Fransa cumhurbaşkanlarının benimsediği bir kural, ülke dışında düzenledikleri basın toplantılarında Fransa’nın iç meselelerini gündeme getirmekten kaçınmalarıdır. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da daha önce birçok kez bu geleneğe bağlı kalmıştı. Ancak Macron, Katar’a gerçekleştirdiği devlet ziyaretinin sonunda Doha’da düzenlediği basın toplantısında bu teamülün dışına çıktı. Geçen cumartesi Fransa’nın başlıca kentlerinde yaşanan ve ertesi gün Paris’te de tekrarlanan kargaşa, şiddet ve yağma olayları hakkında uzun uzun konuştu.
Fransa’nın içinde bulunduğu durumu dünyaya yansıtan tablonun son derece kötü olması ve Macron’un hem ülke içine hem de dışarıya, durumun yeniden kontrolden çıkmasına izin verilmeyeceği ve kanunları çiğneyenlere karşı sert önlemler alınacağı mesajını vermek istemesi nedeniyle, kendisine yöneltilen bütün soruları yanıtladı. Macron, Körfez turuna çıkmadan önce hükümete bir yol haritası sunduğunu ve hükümetin bu haritayı uygulamak için çalıştığını vurguladı.
Dışarıdan gelen eleştirilere yanıt
Ancak Fransa Cumhurbaşkanı bununla yetinmedi ve ülkesini hedef alan dış kaynaklı yorumlara sert biçimde yanıt vermeye özen gösterdi. İsim vermeden ABD ve Rusya cumhurbaşkanları ile İsrail başbakanına seslenen Macron, yaşanan olaylardan yararlanarak sahte haberler, söylentiler ve yapay zekâyla üretilmiş videolar yayanları da eleştirdi.

Macron, bu kişilerin kabul edilemez olduğu kadar aptalca yorumlarda bulunduğunu söyledi. Macron sözlerine şöyle devam etti:
“Bazı kişiler Fransa’yı hedef alarak kendi kampanyalarını yürütüyor. Bölgede veya Atlantik’in diğer yakasında seçim kampanyası atmosferi içinde yaşayan liderler var. Bu kişiler bazen saflıklarından dolayı yapay zekânın ürettiği içerikleri tekrarlıyor, bazen de bazı çevrelerin insanları inandırmak istediği şeyleri aktarıyor.”
Fransız kentlerinin sokak ve meydanlarında pazartesi gününden itibaren yeniden sükûnet sağlandı. Yetkililer, hassas olarak nitelendirilen mahallelerde sokağa çıkma yasağı uygulamaya koydu. Fransa genelindeki yargı sistemi de kamuya ait alanları ve özel mülkleri hedef alan isyan ve yağma olaylarına karışanları cezalandırmak amacıyla tüm kapasitesiyle çalışıyor. Adalet Bakanı Gérald Darmanin’in, kamu düzenini bozanlara karşı sert davranılması yönündeki çağrısına da bu çerçevede yanıt veriliyor.
Ancak sokaklarda yeniden sükûnetin sağlanması, her şeyin normale döndüğü anlamına gelmiyor. Küllerin altında ateş hâlâ yanıyor.
Sarı Yelekliler Hareketi, protestoların ikinci aşaması kapsamında gelecek cumartesi ve ertesi gün Paris’te büyük bir yürüyüş düzenlenmesi çağrısında bulundu. Hareket, akaryakıt fiyatlarının aşırı yükselmesini, hayat pahalılığını ve toplumun en kırılgan kesimlerinin satın alma gücündeki düşüşü protesto etmeyi amaçlıyor.
Bir aydan uzun süre önce başlayan öğrenci hareketinin taleplerini yeniden gündeme getiren öğrenci grupları da protestolara katıldı. Öğrenciler, ortaöğretime daha fazla yatırım yapılmasını, görevde olmayan öğretmenlerin yerine yedek öğretmenlerin görevlendirilmesini, okulların fiziki koşullarının iyileştirilmesini ve üniversite aşamasında öğrencilerin mevcut bölümlere yönlendirilmesi sisteminin kaldırılmasını talep ediyor.
Komünist Partiye yakın Genel İş Konfederasyonu’nun Genel Sekreteri Sophie Binet de 5 Kasım’dan itibaren süresiz grev çağrısında bulundu.
Başbakan Sébastien Lecornu ile sendikalar arasında gerçekleştirilen toplantının ardından konuşan Binet, başbakanın işçilerin ve öğrencilerin taleplerine karşılık somut hiçbir girişim önermediğini söyledi. Bu nedenle yeni bir yola, yani süresiz greve başvurulması gerektiğini ifade etti.
Yetkililer güvenlikteki aksaklıkları gidermeye çalışıyor
Yukarıda sıralanan gelişmeler ışığında gelecek cumartesi, hükümetin geçen cumartesi ve pazar günleri boyunca kontrolden çıkan güvenlik durumunu yeniden denetim altına alma kapasitesi açısından yeni bir sınav olacak.

Macron, çarşamba günü Doha’dan yaptığı açıklamada, yaklaşan protestolarda kargaşa çıkarmaya çalışanların bunu başaramayacağını söyledi. Cumhurbaşkanı ayrıca, devletin en üst kademesinde güvenliğin sağlanması için gerekli araçların kullanılmasında hiçbir tereddüde yer verilmemesi gerektiğini vurguladı.
Macron’un sözleri, yeni güvenlik tedbirlerinin etkili olacağına duyduğu güveni yansıtıyor. Elysee Sarayı’ndan ayrılmasına 200 günden az bir süre kalan Fransa Cumhurbaşkanı’nın, ülkeyi kargaşanın sardığı bir dönemde görevini bırakmış olmakla eleştirilmek istemediği açık.
Son günlerde Macron’un taleplere yaklaşımı giderek daha fazla eleştiriliyor. Bu eleştiriler, ortaöğretim ve üniversite öğrencilerinin yanı sıra kamu ve özel sektördeki çalışanlarla işçi sendikalarından geliyor.
Hükümet 2027 yılına yönelik kemer sıkma bütçesini parlamentodan geçirmeye çalışırken, Fransa’nın kamu borcu eşi görülmemiş bir düzeye, 3 trilyon 600 milyar avroya ulaştı. Faiz oranlarının da yüzde 5’in üzerinde seyretmesi, ekonomik baskıyı artırıyor. Taleplere karşılık verilmesi, hükümetin elinde bulunmayan milyarlarca avroluk ek kaynak gerektiriyor.

Macron’a yöneltilen eleştirilerden biri de mal ve hizmet fiyatlarındaki yaygın artışın yol açtığı kriz ortamında, dile getirilen taleplerin nasıl karşılanacağına ilişkin somut bir tedbir açıklamamış olması.
Paris Emniyet Müdürlüğü’nün, Sarı Yelekliler Hareketi’nin cumartesi günü başkent merkezindeki Cumhuriyet Meydanı ile Opera Meydanı arasında düzenlemek istediği yürüyüşe izin verip vermeyeceği henüz bilinmiyor. Oysa geçen cumartesi yaşanan şiddet olayları tam da Cumhuriyet Meydanı’ndan başlamıştı.
Paris Emniyet Müdürlüğü, çarşamba günü aldığı kararla hassas bölgelerde saat 23.00 ile 06.00 arasında sokağa çıkma yasağı ve izinsiz toplanma yasağı ilan etti. Söz konusu bölgeler arasında cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık konutları, parlamentonun iki kanadı, Şanzelize Caddesi, Les Halles olarak bilinen merkezî meydan, tren istasyonları ve şiddet olaylarının yaşandığı kritik noktalar bulunuyor.
Yasağın hafta boyunca ve hafta sonu da sürdürülmesi bekleniyor. Lyon, Marsilya ve Bordeaux gibi kentlerde de benzer önlemler uygulanıyor.
Cumartesi günü düzenlenmesi planlanan gösteriler öncesinde İçişleri Bakanlığı, güvenliğin sağlanmasında ihmal gösterildiği yönündeki eleştirilerin önüne geçmek amacıyla güvenlik güçlerinin sahadaki varlığını artırmaya karar verdi. Bakanlık, jandarmaya ait helikopterlerden, insansız hava araçlarından ve 2015’te Fransa’yı hedef alan terör saldırılarının ardından devreye sokulan askerî birliklerden yararlanabilecek.
Geçen pazar günü güvenliğin sağlanmasındaki başarısızlık nedeniyle Cumhurbaşkanı’na istifasını sunan İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’in, benzer bir güvenlik zaafiyetinin tekrarlanmaması için hiçbir çabadan kaçınmayacağı değerlendiriliyor. Güvenlikteki başarısızlık, Fransa’da sağ ve sol siyasi kesimlerin yanı sıra cumhurbaşkanlığı ve hükümetin de büyük ölçüde ortak bir değerlendirmede buluştuğu nadir konulardan biri olarak öne çıkıyor.
İçeride ve dışarıda itibar kaybı
Le Monde gazetesi, ‘Macron’un imajı dışarıda çöküyor’ başlıklı başyazısında, kitlesel protestoların ve bunlara eşlik eden şiddet olaylarının Macron’un imajına zarar verdiğini ve Fransa’nın düşmanlarına malzeme sağladığını yazdı.
Şarku’l Avsat’ın Le Monde’den aktardığı habere göre Macron’un cumhurbaşkanlığında geçirdiği yaklaşık on yılın bilançosu giderek ağır bir biçimde sorgulanıyor. Ülke içinde Macron’un kamuoyu desteği daha önce görülmemiş düzeylere geriledi.

Macron’u destekleyen merkez siyasi blokun önde gelen iki ismi, Ufuklar Partisi’nden Édouard Philippe ile Rönesans Partisi’nden Gabriel Attal da hükümetin geçmişteki icraatlarını sahiplenmekten kaçınıyor. Her ikisi de daha önce başbakanlık görevinde bulunmuştu. İki siyasetçi, yalnızca ortak yönetim döneminin bilançosunu üstlenmekten kaçınmakla kalmıyor, mevcut cumhurbaşkanını eleştirmekten de geri durmuyor.
Macron’a yöneltilen başlıca iki eleştiri bulunuyor.
İlki, çok sayıda toplumsal kesimin taleplerine yanıt verecek bir yaklaşım geliştirememesi. Bu kesimler arasında, gösterileri sırasında sert müdahalelere maruz kalan ortaöğretim öğrencileri de yer alıyor. Söz konusu öğrenci gösterilerinde şiddet olaylarının yalnızca sınırlı ölçüde yaşandığı belirtiliyor.
İkinci eleştiri ise kamu maliyesindeki kötüleşme. Devletin mali durumundaki bozulmanın Fransız finans sistemini tehdit ettiği, hatta bunun ortak Avrupa para birimi ve Avrupa finans sisteminin bütünü üzerinde sonuçlar doğurabileceği uyarıları yapılıyor.
Son olarak Macron, iktidarının aşırı sağ partilerin önünü keseceğini ve özellikle Marine Le Pen’in liderliğindeki Ulusal Birlik Partisi’nin yükselişini durduracağını Fransızlara vaat etmişti. Ancak kamuoyu yoklamalarının tümü, Le Pen’in Elysee Sarayı’na ulaşabileceğine işaret ediyor. Bu durum, Macron açısından büyük ve yeni bir başarısızlık anlamına geliyor.


