Lübnan ve Hizbullah’a silahların devletin elinde toplanması için sunulan 10 öneri... Bunlar neler?

Uluslararası çabalar Çerçeve Anlaşması’nın uygulanmasına odaklanıyor, ancak uluslararası kararların ya da Lübnan ile diğer ülkeler arasındaki anlaşmaların uygulanması bağlamında sahada silahsızlanmanın sağlanması için pek çok öneri ortaya atıldı.

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail güçlerinin işgal ettiği bölgelerin yakınındaki bir yolda, Lübnan’ın güneyindeki Rumeyş’e doğru ilerliyor, 12 Eylül 2026. (Reuters)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail güçlerinin işgal ettiği bölgelerin yakınındaki bir yolda, Lübnan’ın güneyindeki Rumeyş’e doğru ilerliyor, 12 Eylül 2026. (Reuters)
TT

Lübnan ve Hizbullah’a silahların devletin elinde toplanması için sunulan 10 öneri... Bunlar neler?

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail güçlerinin işgal ettiği bölgelerin yakınındaki bir yolda, Lübnan’ın güneyindeki Rumeyş’e doğru ilerliyor, 12 Eylül 2026. (Reuters)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail güçlerinin işgal ettiği bölgelerin yakınındaki bir yolda, Lübnan’ın güneyindeki Rumeyş’e doğru ilerliyor, 12 Eylül 2026. (Reuters)

Süreyya Şahin

Lübnan’ın devlet otoritesini tüm topraklarında tesis etmesinin önündeki en büyük zorluk, yasa dışı silahların devletin elinde toplanmasının nasıl sağlanacağıdır. Başka bir ifadeyle, devlet ve Lübnan halkı için tehdit oluşturan paralel silahlanmanın sona erdirilmesi gerekmektedir. Bunların başında, artık ‘direniş’ niteliğini yitiren ve Mart 2026’da Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararın ardından resmen yasaklanan bir örgüt konumuna gelen Hizbullah’ın silahları gelmektedir. Buna, örgütün ABD, Avrupa ve Arap ülkeleri tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılması da eklenmektedir.

Hizbullah’ın varlığının temelinde, yapılanmasında, finansmanında ve karar alma mekanizmasında İran’ın bulunmasına rağmen uluslararası toplum, 1559 ve 1701 sayılı kararlar, 27 Kasım 2024 tarihli anlaşma ve son olarak Çerçeve Anlaşması aracılığıyla silahların devletin elinde toplanmasını defalarca sağlamaya çalıştı. Ancak bu kararlar ve anlaşmalar bugüne kadar söz konusu silahların ortadan kaldırılmasını sağlayamadı. Bu silahların zayıflamasına ve Hizbullah’ın Lübnan iç siyasetindeki hâkimiyetinin gerilemesine katkıda bulunan tek unsur İsrail’in askeri gücü oldu. Buna karşın silahların devletin kontrolünde toplanması için uluslararası toplumun ve Lübnan’daki resmi makamların çalışmaları kararlılıkla sürüyor.

Bu konuda Lübnan’a yönelik uluslararası baskının gevşetilmesi şu aşamada söz konusu değil. İran’la ABD arasında bir anlaşmaya varılması ya da tercih edilen seçenek olarak İran’a karşı savaşın yeniden başlaması, bu silahların geleceğini ve akıbetini etkileyecek gelişmeler olarak görülüyor. Bunun nedeni, söz konusu silahların yalnızca ülke içindeki değil, her şeyden önce bölgesel bağlantılarıdır.

Bu çerçevede uluslararası girişimler şu anda Çerçeve Anlaşması’nın uygulanmasına odaklanıyor. Ancak uluslararası kararların veya Lübnan ile diğer ülkeler arasındaki anlaşmaların uygulanması kapsamında sahadaki silahların tasfiyesini sağlamak amacıyla çok sayıda fikir ortaya atıldı. Bu öneriler, silahlanma sorununa çözüm bulunmasının önündeki engellerin aşılmasını da hedefliyor. Ayrıca Lübnan’ın bu sorunu çözmesine yardımcı olmak isteyen bazı dost ülkeler de çeşitli öneriler sundu.

Hizbullah, geçtiğimiz perşembe günü Lübnan makamlarının Lübnan’ı Suriye’ye bağlayan ana yol üzerindeki Dahr el-Baydar bölgesinde ele geçirdiği, 500 kilogram TNT ve C4 tipi patlayıcı içeren sevkiyatın kendisine ait olduğunu kabul etti. Yetkililer, sevkiyatı taşıdıkları şüphesiyle Hizbullah mensubu iki kişiyi gözaltına aldı.

Bu olay, Lübnan makamlarının ekim ayının başından bu yana patlayıcı madde ele geçirdiklerini duyurduğu üç olaydan biriydi. Ordu daha önce, Suriye sınırına yakın, Hermel’e bağlı Kasr bölgesinde 200 kilogram patlayıcı madde ele geçirmişti. Ordu, söz konusu malzemelerin Lübnan’ın iç kesimlerine kaçırılmak üzere hazırlandığını açıklamıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Milletvekili Hasan Fadlallah, sevkiyatı savunarak patlayıcıların güneydeki İsrail güçlerine karşı kullanılmasının amaçlandığını söyledi. Ancak Lübnanlı yetkililer, Hizbullah’ın silah taşımayı sürdürmesinden şüphe duyduklarını belirterek bu faaliyetlerin İsrail’e karşı değil, Lübnan halkını hedef alan bombalı saldırılar hazırlamak amacıyla ülke içinde yürütüldüğünü değerlendirdi.

Söz konusu sevkiyat, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yaptığı telefon görüşmesinin de gündem maddelerinden biriydi. Rubio, olay karşısında müsamaha gösterilmemesi gerektiğini vurgularken Avn da kimsenin hukukun üzerinde olmadığını söyledi.

İki uluslararası kavram

Silahsızlanma teriminin tam anlamı, silahların ortadan kaldırılması ve zararsız hâle getirilmesidir. Bu terim, silahsız bırakılma anlamına da gelir. Ayrıca silahların azaltılması, sınırlandırılması veya tamamen kaldırılmasını ifade eder. Kavram, kitle imha silahlarının yanı sıra belirli türdeki konvansiyonel silahlar için de geçerlidir. Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) literatürüne dayanan hukuki silahsızlanma (disarmament) kavramı, askeri kapasitenin azaltılmasını veya belirli silah kategorilerinin tamamen yasaklanmasını amaçlar. Genellikle kapsamlı ve geniş ölçekli bir süreç olan silahsızlanma, acıların hafifletilmesini ve belirli silahların yasaklanmasını hedefler. Silahlı çatışmaların sona erdirilmesi sürecinde ise ‘silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon’ (DDR) çerçevesinde uygulanabilir. Bu süreç, barış anlaşmalarını ve savaşçıların terhis edilmesini de kapsar.

Silah meselesine ilişkin Türkiye kaynaklı bir yaklaşımın gündeme geldiği belirtiliyor. Buna göre ağır silahların İran’a taşınması ve böylece İran’ın silahları geri almış gibi görünmesi öngörülüyor. Bu seçeneğin Hizbullah açısından da sakıncalı olmayacağı ifade ediliyor.

Silahların ortadan kaldırılmasına ilişkin bir diğer kavram ise silahların hizmet dışına çıkarılmasıdır (decommissioning). Bu kavram, silahsızlanma sürecinin daha belirli ve teknik bir aşamasını ifade eder. Silahlar hizmet dışına çıkarılır, kullanılamaz hâle getirilir veya imha edilir. Dolayısıyla bu işlemin hukuki niteliği, silahların hurdaya dönüştürülmesi ya da imha edilmesidir (twinning/destruction). Silahların yeniden kullanılmasını önlemek amacıyla bu işlem çoğunlukla uluslararası denetim altında gerçekleştirilir.

sdvr
Lübnan ordusu tarafından paylaşılan bir fotoğrafta, ordunun 20 Nisan 2025 tarihinde Lübnan’ın güneyindeki Sayda-Zehrani bölgesinde bir daireyi aradıktan sonra ele geçirdiğini belirttiği silahlar görülüyor. (AFP)

Dolayısıyla silahsızlanma, silahlanmayı azaltmaya yönelik daha geniş kapsamlı hukuki ve siyasi çerçeveyi ifade ederken silahların hizmet dışına çıkarılması (decommissioning), silahların imha edilmesi yoluyla bu sürecin hayata geçirilmesini sağlayan teknik ve pratik işlemdir. Peki, silahlanma sorununa çözüm bulmak amacıyla Lübnan ve özellikle Hizbullah ile hangi öneriler gündeme getirildi?

On öneri:

- Hizbullah’ın sivil bir partiye dönüştürülmesi: Bazı Batılı ve Arap ülkeleri, Hizbullah’ın askeri kanadından vazgeçerek Arap kimliğine sahip sivil bir siyasi partiye dönüşmesini sağlamaya yönelik öneriler sundu. Bu çerçevede örgütün devlet kurumlarına tamamen entegre olması öngörülüyor.

- Mali ve ekonomik baskı: Hizbullah’ın hareket ve finansman kapasitesini azaltmak amacıyla örgütün finansman kaynaklarına ve ağlarına yönelik uluslararası ve bankacılık yaptırımlarının sıkılaştırılması.

- Lübnan’ın bölgesel çatışmalardan ayrıştırılması veya bu çatışmalara karşı tarafsız hâle getirilmesi: Bunun, İran’ın bölgedeki uzantılarından desteğini çekmesini güvence altına alacak bir ABD-İran anlaşması aracılığıyla sağlanması öngörülüyor. Bölgedeki ve Suriye’deki yeni gelişmelerin ardından bölgesel düzeyde kuşatılan Hizbullah’ın bu kapsamda öncelikli olarak ele alınması, siyasi ve sosyal faaliyetlerini Lübnan içinde yoğunlaştırması ve İran’ın kararlarından bağımsız hâle gelmesi hedefleniyor. Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’ın pozitif tarafsızlık politikası izleyen bir ülke olması gerektiğini defalarca dile getirdi.

- Sahada güvenlik odaklı seçenekler: Lübnan ordusu, özellikle güneyde ağır silahlara el konulmasını, askeri yapılanmanın dağıtılmasını ve Hizbullah’ın sahadaki hareket alanının daraltılmasını öngören bir yaklaşım geliştirmeye çalıştı. Ordu, 2 Mart 2026’da başlayan son savaştan önceki aylarda bu doğrultuda faaliyet yürüttü. Ancak bu girişimler tüm silahların tamamen toplanmasını sağlayamadı. Güneyde Hizbullah, orduya silahların bulunduğu yerlerin haritalarını vermeyeceğini, ordunun ne bulursa onu alabileceğini söyledi. Litani Nehri’nin kuzeyinde ise örgüt, ordunun silahları görmesine ve bunlara el koymasına dahi izin vermedi. Üst düzey bir diplomat, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada bu bilgileri paylaştı.

- Uluslararası kararların uygulanması: Özellikle 1559 ve 1701 sayılı kararların hayata geçirilmesi. Bu öneri, uluslararası girişimlerin temel dayanaklarından biri olmasının yanı sıra Lübnan’daki siyasi partilerin, liderlerin ve vatandaşların büyük çoğunluğu tarafından da destekleniyor. Söz konusu kararlar, silahlı örgütlerin dağıtılmasını, sınırların denetim altına alınmasını ve Litani Nehri’nin güneyi de dahil olmak üzere Lübnan topraklarının tamamında Lübnan ordusunun egemenliğinin tesis edilmesini öngörüyor.

- Savunma stratejisi: Hizbullah’ın silahlarının, devletin ve Lübnan ordusunun denetimi altında ulusal bir savunma stratejisine entegre edilmesi ve böylece bu silahların devlet kontrolü dışında değil, ulusal savunma sisteminin bir parçası hâline getirilmesi fikri gündeme getirildi. Ancak Hizbullah, karar alma mekanizmasını İran’a bağlaması nedeniyle geçmişte onlarca yıl boyunca bu fikrin hayata geçirilmesini defalarca engelledi. Örgüt bugün savunma stratejisi talep etse de 2024 ve 2026 yıllarındaki ateşkes anlaşmaları, devlet ile Hizbullah arasında silahlar konusunda ortak karar alma fikrini geride bıraktı. Bu anlaşmalarda Hizbullah, yasa dışı faaliyet gösteren bir milis gücü olarak değerlendirildi ve silahsızlandırılması gerektiği belirtildi. Lübnan hükümeti de kısa süre önce bu yönde karar aldı. Washington ise öncelikle Lübnan ordusunun askeri doktrininin Hizbullah’ınkinden farklı olması, ayrıca ordunun bir gün bu silahları İsrail’e karşı kullanmasının önüne geçilmesi amacıyla Hizbullah’ın silahlarının Lübnan ordusuna devredilmesini istemiyor.

- İngiliz yaklaşımı: Silah sorununa çözüm konusunda ABD-İsrail çizgisinden farklı bir İngiliz yaklaşımı da bulunuyor. Birleşik Krallık, İrlanda Cumhuriyet Ordusu’yla (IRA) yaşadığı deneyimden hareketle Hizbullah’la da benzer bir yöntemle mücadele edilmesini önerdi. Bu yaklaşımda, örgütün silahlarının güç kullanılarak tasfiye edilmesinin tercih edilmediği görülüyor. Birleşik Krallık Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, bu öneriyi 2026 yazında Beyrut’a yaptığı ziyaret sırasında gündeme getirdi.

fergthj
 Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkedeki tüm silahların devletin kontrolü altına alınmasını görüşmek üzere Baabda Sarayı’nda düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısında, 5 Ağustos 2025 (Reuters)

- Silah meselesine ilişkin Türkiye kaynaklı bir yaklaşımın gündeme geldiği belirtiliyor. Buna göre ağır silahların İran’a taşınması ve böylece İran’ın silahları geri almış gibi görünmesi öngörülüyor. Bu seçeneğin Hizbullah açısından da sakıncalı olmayacağı ifade ediliyor. Ancak Ankara’daki diplomatik kaynaklar, Al Majalla’ye yaptıkları açıklamada bu yönde bir önerinin sunulduğu iddiasını yalanladı. Bununla birlikte kaynaklar, Türkiye’nin, silahların devletin elinde toplanması konusunda rol üstlenmek istediğini doğruladı. Bu yaklaşım, Çerçeve Anlaşması ile Lübnan hükümetinin 5 ve 7 Ağustos 2025 tarihlerinde aldığı, ülke topraklarının tamamında devlet otoritesinin tesis edilmesini ve silahların devletin kontrolünde toplanmasını öngören kararlara dayanıyor.

- Mısır, silahların hizmet dışına çıkarılması (decommissioning) seçeneği kapsamında değerlendirilebilecek öneriler sundu. Mısırlı bir diplomat, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Mısır, Lübnan’ın müzakere sürecindeki tutumunu destekliyor. Önerilerimiz, devletin aldığı kararları destekleme taahhüdüne dayanıyor” dedi. Diplomat, “Silahların kontrol altına alınmasıyla silahsızlandırılması arasında bir fark yok. Sorunun çözümü için kullanılacak tüm yöntemler nihayetinde aynı sonuca ulaşacaktır. Silahsızlanma, silahların geri alınması veya kontrol altına alınması gibi terimlerin amacı, silahların yalnızca devletin elinde bulunmasını sağlamak ve süreci ülke içindeki gerilimden uzak, sakin bir şekilde yürütmektir” ifadelerini kullandı.

- Lübnan devleti, İran ve İsrail’de yaşanabilecek değişimlerin Hizbullah’a yansıması ve örgütü silahlarından vazgeçmeye yöneltmesi ihtimaline örtük biçimde bel bağlıyor. Buna göre İran, ABD ile bir anlaşmaya varması hâlinde Lübnan da dahil olmak üzere Ortadoğu’daki uzantılarını tasfiye edebilir. Bir başka ihtimal ise ABD’nin baskısı ve Lübnan-İsrail müzakere sürecinin etkisiyle İsrail’in güney Lübnan’dan çekilmesi. Özellikle İsrail’deki seçim sürecinin sona ermesinin ardından bu ihtimalin güçlenebileceği değerlendiriliyor. Böyle bir gelişme, Hizbullah’ı zor durumda bırakırken silahlarını elinde tutma gerekçesini de zayıflatabilir ve örgütü silahlarını teslim etmek zorunda bırakabilir.

Silahların geri çekilmesi mi, yoksa teslim edilmesi mi?

Silahların Lübnan devletine teslim edilmesiyle silahların geri çekilmesi veya silahsızlandırma arasında büyük bir fark bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Avn, herhangi bir çatışmaya yol açmadan silahların devletin kontrolünde toplanmasını istiyor. Büyük ülkeler de bu yaklaşımı benimsemiş durumda. Bunun temelinde, meselenin Lübnan’daki durumu patlama noktasına getirebileceği ve dikkatli bir şekilde ele alınması gerektiği düşüncesi yatıyor. Bu nedenle uluslararası aktörler, Lübnan’ın silahları devletin kontrolünde toplamak için bir yöntem geliştirmesini istiyor.

ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa, “Hizbullah’ın silahlarını teslim etmesi barışın kapısını açar. Silahlar tasfiye edilir ve İsrail çekilirse UNIFIL’e ihtiyaç kalmaz” dedi.

Batılı bir diplomat ise Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda temel beklenti Lübnan ordusuna yönelik olmaya devam ediyor. 17 Eylül’de Paris’te düzenlenen hazırlık niteliğindeki uluslararası konferans, orduya yardım sürecinin başlatılması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Diplomat ayrıca bu sürece yönelik bir mekanizmanın oluşturulmasının temelinde, ülkelerin Lübnan’la iş birliğini belirli bir ilkeye dayandırmasının bulunduğunu belirtti. Buna göre Lübnan, uluslararası platformlarda devlet olarak varlığını güçlendirme ve siyasi açıdan ilerleme konusunda önemli adımlar attı. Şimdi ise bu ilerlemenin güvenlik ve askeri alanlarda da somutlaşması için çalışmalar yürütülüyor. UNIFIL’in yerine Güney Lübnan’da görev yapacak uluslararası güçlere ilişkin yeni bir mekanizmanın da gündeme geldiğini belirten diplomat, bu güçlerin faaliyetlerinde silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda temel sorumluluğun Lübnan devletine ait olacağının dikkate alınacağını ifade etti.



Trump doktorunu ne kadar yakınında tutuyor?

The Wall Street Journal'daki habere göre Donald Trump'ın kişisel doktorunun her an başkanın en fazla 3 dakika uzağında bulunması gerekiyor (Reuters)
The Wall Street Journal'daki habere göre Donald Trump'ın kişisel doktorunun her an başkanın en fazla 3 dakika uzağında bulunması gerekiyor (Reuters)
TT

Trump doktorunu ne kadar yakınında tutuyor?

The Wall Street Journal'daki habere göre Donald Trump'ın kişisel doktorunun her an başkanın en fazla 3 dakika uzağında bulunması gerekiyor (Reuters)
The Wall Street Journal'daki habere göre Donald Trump'ın kişisel doktorunun her an başkanın en fazla 3 dakika uzağında bulunması gerekiyor (Reuters)

The Wall Street Journal'ın haberine göre Donald Trump'ın kişisel doktorunun ABD Başkanı'nın her an en fazla 3 dakika uzağında bulunması gerekiyor.

Başkomutan için günün her saati tıbbi yakınlık standart protokol olsa da (eski Beyaz Saray Doktoru Dr. Jeffrey Kuhlman daha önce geçmiş başkanların en fazla 2 dakika uzağında her an doktor ve yoğun bakım hemşiresi bulundurulduğunu belirtmişti) bu kural, ABD tarihinde başkan seçilen en yaşlı kişinin çevresinde uygulanan sıkı güvenlik ve sağlık protokollerini gözler önüne seriyor.

Deniz Kuvvetleri Yüzbaşısı Dr. Sean Barbabella'nın gözetimindeki uygulama Trump hakkında övgü dolu sağlık raporları yayımlanırken de sürdürülüyor. Acil müdahaleye her an hazır bir sağlık ekibinin gözetiminde olmasına rağmen Trump, doktorlarının tavsiyelerini düzenli olarak göz ardı ediyor.

Beyaz Saray'daki görevinden önce Afganistan'da hizmet veren 56 yaşındaki askeri hekim Barbabella, 80 yaşındaki başkanın sağlık durumunu değerlendirmekten ve kamuoyuna açıklanan sağlık raporlarını hazırlamaktan sorumlu.

Barbabella'nın Beyaz Saray'daki çalışma düzenine aşina bir kaynak, The Wall Street Journal'a, doktorla Trump arasındaki görüşmeler sırasında yardımcıların genellikle odadan çıktığını belirtti ve Barbabella'nın hastayla iletişim tarzını "sakin ve doğrudan" diye tanımladı.

Fiziksel yakınlık standart bir uygulama olsa da Barbabella'nın başkanın sağlığına ilişkin kamuoyuna sunduğu özetler, içerdiği övgü dolu detaylarla dikkat çekiyor. Barbabella, Mayıs 2026 tarihli raporda, "Yapay zeka destekli elektrokardiyogram (EKG) analizinin, kardiyovasküler canlılığın yerleşik bir ölçütü olan kalp yaşını, başkanın kronolojik yaşından yaklaşık 14 yıl daha genç tahmin ettiğini" yazmıştı.

Barbabella, başkanın kilo vermesi, beslenme düzeninde değişiklikler yapması, egzersizi artırması ve aspirin kullanımını azaltması yönünde tavsiyelerde bulunmasına rağmen, başkanın genel fiziksel durumunu tamamen onaylayan değerlendirmelerde bulunmuştu.

7ı8o9p
Beyaz Saray'daki görevinden önce Afganistan'da hizmet veren 56 yaşındaki askeri hekim Barbabella, 80 yaşındaki başkanın sağlık durumunu değerlendirmekten ve kamuoyuna açıklanan sağlık raporlarını hazırlamaktan sorumlu (AP)

Barbabella, "Başkan Trump'ın sağlığı mükemmel durumda. Kalp, akciğer, nörolojik ve genel fiziksel fonksiyonları epey güçlü" açıklamasında bulunmuştu.

Üst düzey toplantılar, halka açık etkinlikler ve düzenli fiziksel aktivitelerle dolu yoğun günlük programı, genel sağlığını desteklemeye devam ediyor. Bilişsel ve fiziksel performansı ise mükemmel. Kendisi, Başkomutan ve Devlet Başkanı olarak tüm görevlerini yerine getirebilecek tam bir sağlık yeterliliğine sahip.

Bu övgü dolu rapor, Trump için hazırlanan ve onu öven sağlık değerlendirmeleri geleneğinin devamı niteliğinde. 1980'den 2018'e kadar Trump'ın kişisel doktorluğunu yapan Dr. Harold Bornstein, 2015'te yayımladığı bir açıklamada, Trump'ın "fiziksel gücünün ve dayanıklılığının olağanüstü" olduğunu belirtmiş ve onun "başkanlığa seçilmiş en sağlıklı birey" olacağını iddia etmişti.

Bornstein 2018'de CNN'e, "O mektubun tamamını Trump dikte ettirdi. Mektubu ben yazmadım, sadece ona eşlik ederken uydurdum" itirafında bulunmuştu. Bornstein 2021'de hayatını kaybetmişti.

xcdvfgh
Trump'ın eski kişisel doktoru, 2015'te Trump'ın gelmiş geçmiş en sağlıklı başkan olduğunu ilan eden meşhur mektubun bizzat Trump tarafından yazıldığını itiraf etmişti (AFP)

Trump'ın tıbbi tavsiyeleri gerçekte ne ölçüde dinlediği konusunda da soru işaretleri varlığını koruyor. Geçen hafta Ohio'daki mitingde konuşan Trump, doktorlarının günlük yüksek doz aspirin kullanımıyla ilgili tavsiyelerini nasıl göz ardı ettiğini açıkça anlattı. Barbabella da son raporunda bu konuya değinmişti.

Trump, destekçilerine "Her gün bir aspirin alıyorum" dedi.

İşe yarayıp yaramadığını bilmiyorum ama psikolojik olarak buna ihtiyacım var. Doktorlar, 'Efendim, buna ihtiyacınız yok!' dedi. Ben de onlara, 'Bana bir iyilik yapın, 35 yıldır gayet iyiyim. Beni kendi halime bırakın' dedim.

Independent Türkçe


Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki İHA savaşının şiddeti artıyor

Beyaz Nil Eyaleti'ndeki bir mülteci kampında Kordofan eyaletlerinden gelen yerinden edilmiş aileler için kurulan geçici barınaklar (UNICEF)
Beyaz Nil Eyaleti'ndeki bir mülteci kampında Kordofan eyaletlerinden gelen yerinden edilmiş aileler için kurulan geçici barınaklar (UNICEF)
TT

Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki İHA savaşının şiddeti artıyor

Beyaz Nil Eyaleti'ndeki bir mülteci kampında Kordofan eyaletlerinden gelen yerinden edilmiş aileler için kurulan geçici barınaklar (UNICEF)
Beyaz Nil Eyaleti'ndeki bir mülteci kampında Kordofan eyaletlerinden gelen yerinden edilmiş aileler için kurulan geçici barınaklar (UNICEF)

İsmail Muhammed Ali

Sudan'daki çeşitli savaş cepheleri, ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında geniş çaplı ve karşılıklı bir askeri tırmandırmaya sahne oluyor. Askeri operasyonların odağı, her iki tarafın da savunma ve lojistik kapasitelerini zayıflatmayı, komuta ve kontrol merkezlerini ve hayati tesisleri hedef almayı amaçlayan yoğunlaştırılmış bir İHA savaşına doğru önemli ölçüde kaydı. Bu arada, her iki taraf da sahadaki asker sayısını artırmak ve savaşın yeni aşamalarına hazırlanmak için yarışıyor.

Bu durum, askeri raporların ordunun ülkenin toplam coğrafi alanının yaklaşık yüzde 63'ünü kontrol ettiğini, HDK'nin kontrol alanının ise yaklaşık yüzde 37'ye düştüğünü gösterdiği bir dönemde yaşanıyor.

Ordunun üstünlüğü, Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki toprak kazanımlarından, hayati önem taşıyan yolların ve erişim noktalarının güvence altına alınmasından kaynaklanıyor. Bu kazanımlar, özellikle spesifik askeri operasyonların devam etmesi ve cephe hatlarının değişmesiyle birlikte, güç ve kontrol dengesini kesin olarak değiştirdi. Veriler, ordunun başkent, büyük şehirler ve kilit stratejik konumlar da dahil olmak üzere Kuzey Kordofan eyaletinin yüzde 90'ından fazlasını etkin bir şekilde kontrol ettiğini gösteriyor. HDK güçleri ise artık kırsal kesimlere ve dağınık banliyölere sıkışmış durumda.

Hava saldırıları

Askeri kaynaklara göre, Kordofan bölgesi, ordunun öncülüğünde, savaş uçakları ve insansız hava araçları ile HDK tahkimatlarını ve komuta merkezlerini hedef alan şiddetli ve geniş çaplı hava saldırılarında bir artışa sahne oluyor. Aynı zamanda ordu, bölgedeki ilerlemesini sürdürmek için konuşlandırdığı güçlerini desteklemeye, çeşitli eksenler boyunca kuvvetlerini yeniden konuşlandırmaya devam ediyor.

Orduya yakın kaynaklar, hava kuvvetlerinin ve insansız hava araçlarının pazar günü Batı Kordofan eyaletinde geniş çaplı hava saldırıları düzenlediğini bildirdi. Saldırılar, aralarında altı önemli noktanın da bulunduğu çeşitli bölgelerde HDK’ye ait mevzileri, tahkimatları ve askeri konvoyları hedef aldı. Bu bölgeler: el-Muclad, ed-Dibab, el-Huvay, Um Marahik, en-Nayem ve Ayal Bahit’tir.

Bu esnada, Dar Hamar Acil Servisi, ordunun hava saldırılarının HDK'ye ait onlarca savaş aracını ve tüm ekipmanlarını imha ettiğini doğruladı. Saldırılar, Um Marahik'in doğusundaki Huvay, Nayem ve Ebu Addam civarında hareket halindeki konvoyları hedef aldı.

Bu yoğun hava saldırıları, insan hakları ve yerel örgütlerin, son günlerde sivil kayıplara neden olan ve bölgenin çeşitli yerlerinde mültecilerin yaşadığı araçları ve evleri hedef alan hava ve insansız hava aracı saldırılarının artan ivmesine ilişkin güçlü uyarılarının ortasında gerçekleşti.

Ordu savunmasının hedef alınması

Bu arada, pazar günü, ordunun hava savunma sistemleri, Doğu Sudan'daki Kadarif Eyaleti'ndeki Atbara ve Setit Barajı kompleksi ile Kassala Eyaleti'ndeki Haşm el-Girba Barajı etrafında konuşlandırılmış ordu hava savunma sistemlerini hedef almaya çalışan HDK'ye ait insansız hava araçlarını engelledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Saha kaynakları, dört insansız hava aracının Kadarif Eyaleti'nin el-Faşka bölgesindeki Atbara ve Setit Barajı bölgesinin üzerinde uçtuğunu, ancak saldırılarını gerçekleştiremeden önce ordunun savunma sistemlerinin ateşiyle engellenerek düşürüldüklerini belirtti. Aynı hava savunma sistemleri, Kassala Eyaleti'nde Atbara Nehri üzerindeki Haşm el-Girba Barajı’nın bulunduğu Haşm el-Girba şehrinde de bir başka insansız hava aracını düşürdü. Kaynaklar, bu saldırılar sonucunda herhangi bir can kaybı yaşanmadığını da belirtti.

 Son zamanlarda, çatışmanın her iki tarafı da bu savaşta hem stratejik hem de taktiksel olarak silahlı insansız hava araçlarını kullanmaya yöneldi. Nitekim Atbara ve Setit barajlarına ait tesisler daha önce de kamikaze İHA’ların saldırılarının hedefi olmuştu. Bu saldırılardan biri, Kadarif Eyaleti'ndeki el-Şevvak kasabasında bulunan barajın ana iletim hattını hedef alarak önemli maddi hasara ve elektrik kesintilerine neden olmuştu.

sdvef
Sudan Ordusu askerleri (AP)

Yukarı Atbara ve Setit Baraj Kompleksi, Kadarif ve Kassala Eyaletleri arasında yer alıyor. 2015 yılında Yeni Halfa tarım projesi kapsamında sulama ve yaklaşık 320 megawatt elektrik üretme amacıyla inşa edilmişti. Haşm el-Girba Barajı ise 1960'larda, Halfa Vadisi sakinlerinin ülkenin kuzeyinden doğuya göç ettirilmesinin ardından Yeni Halfa tarım projesinin sulama ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilmişti.

HDK, Hartum, Kuzey Kordofan, Mavi Nil, Kuzey ve Nil Nehri eyaletlerindeki sivil tesisleri ve altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Son aylarda bu saldırılar barajları, elektrik santrallerini, hastaneleri ve eğitim tesislerini hedef alarak elektrik ve su tedarikini etkileyen geniş çaplı hasara neden oldu.

Batı Darfur'da katliam

HDK mevzilerini hedef alan hava saldırıları açısından şu anda en şiddetli savaş cephelerinden biri olan Darfur cephesi, Batı Darfur Eyaleti'nin Sirba bölgesindeki Bir Saliba idari biriminin Hacar Sanakit bölgesinde HDK tarafından insansız hava araçları kullanılarak gerçekleştirilen bir katliama sahne oldu. Saldırıda 11 mülteci hayatını kaybetti, 5 kişi de yaralandı; yaralananların çoğu çocuk ve kadındı.

Darfur Bölgesi Sağlık ve Sosyal Bakım Bakanı Babekir Hamdin, mültecilerin ve silahsız sivillerin kamplarının insansız hava araçlarıyla hedef alınmasını korkunç bir suç ve uluslararası insani hukukun ağır bir ihlali olarak kınadı. Bakan, bunun milislerin masum hayatlara karşı duyarsızlığını yansıttığını ve uzun süredir devam eden ihlaller siciline bir yenisini eklediğini belirtti.

Bakan, kurbanların geçen yıl HDK militanlarının köylerini yakıp mallarını yağmalamasının ardından, Naruma, Karmaliya ve Kakaramba köylerinden Sudan ve Çad arasındaki sınıra yakın Sanakit bölgesine göç etmek zorunda kaldıklarını açıkladı. Burada son derece kötü insani koşullarla karşı karşıya kaldıklarını ve HDK’nin peşlerini bırakmayıp, bu kez iltica ettikleri bölgeyi insansız hava araçlarıyla hedef aldığını belirtti.

Sudan ve Çad arasındaki sınır bölgelerinde, özellikle Kuzey ve Batı Darfur eyaletlerinde, HDK'nin ordunun Darfur'daki son kalelerini ele geçirme girişimleri nedeniyle ordu ve müttefikleri ile HDK arasında sürekli çatışmalar yaşanıyor.

Çatışmalar insani durumu daha da kötüleştirdi ve binlerce sakinin güvenlik arayışı içinde Çad topraklarına kaçmasına neden oldu; bu durum, sınır bölgelerindeki sivillerin ve mültecilerin güvenliği konusundaki endişeleri de artırdı.

BM raporları, Darfur bölgesinde yaklaşık 3,5 milyon yerinden edilmiş insanın, gıda ve ilaç kıtlığı, azalan sağlık hizmetleri ve güvenliksizlik nedeniyle insani yardım ulaştırmada yaşanan zorluklar da dahil olmak üzere, giderek kötüleşen insani koşullarla karşı karşıya olduğuna işaret ediyor.

Endişe ve teyakkuz hali

Güney Darfur Eyaleti'nin başkenti Nyala'da, ordunun HDK'nin askeri mevzilerine ve toplanma yerlerine düzenlediği hava saldırılarının ardından geniş çaplı bir endişe ve askeri teyakkuz hali hakim.

Darfur Bölge Hükümeti Enformasyon Bakanı Ahmed İshak, “Ordunun Nyala'daki HDK askeri hedeflerine düzenlediği hava saldırıları yıkıcıydı, teçhizatlarını imha etti ve ağır kayıplara neden oldu” dedi. Bu isyancı güçlerin artık güvende olmadığını, zira ordunun onları Nyala veya başka herhangi bir bölgede, hatta sınır kasabası Um Dafuk'ta bile hedef alabileceğini vurguladı.

scdvfgbthyj
Sudan ordusu tarafından dağıtılan ve Nyala'daki HDK komuta merkezlerinin bombalanmasını gösteren görsel (Sudan Silahlı Kuvvetleri Facebook sayfası)

İshak, “HDK bitti ve tüm değerini kaybetti. Şu anda derin bir parçalanma ve dağılma durumunda; bu, milis grupların doğası ve kaderidir, çünkü yapıları böyledir” diye ekledi.

Nyala, grubun güçlerinin silah ve askeri teçhizat temin ettiği ana merkez ve HDK liderliğindeki geçiş hükümetinin karargahı olarak kabul ediliyor.

HDK, ordunun Ekim 2025 sonunda Kuzey Darfur'un başkenti el-Faşir'i kaybetmesinin ardından Darfur bölgesinin büyük bir bölümünü kontrol ediyor; bu kaybın ardından, BM'nin Hamideti güçleri tarafından işlenen ve soykırıma varan suçlara dair raporları yayınlandı.

Süregelen çatışmalar

Bu bağlamda, Mavi Nil bölgesi, bir yanda ordu, diğer yanda HDK-Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) ittifakı arasında devam eden çatışmalara ve kara askeri operasyonlarında önemli bir artışa sahne oluyor.

Askeri kaynaklara göre, ordu, köyleri ve kasabaları saldırılardan korumak için bölgedeki birliklerini yeniden konuşlandırmaya ve yeni muharebe takviyeleri göndermeye odaklandı. Bu çatışmalar, ciddi insani sorunlar ve çatışma bölgelerinden el-Rusayris gibi daha güvenli illere kaçan sivillerden oluşan büyük göç dalgalarıyla aynı zamana denk geliyor.

 Ebola salgınıyla mücadele

 Sağlık açısından, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Ebola salgını ile mücadele hazırlıklarını yoğunlaştırarak Sudan'ı Doğu Akdeniz Bölgesi'ndeki öncelikli ülkeler arasına yerleştirdi. Bunun nedeni, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki salgının ardından Kenya'da da teyit edilmiş vaka sayısının yediye yükselmesidir.

BM raporunda, DSÖ'nün Sudan, Cibuti ve Somali'nin sağlık sistemlerinin hazırlık durumunu değerlendirmek ve potansiyel vakaları izleme ve müdahale etme kapasitelerini güçlendirmek için bu ülkelere desteğini artırdığı belirtildi. Raporda, yayın tarihi itibariyle Doğu Akdeniz Bölgesi'nde hiçbir Ebola vakasının kaydedilmediği de vurgulandı.

Sağlık kaynakları, Sudan Sağlık Bakanlığı'nın, vakaların bildirildiği ülkelerden (yani Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Kenya ve Uganda) gelenler için görsel tarama testleri uygulamaya başladığını belirtti.

Bu gelişmeler, şu anda onaylanmış bir aşısı veya özel bir tedavisi bulunmayan Ebola virüsünün Bundibugyo varyantının Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde yayılmasıyla aynı zamana denk geliyor. DSÖ, ilgili ülkeleri epidemiyolojik gözetim, temas takibi ve laboratuvarların ve sağlık tesislerinin hazırlık düzeyinin yükseltilmesi alanlarında destekliyor.


Lübnan ve Hizbullah’a silahların devletin elinde toplanması için sunulan 10 öneri... Bunlar neler?

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail güçlerinin işgal ettiği bölgelerin yakınındaki bir yolda, Lübnan’ın güneyindeki Rumeyş’e doğru ilerliyor, 12 Eylül 2026. (Reuters)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail güçlerinin işgal ettiği bölgelerin yakınındaki bir yolda, Lübnan’ın güneyindeki Rumeyş’e doğru ilerliyor, 12 Eylül 2026. (Reuters)
TT

Lübnan ve Hizbullah’a silahların devletin elinde toplanması için sunulan 10 öneri... Bunlar neler?

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail güçlerinin işgal ettiği bölgelerin yakınındaki bir yolda, Lübnan’ın güneyindeki Rumeyş’e doğru ilerliyor, 12 Eylül 2026. (Reuters)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail güçlerinin işgal ettiği bölgelerin yakınındaki bir yolda, Lübnan’ın güneyindeki Rumeyş’e doğru ilerliyor, 12 Eylül 2026. (Reuters)

Süreyya Şahin

Lübnan’ın devlet otoritesini tüm topraklarında tesis etmesinin önündeki en büyük zorluk, yasa dışı silahların devletin elinde toplanmasının nasıl sağlanacağıdır. Başka bir ifadeyle, devlet ve Lübnan halkı için tehdit oluşturan paralel silahlanmanın sona erdirilmesi gerekmektedir. Bunların başında, artık ‘direniş’ niteliğini yitiren ve Mart 2026’da Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararın ardından resmen yasaklanan bir örgüt konumuna gelen Hizbullah’ın silahları gelmektedir. Buna, örgütün ABD, Avrupa ve Arap ülkeleri tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılması da eklenmektedir.

Hizbullah’ın varlığının temelinde, yapılanmasında, finansmanında ve karar alma mekanizmasında İran’ın bulunmasına rağmen uluslararası toplum, 1559 ve 1701 sayılı kararlar, 27 Kasım 2024 tarihli anlaşma ve son olarak Çerçeve Anlaşması aracılığıyla silahların devletin elinde toplanmasını defalarca sağlamaya çalıştı. Ancak bu kararlar ve anlaşmalar bugüne kadar söz konusu silahların ortadan kaldırılmasını sağlayamadı. Bu silahların zayıflamasına ve Hizbullah’ın Lübnan iç siyasetindeki hâkimiyetinin gerilemesine katkıda bulunan tek unsur İsrail’in askeri gücü oldu. Buna karşın silahların devletin kontrolünde toplanması için uluslararası toplumun ve Lübnan’daki resmi makamların çalışmaları kararlılıkla sürüyor.

Bu konuda Lübnan’a yönelik uluslararası baskının gevşetilmesi şu aşamada söz konusu değil. İran’la ABD arasında bir anlaşmaya varılması ya da tercih edilen seçenek olarak İran’a karşı savaşın yeniden başlaması, bu silahların geleceğini ve akıbetini etkileyecek gelişmeler olarak görülüyor. Bunun nedeni, söz konusu silahların yalnızca ülke içindeki değil, her şeyden önce bölgesel bağlantılarıdır.

Bu çerçevede uluslararası girişimler şu anda Çerçeve Anlaşması’nın uygulanmasına odaklanıyor. Ancak uluslararası kararların veya Lübnan ile diğer ülkeler arasındaki anlaşmaların uygulanması kapsamında sahadaki silahların tasfiyesini sağlamak amacıyla çok sayıda fikir ortaya atıldı. Bu öneriler, silahlanma sorununa çözüm bulunmasının önündeki engellerin aşılmasını da hedefliyor. Ayrıca Lübnan’ın bu sorunu çözmesine yardımcı olmak isteyen bazı dost ülkeler de çeşitli öneriler sundu.

Hizbullah, geçtiğimiz perşembe günü Lübnan makamlarının Lübnan’ı Suriye’ye bağlayan ana yol üzerindeki Dahr el-Baydar bölgesinde ele geçirdiği, 500 kilogram TNT ve C4 tipi patlayıcı içeren sevkiyatın kendisine ait olduğunu kabul etti. Yetkililer, sevkiyatı taşıdıkları şüphesiyle Hizbullah mensubu iki kişiyi gözaltına aldı.

Bu olay, Lübnan makamlarının ekim ayının başından bu yana patlayıcı madde ele geçirdiklerini duyurduğu üç olaydan biriydi. Ordu daha önce, Suriye sınırına yakın, Hermel’e bağlı Kasr bölgesinde 200 kilogram patlayıcı madde ele geçirmişti. Ordu, söz konusu malzemelerin Lübnan’ın iç kesimlerine kaçırılmak üzere hazırlandığını açıklamıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Milletvekili Hasan Fadlallah, sevkiyatı savunarak patlayıcıların güneydeki İsrail güçlerine karşı kullanılmasının amaçlandığını söyledi. Ancak Lübnanlı yetkililer, Hizbullah’ın silah taşımayı sürdürmesinden şüphe duyduklarını belirterek bu faaliyetlerin İsrail’e karşı değil, Lübnan halkını hedef alan bombalı saldırılar hazırlamak amacıyla ülke içinde yürütüldüğünü değerlendirdi.

Söz konusu sevkiyat, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yaptığı telefon görüşmesinin de gündem maddelerinden biriydi. Rubio, olay karşısında müsamaha gösterilmemesi gerektiğini vurgularken Avn da kimsenin hukukun üzerinde olmadığını söyledi.

İki uluslararası kavram

Silahsızlanma teriminin tam anlamı, silahların ortadan kaldırılması ve zararsız hâle getirilmesidir. Bu terim, silahsız bırakılma anlamına da gelir. Ayrıca silahların azaltılması, sınırlandırılması veya tamamen kaldırılmasını ifade eder. Kavram, kitle imha silahlarının yanı sıra belirli türdeki konvansiyonel silahlar için de geçerlidir. Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) literatürüne dayanan hukuki silahsızlanma (disarmament) kavramı, askeri kapasitenin azaltılmasını veya belirli silah kategorilerinin tamamen yasaklanmasını amaçlar. Genellikle kapsamlı ve geniş ölçekli bir süreç olan silahsızlanma, acıların hafifletilmesini ve belirli silahların yasaklanmasını hedefler. Silahlı çatışmaların sona erdirilmesi sürecinde ise ‘silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon’ (DDR) çerçevesinde uygulanabilir. Bu süreç, barış anlaşmalarını ve savaşçıların terhis edilmesini de kapsar.

Silah meselesine ilişkin Türkiye kaynaklı bir yaklaşımın gündeme geldiği belirtiliyor. Buna göre ağır silahların İran’a taşınması ve böylece İran’ın silahları geri almış gibi görünmesi öngörülüyor. Bu seçeneğin Hizbullah açısından da sakıncalı olmayacağı ifade ediliyor.

Silahların ortadan kaldırılmasına ilişkin bir diğer kavram ise silahların hizmet dışına çıkarılmasıdır (decommissioning). Bu kavram, silahsızlanma sürecinin daha belirli ve teknik bir aşamasını ifade eder. Silahlar hizmet dışına çıkarılır, kullanılamaz hâle getirilir veya imha edilir. Dolayısıyla bu işlemin hukuki niteliği, silahların hurdaya dönüştürülmesi ya da imha edilmesidir (twinning/destruction). Silahların yeniden kullanılmasını önlemek amacıyla bu işlem çoğunlukla uluslararası denetim altında gerçekleştirilir.

sdvr
Lübnan ordusu tarafından paylaşılan bir fotoğrafta, ordunun 20 Nisan 2025 tarihinde Lübnan’ın güneyindeki Sayda-Zehrani bölgesinde bir daireyi aradıktan sonra ele geçirdiğini belirttiği silahlar görülüyor. (AFP)

Dolayısıyla silahsızlanma, silahlanmayı azaltmaya yönelik daha geniş kapsamlı hukuki ve siyasi çerçeveyi ifade ederken silahların hizmet dışına çıkarılması (decommissioning), silahların imha edilmesi yoluyla bu sürecin hayata geçirilmesini sağlayan teknik ve pratik işlemdir. Peki, silahlanma sorununa çözüm bulmak amacıyla Lübnan ve özellikle Hizbullah ile hangi öneriler gündeme getirildi?

On öneri:

- Hizbullah’ın sivil bir partiye dönüştürülmesi: Bazı Batılı ve Arap ülkeleri, Hizbullah’ın askeri kanadından vazgeçerek Arap kimliğine sahip sivil bir siyasi partiye dönüşmesini sağlamaya yönelik öneriler sundu. Bu çerçevede örgütün devlet kurumlarına tamamen entegre olması öngörülüyor.

- Mali ve ekonomik baskı: Hizbullah’ın hareket ve finansman kapasitesini azaltmak amacıyla örgütün finansman kaynaklarına ve ağlarına yönelik uluslararası ve bankacılık yaptırımlarının sıkılaştırılması.

- Lübnan’ın bölgesel çatışmalardan ayrıştırılması veya bu çatışmalara karşı tarafsız hâle getirilmesi: Bunun, İran’ın bölgedeki uzantılarından desteğini çekmesini güvence altına alacak bir ABD-İran anlaşması aracılığıyla sağlanması öngörülüyor. Bölgedeki ve Suriye’deki yeni gelişmelerin ardından bölgesel düzeyde kuşatılan Hizbullah’ın bu kapsamda öncelikli olarak ele alınması, siyasi ve sosyal faaliyetlerini Lübnan içinde yoğunlaştırması ve İran’ın kararlarından bağımsız hâle gelmesi hedefleniyor. Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’ın pozitif tarafsızlık politikası izleyen bir ülke olması gerektiğini defalarca dile getirdi.

- Sahada güvenlik odaklı seçenekler: Lübnan ordusu, özellikle güneyde ağır silahlara el konulmasını, askeri yapılanmanın dağıtılmasını ve Hizbullah’ın sahadaki hareket alanının daraltılmasını öngören bir yaklaşım geliştirmeye çalıştı. Ordu, 2 Mart 2026’da başlayan son savaştan önceki aylarda bu doğrultuda faaliyet yürüttü. Ancak bu girişimler tüm silahların tamamen toplanmasını sağlayamadı. Güneyde Hizbullah, orduya silahların bulunduğu yerlerin haritalarını vermeyeceğini, ordunun ne bulursa onu alabileceğini söyledi. Litani Nehri’nin kuzeyinde ise örgüt, ordunun silahları görmesine ve bunlara el koymasına dahi izin vermedi. Üst düzey bir diplomat, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada bu bilgileri paylaştı.

- Uluslararası kararların uygulanması: Özellikle 1559 ve 1701 sayılı kararların hayata geçirilmesi. Bu öneri, uluslararası girişimlerin temel dayanaklarından biri olmasının yanı sıra Lübnan’daki siyasi partilerin, liderlerin ve vatandaşların büyük çoğunluğu tarafından da destekleniyor. Söz konusu kararlar, silahlı örgütlerin dağıtılmasını, sınırların denetim altına alınmasını ve Litani Nehri’nin güneyi de dahil olmak üzere Lübnan topraklarının tamamında Lübnan ordusunun egemenliğinin tesis edilmesini öngörüyor.

- Savunma stratejisi: Hizbullah’ın silahlarının, devletin ve Lübnan ordusunun denetimi altında ulusal bir savunma stratejisine entegre edilmesi ve böylece bu silahların devlet kontrolü dışında değil, ulusal savunma sisteminin bir parçası hâline getirilmesi fikri gündeme getirildi. Ancak Hizbullah, karar alma mekanizmasını İran’a bağlaması nedeniyle geçmişte onlarca yıl boyunca bu fikrin hayata geçirilmesini defalarca engelledi. Örgüt bugün savunma stratejisi talep etse de 2024 ve 2026 yıllarındaki ateşkes anlaşmaları, devlet ile Hizbullah arasında silahlar konusunda ortak karar alma fikrini geride bıraktı. Bu anlaşmalarda Hizbullah, yasa dışı faaliyet gösteren bir milis gücü olarak değerlendirildi ve silahsızlandırılması gerektiği belirtildi. Lübnan hükümeti de kısa süre önce bu yönde karar aldı. Washington ise öncelikle Lübnan ordusunun askeri doktrininin Hizbullah’ınkinden farklı olması, ayrıca ordunun bir gün bu silahları İsrail’e karşı kullanmasının önüne geçilmesi amacıyla Hizbullah’ın silahlarının Lübnan ordusuna devredilmesini istemiyor.

- İngiliz yaklaşımı: Silah sorununa çözüm konusunda ABD-İsrail çizgisinden farklı bir İngiliz yaklaşımı da bulunuyor. Birleşik Krallık, İrlanda Cumhuriyet Ordusu’yla (IRA) yaşadığı deneyimden hareketle Hizbullah’la da benzer bir yöntemle mücadele edilmesini önerdi. Bu yaklaşımda, örgütün silahlarının güç kullanılarak tasfiye edilmesinin tercih edilmediği görülüyor. Birleşik Krallık Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, bu öneriyi 2026 yazında Beyrut’a yaptığı ziyaret sırasında gündeme getirdi.

fergthj
 Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkedeki tüm silahların devletin kontrolü altına alınmasını görüşmek üzere Baabda Sarayı’nda düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısında, 5 Ağustos 2025 (Reuters)

- Silah meselesine ilişkin Türkiye kaynaklı bir yaklaşımın gündeme geldiği belirtiliyor. Buna göre ağır silahların İran’a taşınması ve böylece İran’ın silahları geri almış gibi görünmesi öngörülüyor. Bu seçeneğin Hizbullah açısından da sakıncalı olmayacağı ifade ediliyor. Ancak Ankara’daki diplomatik kaynaklar, Al Majalla’ye yaptıkları açıklamada bu yönde bir önerinin sunulduğu iddiasını yalanladı. Bununla birlikte kaynaklar, Türkiye’nin, silahların devletin elinde toplanması konusunda rol üstlenmek istediğini doğruladı. Bu yaklaşım, Çerçeve Anlaşması ile Lübnan hükümetinin 5 ve 7 Ağustos 2025 tarihlerinde aldığı, ülke topraklarının tamamında devlet otoritesinin tesis edilmesini ve silahların devletin kontrolünde toplanmasını öngören kararlara dayanıyor.

- Mısır, silahların hizmet dışına çıkarılması (decommissioning) seçeneği kapsamında değerlendirilebilecek öneriler sundu. Mısırlı bir diplomat, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Mısır, Lübnan’ın müzakere sürecindeki tutumunu destekliyor. Önerilerimiz, devletin aldığı kararları destekleme taahhüdüne dayanıyor” dedi. Diplomat, “Silahların kontrol altına alınmasıyla silahsızlandırılması arasında bir fark yok. Sorunun çözümü için kullanılacak tüm yöntemler nihayetinde aynı sonuca ulaşacaktır. Silahsızlanma, silahların geri alınması veya kontrol altına alınması gibi terimlerin amacı, silahların yalnızca devletin elinde bulunmasını sağlamak ve süreci ülke içindeki gerilimden uzak, sakin bir şekilde yürütmektir” ifadelerini kullandı.

- Lübnan devleti, İran ve İsrail’de yaşanabilecek değişimlerin Hizbullah’a yansıması ve örgütü silahlarından vazgeçmeye yöneltmesi ihtimaline örtük biçimde bel bağlıyor. Buna göre İran, ABD ile bir anlaşmaya varması hâlinde Lübnan da dahil olmak üzere Ortadoğu’daki uzantılarını tasfiye edebilir. Bir başka ihtimal ise ABD’nin baskısı ve Lübnan-İsrail müzakere sürecinin etkisiyle İsrail’in güney Lübnan’dan çekilmesi. Özellikle İsrail’deki seçim sürecinin sona ermesinin ardından bu ihtimalin güçlenebileceği değerlendiriliyor. Böyle bir gelişme, Hizbullah’ı zor durumda bırakırken silahlarını elinde tutma gerekçesini de zayıflatabilir ve örgütü silahlarını teslim etmek zorunda bırakabilir.

Silahların geri çekilmesi mi, yoksa teslim edilmesi mi?

Silahların Lübnan devletine teslim edilmesiyle silahların geri çekilmesi veya silahsızlandırma arasında büyük bir fark bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Avn, herhangi bir çatışmaya yol açmadan silahların devletin kontrolünde toplanmasını istiyor. Büyük ülkeler de bu yaklaşımı benimsemiş durumda. Bunun temelinde, meselenin Lübnan’daki durumu patlama noktasına getirebileceği ve dikkatli bir şekilde ele alınması gerektiği düşüncesi yatıyor. Bu nedenle uluslararası aktörler, Lübnan’ın silahları devletin kontrolünde toplamak için bir yöntem geliştirmesini istiyor.

ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa, “Hizbullah’ın silahlarını teslim etmesi barışın kapısını açar. Silahlar tasfiye edilir ve İsrail çekilirse UNIFIL’e ihtiyaç kalmaz” dedi.

Batılı bir diplomat ise Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda temel beklenti Lübnan ordusuna yönelik olmaya devam ediyor. 17 Eylül’de Paris’te düzenlenen hazırlık niteliğindeki uluslararası konferans, orduya yardım sürecinin başlatılması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Diplomat ayrıca bu sürece yönelik bir mekanizmanın oluşturulmasının temelinde, ülkelerin Lübnan’la iş birliğini belirli bir ilkeye dayandırmasının bulunduğunu belirtti. Buna göre Lübnan, uluslararası platformlarda devlet olarak varlığını güçlendirme ve siyasi açıdan ilerleme konusunda önemli adımlar attı. Şimdi ise bu ilerlemenin güvenlik ve askeri alanlarda da somutlaşması için çalışmalar yürütülüyor. UNIFIL’in yerine Güney Lübnan’da görev yapacak uluslararası güçlere ilişkin yeni bir mekanizmanın da gündeme geldiğini belirten diplomat, bu güçlerin faaliyetlerinde silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda temel sorumluluğun Lübnan devletine ait olacağının dikkate alınacağını ifade etti.