Kurşunlar sıkılmadan önce... Deepfake çağında medya manipülasyonu

Gerçeklerin yanlışlıkla ya da kasıtlı olarak kaybolabileceği dijital çağ (Reuters)
Gerçeklerin yanlışlıkla ya da kasıtlı olarak kaybolabileceği dijital çağ (Reuters)
TT

Kurşunlar sıkılmadan önce... Deepfake çağında medya manipülasyonu

Gerçeklerin yanlışlıkla ya da kasıtlı olarak kaybolabileceği dijital çağ (Reuters)
Gerçeklerin yanlışlıkla ya da kasıtlı olarak kaybolabileceği dijital çağ (Reuters)

Antoine el Hac

Savaş artık insanlara yalnızca top sesleri ya da yıkılmış kentlerin görüntüleriyle ulaşmıyor. Akıllı telefon çağında gerçek savaş, mermiler düşmeden ve kurşunlar sıkılmadan önce başlayabildiği gibi, çatışmalar sona erdikten sonra da ekranların, zihinlerin ve sosyal medya platformlarının içinde devam edebiliyor. Birbiriyle çelişen anlatılar, sahte görüntüler, bağlamından koparılmış videolar, otomatik hesaplar ve yalan haberler, çatışmanın insanların zihnindeki algısını şekillendirmek için birbiriyle yarışıyor.

Burada, dünyada devam eden savaşların sayısından daha tehlikeli bir soru öne çıkıyor: Savaş sıradan bir habere dönüştüğünde ne olur? Şiddete sürekli maruz kalmak, insanların şok olma, karşı çıkma ve empati kurma kapasitesini zayıflatabilir mi?

Augustus Caesar siyasi dezenformasyona başvurdu mu? (Wikimedia) 
Augustus Caesar siyasi dezenformasyona başvurdu mu? (Wikimedia) 

Eski bir olgu

Propaganda savaşı yeni bir olgu değil. Antik Roma'dan bu yana rakipler, bir savaşı kazanmanın kamuoyunu kazanmakla da bağlantılı olduğunu biliyordu. MÖ 1. yüzyılda Octavianus ile Marcus Antonius, siyasi ve askerî mücadelelerinin yanı sıra bir propaganda savaşı da yürüttü. Her iki taraf da destek toplamak için sikkelerden şiirlere, broşürlerden konuşmalara kadar çeşitli araçlardan yararlandı.

Octavianus, rakibine ağır bir darbe vurduğunda Senato önünde Antonius'a ait olduğu ileri sürülen vasiyeti okudu. Anlatıya göre vasiyet, Antonius'un Roma'ya olduğundan daha fazla Mısır Kraliçesi Kleopatra'ya bağlılığını gösteriyordu. Tarihçiler bugün bile belgenin gerçek mi yoksa sahte mi olduğu konusunda görüş birliğine varmış değil. Ancak gerçek olup olmamasından bağımsız olarak bu anlatı, kamuoyunun Antonius'a karşı harekete geçirilmesinde rol oynadı. Çatışmanın sonunda Octavianus Roma'nın tek hâkimi haline geldi ve Roma Cumhuriyeti'nin Roma İmparatorluğu'na dönüşümünde belirleyici rol oynadı. Senato tarafından kendisine “Augustus” unvanı verildi ve tarihe Augustus Caesar olarak geçti.

Yeni araçlar

Temel ilke büyük ölçüde değişmedi, ancak kullanılan araçlar kökten değişti.

Bugün herkes bir görüntü, video veya anlatı üretebiliyor ve bunu birkaç saat içinde milyonlarca kişiye ulaştırabiliyor. Burada yanlış bilgi ile kasıtlı dezenformasyon arasında ayrım yapmak gerekiyor. Yanlış bilgi, mutlaka kasıtlı bir niyet olmaksızın yayılan hatalı bilgiyi ifade ederken, dezenformasyon kamuoyunu etkilemek veya yanıltmak amacıyla bilerek yanlış bilgi yayılmasını ifade ediyor.

Savaşlarda medya ile propaganda arasındaki sınırlar daha da bulanıklaşıyor. Her taraf kendisini mağdur, karşı tarafı ise saldırgan olarak göstermeye; kendi anlatısını destekleyen görüntüleri, rakamları ve hikâyeleri seçmeye çalışıyor. Aynı anlatının tekrar tekrar dile getirilmesi, hatalı bir bilginin bazı insanların zihninde “gerçeğe” dönüşmesine yol açabiliyor. Bunun nedeni her zaman ikna edici olması değil; bilginin tanıdık hale gelmesi ve alıcının gerçeği doğrulamak için kontrol yapmaya üşenmesi olabiliyor.

 Kiev'de bombardımanda hasar gören bir okulun önünde kurtarma ekipleri... Ukrayna savaşında gerçek nerede? (AFP)
Kiev'de bombardımanda hasar gören bir okulun önünde kurtarma ekipleri... Ukrayna savaşında gerçek nerede? (AFP)

Psikolojik araştırmalar, insanların karşılaştıkları her yeni bilgiyi bir soruşturmacı gibi ele almadığını gösteriyor. İnsanlar çoğu zaman önce bilgiyi anlamaya ve bu bilgiye dayanarak ne yapmaları gerektiğini belirlemeye odaklanıyor. Yanlış bilgi makul görünüyorsa ve kişinin daha önce inandıklarıyla örtüşüyorsa, bu bilgiyi gerçek olarak sınıflandırıp benimsemesi mümkün.

Bilginin, kişinin ait olduğu veya güvendiği bir kaynaktan gelmesi ya da korku ve öfke gibi güçlü duygular içermesi halinde inanılma ihtimali daha da artıyor. İddianın tekrarlanması da kişinin daha önceki bilgileriyle çelişse bile ona inanma ihtimalini yükseltiyor.

Platformlar ve algoritmalar

Sosyal medya platformları burada son derece önemli bir rol oynuyor. Algoritmalar temelde dikkati ve etkileşimi artırmak üzere tasarlanıyor. Öfke, korku veya şok duygusu yaratan içerikler, çoğu zaman sakin ve temkinli içeriklere kıyasla daha hızlı yayılabiliyor. Böylece en doğru anlatı değil, en güçlü duygusal tepkiyi yaratabilen anlatı öne çıkabiliyor.

Teknolojik gelişmeler soruna yeni bir katman daha ekliyor. Üretken yapay zekâ, sahte görüntü ve videoların hazırlanmasını kolaylaştırırken, gerçek ile yapay olanı birbirinden ayırmayı da zorlaştırdı. Kamuoyu zaten birbiriyle çelişen sürekli bir bilgi akışına maruz kalıyorsa, “deepfake” teknolojisinin ortaya çıkışı soruyu daha da karmaşık hale getiriyor: Görüntünün kendisinin sahte olduğu, hatta hiçbir gerçek olaya dayanmadan sıfırdan üretilebildiği bir ortamda neye inanabiliriz?

  Letonya semalarında NATO'ya ait bir İHA... Yapay zekâ, bilgi “üretmek” ve yaymak için sunduğu tüm olanaklarla modern savaş araçlarının merkezinde yer alıyor (AFP).
 Letonya semalarında NATO'ya ait bir İHA... Yapay zekâ, bilgi “üretmek” ve yaymak için sunduğu tüm olanaklarla modern savaş araçlarının merkezinde yer alıyor (AFP).

NATO'ya ait bir İHA Letonya semalarında... Yapay zekâ, sunduğu tüm olanaklarla modern savaş araçlarının merkezinde yer alıyor; bunların arasında bilgi “icat etmek” ve yaymak da bulunuyor.

Buradaki tehlike, insanların her şeye inanması değil, hiçbir şeye inanmadıkları bir noktaya ulaşmaları olabilir. Çelişkili ve sahte bilgilere sürekli maruz kalmak, medyaya ve kurumlara duyulan güveni zayıflatabilir, kutuplaşmayı artırabilir ve toplumların karar alabilmesi için ihtiyaç duyduğu ortak gerçeklere yönelik güveni aşındırabilir.

 Siber savaş yeni gerçekliğin bir parçası (Reuters).
Siber savaş yeni gerçekliğin bir parçası (Reuters).

Savaş zamanında bunun ilave bir bedeli olabilir: Kurbanlar sayılara dönüşür, trajediler içerik haline gelir ve kamuoyu ölüm ile yıkım haberlerini, ekrandan geçip kısa süre sonra unutulan diğer herhangi bir haber gibi tüketmeye başlayabilir.

Kolektif yorgunluk

Ancak alışmak, mutlaka empatinin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Yaşanan durum, haberlerden kaynaklanan bir tür kolektif yorgunluğa daha yakın olabilir. Krizler, savaşlar ve felaketler üst üste geldiğinde insan, her olaya karşı aynı düzeyde duygusal tepkiyi sürdürmekte zorlanabilir. Dünyayı bir anlığına durdurabilecek kadar sarsıcı olan bir savaş, aylar veya yıllar sonra ekonomi, spor ve hava durumu haberlerinin arasındaki başka bir haber haline gelebilir.

Lübnanlılar, örneğin 2019-2020 döneminde bu durumu yaşadı. Nedeni bilinmeyen büyük yangınların çıkmasıyla başlayan süreç; ekonomik çöküş, sokakların ve meydanların protestocularla dolması, Covid-19 salgını ve nihayet Beyrut Limanı patlamasıyla devam etti.

Buradaki paradoks şu: Savaşları anbean görme kapasitemiz arttıkça, onların etkisini hissetmeyi sürdürme kapasitemiz azalabiliyor.

Bu nedenle mücadele yalnızca sahte haberleri doğrulamakla başlamıyor. İnsanlara aynı zamanda şu soruları sormayı öğretmek gerekiyor: Bu bilgiyi kim yayımladı? Kaynağı ne? Bağımsız kaynaklar bunu doğruluyor mu? Görüntü gerçekten güncel mi, yoksa başka bir bağlamdan alınarak yeniden mi kullanıldı?

Gerçek üzerindeki mücadele, savaş üzerindeki mücadeleden ayrı değil. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre tek bir sahte görüntünün milyonlarca kişiye ulaşabildiği dünyada şüphe etme ve doğrulama becerisi, bir tür dijital sivil savunmaya dönüşüyor.

Siber savaş yeni gerçekliğin bir parçası.

Belki de dünya şiddete tamamen alışmadı. Ancak bir ölçüde şiddeti izlemeye alıştı.

İkisi arasındaki fark önemli. Çünkü asıl tehlike savaşı görmeyi bıraktığımızda değil, savaş hakkında soru sormayı bıraktığımızda başlıyor. Cesetler görüntüye, yıkım arka plana, kurbanlar yalnızca sayılara ve savaş da gözlerimizin önünden geçip günlük hayatımıza dönmeden önce kaybolan sıradan bir habere dönüştüğünde...

Dezenformasyon üzerine

Thomas Jefferson, ABD'nin üçüncü başkanı (1743-1826): “Bir gazetede yayımlanan hiçbir şeye artık inanmak mümkün değil; gerçek bile bu kirlenmiş mecraya konulduğu anda şüpheli hale geliyor.”

Winston Churchill, Birleşik Krallık başbakanı (1874-1965): “Savaş zamanında gerçek o kadar değerlidir ki, her zaman bir yalanlar muhafızı tarafından korunmalıdır.”

Sosyal medya... Çelişkili anlatıların ve söylentilerin oyun alanı (Reuters)
Sosyal medya... Çelişkili anlatıların ve söylentilerin oyun alanı (Reuters)

Barack Obama, 2009-2017 yılları arasında ABD başkanı: “Son derece iyi biçimde sunulan çok büyük miktarda aktif dezenformasyon var... Her şey birbirine benzer görünmeye ve aradaki farkı ayırt edememeye başladığımızda, neyi korumamız gerektiğini de bilemeyiz.”

Jonathan Swift, İrlandalı yazar (1667-1745): “Yalan uçar, gerçek ise ayaklarını sürüyerek gelir.”

George Bernard Shaw, İrlandalı yazar (1856-1950): “Sahte bilgiye karşı dikkatli olun; cehaletten daha tehlikelidir.”

Carl Bernstein, Amerikalı gazeteci (82): “Popüler kültürün en düşük biçimleri —bilgi eksikliği, dezenformasyon, kasıtlı yanlış bilgi, gerçeği veya insanların çoğunun gerçek yaşamını küçümseme— gerçek gazeteciliği istila etti.”



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News