Caroline Rose
ABD topraklarına yönelik 11 Eylül saldırılarının üzerinden çeyrek asırdan fazla zaman geçtikten sonra Washington, Irak ve Suriye'deki "DEAŞ'la mücadele" misyonundan çekilerek sembolik olarak bir dönemi kapatıyor. ABD askerlerinin iki ülkeden ayrılması, bölgenin güvenlik ortamının şekillenmesine ve aynı zamanda daha karmaşık hale gelmesine katkıda bulunan terörle mücadele operasyonları ve ileri askerî konuşlanma döneminin de sonunu getiriyor.
ABD güçleri, 30 Eylül olarak belirlenen son tarihten önce iki ülkeden çekilme işlemini tamamladı. Irak'ta ABD askerlerinin ayrılması, Bush yönetiminin 2003'te Irak'ı işgaliyle başlayan, 2011'e kadar süren çekilmenin ardından 2014'te DEAŞ'la mücadele amacıyla yeniden konuşlanmayla devam eden, toplamda yirmi yılı aşkın kesintili askerî varlığı sona erdiriyor.
Suriye'de ise ABD güçleri nisan ayına kadar tüm ana üslerden ayrıldı ve yeni Suriye hükümetine devir sürecini tamamladı. Böylece DEAŞ'la mücadele misyonu kapsamında yerel güçlerle yürütülen on yılı aşkın askerî varlık ve ortaklık da sona ermiş oldu.
ABD öncülüğündeki DEAŞ'la mücadele misyonunun sona ermesi, 11 Eylül sonrası dönemi şekillendiren ve yirmi yılı aşkın süren ABD'nin Ortadoğu'daki askerî müdahalesinin de bir aşamasını kapatıyor. Bu dönem; Irak'ın işgali ve işgal altında tutulması, ardından tamamen çekilme ve daha sonra DEAŞ'a karşı savaşa yeniden konuşlanma ile Suriye'de yıllarca devam eden terörle mücadele operasyonunu kapsıyordu.
30 Eylül, ABD’nin Ortadoğu’dan çıkış tarihi olarak değil, Amerikan müdahalesinin belirli bir modelinin sona ermesi olarak anlaşılmalı
Örgütün 2017'de Irak'ta yenilgiye uğratılmasıyla birlikte misyon temel amacına ulaşmış oldu ve bu durum ABD'nin çekilmesinin ve güvenlik sorumluluklarının devredilmesinin önünü açtı.
ABD'nin Irak ve Suriye'den çekilme tarihini Eylül 2026 olarak belirlemesi de tesadüfi değildi. Bu tarih, ABD'nin 11 Eylül saldırılarının 25. yıl dönümünü andığı ve Washington'un saldırıların ardından yürüttüğü "sonsuz savaşların" mirasını yeniden değerlendirdiği aya denk geliyor.
Ancak çekilme, önemli bir paradoksun ve çelişkinin yaşandığı döneme denk geliyor; zira İran'la savaş tırmanmaya devam ediyor. Bu nedenle ABD'nin Irak ve Suriye'deki askerî varlığının sona ermesi, Washington'un bölgedeki savunma amaçlı askerî konuşlanmasının da sona erdiği şeklinde yorumlanmamalı.
ABD terörle mücadele misyonları sayfasını kapatıyor olabilir; ancak Ortadoğu'daki askerî varlığına ilişkin kitabı henüz kapatmıyor.
İran savaşı ABD'nin güç coğrafyasını nasıl değiştirdi?
İlk Trump yönetimi, Ortadoğu'daki güvenlik yükümlülüklerinden çıkış yolu bulmak için yoğun çaba göstermiş ve Aralık 2018'de Suriye'nin kuzeydoğusundan erken bir çekilme kararı alarak geri çekilmeyi hızlandırmaya çalışmıştı.
Ancak Trump yönetiminin ikinci dönemindeki Ortadoğu stratejisi büyük ölçüde farklı ve ciddi çelişkiler içeriyor.
Şubat 2026'da ABD ve İsrail, rejim değişikliğini temel hedeflerinden biri olarak gördükleri İran'a karşı sürpriz bir savaş başlattı. Aylar geçtikten sonra çatışmalar, gidişatı sürekli değişen bir mücadeleye, hatta bir yıpratma savaşına dönüşmüş görünüyor. Aralıklı saldırılar, başarısız olup yeniden gündeme gelen ateşkes anlaşmaları ve mutabakatlar yaşanırken, hayati ticaret koridorlarındaki hareketlilik de sekteye uğradı. Savaşın sürdürülebilir bir anlaşmayla sona erip ermeyeceği konusundaki belirsizlik ise devam ediyor.
30 Eylül, ABD'nin Ortadoğu'dan çıkışı değil, müdahale modelinin değişmesidir
Bu denklem içerisinde Irak ve Suriye dışında bölgede konuşlanmış Amerikan askerlerinin kısa süre içinde eve dönmesi pek olası görünmüyor. Aksine, operasyonların ve konuşlanma döngülerinin yoğunlaştığına ilişkin işaretler bulunuyor.
Irak ve Suriye'de görev yapan birliklerin yerini ise çok daha geniş bir ağ içinde yeniden konuşlandırılan, güçlendirilen veya başka noktalara kaydırılan unsurlar aldı. Bu ağ; uçaklar, savaş gemileri, hava savunma sistemleri, bombardıman uçakları, havada yakıt ikmal uçakları ve kara birliklerinden oluşuyor ve Körfez'den Avrupa'ya, oradan Hint Okyanusu'na kadar uzanıyor.
Geçtiğimiz ağustos ayında ABD ordusu, İran'la süren çatışma nedeniyle 82. Hava İndirme Tümeni'ne bağlı bazı unsurların konuşlanma süresini 2027'ye kadar uzattı.
Savaş uçaklarının filoları da bölgede dönüşümlü olarak konuşlandırılıyor. Amaç, geleneksel olarak altı ay sürmesi beklenen konuşlanma süresinin çok üzerinde, olağanüstü uzun süre görev yapan birlikleri rahatlatmak.
Ortadoğu'da konuşlandırılan gemiler arasında yer alan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald R. Ford da Vietnam Savaşı'ndan bu yana Amerikan donanmasında denizde geçirilen konuşlanma süreleri açısından rekor seviyelere ulaştı. Denizciler ancak ABD içindeki artan talepler ve Kongre'nin baskısının ardından görevlerinden geçici olarak muaf tutulabildi.
İran'la savaş, bölgedeki Amerikan gücünün coğrafyasını değiştirdi.
ABD'nin Ortadoğu'daki askerî ağı
ABD, onlarca yıl boyunca Körfez'de ve Ortadoğu'nun diğer bölgelerinde askerî tesislerden, ortaklıklardan ve lojistik düzenlemelerden oluşan bir ağ kurdu.
Bahreyn, ABD 5. Filosu'nun merkezine ev sahipliği yapıyor.
Katar'da Amerikan güçleri, ABD Merkez Komutanlığı'nın (CENTCOM) başlıca komuta merkezlerinden biri olan El-Udeyd Hava Üssü'nde konuşlanıyor.
Kuveyt ise dünyanın en büyük dördüncü Amerikan askerî varlığına ev sahipliği yapıyor. Askerî personel ve teçhizat, Arifjan, Ali es-Salim ve Buehring gibi başlıca üslerde bulunuyor.
Ürdün, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de hava savunması, keşif-gözetleme ve dış operasyonlara yönelik konuşlanma görevlerinde çalışan Amerikan personeline ev sahipliği yapıyor.

ABD'nin Irak ve Suriye'de terörle mücadele görevleri kapsamında kullandığı ve işlettiği tesislerin aksine, bu üsler yalnızca 11 Eylül sonrası dönemin kalıntıları değil. Bunlar; Amerikan gücünün bölgeye aktarılmasını, ortakların savunulmasını, deniz ticaretinin ve seyrüsefer özgürlüğünün korunmasını ve bölgenin çeşitli yerlerindeki tehditlerin caydırılmasını veya bunlara karşılık verilmesini sağlayacak daha geniş bir güvenlik mimarisinin parçası.
İran'la savaş devam ederken bu tesisler, Trump yönetiminin Amerikan askerî gücünü kullanabilmesi açısından daha da önemli hale geldi. Bu durum yönetimi, ortakların daha fazla sorumluluk üstlenmesini ve ABD'nin Ortadoğu'daki varlığının hızlı biçimde azaltılmasını öngören önceki stratejisini tersine çevirmeye itiyor.
11 Eylül sonrası modelin sonu
Bu nedenle 30 Eylül, ABD'nin Ortadoğu'dan çıkış tarihi olarak değil, Amerikan müdahalesinin belirli bir modelinin sona ermesi olarak anlaşılmalı.
11 Eylül sonrası dönemin ardından şekillenen yeni model oldukça farklı. Bu model işgale, tek bir göreve veya isyan bastırma operasyonlarına daha az dayanıyor; bunun yerine askerî erişim imkânlarına, caydırıcılığa, istihbarata, hava ve füze savunmasına, deniz güvenliğine, özel operasyonlara ve bölge hükümetleriyle ortaklıklara daha fazla ağırlık veriyor.
Geçici olması planlanan askerî konuşlanmaların süresiz biçimde uzamasıyla, caydırıcılık, terörle mücadele ve jeopolitik rekabet arasındaki ayrımı yapmak giderek zorlaşıyor
İran savaşıyla şekillenen bu model, bölgesel bir askerî varlığı sürdürmek için Irak veya Suriye'de büyük ve kalıcı kara birlikleri bulundurmanın zorunlu olmadığını gösterdi. Bunun yerine Washington'un ihtiyaç duyduğu anda Amerikan gücünün operasyon bölgesine hızla aktarılmasını sağlayan üsler, erişim ve kullanım anlaşmaları ile lojistik merkezlerden oluşan bir ağ kullanılabiliyor.
Geçici konuşlanmalar kalıcı yükümlülüklere dönüşüyor
Ancak bu model de 11 Eylül sonrasındaki terörle mücadele modeli gibi sürdürülebilir olmayabilir.
Daha küçük, daha esnek ve dönüşümlü konuşlanmaya dayanan bir askerî varlık, Washington'un askerî yükümlülüklerinin mutlaka azalması anlamına gelmiyor.
ABD artık Irak ve Suriye'de terörle mücadele kampanyası için binlerce asker konuşlandırmıyor. Ancak İran savaşı, Washington'u on binlerce personeli bölgede tutmaya, Avrupa ve Ortadoğu'nun çeşitli noktalarındaki üslerden Amerikan uçaklarını işletmeye, operasyon bölgesi içinde hızlı müdahale birlikleri bulundurmaya, savaş gemilerini olağanüstü uzun süreler boyunca denizde tutmaya ve hava savunma birliklerinin konuşlanma sürelerini uzatmaya zorladı.
Bunun yanında, ortak ülkelere ait askerî tesislerden bombardıman uçaklarının görev yapmasını sağlayacak hassas düzenlemeler de yapıldı.
Daha küçük bir askerî varlığın stratejik yükü azaltabilmesi için Washington'un bölgenin genelindeki güvenlik yükümlülüklerini de azaltmaya devam etmesi gerekiyor.
Ortadoğu'da kalıcı olarak konuşlandırılan asker sayısı azalabilir; ancak ABD daha geniş bölgedeki üslerini, ortaklarını ve çıkarlarını savunma sorumluluğunu sürdürüyor.
Bu askerî varlık kaynak tüketiyor, Amerikan personelini bölgedeki düşman aktörlerin saldırı riskine maruz bırakıyor ve Washington'u bölgesel çatışmalara daha fazla dahil olabilecek askerî ve siyasi yükümlülüklerin içine çekiyor.

İran'la savaş, bu yükümlülüklerin ne kadar hızlı biçimde ek birliklere, daha fazla hava savunma sistemine, uçaklara ve deniz gücüne yönelik taleplere ve daha uzun konuşlanma sürelerine dönüşebileceğini gösterdi.
Amerikan askerî varlığının geleceği
Haberlere göre Pentagon da İran savaşının ardından Basra Körfezi'ndeki Amerikan askerî varlığının azaltılıp azaltılmaması gerektiğini incelemeye başladı.
Ağustos ayında yetkililer, Bakanlığın askerî konuşlanmasının büyüklüğünü gözden geçirdiğini kabul etti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu inceleme, daha önce İran saldırılarına maruz kalmış ve saldırılara açık durumdaki üslerde bulunan asker sayısının azaltılması ihtimalini de kapsıyor.
Ancak karar ister mevcut Trump yönetimi ister başka bir yönetim tarafından alınsın, henüz kesinleşmiş değil.
Washington'un 30 Eylül'den sonra karşı karşıya kalacağı temel mesele de bu.
Ortadoğu'daki caydırıcılık, terörle mücadele ve jeopolitik rekabet arasındaki ayrımı yapmak, başlangıçta geçici olması planlanan konuşlanmaların süresiz biçimde uzamasıyla giderek zorlaşıyor. Özellikle de Amerikan güçlerinin, ne zaman sona ereceğine ilişkin net bir takvimin bulunmadığı İran'la açık çatışmanın içinde olduğu bir dönemde.
Eylül 2026'nın dersi şu: ABD, 11 Eylül sonrası dönemin bir sayfasını kapatıyor; ancak Ortadoğu'daki ileri askerî varlığına ilişkin kitabı henüz kapanmış değil.
Washington seçeneklerini değerlendirirken temel soru, bölgedeki angajmanını sürdürürken, büyük ve maliyetli bir gerilimi önlemek amacıyla zaman içinde biriktirdiği yükümlülükler ağına yeniden sıkışmadan bunu yapıp yapamayacağı.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."
