı ancak kesişen motivasyonlar sağlıyor.
Beklentiler sınırlı
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanı Scott Kennedy, dünyanın en büyük iki gücünün ilişkilerin tamamen çökmesini engellemek konusunda doğrudan çıkarı bulunduğu için zirvenin başarısız olamayacak kadar önemli olduğunu belirtiyor. Ancak Kennedy’ye göre zirve, ekonomi ve teknolojiden savaşlara ve küresel güvenliğe kadar uzanan sorunların büyüklüğü karşısında yetersiz kalacak kadar da sınırlı.
Kennedy, görüşmenin gerçekleşmesi ve diyalog kanallarının açık tutulmasının dahi başlı başına bir kazanım olduğunu düşünüyor. Ancak karşı karşıya olunan sorunların büyüklüğü ile beklenen sonuçların sınırlılığı arasındaki farkın küresel liderlikte daha geniş bir boşluğa işaret ettiğini belirtiyor. Merkezdeki bazı araştırmacılar da zirvenin teknoloji rekabetini kapsamlı biçimde düzenleyen bir anlaşmaya ulaşmaktan ziyade risklerin yönetilmesine yönelik sınırlı kuralların oluşturulması için fırsat sağlayabileceğini düşünüyor.
Merkezin bir başka analizinde ise Asya’da denizlerde artan sürtüşmelerin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısı yapılıyor. Analize göre güvenlik meseleleri diyalog çerçevesinin dışında kaldığı sürece yalnızca ticaret, uzun vadeli istikrarı güvence altına almaya yetmeyecek.
Brookings Enstitüsü araştırmacısı Ryan Hass ise Pekin’in Trump’tan gelen uzlaşmacı mesajlara kanmadığını ve ABD ile stratejik rekabeti uzun vadeli bir gerçeklik olarak gördüğünü belirtiyor. Enstitüde yayımlanan analizinde Hass, bir çelişkiye dikkat çekiyor: Trump, Şi’ye yönelik daha olumlu bir dil kullanırken yönetimi Çinli şirketlere yönelik kısıtlamaları sürdürüyor, teknoloji kontrollerini sıkılaştırıyor ve diğer ülkeler üzerinde Çin tedarik zincirlerine bağımlılıklarını azaltmaları için baskı kuruyor.
Buna karşılık Pekin de nadir toprak elementlerinin tedariki ve ABD’den yapılacak alımlar dahil olmak üzere ekonomik taahhütlerinin bir bölümünü tam olarak yerine getirmiş değil. Hass’a göre iki ülke ilişkileri “rahatsız edici bir sakinlik” döneminden geçiyor. Zirvenin en muhtemel sonucu mevcut anlaşmazlıkların çözülmesi değil, ticaret ateşkesinin uzatılması ve kırılgan istikrarın korunması. Buna ek olarak yapay zekânın oluşturduğu riskler konusunda sınırlı bir diyaloğun başlatılması da mümkün.
Ticaret ateşkesinin uzatılması
Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) de beklentileri düşük tutuyor. Enstitünün değerlendirmesine göre zirve ticaret ateşkesinin uzatılmasını sağlayabilir ancak rekabetin temel yönünü değiştirmesi beklenmiyor. Washington’ın gümrük vergilerinden ve gelişmiş çiplere yönelik kısıtlamalardan kolayca vazgeçmeye hazır olmadığı, Pekin’in de kritik mineraller kozundan taviz vermeye yanaşmadığı görülüyor.
Buna karşılık İran, Tayvan ve diğer jeopolitik başlıklarda büyük ilerleme sağlanması ihtimali sınırlı görünüyor. Enstitüye göre en gerçekçi olumlu sonuç, rahatsız edici bir ateşkesin sürdürülmesi ve ticaret savaşının yeniden alevlenmesinin önlenmesi olacak.
Şi’nin ziyaretini çevreleyen temel çelişki de burada ortaya çıkıyor: Karşılama töreni ne kadar görkemli olursa, elde edilebilecek sonuçların sınırlılığı da o kadar belirginleşiyor.
Trump, Çin’in ABD’den yaptığı alımları artırmasını, fiyatların ve tedarik zincirlerinin istikrara kavuşmasını, nadir toprak elementlerinin tedarikinin güvence altına alınmasını ve belki de İran konusunda Çin’in iş birliğini veya en azından itidal göstermesini istiyor.
Şi ise ABD’nin gümrük vergileri ve teknoloji kısıtlamalarını hafifletmesini, Çin ekonomisi için daha geniş bir hareket alanı oluşturulmasını ve Tayvan konusunda güvence verilmesini amaçlıyor. Bunun yanı sıra Pekin’in Washington’ın tek taraflı şartlar dayatamayacağı bir güç haline geldiğinin ABD tarafından fiilen kabul edilmesini sağlamaya çalışıyor.