Son birkaç gündür sosyal medya ve çeşitli bölgelerdeki aktivistlerin platformları, Azerbaycan’daki okullarda başörtülü oldukları gerekçesiyle eğitimlerine devam etmeleri engellenen kız çocuklarının görüntüleriyle çalkalanıyor. Milyonlarca Azerbaycanlının duygularını inciten görüntülerde, okul sıralarından uzaklaştırılan öğrenciler ve başörtüsü nedeniyle sınıflarından ayrılmak zorunda kalan çocuklar için aceleyle düzenlenen veda törenlerinde gözyaşlarına boğulan öğrencilerin etrafını saran öğretmenler yer alıyor.
Onlarca kız öğrencinin okul duvarlarının arkasından arkadaşlarıyla iletişim kurmaya çalışması ya da okula girişleri yasaklanmasına rağmen eğitimlerini sürdürmek amacıyla dış merdivenlerde sıra hâlinde toplanması dikkat çekici görüntüler oluşturdu. Bu olaylara, okullara zorla girme girişimleri, kapıların kırılması ve bazı okul yöneticilerine ait mülklerin ateşe verilmesi de eşlik etti. Ardından, onlarca yıldır demir yumrukla yönetilen ve kitlesel protestoların yaygın olmadığı ülkede geniş çaplı gösteriler patlak verdi.
Bunun yanı sıra, bir öğretmenin internette paylaştığı videoda, yedi ya da sekiz yaşlarındaki bir kız çocuğundan bütün öğrencilerin önünde başörtüsünü çıkarmasını istediği görülüyor. Küçük kız ağlamasına rağmen isteği yerine getirmeyi reddediyor. Başka bir videoda ise bir kadın, Karabağ Savaşı’nda hayatını kaybeden askerlerin fotoğraflarının bulunduğu okul panosunun önünde duruyor. Bu askerler arasında kızının babası da bulunuyor. Kadın, kızının okula gitmesine izin verilmesini, aksi takdirde babasının fotoğrafının kaldırılmasını talep ediyor.

Kız öğrencilerin okullara alınmasının engellendiği ilk gün, okullara girildiğini ve en az bir okul müdürüne ait aracın ateşe verildiğini gösteren görüntüler yayıldı. Kitlesel olaylar sonucunda en az 200 kişi gözaltına alındı. Bu kişiler, üç yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya bulunuyor.
Azerbaycan İçişleri Bakanlığı, yayımladığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bu tedbirlerin temel amacı, yolların kapatılmasını ve eğitim kurumlarının olağan işleyişinin aksatılmasını önlemenin yanı sıra öğrencilerin, öğretmenlerin ve diğer vatandaşların güvenliğini sağlamaktır.”
Ülkedeki medya kuruluşlarının büyük bölümünün protestoları tamamen görmezden gelmesi de dikkat çekti. Bakü’de çocuklar ve aileleri okulları kuşatırken devlet medyası, Kamboçya Başbakanı Hun Manet’in ülkeye gerçekleştirdiği ziyarete geniş yer ayırdı. Buna karşılık aynı yayın organları, Fransa’daki lise öğrencilerinin protestolarını ayrıntılı biçimde haberleştirerek Beşinci Cumhuriyet’i emperyalizm ve yeni sömürgecilikle suçluyor.
Karabağ vurgusu
Yeni ve sarsıcı gelişmeler, resmî düzeyde “devletin laikliğine saygı gösterilmesi ve eğitim kurumlarında dinî ya da inanç temelli her türlü görünümün dışlanmasına yönelik tedbirlerin uygulanması” başlığı altında sunuldu. Halk nezdinde ise bu yaklaşım, nüfusunun yüzde 96’sını Müslümanların oluşturduğu toplumun köklü değerlerini ve kimliğini savunma ilkesiyle çelişen bir karşılık buldu.

Protestoların dikkat çeken yönü, geçmişte bölge ülkelerinde görülen kitlesel gösteri dalgalarından farklı olarak doğrudan siyasi sloganlar etrafında şekillenmemesiydi. Gösteriler, genel olarak dış politikası halkın geniş kesimleri tarafından desteklenen bir yönetime karşı duyulan derin hayal kırıklığını yansıttı.
Ancak bu durum, siyasetin bütünüyle devre dışı kaldığı anlamına gelmiyor. Siyaset, bu kez farklı bir çerçeve içinde kendini gösterdi. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, eşinin “şehit” fotoğrafını okul duvarından indiren kadının tutumuydu. Kadın, kızını başörtülü olduğu için okuldan uzaklaştıran bir kurumda, Karabağ’ı “kurtarmak” uğruna canını veren babanın fotoğrafının asılı kalmaması gerektiğini söyledi.
Karabağ meselesi protestolarda iki açıdan güçlü biçimde öne çıktı. İlk olarak, bölgenin geri alınması için yürütülen savaşlarda yer almış eski askerler gösterilere katıldı. İkinci olarak, çok sayıda kişi Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in iç politikada uygulamaya çalıştığı politikaların, Karabağ’ın “kurtarıcısı” olarak görülen liderin adımlarına yönelik geniş halk desteğiyle çeliştiğini hatırlatmaya çalıştı.
Bütün bunlardan daha önemlisi, bazı askerî kışlalarda yaşananlara sessiz bir “askerî” tepki olarak ezan okunduğunu gösterdiği öne sürülen ve doğruluğu teyit edilmemiş videoların yaygın biçimde paylaşılmasıydı. Görüntülerin gerçek olması hâlinde bu durum, ülke içindeki öfkenin ulaştığı düzeyi ve Aliyev’e bağlılığıyla bilinen en disiplinli ve katı kurumlardan birine kadar yayıldığını gösterebilir.

Tablonun en sarsıcı yanı ise ülkede yayılan protestoların boyutu ve günlük yaşamlarında dinî bağlılıklarıyla öne çıkmayan kesimlerin de gösterilere aktif biçimde katılmasıydı. Bu durum, ülkeyi onlarca yıldır yöneten demir yumruğun, çevresindeki çatışma ve savaşlardan doğrudan kaynaklanmayan toplumsal ve iç dinamikler nedeniyle kontrolü kaybedebileceğine işaret ediyor.
Büyük Petro’nun makası
Genel olarak yaşananlar, halkın geniş kesimleri tarafından benimsenmeyen ve “reform” olarak nitelendirilen uygulamalara karşı gelişen protestoların çarpıcı örneklerinden birini oluşturuyor.
Bölge tarihi, bu tür örneklerle dolu. Bunların başında, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’da yaşanan reformlar geliyor. Söz konusu reformlar yoksulluğun ve açlığın artmasına, toplumun yaklaşık yarısının yoksulluk sınırının altına düşmesine yol açtı. Ancak dinî, kültürel ve toplumsal açıdan bakıldığında, burada daha açıklayıcı bir karşılaştırma yapmak için Rus devletinin kurucusu ve ülke tarihinin en önemli reformcularından biri olan Büyük Petro’nun uygulamalarını hatırlamak gerekiyor.
Hikâye, Büyük Petro’nun 1697-1698 yıllarında Batı Avrupa ülkelerini ve kültürlerini tanımak amacıyla gerçekleştirdiği seyahate uzanıyor. Bu ziyaretlerin sonuçlarından biri, kültürel ve toplumsal alanda kapsamlı bir dönüşüm başlatma kararıydı. Söz konusu dönüşüm, insanların dış görünüşlerini ve yaygın giyim tarzlarını değiştirmeye yönelik uygulamaları da kapsıyordu.

Ülkesine döndüğünde bazı soyluları sakallarını kesmeye zorlayan Büyük Petro, bazılarının sakallarını bizzat kendisi kesti. Geleneksel Rus kıyafetleri oldukça uzun olan soylu kadınların elbiselerinin kısaltılmasını da zorunlu kıldı. Dış görünüş ve giyim konusundaki talimatlarına uymayanlara ağır vergiler getirdi. İmparatorluk kararnamesiyle çara yakın kişiler, soylular, yöneticiler ve üst düzey görevliler, dönemin Batı Avrupa aristokrasisinin kıyafetlerine benzer giysiler giymekle yükümlü tutuldu.
Büyük Petro’nun Rusya’yı modernleştirme konusundaki kararlılığına rağmen reformları ciddi eleştirilere maruz kaldı. Kararnamenin uygulanması için tanınan süre kısaydı. Ayrıca Avrupa tarzı kıyafetler, Rusya’nın kış şartlarında kullanışsızdı. İnsanlar, sıcak tutan kürkler yerine kısa giysiler ve çoraplar giymek zorunda kaldı. Bunun yanı sıra reformlar, nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan din adamlarına ve köylülere uygulanmadı. Bu durum, sınıfsal farklılıkları artırırken “Avrupalılaşmış modern elitler” ile toplumun geri kalanı arasındaki ayrışmayı derinleştirdi.
Ancak Aliyev, Büyük Petro değil. Azerbaycan da yüzölçümü, jeopolitik ağırlığı ve etkisi bakımından, o dönemde siyasi bir dev hâline gelmekte olan Rus İmparatorluğu ile karşılaştırılamaz. Bu nedenle Aliyev’in başörtüsüne karşı yürüttüğü mücadele, Rus imparatorunun makasından oldukça uzakta kalıyor; her ne kadar ona benzemeye çalışsa da.
Kabul görmeyen protestolar
Azerbaycan’daki okullarda başörtüsünün yasaklanmasına yönelik protestolar, toplumda uzun yıllardır biriken ancak doğrudan eylemlere dönüşmeyen hoşnutsuzlukları da gündeme taşıdı. Bu rahatsızlıklar, Azerbaycan şehirlerindeki göstericilerin attığı bazı sloganlara doğrudan ya da dolaylı biçimde yansıdı.
Eğitimin laikliği ilkesine yönelik itirazların yanı sıra, önceki dönemde yapılan anayasa değişiklikleri de yeniden tartışmaya açıldı. Muhalefet ve toplumun bazı kesimleri bu değişiklikleri, Aliyev ailesinin iktidarını pekiştirmeye yönelik demokratik gerileme adımları olarak değerlendirmişti.
Bu kapsamda cumhurbaşkanının görev süresi uzatılarak beş yıldan yedi yıla çıkarıldı. Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcılığı gibi yeni makamlar oluşturuldu ve bu göreve Cumhurbaşkanı’nın eşi atandı. Ayrıca Cumhurbaşkanı’na parlamentoyu feshetme yetkisi verildi. İzin alınmadan düzenlenen protestolara katılanlara ağır para cezaları ve hapis cezaları öngören yasal değişiklikler de hayata geçirildi.
Bunlara, adaletsiz olduğu düşünülen ekonomi politikalarına yönelik önceki eleştiriler de eklendi. Ülkede İsmayıllı kasabasındaki protestolar ve 2020’de düzenlenen gösteriler gibi çeşitli işçi ve halk eylemleri yaşandı. Bu protestolarda servetin adaletsiz dağılımı, petrol gelirlerinin yönetici elitin elinde toplanması ve yaşam maliyetlerinin yükselmesi eleştirildi.

Söz konusu politikalar nedeniyle düzenlenen gösteriler, polis tarafından sert biçimde bastırıldı. Yüzlerce kişi, izinsiz toplantılar düzenledikleri gerekçesiyle gözaltına alındı. Ancak bu politikalara yönelik hoşnutsuzluk, mevcut protestolarla yeniden yüzeye çıktı.
Çalkantılı bir bölgede büyüyen kartopu
Azerbaycan’da yaşanan gelişmelerin bir başka dikkat çekici yönü de bazı muhaliflere göre olayların, yetkililerin aldığı bütün önlemlere rağmen hızla büyüyen bir kartopu etkisi yaratabilecek olması.
Yetkililerin başvurduğu önlemler arasında, insanların iletişim kurmasını, protesto çağrılarını yaymasını ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşananlardan haberdar olmasını engellemek amacıyla internet hızının düşürülmesi de bulunuyor. Bunun yanı sıra önde gelen aktivistler takip ediliyor ve yüzlercesine karşı sert cezai tedbirler uygulanıyor.
Resmî söylem, alınan kararlardan geri adım atılmayacağını vurgulasa da toplumda mevcut olayların geniş kapsamlı sonuçlar doğurabileceğine ilişkin kanaat güçleniyor. Buna karşılık yetkililer, protestoların zamanla etkisini yitireceğinden emin görünüyor.
Parlamentonun Kamu Birlikleri ve Dinî Kurumlar Komitesi Başkanı Fazıl Mustafa, “Hiçbir şey olmayacak” diyerek okullarda başörtüsünün yasaklanması gerektiğini savundu. Mustafa, başörtüsünün yabancı ülkelerin Azerbaycanlı gençleri kendi ideolojileriyle “zehirlemesine” imkân verdiğini öne sürdü.
Prime TV’nin Başkanı Aygün Muradkhanlı ise protestolara katılan ebeveynleri “Selefiler ve İran ajanları” olarak nitelendirdi.
Muradkhanlı, şu ifadeleri kullandı:
“Okullarda başörtüsü yasağına karşı çıkan göstericilerin çoğunun İran’la bağlantıları var. Diğer bazı göstericiler de Selefi ve belirli merkezlerle bağlantılı olduklarına şüphe yok. Sosyal medyada bu meseleyi abartanlar, çocuklarının eğitimiyle, özellikle de kızlarının eğitimiyle ilgilenmiyor. Onları zaten okullara göndermiyorlar; Bakü’nün varlıklı mahallelerinde kendilerine ait okulları var. Bunu herkes biliyor ancak hükümet nedense bilmiyormuş gibi davranıyor.”
Atlas Siyasi Araştırmalar Merkezi Başkanı İlhan Şahin Oğlu ise NG haber sitesine yaptığı açıklamada, Azerbaycan’ın laik bir İslam ülkesi olduğunu, dinî ibadetlerin özgürce yerine getirildiğini ve cami sayısının sürekli arttığını söyledi. Bununla birlikte İran dâhil bazı ülkelerin Azerbaycanlı Müslümanlar üzerindeki nüfuzlarını artırdığını ve bunun toplumdaki aşırılıkçı eğilimleri körüklediğini ileri sürdü.
Şahin Oğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Azerbaycanlı yetkililer ve laikliği destekleyen vatandaşlar bu durumdan endişe duyuyor. Okullarda başörtüsünün yasaklanması, aşırılıkçı güçlerin ortaya çıkarılması için kullanılabilir. Dindar ailelerin önünde iki seçenek var: Ya kızlarının okul üniforması giymesine izin verecekler ya da onları okula göndermeyecekler. Azerbaycan hükümeti geri adım atmayacak.”
Muhalefetle mücadele
Buna karşılık Kafkasya uzmanı Vladimir Novikov, başörtüsü yasağının Azerbaycan’da muhalefetle mücadele politikasının bir parçası olduğunu düşünüyor.
Novikov, şu değerlendirmede bulundu:
“Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, laik muhalefet sorununu çözmeyi daha önce başarmıştı. Ancak halkın hoşnutsuzluğu artık dinî meseleler etrafında yoğunlaşmaya başladı. Dolayısıyla Aliyev bu alana da saldırıyor ve böylece iktidarını güçlendiriyor. Aynı zamanda bu sürecin kendiliğinden geliştiğini, ancak bundan çıkarı bulunan aktörlerin de olduğunu belirtmek gerekiyor.”
Örneğin Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Başdanışmanı Oktay Saral, söz konusu uygulamaya açıkça karşı çıktı. Ayrıca Haydar Aliyev döneminde öne çıkan eski elitler arasında da bazı huzursuzluklar yaşanıyor.
Genel olarak başörtüsü meselesinin tek başına ülkenin istikrarını tehdit edecek sonuçlara yol açması düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Bununla birlikte Azerbaycan’da yeni bir gerilim hattının ortaya çıktığı ve varlığını sürdürmeye devam edeceği açık.
Burada asıl önemli nokta, İran’a, Türkiye’ye ve İran’ın müttefiki olarak nitelendirilen Ermenistan’la tarihsel anlaşmazlığa giderek daha fazla atıfta bulunulması. Bu durum, Azerbaycan’daki iç gelişmelere, bölgenin yoğun çalkantılardan geçtiği bir dönemde, bölgesel bir boyut kazandırıyor.
Azerbaycanlıların bir bölümü, Bakü’nün İran politikasını eleştiriyor. İran’da, nüfusun yaklaşık dörtte birini oluşturan önemli bir Azerbaycan Türkü topluluğu yaşıyor. İran’da Farslardan sonra en büyük ikinci etnik topluluğu oluşturan Azerbaycan Türklerinin varlığı, Bakü ile Tahran arasındaki tarihsel gerilimin başlıca nedenlerinden biri oldu. Tahran, bu büyük nüfus grubunun kendi politikalarına karşı kullanılmasından endişe duyuyor.
Bölgeyi çevreleyen çalkantılar dikkate alındığında daha önemli bir başka husus da Bakü’nün son yıllarda İsrail’le yakınlaşmaya yönelik aktif bir politika izlemesi. Bazı muhaliflere göre Azerbaycan, “bölgesel düzeyde İran’la mücadelede öncü bir güce” dönüştü.

İsrail’in Azerbaycan’daki siyasi nüfuzu ileri seviyelere ulaşmış durumda. Ülke, güvenlik, istihbarat, askerî ilişkiler ve ekonomi alanlarında İsrail’in bölgedeki başlıca ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.
Dikkat çekici olan ise Azerbaycan’daki laiklik politikalarının geliştirilmesinde ve okullarda başörtüsünün yasaklanmasına ilişkin son kararlarda İsrail’in rolü bulunduğuna dair herhangi bir kanıt olmamasına rağmen, Tel Aviv’in mevcut krizi fiilen derinleştiren kararlar alınması için Azerbaycan hükümetini etkilediği yönündeki suçlamaların gündeme gelmesi.
Azerbaycanlı muhalifler, Bakü ile Tahran arasındaki ilişkilerin uzun zamandır İsrail açısından bir endişe kaynağı olduğunu söylüyor. İsrail yanlısı medya kuruluşlarının, Azerbaycan’daki İslam karşıtı tutumları öne çıkararak ve Bakü ile Türkiye ve İran’daki kamuoyunu kasıtlı biçimde karşılaştırarak ülkenin Müslüman komşularıyla bölgesel ilişkilerini zayıflatmaya çalıştığını ileri sürüyorlar.
Bazı çevreler ise İsrail’in yaklaşımını, Azerbaycan Cumhuriyeti’ni Tel Aviv’le uyumlu, bütünüyle laik bir kimliğe yöneltmeyi amaçlayan daha geniş kapsamlı bir senaryonun parçası olarak değerlendiriyor.
Türkiye ve “iki devlette bir millet” anlayışının geleceği
Burada bölgesel politikalarla ilgili, en az diğerleri kadar önemli bir unsur daha öne çıkıyor. Azerbaycan ile Türkiye arasındaki yakın ilişkiyi tanımlayan “iki devlette bir millet” söylemi, Azerbaycan’da laikliğin dayatılmasına yönelik politikalar nedeniyle ciddi bir sınavla karşı karşıya görünüyor.
Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde Bakü’nün başörtüsü politikalarına karşı düzenlenen protestolar, bu sınavın bir yönünü ortaya koydu. Buna ek olarak Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerilimin tırmanması, Azerbaycan’ı hem ortak hem de “kardeş” ülke olarak konumlandıran ilişkiler hakkında giderek daha fazla soru işaretine yol açıyor.
Bu noktada, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un kısa süre önce Bakü’de düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) zirvesindeki konuşmasına Türkiye ve Azerbaycan’ın verdiği tepkileri karşılaştırmak yeterli.
Türkiye heyeti, Herzog’un konuşması sırasında salonu terk ederken İsrail Cumhurbaşkanı Azerbaycan’ın başkentinde büyük bir coşkuyla karşılandı.


