Sudan’ın “askeri zafer mi yoksa siyasi yenilgi mi?” ikilemi

Siyasi geçiş sürecini kim koruyacak? Zaferin yeni bir iktidar tekelini doğurmaması için kim önlem alacak?

Başkent Hartum'daki ordu karargahı önünde düzenlenen protesto gösterisi sırasında bayrak sallayan ve zafer işareti yapan Sudanlı protestocular, 17 Nisan 2019 (AFP)
Başkent Hartum'daki ordu karargahı önünde düzenlenen protesto gösterisi sırasında bayrak sallayan ve zafer işareti yapan Sudanlı protestocular, 17 Nisan 2019 (AFP)
TT

Sudan’ın “askeri zafer mi yoksa siyasi yenilgi mi?” ikilemi

Başkent Hartum'daki ordu karargahı önünde düzenlenen protesto gösterisi sırasında bayrak sallayan ve zafer işareti yapan Sudanlı protestocular, 17 Nisan 2019 (AFP)
Başkent Hartum'daki ordu karargahı önünde düzenlenen protesto gösterisi sırasında bayrak sallayan ve zafer işareti yapan Sudanlı protestocular, 17 Nisan 2019 (AFP)

Areej Al-Hajj

Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında üç yıldır yıkıcı bir savaşın sürdüğü Sudan, ‘askeri zaferin siyasi yenilgiye dönüşmesini nasıl önleyebilir?’ şeklinde derin bir ikilemle karşı karşıya. Çatışan her iki tarafta da askeri çözüm çağrısı yapan sesler giderek yükselirken, “Hukukun üstünlüğüne dayalı sivil devletin geleceği var mı, yoksa yaklaşan iklim yeni bir otoriter sistemin ortaya çıkmasına mı kapı açacak?” sorusu acil olarak yanıt bekliyor.

Daha da tehlikelisi, 2019 yılında iktidarı kaybeden siyasal İslamcılar, savaşta ‘orduyu korumak’ ve ‘beka savaşı’ sloganları altında saflarını yeniden düzenleme fırsatı buldular. Yüzeysel olarak ‘vatansever’ görünebilen orduya verdikleri destek, onları siyasi ve güvenlik kararlarının merkezine yeniden yerleştirme riskini de beraberinde getiriyor. Devletin eklemlerine geri dönmelerini önlemek için net kontroller getirilmezse, Sudan kendini güncellenmiş sloganlar ve daha esnek araçlarla ‘Kurtuluş 2.0’ ile karşı karşıya bulabilir.

Toplumlar otokrasiden demokrasiye otomatik olarak geçiş yapmazlar. Gerçek geçiş, açıkça tanımlanmış otoriter bir sistemden belirsiz ‘başka bir şeye’ doğru olur. Yeni doğan bir demokrasi, sürekli kaos veya farklı yüzü olan yeni bir otokrasi olabilir. Hani bu geçiş süreci sancısı Sudan'a özgü değil.

Siyaset tarihçisi Samuel Finer’ın klasik kitabı “At Sırtındaki Adam: Siyasette Askerin Rolü” (The Man on Horseback: The Role of the Military in Politics'te) belirttiği gibi, orduların bağımsız siyasi faaliyetleri tekrarlayan, yaygın ve tarihi kökleri olağan bir olgudur. Finer kitabında, kaos dönemlerinde orduların zaferinin genellikle sivil alanın altta kalmasına ve devletin olağanüstü hal (OHAL) zihniyetiyle yönetilen kapalı bir güvenlik yapısına dönüşmesine yol açtığı uyarısında bulunuyor.

Sudan, siyasi ve güvenlik alanlarını kontrol eden bir ordu ile ‘kimlik’ ve ‘toplumu kaostan korumak’ sloganları altında devlet iktidarının kontrolünü yavaş yavaş geri kazanan siyasal İslamcılar arasında bir hibrit, askeri-siyasal İslamcı rejimle karşı karşıya kalabilir

Mısır, ordunun hakim olduğu ve uluslararası toplumun demokratik geçiş riskinden ziyade güvenlik istikrarını tercih ettiği durumlarda neler olabileceğini Sudan'a en yakın coğrafi ve kültürel örnek olarak gösteriyor. Mısır ordusu 3 Temmuz 2013 tarihinde ciddi bir siyasi krizi sona erdirmek için müdahale etti. Seçenekler açıktı; ya belirsiz bir demokratik sürecin getireceği potansiyel kaos ya da ordunun sağladığı istikrar. Mısır, geniş bölgesel ve uluslararası destekle istikrarı seçti.

Sudan'ın karşı karşıya olduğu senaryo da tam olarak bu. Üç yıldır süregelen yıkıcı bir savaşın ardından ‘istikrarın’ cazibesi, yorgun Sudanlılar ve bölgesel kaos konusunda endişeli uluslararası toplum için çok güçlü olacak. Ancak Sudan senaryosu Mısır senaryosundan daha tehlikeli. Mısır, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı (İhvan-ı Müslimin) tamamen kenara itmişken, Sudan'da siyasal İslamcılar örgütsel olarak yenilgiye uğramış değil ve hala ordu ile toplum içinde nüfuz ağlarına sahipler.

Sudan, siyasi ve güvenlik alanlarını kontrol eden bir ordu ile ‘kimlik’ ve ‘toplumu kaostan korumak’ sloganları altında devlet iktidarının kontrolünü yavaş yavaş geri kazanan siyasal İslamcılar arasında bir hibrit askeri-siyasal İslamcı rejimle karşı karşıya kalabilir. Bu rejim ilk başta istikrarlı görünecek, ancak gerçek bir meşruiyetten yoksun olduğu ve tamamen baskıya dayandığı için Beşir rejiminden daha kırılgan olacak. Savaşla derinleşen bölgesel ve etnik bölünmeler, görünürdeki ‘istikrarın’ altında birer saatli bomba gibi kalacak ve Sudan'ı gelecekte daha şiddetli bir patlamaya karşı savunmasız hale getirecek.

Uluslararası deneyimlerden çıkarılan dersler

Ancak, Sudan'a dersler veren tek deneyim Mısır'ınki değil. Askeri zafer savaşı sona erdirebilir, ancak bir devlet kurmaz. Uluslararası deneyimler, gerçek bir demokratik askeri reformun, ordunun rolünü rejimin koruyucusu olmaktan anayasanın koruyucusu olmaya yeniden tanımlamayı, askeri liderlerin kapalı bir siyasi elit haline gelmesini önlemek için komuta ve terfi yapılarını reforme etmeyi ve ordunun kendisini siyasi çatışmanın  tarafı olarak değil, anayasal düzenin tarafsız koruyucusu olarak görmesini sağlamak için askeri doktrini değiştirmeyi gerektirdiğini gösteriyor.

Son adım ise askeri baskıya maruz kalan, sadece formalite olmayan etkili bir sivil denetim mekanizması oluşturmak. Uzun askeri geçmişlerine rağmen ülkelerin sivil yönetimi başarıyla tesis ettiklerini gösteren birçok örnek var. Bunlardan biri olarak 1975'te Francisco Franco’nun ölümünden sonra İspanya'nın yaşadığı deneyim önemli bir ders. İspanya ordusu on yıllardır diktatörlüğün belkemiği olmasına rağmen, İspanya, askeri müfredatın değiştirilmesi, komuta yapısının yeniden yapılandırılması ve ordunun seçilmiş parlamentoya tabi tutulması gibi kademeli reformlar yoluyla ordunun sivil denetime tabi profesyonel bir kurum haline getirilmesini başarmıştı.

Bu kolay olmadı. Zira İspanya 1981'de başarısız bir darbe girişimi yaşadı. Ancak reformlara yönelik siyasi taahhüt ve Avrupa'nın desteği, geçiş sürecinin başarılı olmasına katkıda bulundu.

Şili ise karma bir model sundu. 1990 yılında Cumhurbaşkanı Augusto Pinochet'nin iktidarının sona ermesinden sonra, ordunun sivil kontrol altına alınması on yıldan fazla sürdü. Reformlar arasında, orduya siyasi nüfuz sağlayan ‘senatör atamalarına’ son verilmesi, ordunun ayrıcalıklarını ortadan kaldırmak için anayasanın değiştirilmesi ve etkili parlamento denetim mekanizmalarının kurulması yer aldı.

Daha derin kriz siyasi partilerin kendi içlerinde yatıyor. Sorun sadece partilerin zayıflığı veya parçalanmışlığı değil, aynı zamanda sorunlu iç yapılarıdır.

Öte yandan Arjantin’in bu konuda verdiği ders daha katı. Arjantin’in 1983 yılında Falkland Savaşı'nda İngiltere karşısındaki yenilgisinin ardından askeri yönetimin çöküşünden sonra, sivil hükümetler muhalefete karşı yürütülen ‘kirli savaş’ sırasında işlenen suçlardan ordunun hesap vermesini sağlamaya çalıştı, ancak şiddetli bir direnişle karşılaştı.

Yirmi yıllık bir sürenin ardından af yasaları yürürlükten kaldırıldıktan sonra Arjantin ordusu sivil otoriteye tabi bir kurum olarak rolünü kabul etmeye başladı. Arjantin'in bu deneyimi, cezasızlığın gerçek reformları engellediğini bir kez daha kanıtladı.

Endonezya, Sudan'daki senaryoya daha yakın, daha karmaşık bir örnek teşkil ediyor. 1998'de Devlet Başkanı Suharto rejiminin düşüşünden sonra Endonezyalılar, ‘çift işlevli’ bir sistem aracılığıyla ekonomi ve siyasete derinlemesine yerleşmiş bir orduyu miras aldılar. Polisin ordudan ayrılması, ordunun parlamentodaki temsiliyetinin sona erdirilmesi ve subayların sivil görevlerde bulunmasının yasaklanması gibi reformların yer aldığı süreç on yıldan fazla sürdü. Ancak, bugün bile Endonezya ordusu önemli bir ekonomik etkiye sahip, bu da askeri reformun sürekli azim gerektiren uzun bir süreç olduğunu teyit ediyor.

Sivil alan krizi

Demokratik geçiş arzusu ve sivil yönetimin zaferi hakkında konuşurken, gayet mantıklı olan ‘Siyasi geçişi kim koruyacak? Zaferin yeni bir iktidar tekelini doğurmaması için kim garanti verecek?’ soruları gündeme geliyor. Çünkü Sudan'ın gerçek krizi ‘iç içe geçmiş iki düzeyde sivil alanın çöküşünde’ yatıyor.

28 Ekim 2025'te, El Fasher'in Hızlı Destek Kuvvetleri'nin eline geçmesinin ardından şehirden kaçan Sudanlı yerinden edilmiş kişiler, Sudan'ın batısındaki savaşın harap ettiği Darfur bölgesindeki Tavila kasabasına sığındı.28 Ekim 2025'te, El Fasher'in Hızlı Destek Kuvvetleri'nin eline geçmesinin ardından şehirden kaçan Sudanlı yerinden edilmiş kişiler, Sudan'ın batısındaki savaşın harap ettiği Darfur bölgesindeki Tavila kasabasına sığındı.

Sudan sivil toplumu, devrimlerdeki tarihi rolüne rağmen iç bölünmeler ve aşırı siyasileştirilmeden şikayetçi. Ülke ya örgütler ya partizan elitlerin kontrolü, dış finansman baskısı ya da Sudan’ı en iyi kimin temsil ettiği konusunda bir mücadele içindedir. Bu durum, onların kamuoyundaki tartışmaları yönlendirmelerini ve siyasi ve askeri performansı izlemelerini engelliyor. Ancak, daha derin kriz siyasi partilerin kendisinde yatıyor. Sorun sadece zayıflıkları veya parçalanmışlıkları değil, aynı zamanda sorunlu iç yapılarından kaynaklanıyor.

Örneğin Ümmet Partisi, kurulduğu günden bu yana Mehdi ailesinin liderliğinde oldu. Demokratik Birlik Partisi de Mirgani ailesinin liderliği devralmasıyla aynı sorunla karşı karşıya. Sudan Ulusal Kongre Partisi (NCP) gibi daha yeni partiler bile, hesap verebilirlik veya müzakere için net mekanizmalar olmaksızın, merkezi karar alma ve belirli şahsiyetlerin hakimiyeti sorunlarıyla boğuşuyor.

Sivil toplumun tamamen yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Sudan’ın mali ve siyasi açıdan bağımsız, hesap verebilir ve gerçek sosyal tabanları temsil eden kuruluşlara ihtiyacı var.

Bu da şu soruyu gündeme getiriyor; Bir siyasi ailenin yönettiği veya kişisel sadakatlere göre yönetilen parti, demokratik bir geçiş sürecini nasıl yönetebilir? Sudan’daki siyasi partiler bütçelerini yayınlamaz, finansman kaynaklarını açıklamaz ve düzenli olarak halka açık konferanslar düzenlemez. Önemli kararları kapalı kapılar arkasında alır ve tabandaki destekçileri karar alma sürecinin tamamen dışında kalır.

Bölgesel deneyimler, gerçeklikten kopuk zayıf partilerin demokrasi inşa etmediklerini, aksine otokrasiye dönüşün veya devletin çöküşünün önünü açtıklarını teyit ediyor. Sivil ufuk, ancak sivil toplumun ve siyasi partilerin kapsamlı bir yeniden inşa süreciyle açılabilir.

Sudan yaşadığı bu savaş deneyiminden ders alacak mı?

Sudan’daki savaş, ne kadar korkunç olursa olsun, gelecek için net bir plana dönüştürülmesi gereken bazı katı dersler içeriyor. İlk ders, 2019 sonrası – hem siyasi hem de sivil – elitlerin geçiş sürecini yönetmekte başarısız olduklarını kabul edilmesi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu başarısızlık ahlaki bir başarısızlık değil, yozlaşmış bir yapı ve demokratik olmayan uygulamaların sonucudur. Bunu başarmak için birkaç önemli alanda çalışma yapılmalı.

Sudan’ın başkenti Omdurman'ın ikiz şehri Salha’da HDK tarafından kullanılan bir üssü ele geçirdikten sonra hareketsiz bir tankın üzerine oturan Sudanlı askerler, 26 Mayıs 2025 (AFP)Sudan’ın başkenti Omdurman'ın ikiz şehri Salha’da HDK tarafından kullanılan bir üssü ele geçirdikten sonra hareketsiz bir tankın üzerine oturan Sudanlı askerler, 26 Mayıs 2025 (AFP)

İlk olarak, yeni nesil sivil liderlerin yetiştirilmesi acil bir ihtiyaç haline geldi. Sudan'ın gençler, kadınlar, marjinal gruplar ve geleneksel elit çevrelerin dışındaki kişilerden liderlere ihtiyacı var. Bu nesil, sadece ‘güçlendirme’ sloganları değil, yönetim, kamu yönetimi ve siyasi müzakere konularında gerçek bir eğitime ihtiyaç duyuyor.

İkinci olarak, siyasi partilerin radikal iç reformlara acil ihtiyacı var. Onlara verilecek her türlü siyasi veya mali destek, şeffaf iç seçimler, liderlik yenilenmesi, bütçelerin yayınlanması ve belirsiz sloganların ötesine geçen net programların benimsenmesi gibi ölçülebilir iç reformlarla ilişkilendirilmeli.

Üçüncüsü ise sivil toplumun tamamen yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Sudan’ın mali ve siyasi açıdan bağımsız, hesap verebilir ve gerçek sosyal tabanları temsil eden kuruluşlara ihtiyacı var. Bu da gerçek kapasite geliştirme ve iç yönetim gerektiriyor. Aynı zamanda uzun vadeli bir proje olsa da herhangi bir demokratik geçiş için bu gerekiyor.

Uluslararası deneyimler net bir yol haritası sunuyor. Endonezya, Güney Kore ve İspanya gibi ülkeler demokrasiye geçişte başarılı oldular, çünkü gerçek ve sancılı reformlara bağlı kaldılar.

Dördüncü ve belki de en önemlisi, bir sonraki aşama ateşkesin ötesinde, köklü bir kültürel ve siyasi devrim gerektiriyor. Savaş, ‘kutuplaşma ve dışlayıcı söylemlerin ulusları yok ettiğini’ gösteren acı bir ders verdi. Sudan'ın gerçek diyalog, uzlaşı ve çoğulculuğun gerçek anlamda kabulüne dayanan yeni bir siyasi kültüre ihtiyacı var. Bu dönüşüm, kolektif bilinci yeniden inşa eden ve vatandaşlık ve hesap verebilirlik değerlerini aşılayan uzun vadeli eğitim ve medya reformuna ihtiyaç duyuyor.

Sudan'ın Hartum kentinde HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu'nun katıldığı bir etkinlikte güvenliği sağlayan HDK üyeleri, 18 Haziran 2019 (AFP)Sudan'ın Hartum kentinde HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu'nun katıldığı bir etkinlikte güvenliği sağlayan HDK üyeleri, 18 Haziran 2019 (AFP)

Uluslararası deneyimler net bir yol haritası sunuyor. Endonezya, Güney Kore ve İspanya gibi ülkeler demokrasiye geçişte başarılı oldular, çünkü gerçek ve sancılı reformlara bağlı kaldılar. Başarı ile başarısızlık arasındaki belirleyici fark, her zaman yeni bir ülkeyi sıfırdan inşa etmeye yönelik yerel ve uluslararası düzeyde gerçek bir taahhüt oldu.

Sudan'ın, ülkenin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin savaşın devamı değil, eski Cumhurbaşkanı Ömer Beşir'in rejimine benzer bir rejime geri dönme olasılığı olduğunu hatırlaması önemli. ‘İstikrar’ ve ‘ulusal güvenlik’ sloganları altında devletin kontrolünü ele geçiren, halkın yorgunluğunu ve uluslararası toplumun kaos korkusunu istismar eden bir askeri-siyasal İslamcı ittifak senaryosu teorik değil, gerçekçidir. Sudan’da yeniden böyle bir rejimin iktidara gelmesi, uluslararası izolasyon, ekonomik gerileme, siyasi çöküş ve kalkınma umudunun yitirilmesi gibi tüm felaketlerin tekrarlanması anlamına gelir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Abiy Ahmed, Afrika Boynuzu'nu nasıl aleyhine çevirdi?

Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
TT

Abiy Ahmed, Afrika Boynuzu'nu nasıl aleyhine çevirdi?

Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026

Amr İmam

Etiyopya'da patlak veren yeni iç savaş devam ediyor; Abiy Ahmed'in federal hükümeti, yedi silahlı grubun ittifakıyla karşı karşıya. Bir zamanlar çıkarları farklı olan bu grupların artık ortak bir amacı var: Abiy Ahmed'i iktidardan uzaklaştırmak.

Her iki taraf da karşılıklı saldırılara devam ediyor ve çatışmaların hangi yönde ilerleyeceğini kestirmek için henüz çok erken.

İnsan hakları örgütleri, özellikle 2020-2022 Tigray savaşının hâlâ taze olan hatıraları göz önüne alındığında, şiddetin kapsamı genişledikçe ölü sayısının hızla artabileceği konusunda uyarıyor. Kasım 2022'de Pretoria Anlaşması ile sona eren bahsi geçen çatışmanın yaklaşık 600 bin kişinin hayatına mal olduğu tahmin ediliyor. Birçok kişi mevcut çatışmaların daha da ölümcül olmasından endişe ediyor.

Tamamen askeri ölçülere göre Etiyopya ordusu, savaşan yedi gruba göre üstün. Ancak, 28 Eylül'de Addis Ababa'nın güneydoğusundaki bir hava üssünü hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısı, koalisyonun orduya zarar verme gücünü ve kapasitesini gösterdi.

Savaş şu anda Etiyopya'nın 1,1 milyon kilometrekarelik yüzölçümünün yaklaşık yüzde 40'ını kapsıyor ve çatışmaların çoğu kuzeyde yoğunlaşmış durumda. Söz konusu çatışma bölgeleri Etiyopya'nın komşularıyla da sınır komşusu ve bu durum, çatışmanın alanı genişledikçe komşularının tutumları hakkında meşru soruları gündeme getiriyor.

2022 yılının sonlarına doğru, Addis Ababa ve Asmara arasındaki ortaklık çöktü; Etiyopya, Eritre'yi Amhara Fano savaşçılarını ve daha sonra Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne bağlı radikal fraksiyonları silahlandırmakla suçladı

 Abiy Ahmed'in Nisan 2018'de göreve gelmesinden bu yana, başlangıçtaki iyimserliğe rağmen, Etiyopya'nın komşularının çoğuyla ilişkileri keskin bir şekilde kötüleşti. Bu sorun, savaşın Afrika Boynuzu'ndaki bu ülkede yayılmaya devam etmesi durumunda büyük önem kazanıyor. Halihazırda ilişkilerdeki gerilim durumu göz önüne alındığında, Etiyopya'nın komşularının bu duruma seyirci kalacağı ve hatta Abiy Ahmed'i istifaya zorlamaya çalışan grupları gizlice destekleyeceği tahmin ediliyor.

Kızıldeniz’e erişim çabası

Eritre, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihi ve mevcut gerilimler göz önüne alındığında, Etiyopya'nın en önemli komşusudur. Göreve başlamasından üç ay sonra, Abiy Ahmed Temmuz 2018'de Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki ile görüşmek üzere Asmara'ya gitti. İki lider, 1998'den 2000'e kadar ülkeleri arasında süren sınır savaşını resmen sona erdiren ortak bir bildiri imzaladı.

 Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ve Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Etiyopya'nın Addis Ababa kentindeki Eritre büyükelçiliğinin yeniden açılışını kutluyor, 16 Temmuz 2018 (AFP)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ve Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Etiyopya'nın Addis Ababa kentindeki Eritre büyükelçiliğinin yeniden açılışını kutluyor, 16 Temmuz 2018 (AFP)

Kısa bir süre sonra sınır yeniden açıldı, uçuşlar ve telefon görüşmeleri tekrar başladı ve aynı yılın eylül ayında Cidde'de bir anlaşma imzalandı. Bu yakınlaşma Abiy Ahmed'e 2019 Nobel Barış Ödülü'nü kazandırdı. Kısa bir süre için iki lider, Somali'yi üçlü bir ittifaka dahil etmeyi bile başardı.

Kasım 2020'de, Etiyopya'daki Tigray çatışmasının patlak vermesiyle bu sıcak ilişkiler askeri bir ortaklığa dönüştü. Eritre güçleri, Isaias'ın uzun süredir düşmanı olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne (TPLF) karşı Etiyopya federal güçleri ve Amhara milisleriyle birlikte savaştı.

Daha önce de belirtildiği gibi, çatışmalar geniş çaplı bir yıkıma ve ağır bir bilançoya neden oldu.

Ancak Isaias, Etiyopya ve Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin Kasım 2022'de Eritre'nin katılımı olmadan Pretoria Anlaşması'na (ateşkes anlaşması) varmasıyla kendini tecrit edilmiş hissetti. Eritre Cumhurbaşkanı TPLF'yi tamamen ortadan kaldırmak istiyordu, ancak anlaşma TPLF'nin Tigray'da siyasi bir güç olarak kalmasına izin verdi ve Eritre birlikleri de dahil olmak üzere yabancı güçlerin çekilmesini şart koşarak ilişkiye yeni bir gerilim kaynağı ekledi.

2022'nin sonlarına doğru, Addis Ababa ve Asmara arasındaki ortaklık çöktü. Etiyopya, Eritre'yi Amhara Fano savaşçılarını ve ardından federal hükümete karşı olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne bağlı radikal fraksiyonları silahlandırmakla suçladı. Eski sınır sorunları da tamamen ortadan kalkmadı; bunlardan biri de Etiyopya ile sınır anlaşmazlığının merkezinde yer alan Eritre'nin Badme kasabasının statüsüydü.

İki ülke arasındaki uçurum, Abiy Ahmed'in tamamen karayla çevrili Etiyopya için Kızıldeniz'e erişimi “varoluşsal bir ihtiyaç” olarak nitelendirmeye başlamasıyla daha da derinleşti. Bu bağlamda Asmara, Etiyopya'nın sınırına sadece yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Eritre'nin Assab Limanı hakkındaki söylemlerini, topraklarına yönelik örtülü bir tehdit olarak gördü.

2024'ten 2026'ya kadar ilişkiler daha da kötüleşti. Hem Etiyopya hem de Eritre orduları, özellikle Assab yakınlarında, ortak sınırları yönünde güçler konuşlandırdı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Eritre'nin Mısır ve Somali ile yakınlaşması, Mısır'ın Addis Ababa ile Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı ve Kızıldeniz'e erişim konusunda anlaşmazlık yaşadığı bir dönemde gerilimleri daha da artırdı.

1 Ekim 2026'da Addis Ababa, “Etiyopya ulusal güvenliğine doğrudan tehdit oluşturan” 10 Eritreli diplomatı sınır dışı edeceğini ve Asmara'daki büyükelçiliğini kapatacağını duyurdu.

Eritre Dışişleri Bakanlığı ise “aynı şekilde karşılık vermekten başka seçeneğimiz yok” şeklinde yanıt verdi.

Travmalar yaşayan binlerce Eritreli mültecinin bombardımanlar ile silahlı saldırılardan kaçmasının ardından, Etiyopya'nın Afar bölgesindeki Semera'da bulunan Agda Oteli yerleşkesinde bir adam kapıdan çıkarken polis nöbet tutuyor, 14 Şubat 2022 (AFP)
Travmalar yaşayan binlerce Eritreli mültecinin bombardımanlar ile silahlı saldırılardan kaçmasının ardından, Etiyopya'nın Afar bölgesindeki Semera'da bulunan Agda Oteli yerleşkesinde bir adam kapıdan çıkarken polis nöbet tutuyor, 14 Şubat 2022 (AFP)

Somaliland anlaşması

2018'deki Asmara gezisinden bir ay önce Abiy Ahmed, iyimser bir atmosferde Mogadişu'ya geldi. Bu ziyaret, iktidarının başlangıcında benimsediği uzlaşmacı yaklaşımın devamıydı. Abiy ve dönemin Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu, ticaret, limanlar ve altyapı alanlarında iş birliğini güçlendirme sözü verdiler ve bu hedefleri ilerletmek için ortak bir komite kurdular.

Somali ve Etiyopya bir süre terörle mücadelede iş birliği yaptı, ancak daha sonra Etiyopya odağını tekrar Somaliland'a çevirdi ve bu da Mogadişu açısından Addis Ababa'nın kendi işlerine müdahale ettiğinden şüphelenmek için yeterli bir sebepti

O dönemde Abiy Ahmed, içindeki herhangi bir tarafın yanında durmak ve tarafını tutmak yerine, Somali'ye federal düzeyde tek bir ortak olarak davranmayı tercih etti. Bu yaklaşım, Mogadişu'daki karar vericiler nezdinde güvenilirliğini artırdı, ancak hükümeti uzun süredir Addis Ababa ile yakın iş birliği içinde olan ayrılıkçı Somaliland bölgesini kızdırdı.

Mogadişu ve Addis Ababa bir süre terörle mücadelede iş birliği yaptı. Fermacu, Mogadişu'da geniş ölçüde Etiyopya'nın tercih ettiği ortak olarak görülüyordu.

İlişkilerde biraz iyi niyet vardı, ancak bu daha çok kişisel uzlaşıya ve ortak bölgesel çıkarlara dayanıyordu, geçmişin gerçek bir değerlendirmesine değil. Hasan Şeyh Muhammed 2022'de Somali cumhurbaşkanlığına döndüğünde, özellikle egemenlik ve federal birlik konusunda daha iddialı bir tavır benimsemesinin ardından ilişkiler değişti. Aynı zamanda Abiy Ahmed de ülkesinin Kızıldeniz'e erişmesini sağlama çabalarında daha iddialı tavır sergilemeye başlamıştı.

Ardından Etiyopya odağını tekrar Somaliland'a çevirdi ve bu da Mogadişu açısından Addis Ababa'nın kendi işlerine müdahale ettiğinden şüphelenmek için yeterli bir sebepti. Ocak 2024'te Abiy Ahmed, Etiyopya'ya Berbera Limanı yakınlarındaki 20 kilometrelik bir kıyı şeridini ticari ve askeri amaçlarla 50 yıllığına kiralama hakkı veren bir mutabakat zaptı imzaladı; karşılığında Etiyopya'nın Somaliland'ı tanıması gerekiyordu.

Bu, Etiyopya'nın istediği gibi denize erişmesini sağlayacak, Somaliland'a da daha sonra uluslararası toplumdan elde etmeye çalıştığı tanınmayı sunacaktı.

Somaliland Devlet Başkanı Muse Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Addis Ababa kentinde bir liman inşasına ilişkin mutabakat zaptı imzalama töreninde, 1 Ocak 2024 (Reuters)
Somaliland Devlet Başkanı Muse Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Addis Ababa kentinde bir liman inşasına ilişkin mutabakat zaptı imzalama töreninde, 1 Ocak 2024 (Reuters)

Mogadişu cevap olarak Addis Ababa'daki büyükelçisini geri çağırdı ve Somali parlamentosu, anlaşmayı geçersiz ilan eden bir yasayı kabul etti.

Bu bozulma, Somali'nin Mısır'la güvenlik iş birliğini güçlendirdiği bir dönemde Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) katılan Etiyopya birlikleri üzerindeki baskıyı da artırdı.

Vekalet savaşı

Abiy Ahmed'in Sudan ile ilişkisi büyük umutlarla başladı, ancak bu umutlar 2020'nin sonlarında solmaya başladı. İki ülke arasında, her iki ülkenin de hak iddia ettiği verimli bir sınır üçgeni olan el-Faşka nedeniyle gerilimler arttı ve Etiyopya'daki Tigray çatışmasının sonuçları, Büyük Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlıklar ve Sudan iç savaşının patlak vermesinden sonra her iki tarafın seçtiği ittifaklar nedeniyle gerilim yükseldi.

Bir zamanlar zekice bir dış politika aracı gibi görünen şey, şimdi Abiy hükümetinin etrafında daralan çember gibi görünüyor

2019'da Abiy Ahmed, Sudanlı askeri yetkililer ve sivil liderler arasında arabuluculuk yaparak, geçici bir hükümetin kurulmasıyla sonuçlanan güç paylaşımı anlaşmasına varılmasına yardımcı oldu. Ancak Kasım 2020'ye gelindiğinde, özellikle Tigray çatışmasının patlak vermesinden sonra her şey değişti.

Etiyopya federal güçleri ve Amhara milisleri kuzey Etiyopya'ya doğru ilerlerken, Sudan ordusu, Hartum ve Addis Ababa arasında 2008 yılında yapılan bir anlaşma uyarınca Amhara çiftçilerinin yaşadığı ve topraklarını işlediği el-Faşka bölgesine girdi. 2021 yılının başlarında, Sudan güçleri çiftçileri bu bölgeden çıkardı ve bölgenin büyük bir kısmının kontrolünü ele geçirdi; bu da bir dizi çatışmaya, suçlamaya ve gerilimlerin hızla tırmanmasına neden oldu. Addis Ababa, Sudan'ın başka meselelerle meşgul olmasından faydalandığını iddia ederken, Hartum sadece topraklarını geri aldığını ısrarla belirtti.

Büyük Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlık da derinleşti. Sudan, Mısır gibi, su kaynaklarına zarar vereceğinden endişe ederek, Etiyopya'nın Mavi Nil barajını doldurmasına ve işletmesine karşı çıktı. Sudan ayrıca on binlerce Tigraylı mülteciye ev sahipliği yaptı ve bu durum Etiyopya'ya, Sudan'ı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne güvenli sığınak sağlamakla suçlamak için bir gerekçe sundu.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah Burhan, Port Sudan Uluslararası Havalimanı'nda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'i karşılıyor, 9 Temmuz 2024 (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah Burhan, Port Sudan Uluslararası Havalimanı'nda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'i karşılıyor, 9 Temmuz 2024 (AFP)

Sudan'daki iç karışıklık, özellikle Nisan 2023'te Sudan ordusu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında geniş çaplı çatışmaların patlak vermesinden sonra durumu daha da karmaşık hale getirdi. Etiyopya başlangıçta resmi olarak tarafsız bir duruş sergiledi ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) liderliğindeki bazı arabuluculuk çabalarına katıldı. Ancak, HDK'nin başlıca bölgesel destekçileriyle olan yakın ortaklığı Hartum'da endişelere yol açtı.

2025'ten itibaren Sudan ordusu, Etiyopya'yı HDK'ye lojistik ve eğitim desteği sağlamakla ve Etiyopya topraklarından insansız hava aracı saldırıları düzenlemesine izin vermekle defalarca suçladı.

Uzak dostlar

Dış düşmanlar bazen bir ülkeyi birleştirmeye katkıda bulunabilir, özellikle de hükümet onları destek toplamak için bir araç olarak kullandığında. Abiy Ahmed yıllardır bunu yapıyor; Mısır ve Eritre başta olmak üzere dış aktörlerle olan gerilimleri kullanarak kendisine yönelik iç desteği güçlendiriyor. Ancak bu taktik, şu anda kendisine karşı ayaklanan bölgelerde uzun süredir devam eden şikayetlerin ve haksızlıkların, Abiy Ahmed'in kullanabileceği herhangi bir dış tehditten daha yüksek sesle dile getirilmesiyle etkisini kaybediyor gibi görünüyor.

Bu da bir zamanlar zekice dış politika aracı gibi görünen şeyin, şimdi Abiy Ahmed hükümetinin etrafında daralan bir çember gibi göründüğü anlamına geliyor.

Komşu ülkeler, Etiyopya'nın dağılmasının kendi sınırlarını istikrarsızlaştırabileceğinden korkarak, federal hükümete karşı harekete geçen grupları desteklemekte tereddüt edeceklerdir. Ancak, baskı arttıkça, sadece sessizlikleri bile Abiy Ahmed'in konumunu zayıflatmaya yetecektir.

Etiyopya Başbakanı'nın 29 Eylül'de Addis Ababa'da Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed ile yaptığı görüşme, belki de Etiyopya başkentinin eteklerinde savaşın şiddetlendiği bir dönemde, Etiyopya'nın komşularından birinin sadakatini kazanmak için girişilen son çabaydı.

En dikkat çekici husus, Abiy Ahmed'in komşularının çoğunun kendisinden uzaklaşmasına neden olurken, belki de ihtiyaç duyduğu desteği sağlayacakları inancıyla, uzak ortaklarıyla daha yakın ilişkiler kurmasıdır.

Şüphesiz ki, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut gelişmeler ışığında önemi giderek artan stratejik bir su yolu olan Kızıldeniz'in kontrolü konusunda çıkarları bu ortakların çıkarlarıyla örtüşüyor. Bununla birlikte, uzak müttefiklerle kurulan bu yakın ilişkiler, Etiyopya Başbakanı’na sunabilecekleri desteğin, artan iç huzursuzluk döneminde onu kurtarıp kurtaramayacağı konusunda soru işaretleri de doğuruyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Etiyopya'da hükümet yanlısı milisler, Tigray'ın başkentindeki havalimanının kontrolünü ele geçirdiklerini açıkladı

Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
TT

Etiyopya'da hükümet yanlısı milisler, Tigray'ın başkentindeki havalimanının kontrolünü ele geçirdiklerini açıkladı

Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)

Etiyopya'da hükümet yanlısı bir milis grup dün yaptığı açıklamada, isyancı güçlere karşı düzenlediği karşı saldırının ardından kuzeydeki Tigray bölgesinin başkenti Mekele'deki havalimanının kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu.

“Tigray Barış Gücü”, X platformunda yaptığı paylaşımda, kentin yaklaşık 10 kilometre dışında bulunan Alula Aba Nega Havalimanı'nın kontrolünü tamamen ele geçirdiklerini belirtti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre, bu iddia bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanamadı.

Silahlı grup daha önce yaptığı açıklamada, ülkenin kuzeyindeki isyancıların kalesi konumundaki Tigray'ın başkentine doğru ilerlediğini bildirmişti. Etiyopya ile Eritre'nin diplomatik ilişkilerini kesmesinin ardından çatışmaların daha geniş kapsamlı bir savaşa dönüşebileceğine yönelik endişeler artıyor.

Etiyopya ordusu ve müttefik güçleri, geçen hafta “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” (TPLF) ile çatışmaların başlamasından bu yana bölgede hızlı ilerleme kaydetti. Bölgedeki iktidar partisinin öncülük ettiği isyancı ittifakıyla yaşanan çatışmalar, 2020-2022 yılları arasındaki iç savaştan bu yana şiddetin en ciddi şekilde tırmandığı dönem olarak değerlendiriliyor.

Analistler, mevcut çatışmanın, farklı güçlerin nüfuz mücadelesi verdiği ve giderek daha kırılgan hale gelen bölgede Etiyopya sınırlarının ötesine taşmasından endişe ediyor. Etiyopya'nın eski baş düşmanı Eritre, Tigray'ın kuzeyinde; üç yılı aşkın süredir devam eden iç savaşla mücadele eden Sudan ise bölgenin batısında bulunuyor.

Etiyopya hükümeti, Eritre, Sudan ve Mısır'ı muhalif ittifaka destek vermekle suçladı. Üç ülke de bu suçlamaları reddetti.


Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
TT

Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)

İki güvenlik kaynağı, Sahra Altı Afrika’nın Sahel bölgesinde yer alan Nijer’in batısında düzenlenen iki ayrı saldırıda 50’den fazla güvenlik gücü mensubunun hayatını kaybettiğini belirtti. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bölgede, terör örgütü DEAŞ’ın bölgesel kolunun da aralarında bulunduğu silahlı gruplar faaliyet gösteriyor.

Kaynaklar Reuters’a, çarşamba günü bir jandarma konvoyunun Abala-Filinge yakınlarında pusuya düşürüldüğünü belirtti. Cumartesi günü ise Birni-N’Konni’de düzenlenen ayrı bir saldırıda 30’dan fazla askerin öldüğünü ifade ettiler. İki saldırının da teröristler tarafından gerçekleştirildiği belirtilirken, olaylara ilişkin ayrıntı verilmedi.

SITE Intelligence Group, dün DEAŞ’ın Batı Afrika’daki kolu olan ve “DEAŞ-Sahel Vilayeti” olarak bilinen örgütün pazar günü yayımladığı iki ayrı açıklamayla saldırıların sorumluluğunu üstlendiğini bildirdi.

Örgüt, ocak ayında başkent Niamey’deki sivil havalimanına ve bir askeri hava üssüne saldırmıştı. Bu saldırı, hükümetin isyancı gruplarla mücadelede kayda değer ilerleme sağlayamadığına ilişkin değerlendirmeleri gündeme getirmişti. Ülkeyi 2023’teki darbenin ardından iktidarı ele geçiren ordu yönetiyor.

Nijer’de isyancı askerler geçen ay havalimanına ve devlet başkanlığı yerleşkesine saldırmış, bunun üzerine hükümete bağlı güçlerle çatışma yaşanmıştı. Hükümet güçlerine Kremlin’in kontrolündeki paramiliter yapı Afrika Kolordusu’na bağlı unsurlar destek verdi.

Analistler ve güvenlik kaynakları, özellikle Nijer’in batısında isyancı gruplar karşısında tekrarlanan kayıpların ardından cephede görev yapan ordu birlikleri arasındaki hoşnutsuzluğun giderek arttığını belirtiyor.