Sudan bir “milis cumhuriyetine” mi dönüşüyor?

Sudan’da farklı sadakatlere ve tehlikeli gündemlere sahip 100'den fazla silahlı örgüt faaliyet gösteriyor

Burhan ve Hamideti’nin Beşir rejimini devirmek için iş birliği yaptıkları ve mevcut savaşta birbirleriyle savaşmaya başlamadan önceki dönemden bir kare (Arşiv- AFP)
Burhan ve Hamideti’nin Beşir rejimini devirmek için iş birliği yaptıkları ve mevcut savaşta birbirleriyle savaşmaya başlamadan önceki dönemden bir kare (Arşiv- AFP)
TT

Sudan bir “milis cumhuriyetine” mi dönüşüyor?

Burhan ve Hamideti’nin Beşir rejimini devirmek için iş birliği yaptıkları ve mevcut savaşta birbirleriyle savaşmaya başlamadan önceki dönemden bir kare (Arşiv- AFP)
Burhan ve Hamideti’nin Beşir rejimini devirmek için iş birliği yaptıkları ve mevcut savaşta birbirleriyle savaşmaya başlamadan önceki dönemden bir kare (Arşiv- AFP)

Sudan, 1956 yılının başlarında bağımsızlığını kazandığından beri iç savaşlar aralıksız olarak devam etti. Bir bölgede çatışmalar diner dinmez, başka bir bölgede yeniden alevlendi. Onlarca yıl süren çatışmalar, milislerin ortaya çıkmasına ve silahların benzeri görülmemiş bir şekilde yaygınlaşmasına neden oldu. Bazı tahminlere göre Sudan’da her biri çeşitli silahlara sahip olan ve nüfuzunu artırmaya çalışan 110'dan fazla silahlı örgüt faaliyet gösteriyor.

2023 yılının nisan ayı ortalarında patlak veren mevcut savaşta da bu milisler ya Sudan ordusunu ya da Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) desteklemek üzere ikiye ayrıldılar. Bazıları ise savaşın yol açtığı durumu liderlerinin veya bölgelerinin hedeflerine ulaşması için kullanıyor.

Bu durumun en tehlikeli yanı, söz konusu silahlı örgütlerin coğrafi, ideolojik ve kabileler olarak bölünmüş olmaları ve uzun yıllar sürebilecek bir askeri gerçeklik oluşturmaya çalışarak, mevcut savaş sona erdikten sonra gelecekte patlak verebilecek yeni savaşların temellerini atmaya çalışıyor olmaları.

Milis bataklığı

Yazar Emir Babekir, ‘Sudan'da Barış... Milisler ve Paramiliter Güçlerin Bataklığı’ adlı kitabında, ordu ile HDK arasında çatışmalar başladığında ülkede 92 silahlı örgütün olduğunu, bunların 87'sinin Darfur bölgesinde ve başlıcalarının ise diğer bazı bölgelerde de faaliyet gösterdiğini belirtiyor.

Mevcut savaşın başlamasından birkaç ay sonra Sudan’ın doğusunda ortaya çıkan silahlı örgütlerin yanı sıra Sudan’ın orta kesimlerinde, Kordofan bölgesinde ve Mavi Nil'de de faaliyet gösteren silahlı örgütler bulunuyor.

Babekir’e göre milis sayısındaki bu büyük patlamanın, çatışmaların karmaşıklığını artırarak mevcut savaşı uzatması bekleniyor.

Öte yandan siyasi analist Mehaden ez-Zaim, sosyal medya platformu Facebook’tan yaptığı bir paylaşımda, mevcut çatışmanın iki tarafında coğrafi ve ideolojik bloklar halinde bölünmüş yaklaşık 90 silahlı örgüt olduğunu, bazılarının ise ülkedeki en güçlü milis grubu olmalarına zemin hazırlayan bloklar oluşturarak kendilerine yer edinmeye çalıştığını belirtti.

Milis türleri

Sudan’daki milisler bloklara ve ittifaklara ayrılmış durumda. Bazıları orduyla, bazıları ise HDK ile ittifak halinde. Ancak, önceki rejimden bu yana bölgesel ve taleplerle ilgili nedenlerle orduya karşı kendi savaşlarını veren, fakat mevcut savaşa katılmayan ve tarafsızlık iddiasında bulunan üçüncü ve daha küçük silahlı örgütler de var.

Milisler ideolojik, bölgesel ve etnik gruplara ayrılıyor. Ayrıca, eskiden organize suç örgütlerinde olan, daha sonra savaşı kendi çıkarları için kullanarak nüfuzlarını genişleten ve savaşan taraflara yaklaşarak yağma, kimlik temelli cinayetler ve tecavüz gibi daha fazla ihlal ve suç işleyen silahlı örgütler de bulunuyor.

Bunun yanında onlarca yıldır Sudan ordusuna karşı savaşan silahlı örgütlerden bazıları mevcut savaşın patlak vermesiyle ordunun müttefiki haline geldi.

Coğrafi dağılım

Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesinde faaliyet gösteren silahlı örgütler en büyük milis gruplar olarak biliniyor. Çoğu, ‘Müşterek Güç’ çatısı altında orduyla ittifak kurmayı tercih eden bu örgütlerin başında şu anda Darfur Valisi olan eski isyancı Minni Arko Minavi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi geliyor. Onu, şu anda Maliye Bakanı olan Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi, ardından Sudan Kurtuluş Hareketi, Salah Rasas liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi – Geçiş Konseyi, Beşir Harun liderliğindeki Sudan Kurtuluş Ordusu, Abdullah Yahya liderliğindeki Sudan Kurtuluş Güçleri ve Mustafa Tambur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi takip ediyor.

Darfur merkezli silahlı örgütlerin ortaya çıkışı, 2003 yılında, devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir liderliğindeki siyasal İslamcıların Sudan’da iktidarda olduğu dönemde, sosyal ve ekonomik ‘ötekileştirme’ şikayetleri ve bölgeselcilik bahanesiyle ordu ile Sudan Kurtuluş Hareketi arasında patlak veren ve ‘Darfur Savaşı’ olarak bilinen çatışmalara kadar uzanıyor. Ancak bu örgütler daha sonra bölünerek birkaç harekete ayrıldı.

1990'ların sonunda, iktidardaki İslami Hareket’in bölünmesiyle, muhalif İslamcı isim Halil İbrahim'in liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ortaya çıktı. Halil İbrahim suikasta kurban gittikten sonra yerine kardeşi Cibril İbrahim geçti. Hareket daha sonra birkaç kez daha bölündü.

Sudan Kurtuluş Hareketi'ndeki ilk bölünme, hareketin o dönemki lideri olan Zaghawa kabilesinden Minni Arko Minavi tarafından, hareketin lideri olan Fur kabilesinden Abdulvahid Muhammed en-Nur'a karşı gerçekleştirildi. Her iki lider de eski adı kendi hareketlerinde korudu ve sonuç olarak ‘Sudan Kurtuluş Hareketi’ adında iki örgüt ortaya çıktı.

Mevcut savaşın patlak vermesinden sonra, Minavi ve İbrahim'in liderliğindeki iki hareket, eski rejimin Darfur savaşındaki kilit isimlerinden biri olan Muhammed Hamdan Dagalu’nun (Hamideti) liderliğindeki HDK'ya karşı, ‘Müşterek Güç' adı altında orduya bağlılıklarını ilan ettiler. Bu arada, Abdulvahid en-Nur liderliğindeki örgüt savaşta tarafsız bir tutum sergiledi, Cebel Marra'daki kontrol alanlarını elinde tuttu ve hükümete karşı olduğunu açıkça duyurdu.

Sudan'daki yerel etki haritalarını gösteren grafik (Şarku’l Avsat)Sudan'daki yerel etki haritalarını gösteren grafik (Şarku’l Avsat)

Milisler içindeki bölünmeler

Buheyt Abdulkerim Debcu liderliğindeki Halk Öz Savunma Gücü, Mansur Erbab liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ve ‘Arta... Arta’, ‘Dagou Jowa’, ‘Raya’ ile Musa Hilal liderliğindeki ‘Devrimci Uyanış Konseyi’ gibi yerel isimlere sahip diğer hareketler, aktif olarak çatışmalara katılmadan ordunun yanında yer alıyor.

Bu milislerin gücü, ülke dışından ve mevcut savaşın patlak vermesinden sonra ordudan elde ettikleri sofistike silahlarda yatıyor. Bu silahlar, altın madenciliği bölgelerini kontrol altına alarak finansal ayrıcalıklar elde etmelerini ve böylece finansman sağlamalarını mümkün kılıyor.

Analistlere göre silahlı örgütlerin zayıflıkları, aralarındaki kabile farklılıklarından ve Zaghawa kabilesinin bu hareketler üzerindeki kontrolünden kaynaklanıyor. Bu durumdan özellikle Darfur bölgesindeki geleneksel nüfuz alanlarının yaklaşık yüzde 90'ını HDK milislerine kaptıran başlıca iki örgüt olan Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Sudan Kurtuluş Hareketi etkilendi.

İslami Hareket’e bağlı milisler

Yerel basında yer alan haberlere göre eski rejim ve İslami Hareket ile bağlantılı 25'ten fazla milis grubu bulunuyor. Bunların başında Gençlik Kolordusu, Yıldırım Tugayları, Ensarullah, Furkan Tugayı, Yanan Yıldızlar, Sicil, Hakikat Askerleri, Halid bin Velid Tugayı, el-Cezire Kalkanı, Kordofan Kolordusu ve İslami Hareket’in ana kolları arasında sayılan Bera bin Malik Tugayları geliyor.

1989 yılında siyasal İslamcılar tarafından gerçekleştirilen darbenin ilk aylarında kurulan HDK, yasal olarak ‘paramiliter bir güç’ olarak kabul ediliyor. Ancak HDK, siyasal İslamcı ideolojiyi benimsemiş ve ‘cihat’ gerekçesiyle Güney Sudan'da savaşmıştı.

Halk Savunma Güçleri, mevcut savaşın patlak vermesinden sonra yeniden ortaya çıktı. Eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejiminin ardından gelen sivil hükümet, 30 yıl boyunca ülkeyi yönettikten sonra 2019 yılında halk ayaklanmasıyla devrilen ‘eski İslamcı rejimin askeri cephesi’ olarak gördüğü Halk Savunma Güçleri’ni feshetmişti.

Ayrıca, İslami Hareketin İkinci Komutanı ve eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in yardımcısı Ali Osman Muhammed Taha tarafından ilk kez ortaya çıkarılan gizli güçler olan ‘gölge taburlar’ da ülkede faaliyet gösteriyor. Taha, sonunda rejimi deviren halk hareketine yönelik tehdidinde “Hayatlarını feda etmek anlamına gelse bile rejimi savunan gölge taburlar var” demişti.

Güvenlik ve istihbarat teşkilatlarına bağlı ideolojik bir grup olan Operasyonlar İdaresi Güçleri, Beşir rejiminin düşüşünün ardından dağıldıktan sonra orduyla birlikte savaşmak için geri döndü. Son olarak, ‘güvenlik hücresi’ olarak bilinen, orduyla birlikte savaşmak için seferber edilen büyük gruplar da var.

Bu milislerin gücü, devletin sağladığı finansman, istihbarat desteği ve ordudan ve çeşitli güvenlik kurumlarından aldıkları silahlar, Kornet füzeleri ve gelişmiş insansız hava araçları (İHA) gibi donanımlara dayanıyor.

Buna karşın zayıf olmasının sebebi, eski rejimin bir aracı olması ve bu yüzden halkın eski rejimin geri dönüşünü reddetmesi nedeniyle nispeten tecrit edilmesi.

Kabile üyesi ve bölgesel milisler

Önceki rejim, ordu ile HDK arasındaki gizli çatışma sırasında, iki taraf arasında çıkabilecek olası bir çatışmaya karşı panzehir görevi görmek üzere, subay Ebu Akile Kikel liderliğinde ‘Butana Kalkanı’ adlı bir milis gücü kurmuştu. Ancak savaş patlak verdikten sonra, milis gücü HDK'nın yanında yer aldı ve onunla birlikte birçok bölgede savaştı. Bunların başında ülkenin orta kesimlerinde başkent Hartum'a komşu El-Cezire eyaletinin kontrolü için verilen savaş geliyor.

Ancak Kikel’e bağlı milisler, geçtiğimiz yıl ekim ayında HDK'ya karşı isyan bayrağı açıp orduya bağlılıklarını ilan ederek herkesi şaşırttı. Bunun karşılığında Kikel’e Sudan ordusu tarafından tuğgeneral rütbesi verildi. El-Cezire eyaletinin doğusunda kapsamlı askere alma operasyonları yürüttü. Ardından Sudan Kalkanı Güçleri adını aldı ve ordunun ülkenin orta kesimlerini ve başkent Hartum'u geri almasında önemli bir rol oynadı.

Siyasi analist Muhanned ez-Zaim'in Facebook sayfasından yaptığı değerlendirmeye göre Sudan Kalkanı Güçleri’nin yanı sıra Sudan'ın orta kesimleri ve kuzeyinde Seyfunnasr, Aşem, Abdullah Cama, Zubeyr bin el-Avvam, Esved es-Said ve Nubye Kalkanı gibi diğer küçük milis grupları da ortaya çıktı.

Doğu’daki milisler

Gadarif bölgesinde orduya destek veren bir silahlı grubun üyeleri (Arşiv- AFP)Gadarif bölgesinde orduya destek veren bir silahlı grubun üyeleri (Arşiv- AFP)

Ülkenin sorunlu olan doğu bölgesinde, kabile ve etnik grupların birbiriyle iç içe geçmiş olması nedeniyle, bazı komşu ülkeler tarafından eğitilmiş ve silahlandırılmış 10 kabile ve bölgesel milis grubu faaliyet gösteriyor. Bu milislerin tümü orduya bağlılıklarını ilan ettilerse de Mebruk Mubarek Salim liderliğindeki Arap olan Reşayide kabilesine bağlı bir milis grubu, HDK'ya bağlılığını açıkladı.

Sudan'ın doğusundaki milisler arasında, Ulusal Kongre Partisi'nin (devrik lider Beşir'in partisi) önde gelen üyelerinden Muhammed Suleyman Betai’nin liderliğindeki Ulusal Adalet ve Kalkınma Hareketi de bulunuyor. Bu hareketin tabanı, Nezir Muhammed el-Emin Turki liderliğindeki gruba karşı çıkan Hadendoa kabilesinin bir kolundan geliyor.

Bunun yanında İbrahim Dunya liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi-Doğu, savaşın başlamasından birkaç gün sonra Eritre'nin himayesinde, Beni Amir ve Habab kabilelerinden yaklaşık 2 bin savaşçı ile ortaya çıktı. Ayrıca Ammar kabilesine bağlı Şiba Darar liderliğindeki Doğu Sudan Partileri ve Güçleri milisleri de faaliyet gösteriyor.

Doğu Sudan Kalkanı milisleri, Reşadiye kabilesinin liderinin oğlu ve İslami Hareket’in üyesi olan Mubarek Hamid Beraki tarafından, 1950’lilerde kurulan köklü bir parti olan, devrik lider Beşir’in yardımcısı Musa Muhammed Ahmed liderliğindeki Beca Kongresi Güçleri ve Hadendoa kabilesinin lideri Muhammed el-Emin Turki liderliğindeki Beca Nazirleri ve Bağımsız Şefler Yüksek Konseyi ile birlikte kuruldu.

Sudan'ın doğusundaki bu milislerin gücü, toplulukları içinde sahip oldukları geniş kabile ve etnik destek ile bazı komşu ülkelerden aldıkları askeri destek, eğitim ve silahlara dayanıyor. Ancak kabileler arasındaki ciddi anlaşmazlıkların yanında koordinasyon ve ortak planlama eksikliği nedeniyle giderek zayıflıyorlar. Bölgedeki bileşenler arasındaki iç çatışmalar, her an patlak verebilecek potansiyel bir tehlike oluşturuyor.

HDK

Sudan'daki çatışma bölgelerinden birindeki HDK devriyesi (Arşiv- Reuters)Sudan'daki çatışma bölgelerinden birindeki HDK devriyesi (Arşiv- Reuters)

HDK, Sudan'da yaygın olan inanca göre eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir tarafından 2013 yılında, ‘orduda önemli nüfuza sahip bazı müttefiklerinin olası ihanetine’ karşı alınmış bir önlem olarak resmen kuruldu.

Bu inanç, Beşir'in kendisi HDK komutanı olan ve ‘Hamideti’ lakabıyla bilinen Muhammed Hamdan Dagalu'ya şaka yollu ‘Hamideti’ (koruyucum) diye hitap etmesiyle daha da güçlendi. Beşir, HDK’yı Darfur bölgesinde rejimine karşı isyan eden silahlı hareketleri bastırmak için de kullandı.

HDK üyelerinin çoğu, Darfur bölgesindeki çeşitli Arap kökenli ve hayvancılıkla uğraşan kabilelerden geliyor.

Bu grupların bazıları, bölgede ‘Cancavid’ olarak biliniyordu. Cancavid kelimesi ‘at sırtındaki cinler’ anlamına gelen cümlenin kısaltmasıdır. Kabile lideri Musa Hilal'in önderliğinde devlete karşı ayaklanan Afrika kabileleriyle savaşmak için ortaya çıkan Cancavid milisleri, diğer kabilelere saldırılarını at sırtında gerçekleştiriyorlardı.

Cancavid milisleri, Darfurlulara karşı yaygın ihlallerde bulunmakla suçlanıyor. Bu yüzden Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve etnik temizlik suçlamalarıyla Beşir ve mevcut Ulusal Kongre Partisi başkanı Ahmed Harun dahil olmak üzere üç yardımcısı hakkında tutuklama kararı çıkardı.

HDK, eski Cancavid örgütüyle olan ilişkisini her zaman inkar etmeye çalışıyor ve kendisinin ‘eski rejimin parlamentosu tarafından kabul edilen yasa ile kurulmuş düzenli bir güç’ olduğunu iddia ediyor. Başlangıçta güvenlik ve istihbarat teşkilatlarına bağlı olan HDK, daha sonra ordunun başkomutanı sıfatıyla doğrudan eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'e bağlandı.

Sudan halk 2018 yılının aralık ayında ayaklandı. Beşir, devrimi bastırması için HDK’yı Hartum'a çağırdı. Ancak HDK halen bilinmezliğini koruyan bir nedenden ötürü bu görevi yerine getirmeyi reddetti ve bunun yerine Beşir'e karşı harekete geçti. HDK’nın bu tutumu, Beşir rejiminin devrilmesinde önemli bir rol oynadı. Sonuç olarak HDK Komutanı Hamideti, Beşir'in yerine gelen geçiş dönemi askeri konseyinde başkan yardımcısı seçildi.

HDK, yaklaşık 30 bin savaşçıdan oluşan küçük bir gruptu, ancak ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Geçici Askeri Konsey'in iktidarı döneminde avantaj elde ederek yaklaşık 100 bin savaşçıdan oluşan büyük bir güç haline geldi, tanklar ve uçaklar dışında çeşitli türde silahlarla donatıldı.

HDK’nın ittifakları

HDK Komutanı Hamideti, paralel hükümetinin üyelerinin yemin törenine tanıklık ediyor (Sudan Kurucu İttifakı)HDK Komutanı Hamideti, paralel hükümetinin üyelerinin yemin törenine tanıklık ediyor (Sudan Kurucu İttifakı)

Sudan’da süregelen savaş 2023 yılının nisan ayı ortalarında patlak verdikten sonra, bazı silahlı gruplar ana hareketlerinden ayrılıp HDK'nın yanında yer aldılar. Bunların başında Tahir Hacer liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi, Suleyman Sandal liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ve el-Hadi Idris liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi-Geçiş Konseyi geliyor. Bu gruplara ilave olarak, bir dizi başka aşiret milisleri ve Tamazuc Hareketi'nden ayrılan bir grup da bulunuyor.

Mavi Nil bölgesinde, Malik Agar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi ordunun yanında yer almayı tercih etti. Agar, Hamideti'nin yerine Egemenlik Konseyi başkan yardımcısı oldu.

HDK, geçtiğimiz şubat ayında çeşitli silahlı hareketler ve siyasi güçlerle ittifak kurarak Sudan Kurucu İttifakı koalisyonunu oluşturdu. Koalisyonda yer alan oluşumların başında 2011 yılından bu yana hükümetle savaşan Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi geliyor.

Oluşumun rahmindeki milisler

Daha önce milislerin bilinmediği ülkenin kuzeyinde, ‘El-Cakumi’ lakaplı Kuzey Hareketi lideri Muhammed Sayed Ahmed, geçtiğimiz temmuz ayında hareketinin Kuzey ve Nil Nehri eyaletlerinden 50 bin savaşçıya ileri düzey askeri eğitim verdiğini duyurdu.

Başka milis grupları da ortaya çıktı. Şarku’l Avsat’ın et-Tağyir adlı internet sitesinden aktardığına göre bunların başında,  önceki rejim altında faaliyet göstermeye başlayan ve savaştan sonra ordunun desteğini alan ‘Evlad-ı Kameri’ adlı milis grubu geliyor.

Ülkenin batısında, kuzey ve batı Kordofan'daki gruplar, ‘Onur İttifakı Güçleri- Kordofan Kalkanı’ adlı yeni bir milis gücünün kurulduğunu duyurdu. Bu milis gücü, ‘Kordofan İttifakı’, ‘Dağların Aslanları’ ve diğer küçük milis güçleriyle birlikte HDK'ya karşı orduyla birlikte savaştıklarını ilan etti.

Ülkenin orta kesimlerinde ise özellikle el-Cezire eyaletinde yeni milisler ortaya çıktı. Bunlardan biri olan ‘Merkez Halk Kuvvetleri’ adlı milis grubu, Sudan Kalkanı Güçleri’nin yanında savaşa girdiğini açıkladı.

Tehlike çanları

​​​​​​​Ordu ile HDK arasındaki çatışmalar ülkenin altyapısına büyük zarar verdi (AFP)Ordu ile HDK arasındaki çatışmalar ülkenin altyapısına büyük zarar verdi (AFP)

Bu karmaşık durumla ilgili bir değerlendirmede bulunan siyasi analist Osman Fadlallah Şarku’l Avsat yaptığı açıklamada, milislerin ülkede barış ve istikrarın sağlanması şansını zorlaştırmada şüphesiz belirleyici bir rol oynadığını söyledi.

Fadlallah, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü milisler, devletin zayıflığı ve meşru güç kullanımı olmamasından ötürü güvenlik boşluğunu doldurmak için yayıldıkları ve ülkedeki sosyal ve siyasi bölünmeleri derinleştiren bölgesel, kabile ve kişisel gündemleri olduğu için herhangi bir siyasi anlaşma veya ulusal girişime aykırı bir gerçekliği sahada dayattılar.”

Milis şiddetinin etkilerinin devlet kurumlarına olan güveni zedelediğini ve vatandaşların, iktidarı elinde tutanların kanun değil silahları kullananlar olduğuna inanmasına yol açtığını belirten Fadlallah, diyalog ve siyasi katılım yerine şiddeti güçlenme ve korunma aracı olarak kullanmaya karşı uyardı.

Siyasi analist Salah el-Emin ise ‘hepsi de acı’ olarak nitelendirdiği birkaç senaryo sıraladı. Sudan'ın bölünmesi senaryosuna ilişkin endişelerini dile getiren Emin, “Libya'ya benzer şekilde, bir devlette iki hükümetin olduğu bir senaryo söz konusu. Her devletin, daha az etkiye sahip savaş ağaları şeklinde küçük bir hükümeti var” ifadelerini kullandı.

Emin, şunları söyledi:

“Başka bir senaryo da Sudan'ın bazı bölgelerinin, özellikle etnik ve kültürel açıdan örtüşen alanlarda, komşu ülkelere katılması.”

Diğer taraftan milislerin ülkede yayılmasına ilişkin verileri analiz eden uzman İsam Abbas şunları söyledi:

“Savaşın patlak vermesinden bu yana durum daha da kötüleşti. Çünkü milisler sadece güvenlik araçları olmaktan çıkıp, kabile ya da bölgesel bağlantıları yahut dar çıkarlar temelinde bağımsız oluşumlara dönüştü.”

Milislerin güç kazanmasını ‘resmi askeri kurumların ve devlet otoritesinin zayıflığına, bu durumun milislerin kurulmasını teşvik etmesine, ayrıca düzenlenmemiş askere alımların benimsenmesine’ bağlayan Abbas, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, net bir ulusal proje olmadan bu durumun devam etmesinin gelecekte kanunsuzluğun artmasına ve güvenlik ve siyasi çöküşe yol açacağını söyledi.

Birçok insanın aklında yanıt bekleyen en önemli soru şu: Sudanlılar güvenlik ve askeri kurumlarını yeniden tesis edebilecekler mi, yoksa milisler çoğalarak kendi aralarında savaşacak ve ülkeyi sonsuz bir savaş döngüsüne mi sokacaklar?



Dünya Sağlık Örgütü: Ebola vaka sayısı resmi rakamın en az iki katı

Doğu Kongo'daki Bunia kentinde bulunan Rwampara Ebola Tedavi Merkezi'nde, kişisel koruyucu ekipman giyen bir sağlık çalışanı temizlik ve dezenfeksiyon çalışmalarına başlıyor. (AFP)
Doğu Kongo'daki Bunia kentinde bulunan Rwampara Ebola Tedavi Merkezi'nde, kişisel koruyucu ekipman giyen bir sağlık çalışanı temizlik ve dezenfeksiyon çalışmalarına başlıyor. (AFP)
TT

Dünya Sağlık Örgütü: Ebola vaka sayısı resmi rakamın en az iki katı

Doğu Kongo'daki Bunia kentinde bulunan Rwampara Ebola Tedavi Merkezi'nde, kişisel koruyucu ekipman giyen bir sağlık çalışanı temizlik ve dezenfeksiyon çalışmalarına başlıyor. (AFP)
Doğu Kongo'daki Bunia kentinde bulunan Rwampara Ebola Tedavi Merkezi'nde, kişisel koruyucu ekipman giyen bir sağlık çalışanı temizlik ve dezenfeksiyon çalışmalarına başlıyor. (AFP)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Acil Durumlar Programı Başkanı Dr. Chikwe Ihekweazu, bugün yaptığı açıklamada, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki gerçek Ebola vaka sayısının resmî rakamların en az iki, muhtemel olarak ise dört katı olduğunu söyledi.

Cenevre'de gazetecilere konuşan ve kısa süre önce Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusunu ziyaret eden Ihekweazu, "Kullandığımız destek araçları ve modellemelere dayanarak, salgının gerçek büyüklüğünün tespit edebildiğimiz vaka sayısının en az iki ila dört katı olduğunu düşünüyoruz" dedi.

Ihekweazu, WHO'nün Kongo'daki Ebola salgınıyla mücadele için ihtiyaç duyulan finansmanın yarısından daha azını temin edebildiğini belirterek, bağışçılara salgının bu kritik aşamasında ülkeye verdikleri desteği sürdürmeleri çağrısında bulundu.

WHO, Bundibugyo türündeki Ebola salgınıyla mücadele için talep ettiği 115 milyon dolarlık bütçenin şu ana kadar yalnızca yaklaşık yüzde 40'ını sağlayabildi.

Şarku’l Avsat’ın resmi verilerden edindiği bilgiye göre ülkede en az bin 926 kişi Ebola'ya yakalanırken, 702 kişi yaşamını yitirdi. Hastalık için kesin etkili bir tedavi ya da onaylanmış aşı bulunmuyor.

Salgından en fazla etkilenen Ituri eyaletini ziyaret eden Ihekweazu, "Bu salgın, karşı karşıya olduğumuz zorluklarla orantılı kaynaklar gerektiriyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin bu yükü tek başına üstlenmesine izin veremeyiz" ifadelerini kullandı.

Müdahalenin kritik bir aşamaya ulaştığını belirten Ihekweazu, bu hafta iki yeni eyalette deha vakaların görülmesinin ardından hastaların tespit edilmesi ve izole edilmesine yönelik çalışmaların hızlandırılması gerektiğini söyledi.

Salgınla mücadelenin uzun soluklu olduğuna dikkat çeken Ihekweazu, "Bu bir maraton koşusuna benziyor. İlk ya da ikinci turdan sonra pes edemezsiniz. Yorulmuş ve tükenmiş hissetseniz bile çaba göstermeye devam etmeniz gerekir" dedi.

Ihekweazu, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki gerçek Ebola vaka sayısının resmî verilerin en az iki, muhtemelen ise dört katına ulaştığı yönündeki değerlendirmesini yineledi.


Rus Hava Kuvvetleri ve Mali ordusu, Anefis’in kontrolünü yeniden ele geçirdi

Mali ordusu tarafından yayınlanan ve Anefis kasabasındaki çatışmaları gösteren videodan alınan ekran görüntüsü
Mali ordusu tarafından yayınlanan ve Anefis kasabasındaki çatışmaları gösteren videodan alınan ekran görüntüsü
TT

Rus Hava Kuvvetleri ve Mali ordusu, Anefis’in kontrolünü yeniden ele geçirdi

Mali ordusu tarafından yayınlanan ve Anefis kasabasındaki çatışmaları gösteren videodan alınan ekran görüntüsü
Mali ordusu tarafından yayınlanan ve Anefis kasabasındaki çatışmaları gösteren videodan alınan ekran görüntüsü

Mali ordusu ile Rus güçleri, geçtiğimiz hafta boyunca, El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM) ile müttefik olan Azavad Kurtuluş Cephesi’ne karşı yürütülen şiddetli çatışmaların ardından dün ülkenin kuzeyindeki Anefis kasabasında yeniden kontrolü sağladı. Bu gelişme, isyancı güçler tarafından da doğrulandı.

 ordusu tarafından yayınlanan ve Anefis kasabasındaki çatışmaları gösteren videodan alınan ekran görüntüsüMali ordusu tarafından yayınlanan ve Anefis kasabasındaki çatışmaları gösteren videodan alınan ekran görüntüsü

Azavad Kurtuluş Cephesi bünyesindeki Tuareg isyancıları, geçtiğimiz hafta cumartesi günü Mali’nin kuzeyindeki birçok kente eş zamanlı ve koordineli saldırılar başlatmış, daha sonra operasyonlarını Anefis kasabasına yoğunlaştırmıştı. Stratejik öneme sahip bir askeri üsse ev sahipliği yapan kasaba, Kidal bölgesine açılan kapı olmasının yanı sıra, Mali’nin kuzeyi ile orta kesimleri arasındaki ikmal hattının önemli bir bağlantı noktası olarak öne çıkıyor.

Mali ordusu tarafından yayınlanan ve Anefis kasabasındaki çatışmaları gösteren videodan alınan ekran görüntüsü Mali ordusu tarafından yayınlanan ve Anefis kasabasındaki çatışmaları gösteren videodan alınan ekran görüntüsü

İsyancılar ilk etapta küçük kasabanın kontrolünü ele geçirse de askeri üs, Rus güçleri ile Mali ordusunun elinde kalmıştı. Yaklaşık bir hafta boyunca üsse kuşatma uygulayan isyancılar, perşembe akşamı bölgeye ulaşan askeri takviye birliklerinin kuşatmayı kırmasının ardından kasabanın kontrolünü yeniden Mali ordusu ve Rus güçlerine kaptırdı.

Ablukayı kırmak

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Malili bir askeri kaynak yaptığı açıklamada, “Mali ordusu ile ortaklarımız olan Afrika Kolordusu güçlerinin kuşatmayı yararak Anefis’e ulaştığını ve bölgede konuşlu birliklerimize takviye sağladığını doğrulayabilirim” dedi.

Anefis’in yaklaşık 240 kilometre güneyindeki Gao kentinden onlarca askeri araçtan oluşan bir konvoyun hava desteği eşliğinde yola çıktığı, Azavad Kurtuluş Cephesi ile El Kaide bağlantılı CNIM örgütünün güzergâh boyunca düzenlediği saldırılara rağmen kasabaya ulaşmayı başardığı belirtildi.

Nijer sınırı yakınlarında devriye gezen Mali askerleri (Arşiv – Reuters)Nijer sınırı yakınlarında devriye gezen Mali askerleri (Arşiv – Reuters)

Azavad Kurtuluş Cephesi Sözcüsü Muhammed el-Mevlud Ramazan da AFP’ye yaptığı açıklamada, “Belirli bir strateji doğrultusunda ve siviller arasında can kaybı yaşanmaması için Anefis’ten çekilme kararı aldık” ifadesini kullandı. Mali ordusundan bir albayın öldürüldüğünü öne süren Ramazan, “Karşı taraf Mali dışından takviye getirdi. Karşımızdaki güçlerin yüzde 95’ini Ruslar oluşturuyordu. Geriye kalan yüzde 5 ise kuzeydeki milisler ile Mali ordusundan oluşuyordu” dedi.

Mali’nin başkenti Bamako’da bir yol (AFP)Mali’nin başkenti Bamako’da bir yol (AFP)

Çatışma devam ediyor

Ramazan dün Facebook hesabından yaptığı açıklamada, “Düşmana karşı bir hafta boyunca aralıksız süren çatışmalarda savaşçılarımız direnme ve inisiyatifi elinde tutma kabiliyetini ortaya koydu. Rus güçleri, Mali ordusu ve milislere hem personel hem de askeri teçhizat açısından ağır kayıplar verdirdik ve sahadaki inisiyatifi korumayı başardık” ifadelerini kullandı.

Ramazan sözlerini şöyle sürdürdü: “Askeri hedefimiz Anefis’in kontrolünü ele geçirmekti ve bu hedef operasyonların bu aşamasında gerçekleşmedi. Ancak hedefe ulaşılamamış olması sahada elde edilen kazanımları ortadan kaldırmıyor. Düşman ağır bir bedel ödemek zorunda kaldı; insan gücü ve lojistik kapasitesi önemli ölçüde yıpratıldı.”

 Ağustos 2020’de Mali’nin başkenti Bamako’da devriye gezen Mali askerleri(AP)Ağustos 2020’de Mali’nin başkenti Bamako’da devriye gezen Mali askerleri (AP)

Ramazan, açıklamasını, “Savaş henüz sona ermedi. Şu ana kadar yaşananlar operasyon sürecinin yalnızca bir aşamasını oluşturuyor. Nihai değerlendirme tek bir çatışmanın sonucuna göre değil, savaşın genel sonucuna göre yapılacaktır” ifadeleriyle tamamladı.

Belirleyici savaş

Sahadan gelen bilgilere göre, Anefis kasabasına askeri takviye birliklerinin ulaşmasının ardından perşembe akşamı belirleyici bir çatışma yaşandı. Rus yapımı Suhoy savaş uçakları ile insansız hava araçlarının (İHA) da kullanıldığı çatışmaların 10 saatten fazla sürdüğü belirtildi.

Kaynaklar, Mali ordusuna bağlı yerel Tuareg milislerinin de belirleyici çatışmada önemli rol oynadığını belirtti. Söz konusu güçlere, Mali ordusunda görev yapan Tuareg kökenli General Hacı A. Ag Gamo’nun komuta ettiği, Gamo’nun çöl savaşları ile isyancı gruplar, El Kaide ve DEAŞ’a karşı yürütülen operasyonlardaki tecrübesiyle tanındığı ifade edildi.

Aynı kaynaklara göre, çatışmaların şiddeti ve hava kuvvetlerinin belirleyici müdahalesi nedeniyle, Tuareg isyancıları savaş alanından kademeli olarak çekilme kararı aldı. İsyancıların, Mali’nin en kuzeyindeki Kidal bölgesindeki üslerine yöneldiği, stratejik öneme sahip Kidal kentinin halen isyancıların kontrolünde bulunduğu kaydedildi.

Rusya’ya bağlı Afrika Kolordusu ise X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, El Kaide bağlantılı CNIM lideri İyad Ag Ghali’nin perşembe günü Anefis çevresinde yaşanan çatışmalarda yaralandığını öne sürdü. Ancak bu bilgi, bağımsız kaynaklar tarafından henüz doğrulanmadı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Nijer Cumhurbaşkanı Abdurrahman Tchiani ile yaptığı görüşmede (Rusya Dışişleri Bakanlığı)Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Nijer Cumhurbaşkanı Abdurrahman Tchiani ile yaptığı görüşmede (Rusya Dışişleri Bakanlığı)

Savaş devam ediyor

Mali ordusu, Anefis’te dün yaşanan çatışmalara ilişkin yaptığı açıklamada, Rus güçleriyle koordinasyon içinde 15 hava saldırısı düzenlediklerini, 12 savaş aracını imha ettiklerini ve yaklaşık 100 teröristin etkisiz hale getirildiğini bildirdi. Açıklamada, ortak operasyonların ‘tüm çatışma sahalarında kararlılık ve azimle sürdürüldüğü’ vurgulandı.

Ordu, perşembeyi cumaya bağlayan gece Gao kentinden yola çıkan büyük bir lojistik konvoyun Anefis’e ulaştığını belirterek, “Hava ve kara unsurlarının yürüttüğü operasyonlar sayesinde, güzergâh ve kasabaya giriş hattı güvence altına alındı. Bu süreçte silahlı terörist grupların düzenlediği çok sayıda çatışma ve pusu girişimine rağmen ilerleme sağlandı” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, isyancıların ‘kamikaze İHA’ kullandığı öne sürüldü.

Mali ordusu, belirleyici çatışmadan iki gün önce silahlı kuvvetlerin Anefis’te teröristlerin kontrolündeki stratejik noktaları temizlediğini, böylece askeri birliklerin ilerleyişi ve bölgeye konuşlanması için gerekli şartların yeniden oluşturulduğunu kaydetti.

 Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Niamey’de Sahel ülkeleri dışişleri bakanlarıyla yaptığı toplantıda (Rusya Dışişleri Bakanlığı)Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Niamey’de Sahel ülkeleri dışişleri bakanlarıyla yaptığı toplantıda (Rusya Dışişleri Bakanlığı)

Lavrov, operasyonel kapasitelerin güçlendirileceğini vurguladı

Rusya ile Afrika Sahel Devletleri Konfederasyonu bu hafta Fransa ve Ukrayna’yı, son haftalarda Mali ve Nijer’e yönelik terör saldırıları düzenleyen gruplarla iş birliği yapmakla suçladı. Suçlamalar arasında, ocak ayında DEAŞ’ın üstlendiği Nijer’in başkenti Niamey’deki havalimanına yönelik saldırı ile nisan ayı sonunda El Kaide’nin üstlendiği Mali’deki saldırı da yer aldı.

Söz konusu suçlamalar, çarşamba günü Rusya ile Sahel Devletleri Konfederasyonu dışişleri bakanlarının ikinci istişare toplantısının ardından yayımlanan ortak bildiride yer aldı. Nijer’in başkenti Niamey’de düzenlenen toplantıya Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Sahel ülkelerinin dışişleri bakanları katıldı.

Lavrov, “Terörle mücadele, bugün yaptığımız görüşmelerin öncelikli gündem maddelerinden biri oldu. Bu alanda da kalkınmamızı engelleyen unsurların sürekli izlenmesine yönelik mekanizmalar kurulabilir. Özellikle finansman ağlarının tespit edilmesi ve dağıtılması büyük önem taşıyor. Terörizm hem Sahel Devletleri Konfederasyonu hem de Rusya açısından acil ve doğrudan etkileri olan bir sorundur” dedi.

Toplantının sonuç bildirisinde, Konfederasyon üyesi ülkeler ile Rusya arasındaki askeri ve askeri-teknik iş birliğinin güçlendirilmesinden memnuniyet duyulduğu belirtilirken, Rus tarafı da üye ülkelerin silahlı kuvvetleri ile Sahel Devletleri Konfederasyonu Ortak Gücü’nün operasyonel kapasitesinin geliştirilmesine desteğini sürdürme konusundaki kararlılığını yineledi.


Türkiye ve Batı ülkelerinden Somali'deki siyasi düğümü çözmek için arabuluculuk

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
TT

Türkiye ve Batı ülkelerinden Somali'deki siyasi düğümü çözmek için arabuluculuk

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Uluslararası arabulucular, iki aydan kısa bir süre içinde ikinci kez Somali'deki siyasi taraflar arasında yeni bir arabuluculuk turu başlattı. Bu süreç, doğrudan seçimler ve cumhurbaşkanının görev süresini 2027'ye uzatan yeni anayasanın uygulanması konusundaki emsalsiz çatışma ve görüş ayrılıkları ortamında yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Afrika işleri uzmanına göre Türkiye'nin, Batılı ülke büyükelçileri ile Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletlerin (BM) arabuluculuğunu üstlendiği bu tur, Somali'deki siyasi düğümün çözülmesi için fırsatlar taşıyor. Uzman, biri başlıca anlaşmazlıklar etrafındaki uzlaşıyı yeniden tesis edecek kapsamlı bir siyasi anlaşmaya ulaşılması olmak üzere üç senaryo öngörüyor.

Haber sitesi Al-Somal Al-Jadid’in haberine göre başkent Mogadişu, seçimlerin nasıl yapılacağını, anayasanın tamamlanmasını ve gözden geçirilmesini ile ülkedeki siyasi geçiş döneminin nasıl yönetileceğini kapsayan bir gündemle Federal Hükümet ile muhalif ittifak Mustakbel (Gelecek) Konseyi arasındaki hassas siyasi görüşmelere ev sahipliği yaptı.

Somalili bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin dün de sürdüğünü ve federal hükümete muhalif Jubaland ile Puntland eyaletlerinin bugün müzakerelere katılmasının beklendiğini belirtti. Bu gelişme, çeşitli Batılı ülkelerin büyükelçileri ile AB ve BM temsilcilerinin hazır bulunacağı kapanış oturumuyla eş zamanlı gerçekleşecek.

Afrika işleri uzmanı Ali Mahmud Kelni, söz konusu görüşmeleri ‘geçtiğimiz bir buçuk yılda siyasi tabloyu kilitleyen anlaşmazlıklı dosyalar etrafındaki uzlaşıyı canlandırma girişimi’ olarak değerlendirdi. Görüşmelerin başta Eş-Şebab Hareketi’ne karşı sürdürülen savaş olmak üzere, anayasa değişiklikleri, seçim sisteminin şekli ve federal hükümet ile eyaletler arasındaki yetki dağılımına ilişkin iç siyasi çatışmalarla aynı anda yaşanan eş zamanlı zorluklarla gölgelendiğini de vurguladı.

Bu turda öne çıkan gelişme olarak Türkiye'nin bu düzeyde ilk kez arabuluculuk sürecine dahil olmasını ve diyalogda arabulucu ve garantör olarak yer almasını vurgulayan Kelni, bu gelişmenin ‘Ankara'nın yıllara yayılan askeri, ekonomik ve kalkınma alanındaki varlığının ardından Somali'deki rolünün genişlemesini yansıttığını ve Batılı ortakların Somalili taraflar arasında siyasi bir uzlaşıya ulaşma çabalarına verdiği desteği pekiştirdiğini’ belirtti.

Görüşmelerin yaklaşan seçimlerin geleceği, anayasa değişiklikleri etrafındaki anlaşmazlığın çözüme kavuşturulması ve federal hükümet, eyaletler ile muhalefet güçleri arasında daha fazla bölünmüşlüğü engelleyecek biçimde önümüzdeki siyasi aşamayı yönetmek için uzlaşıya dayalı bir çerçevenin belirlenmesi olmak üzere üç ana dosya üzerinde yoğunlaşması bekleniyor.

dfrgth
Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud, siyasi krizin ele alınmasına yönelik istişare oturumlarına katılmak üzere Mustakbel Konseyi yetkilileriyle bir araya geldiği önceki bir toplantıya katıldığı sırada (SONNA)

Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud geçtiğimiz mayıs ayında liderliğindeki Federal Hükümet ile muhalefet arasında üç gün süren diyalog turu, Batılı ve BM arabuluculuğuna rağmen herhangi bir anlaşmayla sonuçlanamadı.

Anlaşmazlıkların özünde muhalefet aşiret sistemine bağlılığını korurken doğrudan seçimlerin yapılmasını reddetmesi yatıyor. Bunun yanı sıra muhalefet, eyaletlerin yetkilerini kısıtlayan ve cumhurbaşkanlığını bu yıl yerine 15 Mayıs 2027'de sona erecek şekilde bir yıl uzatan anayasa maddelerine itiraz ederek anayasanın uygulanmasını reddediyor.

Somali muhalefeti Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un meşruiyetini tanımadığını ilan ederek geçen Haziran'da haftalık protesto gösterileri çağrısında bulundu; bu gösterilerin bir kısmında hükümet ve muhalefet yanlıları arasında daha önce görülmemiş silahlı çatışmalar yaşandı.

Yeni diyalog turuna eşlik eden olumlu havaya karşın siyasi bir kırılım sağlanması, tarafların özellikle parlamentonun mart ayında anayasa değişikliklerini onaylamasının ardından muhalefet güçleri ve bazı bölgesel yönetimlerin geniş çaplı itirazlarıyla gündeme gelen tartışmalı konularda karşılıklı taviz verme kapasitesine bağlı olmayı sürdürüyor.

Bu kez Türkiye'nin arabuluculuğa dahil olmasının, Somalili farklı taraflarla kurduğu ilişkiler sayesinde müzakerelere ek bir ivme kazandırdığı değerlendiriliyor. Ancak Kelni, başarının siyasi güçlerin kutuplaşmayı sürdürmek yerine uzlaşı seçeneğini ön plana çıkarmaya ne ölçüde hazır olduğuna bağlı kalacağına dikkati çekti.

Kelni görüşmelerin üç ana senaryo doğurabileceğini öngörüyor. Birinci senaryoda seçimler ve anayasal süreçler etrafındaki uzlaşıyı yeniden tesis eden ve yaklaşık 18 aydır süren krizin sona ermesinin önünü açan kapsamlı bir siyasi anlaşmaya ulaşılıyor. İkinci senaryoda diyaloğu canlı tutmakla birlikte anlaşmazlığın kökenine inmeden en karmaşık meseleleri sonraki turlara erteleyen kısmi mutabakatlar gerçekleşiyor. Üçüncü senaryoda ise müzakereler tökezliyor ve siyasi bölünmüşlük sürüyor. Bu da terörle mücadele çabalarını olumsuz etkileyebilir ve devlet kurumlarının inşa sürecini geciktirebilir.

Kelni, değerlendirmesinin sonunda “Bu turun çıktıları, siyasi güçlerin görüş ayrılıklarını aşma ve ülkenin iç istikrar gereksinimleri ile güvenlik baskıları arasında denge kuran ulusal uzlaşıyı yeniden üretme kapasitesinin belirleyici bir sınavı olmaya devam edecek. Somali hızlanan siyasi ve güvenlik yükümlülükleriyle karşı karşıya” ifadelerini kullandı.