Afrika ikinci Rusya- Afrika zirvesinden nasıl yararlanır?

Gıda güvenliği ve Wagner’in geleceği, St. Petersburg toplantısının ana gündemini oluşturuyor.

Afrikalı liderler, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Soçi’deki ilk zirvelerinde (Rusya Devlet Başkalığı)
Afrikalı liderler, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Soçi’deki ilk zirvelerinde (Rusya Devlet Başkalığı)
TT

Afrika ikinci Rusya- Afrika zirvesinden nasıl yararlanır?

Afrikalı liderler, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Soçi’deki ilk zirvelerinde (Rusya Devlet Başkalığı)
Afrikalı liderler, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Soçi’deki ilk zirvelerinde (Rusya Devlet Başkalığı)

Karmaşık bir uluslararası sahne ortasında St. Petersburg şehri, 27- 28 Temmuz tarihleri arasında ikinci Rusya- Afrika zirvesine ev sahipliği yapacak. Toplantı gündeminin ön sıralarında ise gıda güvenliği ve Wagner Grubu’nun Afrika’daki geleceği yer alıyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı Özel Misyonlar Büyükelçisi ve Rusya- Afrika Ekonomik ve İnsani İşbirliği Forumu Genel Sekreterliği Başkanı Oleg Ozerov’a göre zirve, Rusya ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkileri niteliksel olarak güçlendirmeyi ve Rusya’nın 2019’daki ilk Soçizirvesinde Afrika kıtasına dönüş aşamasından karşılıklı yarar temelinde gelişme aşamasına geçmesini hedefliyor.

Rus yetkili tarafından pazar günü yaptığı açıklamalara göre Rusya- Afrika ilişkileri, 2019’daki ilk zirvenin ardından hızlanan adımlara sahne oldu. Ancak Koronavirüs pandemisinin ve Ukrayna krizinin olumsuz yansımaları, Moskova’ya ikili ilişkileri geniş ölçekte ilerletme fırsatı vermedi.

Zirve programı, Rusya ile Afrika ülkeleri arasındaki işbirliğinin en önemli konularına ilişkin 30’dan fazla tartışma oturumu ve etkinlik içeriyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı Afrika Dairesi Başkan Yardımcısı AleksandrPolyakov, ABD’nin Afrika hükümetlerine katılmama yönündeki baskısına rağmen, 49 ülkenin katılımını beklediğini dile getirdi. 

Rusya - Batı rekabeti

Uzmanların Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre zirve, kıtada öncelikle Rus ve Çin nüfuzunu frenlemeyi amaçlayan yeni bir strateji benimsemiş ABD liderliğindeki Rusya ile Batılı güçler arasında, Afrika kıtasında nüfuz için şiddetli bir stratejik rekabetin ortasında geliyor.

Afrika uzmanı Eritreli bir araştırmacı olan Abdulkadir Muhammed Ali, kıtadaki uluslararası rekabetin, Afrikalı liderlere ‘kalkınma süreçlerinde gerekli ortaklıklar ve diğer konularda farklı alternatifler’ sunduğunu söyledi. Muhammed Ali’ye göre bu durum, Afrikalı liderlerin önce Moskova’nın uzmanlık sağlayabileceği Afrika ihtiyaçlarını karşılayan orta ve uzun vadeli planları yapılandırmak için net stratejiler oluşturmasını gerektiriyor.

Rusya’nın bu zirveye ilişkin amaçladıkları arasında, ‘izole etmek değil, Batı sistemi dışında müttefikleri ve dostları olduğu mesajını vermek ve yanında durması veya tarafsız kalması için daha fazla Afrika ülkesini yanına çekmek’ yer alıyor. Aynı şekilde Şarku’l Avsat’akonuşan Abdulkadir Muhammed Ali, “Bunu sağlamak, Batı’nın hibeler, yatırımlar, siyasi yakınlaşma, tecrit ve yaptırım tehditleri karşılığında kıtadaki pozisyonunu değiştirmesi yönündeki baskıları ortasında, habersiz de olsa giderek zorlaşıyor. Bu nedenle Afrika, tüm dünya güçlerinin kendisine olduğu kadar ona da ihtiyaç duyduğu gerçeğinden yola çıkarak düşünmelidir” dedi.

Afrika meseleleri konusunda Mısırlı bir uzman olan Rami Zuhdi, kıta ülkelerini ‘her alanda tüm güçlerle işbirliği için öncelikler belirleyen, görece de olsa üzerinde anlaşmaya varılmış stratejik ilkelere ulaşmaya’ çağırdı. 

Zuhdi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Afrika, her alanda, büyük kıtanın yeteneklerine güvene dayalı olarak tüm taraflarla güçlü müzakere pozisyonlarına bağlı kalmalıdır” dedi. 

Şanghay Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında doktora araştırmacısı olan Hasan Aydın, “Rusya- Ukrayna savaşı gibi istisnai durumların gölgesinde kalan bu zirveler ve toplantılar, iki ucu keskin kılıç gibidir. Afrika’nın savaşın bir sonucu olarak maruz kaldığı doğrudan sonuçlardan bahsetmek, sürdürülebilir işbirliğini bir öncelik olarak geri plana atıyor” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan Aydın, “Afrikalı liderler, gelecekteki stratejik müzakerelere odaklanmalıdır. Bu da Afrika kurumlarının liderlerinin ve kıta liderlerinin davranış biçimlerinde büyük değişiklikler gerektiriyor. Ayrıca Uluslararası koşullar ne olursa olsun, elbette acil durumu göz ardı etmeden, halklarının çıkarlarını korumayı garanti eden gündemler ve planlar benimsemelidirler” dedi. 

Gıda güvenliği

Afrika’nın Moskova’nın tahıl anlaşmasından çekilmesinin etkilerinden duyduğu korku ve ilgili uluslararası kuruluşların kıtlık ve bu çekilme sonucunda kıtayı etkileyen büyük riskler konusundaki uyarıları ortasında, gıda güvenliği dosyasının zirve tartışmalarına hâkim olması bekleniyor.

Kazablanka’daki II. Hasan Üniversitesi’nde iş hukuku ve ekonomi profesörü olan Bedr ez-Zaher el-Ezrak, zirve tartışmalarına kıtanın Rusya- Ukrayna savaşı nedeniyle maruz kaldığı gıda güvenliği sorunlarının hâkim olacağına dikkati çekti. Bedr ez-Zaher el-Ezrak, “Afrikalı liderler, halklarının gelecekte kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan çatışmalar için resmi garantiler ve anlaşmalar yoluyla bedel ödemeyeceğinden emin olarak çıkarlarını garanti altına alıyor” dedi. 

Ezrak, “Moskova ile bu tür bir anlaşmaya varılsa bile Afrikalı liderler, kaynaklarını Brezilya, Hindistan, Çin ve benzeri çatışmalardan uzak diğer ülkelerden ve güçlerden çeşitlendirerek temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamalıdır” şeklinde konuştu. 

Abdulkadir Muhammed Ali ise zirvenin, Afrika ülkeleri için Rusya ile başta buğday ve temel ürünler olmak üzere gıda maddelerine erişimi garanti eden bireysel anlaşmalar yapma fırsatı sunduğuna inanıyor. Ayrıca Muhammed Ali’ye göre bu bireysel anlaşmalar, gübre gibi tarımsal gereksinimlerin yanı sıra, Rusya’nın ihracat ihtiyacı ve isteği göz önüne alındığında ve birçok nedenden dolayı iptal edilebilecek uluslararası anlaşmalara bağlı olmaksızın rekabetçi fiyatlar ve tekliflere erişimi de garanti edecek. 

Askeri nüfuz ve güvenlik

Moskova’nın askeri ve güvenlik işbirliği açısından Afrika’daki büyük Rus nüfuzuna rağmen Afrika, Wagner grubunun Rusya’da başlattığı başarısız isyanın gelişmelerini en hevesle izleyenler arasındaydı. Wagner’e bağlı güçler birçok ülkede alenen veya gizli olarak faaliyet gösteriyor. 

Muhammed Ali, Moskova’nın zirve sırasında Afrikalı liderleri, ana aracı Wagner şirketinin faaliyetleri olan jeopolitik nüfuzunu genişletmeye ikna etmeye çalışacağına dikkati çekti. Muhammed Ali, “İsyan girişiminin sonuçları henüz netlik kazanmamış olsa da Moskova’nın diğer güvenlik şirketleriyle ve hatta dış varlık konusunda Wagner ile anlaşarak kıta üzerindeki etkisini sürdürmeye çalışması muhtemeldir. Wagner ile anlaşmanın mümkün olmaması durumunda Moskova, Afrikalı liderleri Wagner’in kendi ülkelerindeki varlığını baltalamaya ikna etmeye çalışacak. Ancak bunu Rus etkisinin sürekliliğini garanti edecek şekilde diğer Rus güvenlik şirketleriyle değiştirmek şartıyla yapacaktır” açıklamasında bulundu. 

Öte yandan Afrika meseleleri konusunda Moritanyalı bir uzman olan Muhammed el-Emin Velid ed-Dah, “Moskova, Wagner veya benzeri bir şeye dayanan jeostratejik yaklaşımından vazgeçtiğini duyurmak ve dost liderlerle alternatif mekanizmalar üzerinde müzakere etmek için zirveden faydalanmalıdır. Çünkü Wagner, isyandan önce bile tamamen gözden düşmüştü. Mali, Burkina Faso ve Orta Afrika ülkelerindeki varlığı, asıl amacı bu ülkelerin liderleriyle siyasi ve maddi çıkarlar sağlamak olduğu kadar vatandaşlar için bir güvenlik sağlamadı” dedi.

Velid ed-Dah, “Sorumluluk, diğer güçlerle işbirliği yapma arzusu nedeniyle herhangi bir gücün tehdidine varan baskılara veya koşullara boyun eğmeden çeşitli güçlerle çeşitli ve çoklu güvenlik ortaklıkları kurması gereken Afrikalı liderlerin elindedir” şeklinde konuştu. 

Hasan Aydın ise Rusya’nın kıta ile ilişkisinde olumlu bir faktör olduğuna dikkati çekerken, “Rusya yönetimi rejimler ve hükümetler üzerinde idealizmden ve cezalandırıcı politikalardan uzak gerçekçi bir yaklaşım sergilemeye çalıştığı için demokrasi, insan hakları ve benzeri alanlarda kendisine gündemini dayatan ülkelerin içişlerine karışmamaktadır” dedi. Aydın’a göre istikrarsız ülkelerdeki Afrikalı liderlerle yakınlaşma, halkın bu tür bir işbirliğinin geleceğinden memnun olması anlamına gelmediği için Rusya’nın bu yaklaşımının riskleri var. Bu nedenle Moskova’nın, sürdürülebilir bir şekilde fikir birliğine varılabilecek meşru ortaklara ve liderlere ulaşmak için bu zirvede Afrika ülkeleriyle iyi yönetişim, kapsamlı kalkınma ve çoğu Afrika ülkesinin mustaripolduğu etnik ve ırksal çatışmaların üstesinden gelinmesine yardım alanlarında işbirliği formülleri başlatması gerekiyor. 

Ekonomi ve kalkınma

Son yıllarda kıtadaki Rus nüfuzunun artmasına rağmen, ekonomik katılımının ölçeği bu etkiyle orantılı değil. Ezrak, yaptığı açıklamada “Moskova ile kıta arasında uzun vadeli ortak planların çizilebileceği geniş ekonomik işbirliği alanları var. Örneğin, madencilik endüstrileri, fosil enerji endüstrileri, nükleer enerji teknolojisi, yenilenebilir enerji, tarım teknolojisi ve ayrıca altyapı ve ulaşım projeleri” dedi.

Bedr ez-Zaher el-Ezrak, “Rusya, özel sektörünü kıtada yalnızca güvenlik veya siyasi nüfuza bağlı olmayan rekabetçi bir şekilde yatırım yapmaya zorlamalı. Ancak bu rekabet, Çin’in büyük varlığının yanı sıra devasa ekonomilerine sahip Batı ve ABD’nin varlığı ışığında zor bir görev olacak” ifadelerini kullandı. 

Öte yandan Zuhdi ise, “Rusya, her şeye ihtiyacı olan ülkeler de dahil olmak üzere elliden fazla ülkenin bulunduğu bir kıtada, başta Cezayir, Mısır ve Güney Afrika olmak üzere dört beş ülkeye odaklanmaya dayalı ekonomik yaklaşımını sürdüremez. Moskova’nın sunabileceği çok şey var” şeklinde konuştu.



ABD raporu: Etiyopya askeri üssü Hızlı Destek Kuvvetleri’ne destek sağlıyor

Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki bir kampı gösteren uydu görüntüsü, 22 Ocak 2026 (Reuters)
Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki bir kampı gösteren uydu görüntüsü, 22 Ocak 2026 (Reuters)
TT

ABD raporu: Etiyopya askeri üssü Hızlı Destek Kuvvetleri’ne destek sağlıyor

Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki bir kampı gösteren uydu görüntüsü, 22 Ocak 2026 (Reuters)
Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki bir kampı gösteren uydu görüntüsü, 22 Ocak 2026 (Reuters)

ABD’deki Yale Üniversitesi’ne bağlı bir araştırma birimi tarafından yayımlanan raporda, Sudan sınırına yakın bir Etiyopya askeri üssünün Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) destek sağladığı öne sürüldü. Üniversitenin Halk Sağlığı Fakültesi bünyesindeki İnsani Araştırmalar Laboratuvarı, uydu görüntüleri ve veri analizlerinin, 2025 Aralık ayı sonundan 2026 Mart ayı sonuna kadar Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesine bağlı Assosa’daki bir askeri üste ‘HDK’ye askeri yardım sağlanmasıyla uyumlu faaliyetler’ tespit edildiğini bildirdi.

Sudan ordusu ise geçen ay, Nisan 2023’ten bu yana çatışma halinde olduğu HDK’yi, ‘Etiyopya toprakları içinden’ insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlemekle suçlamıştı. Bu açıklama, Etiyopya’nın çatışmaya dahil olduğu yönündeki ilk açık suçlama olarak kayda geçmişti. Etiyopya ise söz konusu iddiaları ve HDK’ye ait kamplara ev sahipliği yaptığı yönündeki suçlamaları reddetti.

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Port Sudan’a insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırının ardından yükselen alevler ve duman (Reuters)Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Port Sudan’a insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırının ardından yükselen alevler ve duman (Reuters)

Yale Üniversitesi’ne bağlı laboratuvardaki araştırmacılar, elde ettikleri bulguların, HDK’nin Sudan’ın güneydoğusundaki Mavi Nil eyaletine yönelik saldırılarının Etiyopya içinden düzenlendiğine dair ‘beş aylık süreçte açık görsel kanıt’ sunduğunu belirtti. Araştırma ekibi, araç taşımaya yönelik özel kamyonların söz konusu üsse düzenli olarak giriş yaptığını ve burada silahlı gruplar tarafından yaygın biçimde kullanılan hafif pikap türü araçları boşalttığını tespit etti. Laboratuvar, kullanılan araçların Etiyopya ordusunun envanteriyle örtüşmediğini, buna karşılık Mavi Nil eyaletinde faaliyet gösteren HDK unsurlarına yapılan sevkiyatlarda daha önce de gözlemlendiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın rapordan aktardığına göre bazı araçların daha sonra ağır makineli tüfek taşıyabilecek platformlarla donatıldığı ifade edildi. Ayrıca benzer araçların, Assosa’ya yaklaşık 100 kilometre mesafedeki stratejik sınır kasabası Kurmuk çevresindeki çatışmalardan elde edilen görüntülerde de görüldüğü belirtildi.

Son dönemde Kurmuk çevresinde çatışmaların şiddetlendiği kaydedilirken, bölgenin önemli bir askeri nokta olduğu vurgulandı. Bu yıl Mavi Nil eyaletinde yaşanan çatışmalar nedeniyle yaklaşık 28 bin kişinin yerinden edildiği, bunların 10 binden fazlasının Kurmuk’tan olduğu belirtildi. Eyalette kontrolün Sudan ordusu ile Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey’le (SPLM-N) ittifak halindeki HDK arasında bölündüğü ifade edildi.

HDK ise son dönemde bölgede ilerleme kaydettiklerini duyurdu.

Yale Üniversitesi’ne bağlı İnsani Araştırmalar Laboratuvarı, Assosa’daki askeri üste artan lojistik hareketlilik tespit edildiğini bildirdi. Buna göre üsse kargo konteynerleri, yakıt tankları ve yaklaşık 150 kişiyi barındırabilecek çadırlar getirildi. Ayrıca Etiyopya ordusuna ait standart işaretlerle örtüşmeyen beyaz zırhlı araçlar ile sivil nakliye kamyonlarının sık hareketliliği gözlemlendi.

Ayrı bir gelişmede, uydu görüntülerinin Assosa Havalimanı’nda önemli bir genişlemeye işaret ettiği kaydedildi. Bu kapsamda yeni bir uçak hangarı, beton platform ve savunma amaçlı muharebe mevzileri inşa edildiği belirtildi. Daha önce AFP tarafından analiz edilen görüntülerde de geçmişte İHA üssü olarak kullanılan havalimanında dikkat çekici bir geliştirme süreci yaşandığı ortaya konmuştu.

Öte yandan HDK ve Sudan ordusundan kaynaklar, AFP’ye yaptıkları açıklamada, geçen yıl binlerce savaşçının Etiyopya’ya gönderildiğini ifade etti.


Ankara, Somali'de Afrika Boynuzu'na adım attı

Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)
Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)
TT

Ankara, Somali'de Afrika Boynuzu'na adım attı

Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)
Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)

Mahmud Ebu Bekir

Türkiye-Somali ilişkileri son dönemde, özellikle askeri ve güvenlik alanındaki iş birliği ile petrol arama yatırımları konusunda kayda değer bir gelişme gösterdi. Bu durum, genel olarak Afrika Boynuzu bölgesinde ve özel olarak Somali’de Türkiye’nin projesine ilişkin birçok soruyu gündeme getiriyor. Bu projenin sadece ikili iş birliğiyle sınırlı mı olduğu, yoksa Aden Körfezi ve Kızıldeniz bölgelerindeki gerginliklerle ilgili daha kapsamlı bir bakış açısı çerçevesinde Türkiye'nin rolünün yeniden düzenlenmesiyle mi bağlantılı olduğu merak uyandırıyor. Bu durum, özellikle Husi hareketinin ABD-İsrail-İran çatışmasına dahil olması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz veya Aden Körfezi'nde bir deniz çıkışı kurma projesini açıklamasından sonra bölgeyi saran gerilimler göz önüne alındığında daha da önem kazanmıştır. Ankara, Etiyopya'nın ayrılıkçı Somaliland bölgesi hükümetiyle imzaladığı "Mutabakat Zaptı"nın dondurulmasında kilit rol oynamıştır. Bu mutabakat zaptı, Addis Ababa'ya Somali kıyılarına erişim izni verilmesi karşılığında kuzey Somali bölgesinin bağımsızlığının tanınmasını amaçlamış ve Mogadişu ile Addis Ababa arasında diplomatik bir krize yol açmıştır.

Askeri görüşmeler

Bu bağlamda, Somali Kara Kuvvetleri Komutanı General Sahal Abdullah Ömer, iki ülke arasındaki askeri iş birliğini güçlendirmek amacıyla üst düzey bir ikili toplantıda Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ile bir araya geldi.

Görüşmeler sırasında iki askeri yetkili, Aden Körfezi bölgesinde ortak operasyonel koordinasyonun güçlendirilmesi, Somali Ulusal Ordusu'nun kapasitesinin geliştirilmesi, strateji ve savunma planlaması alanlarında iş birliği çabalarının yoğunlaştırılması gibi birçok önemli konuya odaklandı.

Bir Somali haber sitesi, görüşmelerin özellikle Somali ordusu için devam eden eğitim programlarının hızlandırılmasına, ordunun hazırlık durumunun iyileştirilmesine ve Aden Körfezi ile Kızıldeniz'in güney kesimindeki mevcut güvenlik sorunlarına daha iyi yanıt verebilmek için askeri prosedürlerin güncellenmesine odaklandığını belirtti.

Petrol yatırımları

Bu gelişme, Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Arslan Bayraktar’ın, Türk sondaj gemisi Çağrı Bey’in cuma günü Somali’ye vararak ilk açık deniz sondaj çalışmalarına başlayacağını duyurmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Bakan Bayraktar, Somali'den çıkarılan petrolün Somali, Doğu Afrika ve Türkiye'ye büyük fayda sağlayacak bir projede kullanılacağını ifade etti.

Peki Türk varlığı, Afrika Boynuzu bölgesinde ve Babu’l-Mendeb Boğazı girişlerinde bir istikrar faktörü oluşturuyor mu? Bu varlık, bağımsız olarak mı, yoksa İran ve Arap Körfezi bölgesinde devam eden savaş kapsamında daha fazla çatışmaya sahne olmaya aday bu bölgedeki uluslararası güvenlik dinamiklerinin bir parçası olarak mı değerlendirilmeli?

Çok yönlü iş birliği

Afrika Boynuzu işleri uzmanı Abdurrahman Ebu Haşim, Somali-Türkiye ilişkilerinin ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarını kapsayan ve birbiriyle iç içe geçmiş çok yönlü iş birliğinin Afrika Boynuzu bölgesindeki en önemli örneklerinden biri olduğunu belirtti.

Ebu Haşim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Somali'nin başkenti Mogadişu'ya yaptığı ziyaretin, on yıllardır Mogadişu'ya yapılan ve cumhurbaşkanı düzeyinde Afrika’ya yapılan ilk ziyaret olduğunu, bu adımın Türkiye'nin Somali'ye olan ilgisinin arttığını yansıttığını belirtti.

Güvenlik alanında ise Türkiye'nin Mogadişu'da açtığı Somali-Türk Görev Kuvveti (TÜRKSOM) askeri eğitim üssünün, ordunun yeniden inşasını amaçlayan uzun vadeli programlar kapsamında Somali Silahlı Kuvvetleri’nin eğitimini denetlediğini belirten Ebu Haşim, son dönemde Türk Donanması'nın Somali'nin bölgesel sularının güvenliğini desteklemeye katılmasıyla iş birliğinin daha da güçlendiğini söyledi.

Ekonomik düzeyde ise iş birliğinin büyük bir büyüme kaydettiğini belirten Ebu Haşim, Türk şirketleri altyapı ve yeniden inşa projelerine katılıyor, ticaret hacmi artıyor ve petrol arama dahil olmak üzere enerji sektörüne olan ilgi giderek yoğunlaşıyor. Eğitim alanında ise Türk üniversitelerinin, iki ülke arasındaki kültürel ve bilgi bağlarını güçlendirmek amacıyla burs programları aracılığıyla Somalili öğrencilere geniş fırsatlar sunduğunu ifade etti.

Karmaşık bir bölgesel bağlam

Türkiye-Somali ortaklığının karmaşık bir bölgesel bağlamda ortaya çıktığını söyleyen Ebu Haşim’e göre Somali, özellikle bazı uluslararası aktörlerin Mogadişu'daki federal hükümetle koordinasyon kurmadan Somaliland bölgesi ile doğrudan ilişkilerini güçlendirme yönündeki hamleleri nedeniyle, toprak bütünlüğüyle ilgili zorluklarla karşı karşıya.

Ayrıca Etiyopya hem sınır gerilimleri hem de bazı Somali bölgelerine dolaylı olarak verdiği destek yoluyla sahnede etkili bir rol oynuyor. Bu durum, Mogadişu’yu bölgesel güçlerle, en önemlisi de Ankara ile diplomatik ve stratejik ilişkilerini güçlendirmeye itti.

Bu çabanın temel amacının, Mogadişu'nun egemenliğini pekiştirmek ve Somali'nin çeşitli bölgelerindeki varlığını güçlendirmek olduğunu belirten yazar, bu nedenle Türk desteğinin stratejisinin temel dayanaklarından biri olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Afrika Boynuzu'ndaki jeopolitik rekabetin göz ardı edilemeyeceğini belirten Ebu Haşim, bir yandan İsrail, Etiyopya ve diğerleri gibi bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiğini, diğer yandan ise Somali hükümetinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik çabalarını desteklemeye çalışan Türkiye, Mısır ve diğer ülkelerin olduğunu, bunun da Türkiye-Somali hareketlerinin hızlanmasını açıkladığını söyledi.

Bölgesel denge faktörü

Somali siyasi analisti Muhammed Abdi ise Ankara ile Mogadişu arasındaki ilişkilerde yaşanan bu atılımın, bölge genelinde karşılaşılan zorluklara dair ortak bir anlayıştan kaynaklandığını düşünüyor. Abdi, iş birliği alanlarının belirli bir sektörle sınırlı kalmayıp, ekonomik ve yatırım alanlarının yanı sıra askeri ve güvenlik gibi konularda çeşitlilik gösterdiğine dikkat çekiyor.

Abdi, Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin Türkiye'nin yardımıyla Etiyopya ile Somaliland hükümeti arasında imzalanan mutabakat metnini boşa çıkarmayı başardığını ve Türk başkentinde Mogadişu ile Addis Ababa arasında imzalanan ‘Ankara Deklarasyonu’nun ‘son dört yılda elde edilen en önemli başarılardan biri olduğunu düşünüyor.

Etiyopya'nın Somali'nin egemenlik sınırlarını tanıması açısından, bu anlaşmaya varılmasının Türkiye-Somali ikili iş birliğinin meyvelerinden biri olduğunu açıklayan Somalili analist, Türkiye’nin Somali’deki varlığının, ayrılıkçı girişimler ya da federal devlet çerçevesinin dışındaki güvenlik düzenlemeleri yoluyla Somali’nin birliğini zedeleyebilecek her türlü tek taraflı girişime karşı bir denge unsuru olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Bu dinamiklerin ikili çerçevenin ötesine geçerek Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgelerindeki güvenlik ve istikrar dengelerini doğrudan etkilediğine dikkati çeken Abdi, çünkü Türkiye'nin Somali'deki varlığının, Kızıldeniz çevresindeki mevcut gerilimlerden ayrı olarak değerlendirilemeyeceğini ve bu rolün, bölgesel ve uluslararası güçler arasında büyük bir rekabetin yaşandığı bölgede, güç dengesinin yeniden düzenlenmesine katkıda bulunacağını vurguladı.

Çıkarların korunması

Ankara ile Mogadişu arasında 2024 yılının şubat ayında imzalanan ekonomik ve askeri iş birliği anlaşmasının, Türkiye'nin Somali'ye, egemenliğine yönelik yabancı müdahale dahil olmak üzere her türlü acil tehdide karşı karasularını savunmasında yardım etme yükümlülüğünü öngördüğünü, ayrıca korsanlık ve kaçakçılıkla ilgili zorlukların üstesinden gelinmesini de kapsadığını belirten Abdi, buna Türkiye’nin anlaşma hükümleri uyarınca Somali Deniz Kuvvetleri'ni eğitme ve yeniden yapılandırma taahhüdünün yanı sıra Somali Donanması'nın aralarında fırkateynlerin de olduğu Türk yapımı silahlarla donatılmasının dahil olduğunu vurguladı.

Abdi, taraflar arasında imzalanan anlaşmaların Ankara’ya stratejik çıkarlar sağladığını ve bunların arasında Somali’nin karasularında, Aden Körfezi’nde ve Bab’ul-Mendeb Boğazı’nın girişlerinde etki alanını genişletmenin de yer aldığını belirtiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu durum, Afrika kıtasına ihraç edilen Türk ürünleriyle yüklü ticari gemilerinin güvenliğini garanti altına alıyor, Özellikle Kızıldeniz'de yaşanan güvenlik sorunları nedeniyle, Ankara'nın Cibuti'de bulunan Avrupa güçlerine güvenmek yerine bu bölgedeki askeri varlığını güçlendirmesi kaçınılmaz hale geliyor.

Ekonomik getiriler

Türkiye ile Somali arasındaki iş birliğinin sadece güvenlik ve askeri alanlarla sınırlı olmadığını, Türkiye’nin bazı araştırma raporlarında tahmin edildiği üzere Somali’nin petrol ve doğalgaz kaynaklarını çıkarmayı amaçladığı önemli ve umut verici ekonomik anlaşmaların da mevcut olduğunu belirten Somalili analiste göre bunlardan biri, Somali'nin karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve gaz rezervine sahip olabileceğini belirten ABD hükümetine bağlı bir rapor. Bu durum, Ankara'yı bu önemli alanda yatırım yapmak üzere münhasır anlaşmalar imzalamaya teşvik etti ve bu anlaşmalar kapsamında ekonomik getirilerin yaklaşık yüzde 30'unu elde etmesini sağladı.

Türkiye’nin Somali’deki petrol ve doğalgaz çıkarımı konusundaki başarısının, mevcut ittifakları yeniden düzenleyeceğini ve Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel dengeleri yeniden şekillendireceğini değerlendiren Abdi, enerji keşiflerinin, bölgedeki çatışmaların gerekçesini azaltacağını ve özellikle komşu ülke Etiyopya ile olan gerginliği hafifleteceğini öngörüyor. Çünkü bu, Etiyopya'nın dünyanın diğer bölgelerinden Cibuti Limanı üzerinden ithalat yapmak yerine, sınırlarına yakın enerji kaynaklarına bağımlı hale gelmesi için geniş alanlar açacak, bu da kara ile çevrili bir ülke olarak üstlendiği ithalat ve transit masraflarını azaltacaktır.

Abdi yaptığı değerlendirmede, Ankara ile Mogadişu arasında var olan siyasi, askeri ve ekonomik bağların, Somali'nin birliği ve egemenliğiyle ilgili zorlukları önlemek amacıyla kısa sürede oluşturulan bir stratejik ittifak olarak tanımlanabileceğini, buna karşın uluslararası deniz trafiğinin en önemli koridorlarından biri olan bu bölgede Türkiye'nin etkin ve güçlü bir varlığa sahip olmasını sağladığını belirterek sözlerini noktaladı.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Nijerya ordusu: Kilise saldırısının ardından 31 rehine kurtarıldı

Nijerya ordusu (Reuters - Arşiv)
Nijerya ordusu (Reuters - Arşiv)
TT

Nijerya ordusu: Kilise saldırısının ardından 31 rehine kurtarıldı

Nijerya ordusu (Reuters - Arşiv)
Nijerya ordusu (Reuters - Arşiv)

Nijerya ordusu dün, ülkenin kuzeybatısındaki Kaduna eyaletinde bir kiliseye düzenlenen saldırı sırasında rehin alınan 31 sivilin kurtarıldığını ve olay yerinde beş cesedin bulunduğunu açıkladı.

Ordu, saldırının Kachia bölgesindeki Ariko köyünde Paskalya ayinleri sırasında gerçekleştiğini ve birliklerin failleri takip ettiğini belirtti.

Kaduna Eyaleti'ndeki Nijerya Hristiyan Birliği Başkanı Caleb Maji, dün Ariko köyünde iki kiliseye saldırı düzenlendiğini doğruladı. 7 kişinin öldürüldüğünü ve saldırganların bilinmeyen sayıda kişiyi rehin aldığını ifade etti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Maji, "Arama çalışmalarının hala devam ettiğini" belirtti.

Nijerya'nın kuzeybatısı yıllardır şiddet olaylarıyla boğuşuyor; bu olaylar arasında fidye için toplu adam kaçırmalar ve köylere baskınlar yer alıyor. Silahlı gruplar bölgedeki geniş ormanlardaki saklanma imkanlarından faydalanarak faaliyet gösteriyor.