Sudan'da iki hükümetin varlığı gerçeği bölünme korkularını artırıyor

Burhan'ın vatandaşlığa dayalı bir devlet vaadi ile ‘yeni bir temel’ için birlikte yaşama projesi arasında

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
TT

Sudan'da iki hükümetin varlığı gerçeği bölünme korkularını artırıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)

Sudanlılar, 2026 yılının başında teorik olarak bağımsızlığın 70’inci yılını kutlamaya hazırlanırken, ‘devlet fikrinin’ kendisi ağır bir varoluşsal sınavla karşı karşıya bulunuyor. Uzayan savaş, yalnızca maddi altyapıyı tahrip etmekle kalmadı; meşruiyet ve toprak üzerinde rekabet eden iki otoriteye dayanan yeni bir siyasi gerçeklik üretti. Sürekli beslenen savaş seferberliği ve nefret söylemi ise toplumun tek ve kapsayıcı bir ulusal yapı fikrine geri dönme ihtimalini zayıflatıyor.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, bağımsızlık vesilesiyle yaptığı konuşmada, ‘vatan ve vatandaşlık’ kavramlarını yeniden gündeme getirerek ‘ulusal uzlaşıdan’ söz etti. Ancak aynı zamanda, zafer elde edilene kadar savaşın sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Karşı cephede ise Nyala’daki paralel hükümetin başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi, yeni bir toplumsal sözleşme, adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi ve tek bir ordu temelinde ‘devletin yeniden inşasına’ dayanan bir vizyon sundu.

 Sudan’daki paralel Kuruluş Hükümeti Başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi (Ofisinin Facebook sayfası)Sudan’daki paralel Kuruluş Hükümeti Başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi (Ofisinin Facebook sayfası)

Görünürde Sudan’ın birliğine vurgu yapan bu iki söylemin arasında, savaşın fiili bir bölünmeye yol açabileceği ve bunun zamanla kapsamlı bir parçalanmaya dönüşebileceği yönündeki kaygılar öne çıkıyor. Bu endişeler, toplumsal hafızada hâlâ canlı olan Güney Sudan’ın ayrılma deneyimi nedeniyle daha da derinleşiyor.

İki rakip kamp

Sahadaki gelişmelere bakıldığında, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) öncülük ettiği ittifak, kontrolü altındaki bölgelerde bir hükümet kurulduğunu ilan etti. Bu yapıya, HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) başkanlığında bir başkanlık konseyi atanırken, başbakanlık görevine de Muhammed el-Hasan et-Teayişi getirildi. Buna karşılık, orduyla bağlantılı kamp, Port Sudan’da konumlanarak kendisini ‘uluslararası alanda tanınan otorite’ olarak pekiştirmeye çalışıyor. Bu tabloyla birlikte kriz, başkent ya da devletin kilit kurumları üzerindeki askeri bir mücadele olmanın ötesine geçerek, bizzat devletin temsil edilmesi konusunda doğrudan bir rekabete dönüşmüş durumda.

Sudan Kongre Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sumud İttifakı liderlerinden Halid Ömer Yusuf (Facebook sayfası)Sudan Kongre Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sumud İttifakı liderlerinden Halid Ömer Yusuf (Facebook sayfası)

Bu kaygılar karşısında, Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf, ‘askeri seçenek’ anlatısının ulusal birliğin güvencesi gibi sunulmasına karşı uyarıda bulundu. Yusuf, savaşın egemenliği korumanın bir yolu olarak tanımlanmasını ‘en büyük yalanlardan biri’ olarak niteledi. Kendi platformu üzerinden yayımlanan değerlendirmesinde Yusuf, savaşın sürmesinin pratik sonucunun ‘devletin aşınması, karar alma merkezlerinin çoğalması ve paralel iki idarenin kökleşmesi’ olacağı öngörüsünde bulundu; her ilave çatışma gününün bölünmüşlüğü daha da derinleştireceğini vurguladı.

Yusuf’a göre krizin temelinde ‘birden fazla ordunun varlığı ve paralel iki askeri gücün bulunması’ yatıyor. Bu durumun, ‘şu ya da bu ordunun tasfiyesi’ gibi sloganlarla değil, birleşme ve bütünleşmeye yönelik açık mekanizmalar içeren müzakereye dayalı bir siyasi anlaşmayla ya da askeri güç yoluyla kesin bir sonuçla çözülebileceğini belirten Yusuf, ikinci seçeneğin düşük bir ihtimal olduğunu ifade etti. Askeri çözüm beklentisinin ‘tek bir ordu yaratmayacağına’ dikkat çeken Yusuf, yaygın silahlanma, silahlı grupların artışı ve kontrol ile nüfuz alanlarının karmaşıklaşması nedeniyle bunun daha fazla parçalanmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Hartum eyalet yetkilileri, silahlı kuvvetlere destek olmak üzere Omdurman'ın batısındaki Um Bede bölgesinde binlerce askeri eğitiyor, 15 Aralık (AFP)Hartum eyalet yetkilileri, silahlı kuvvetlere destek olmak üzere Omdurman'ın batısındaki Um Bede bölgesinde binlerce askeri eğitiyor, 15 Aralık (AFP)

Yusuf ayrıca, ülkeyi bekleyen çok sayıda tehlikeye dikkat çekti. Bunlar arasında, savaşın bölgesel nitelikli bir çatışmaya dönüşmesi, nefret söylemi, güvenlik boşluğu ve silahlı güçlerin çoğalmasıyla beslenen bir ortamın oluşması, buna ek olarak bölgesel ve uluslararası uzantıların devreye girmesi ile kırılgan bir devlet yapısı içinde ayrılıkçı çağrıların ortaya çıkması yer alıyor. Yusuf’a göre bu tablo, istikrar üretemeyen zayıf yapıların ortaya çıkmasına yol açabilir.

Bu endişeler temelsiz değil. Nitekim uluslararası ajanslar ve raporlar, paralel iki otoritenin ortaya çıkması ile parçalanma riski arasında doğrudan bağ kuruyor. Bölünmüş ülkeler örneklerine atıf yapan bu değerlendirmeler kapsamında Reuters, 31 Temmuz’da yayımladığı bir haberde, iki hükümetin varlığının ülkedeki fiili bölünme sürecini derinleştirdiğini belirtmişti.

Bölünme senaryoları

Gazeteci Raşa Avad ise meselenin özüne işaret ederek, uzun süren savaşların nadiren ‘kesin bir zafere’ yol açtığını, buna karşılık çoğu zaman ‘bölünme senaryolarının’ önünü açtığını dile getirdi.

Avad, idari bölünmenin fiili bir gerçeklik haline geldiğini, silahlı güçlerin bazı bölgelerin tamamını kontrol altına alarak buraları merkezi devletten büyük ölçüde bağımsız biçimde yönettiğini belirtti. Savaşın sürmesinin bu durumu tam teşekküllü bir bölünmeye dönüştürebileceği uyarısında bulunan Avad, “Çatışmaların uzaması bu tablonun kalıcılaşması anlamına geliyor” ifadesini kullandı.

 Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)

Avad’a göre olası herhangi bir bölünme barışçıl olmayacak; aksine ‘kanlı ve istikrarsız’ bir nitelik taşıyacak. “Bir bölge ayrılsa bile kendi başına istikrar sağlayamaz” diyen Avad, Darfur örneğinde olduğu gibi iç çelişkilerin merkezle yaşanan çelişkilerden daha derin olabileceğini, bunun da ayrılığı siyasi bir çözümden ziyade iç parçalanmanın kapısını aralayacak bir sürece dönüştürebileceğini ifade etti. Avad, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, mevcut bölgesel ortamın riskleri katladığını vurgulayarak, bölgenin ‘kaynama noktasında’ olduğunu, Sudan’daki savaşın sürmesi halinde daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmanın parçası haline gelebileceğini belirtti. Bu durumun iç savaşı uzatacağını, etkilerini derinleştireceğini ve özellikle tarafların rekabet halindeki bölgesel müttefiklere sahip olması nedeniyle ülkeyi parçalanmaya sürükleyebileceğini dile getirdi.

Avad, savaşı, nefret söyleminin beslediği ve giderek derinleşen ‘psikolojik ve toplumsal bölünme hali’ ile de ilişkilendirdi. “Çatışmalar, belirli bölgeler ve toplumsal bileşenler hedef alınarak yoğun bir kışkırtma dili üretti” diyen Avad, ulusal düzeyde bir iyileşme, uzlaşı ve geçiş dönemi adaleti projesinin yokluğunun, “Biz mutlak iyiyiz, onlar mutlak kötüdür” anlayışını güçlendirdiğini savundu. Bu yaklaşımın, zaman ilerledikçe Sudanlıların birbirini kabullenmesini daha da zorlaştırdığına dikkat çekti.

Deniz ve nehir ülkesi

Bu psikolojik ve toplumsal bölünme, iki tarafın destekçileri arasında günlük dilde ortaya çıkmaya başlayan sosyal ayrışma göstergeleriyle de örtüşüyor. Avad, bunun yalnızca bir siyasi gürültü meselesi olmadığını belirterek, “Bu durum, bölünmenin bir çözüm olarak kabul edilmesine ya da en azından bir kader gibi kabullenilerek onunla birlikte yaşamaya zemin hazırlayan psikolojik bir eşik oluşturuyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu çerçevede, bazı sosyal medya platformlarında Darfur bölgesi ile Kordofan’ın bazı kısımlarının ayrılmasına yönelik açık çağrıların dolaşıma girdiği görülüyor. Ayrıca, Sudan’ın orta, kuzey ve doğu kesimlerini kapsayacak şekilde ‘deniz ve nehir’ adıyla bir devlet kurulması yönünde çağrılar da gündeme geliyor. Bu çağrıların, etnik ayrımcılık temelli bir söylemle desteklendiği ifade ediliyor.

 Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)Sivil hayata dönüş hayali kuran Sudanlılar, Aralık 2018 devriminin yıldönümünü kutluyor. (AFP)

Halid Ömer Yusuf’un uyarıları ile Raşa Avad’ın analizini birleştiren ortak sonuç, çözümün yalnızca ‘birlik’ sloganını tekrar etmekte değil, sertleşmeden önce bölünme dinamiklerini durdurmakta yattığı yönünde. Bu da derhal ateşkes sağlanmasını ve askeri kontrol alanlarının siyasi sınırlara dönüşmesinin engellenmesini gerektiriyor. Bugün insanların gördükleri ve duydukları, bölünme korkularının artık yalnızca teorik öngörüler olmaktan çıktığını; savaş uzadıkça daha da karmaşıklaşan somut bir gerçekliğe dayandığını ortaya koyuyor. Birbirine rakip iki otoritenin varlığı, kontrolsüz silahlanmanın yaygınlığı ve derin bir toplumsal yarılma ortamında, ortak ulusal zemine dönüş ancak acil bir zihniyet değişimiyle mümkün olabilir. Bu değişimin, ‘savaşı yönetme’ anlayışından ‘devleti kurtarma’ mantığına geçişi esas alması gerekiyor. Ancak bu şekilde Sudanlılar, bir kez daha sevdikleri marşı hep birlikte söyleyebilir: “Bugün bağımsızlığımızın bayrağını yükseltiyoruz.”



Abiy Ahmed, Afrika Boynuzu'nu nasıl aleyhine çevirdi?

Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
TT

Abiy Ahmed, Afrika Boynuzu'nu nasıl aleyhine çevirdi?

Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026

Amr İmam

Etiyopya'da patlak veren yeni iç savaş devam ediyor; Abiy Ahmed'in federal hükümeti, yedi silahlı grubun ittifakıyla karşı karşıya. Bir zamanlar çıkarları farklı olan bu grupların artık ortak bir amacı var: Abiy Ahmed'i iktidardan uzaklaştırmak.

Her iki taraf da karşılıklı saldırılara devam ediyor ve çatışmaların hangi yönde ilerleyeceğini kestirmek için henüz çok erken.

İnsan hakları örgütleri, özellikle 2020-2022 Tigray savaşının hâlâ taze olan hatıraları göz önüne alındığında, şiddetin kapsamı genişledikçe ölü sayısının hızla artabileceği konusunda uyarıyor. Kasım 2022'de Pretoria Anlaşması ile sona eren bahsi geçen çatışmanın yaklaşık 600 bin kişinin hayatına mal olduğu tahmin ediliyor. Birçok kişi mevcut çatışmaların daha da ölümcül olmasından endişe ediyor.

Tamamen askeri ölçülere göre Etiyopya ordusu, savaşan yedi gruba göre üstün. Ancak, 28 Eylül'de Addis Ababa'nın güneydoğusundaki bir hava üssünü hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısı, koalisyonun orduya zarar verme gücünü ve kapasitesini gösterdi.

Savaş şu anda Etiyopya'nın 1,1 milyon kilometrekarelik yüzölçümünün yaklaşık yüzde 40'ını kapsıyor ve çatışmaların çoğu kuzeyde yoğunlaşmış durumda. Söz konusu çatışma bölgeleri Etiyopya'nın komşularıyla da sınır komşusu ve bu durum, çatışmanın alanı genişledikçe komşularının tutumları hakkında meşru soruları gündeme getiriyor.

2022 yılının sonlarına doğru, Addis Ababa ve Asmara arasındaki ortaklık çöktü; Etiyopya, Eritre'yi Amhara Fano savaşçılarını ve daha sonra Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne bağlı radikal fraksiyonları silahlandırmakla suçladı

 Abiy Ahmed'in Nisan 2018'de göreve gelmesinden bu yana, başlangıçtaki iyimserliğe rağmen, Etiyopya'nın komşularının çoğuyla ilişkileri keskin bir şekilde kötüleşti. Bu sorun, savaşın Afrika Boynuzu'ndaki bu ülkede yayılmaya devam etmesi durumunda büyük önem kazanıyor. Halihazırda ilişkilerdeki gerilim durumu göz önüne alındığında, Etiyopya'nın komşularının bu duruma seyirci kalacağı ve hatta Abiy Ahmed'i istifaya zorlamaya çalışan grupları gizlice destekleyeceği tahmin ediliyor.

Kızıldeniz’e erişim çabası

Eritre, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihi ve mevcut gerilimler göz önüne alındığında, Etiyopya'nın en önemli komşusudur. Göreve başlamasından üç ay sonra, Abiy Ahmed Temmuz 2018'de Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki ile görüşmek üzere Asmara'ya gitti. İki lider, 1998'den 2000'e kadar ülkeleri arasında süren sınır savaşını resmen sona erdiren ortak bir bildiri imzaladı.

 Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ve Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Etiyopya'nın Addis Ababa kentindeki Eritre büyükelçiliğinin yeniden açılışını kutluyor, 16 Temmuz 2018 (AFP)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ve Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Etiyopya'nın Addis Ababa kentindeki Eritre büyükelçiliğinin yeniden açılışını kutluyor, 16 Temmuz 2018 (AFP)

Kısa bir süre sonra sınır yeniden açıldı, uçuşlar ve telefon görüşmeleri tekrar başladı ve aynı yılın eylül ayında Cidde'de bir anlaşma imzalandı. Bu yakınlaşma Abiy Ahmed'e 2019 Nobel Barış Ödülü'nü kazandırdı. Kısa bir süre için iki lider, Somali'yi üçlü bir ittifaka dahil etmeyi bile başardı.

Kasım 2020'de, Etiyopya'daki Tigray çatışmasının patlak vermesiyle bu sıcak ilişkiler askeri bir ortaklığa dönüştü. Eritre güçleri, Isaias'ın uzun süredir düşmanı olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne (TPLF) karşı Etiyopya federal güçleri ve Amhara milisleriyle birlikte savaştı.

Daha önce de belirtildiği gibi, çatışmalar geniş çaplı bir yıkıma ve ağır bir bilançoya neden oldu.

Ancak Isaias, Etiyopya ve Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin Kasım 2022'de Eritre'nin katılımı olmadan Pretoria Anlaşması'na (ateşkes anlaşması) varmasıyla kendini tecrit edilmiş hissetti. Eritre Cumhurbaşkanı TPLF'yi tamamen ortadan kaldırmak istiyordu, ancak anlaşma TPLF'nin Tigray'da siyasi bir güç olarak kalmasına izin verdi ve Eritre birlikleri de dahil olmak üzere yabancı güçlerin çekilmesini şart koşarak ilişkiye yeni bir gerilim kaynağı ekledi.

2022'nin sonlarına doğru, Addis Ababa ve Asmara arasındaki ortaklık çöktü. Etiyopya, Eritre'yi Amhara Fano savaşçılarını ve ardından federal hükümete karşı olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne bağlı radikal fraksiyonları silahlandırmakla suçladı. Eski sınır sorunları da tamamen ortadan kalkmadı; bunlardan biri de Etiyopya ile sınır anlaşmazlığının merkezinde yer alan Eritre'nin Badme kasabasının statüsüydü.

İki ülke arasındaki uçurum, Abiy Ahmed'in tamamen karayla çevrili Etiyopya için Kızıldeniz'e erişimi “varoluşsal bir ihtiyaç” olarak nitelendirmeye başlamasıyla daha da derinleşti. Bu bağlamda Asmara, Etiyopya'nın sınırına sadece yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Eritre'nin Assab Limanı hakkındaki söylemlerini, topraklarına yönelik örtülü bir tehdit olarak gördü.

2024'ten 2026'ya kadar ilişkiler daha da kötüleşti. Hem Etiyopya hem de Eritre orduları, özellikle Assab yakınlarında, ortak sınırları yönünde güçler konuşlandırdı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Eritre'nin Mısır ve Somali ile yakınlaşması, Mısır'ın Addis Ababa ile Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı ve Kızıldeniz'e erişim konusunda anlaşmazlık yaşadığı bir dönemde gerilimleri daha da artırdı.

1 Ekim 2026'da Addis Ababa, “Etiyopya ulusal güvenliğine doğrudan tehdit oluşturan” 10 Eritreli diplomatı sınır dışı edeceğini ve Asmara'daki büyükelçiliğini kapatacağını duyurdu.

Eritre Dışişleri Bakanlığı ise “aynı şekilde karşılık vermekten başka seçeneğimiz yok” şeklinde yanıt verdi.

Travmalar yaşayan binlerce Eritreli mültecinin bombardımanlar ile silahlı saldırılardan kaçmasının ardından, Etiyopya'nın Afar bölgesindeki Semera'da bulunan Agda Oteli yerleşkesinde bir adam kapıdan çıkarken polis nöbet tutuyor, 14 Şubat 2022 (AFP)
Travmalar yaşayan binlerce Eritreli mültecinin bombardımanlar ile silahlı saldırılardan kaçmasının ardından, Etiyopya'nın Afar bölgesindeki Semera'da bulunan Agda Oteli yerleşkesinde bir adam kapıdan çıkarken polis nöbet tutuyor, 14 Şubat 2022 (AFP)

Somaliland anlaşması

2018'deki Asmara gezisinden bir ay önce Abiy Ahmed, iyimser bir atmosferde Mogadişu'ya geldi. Bu ziyaret, iktidarının başlangıcında benimsediği uzlaşmacı yaklaşımın devamıydı. Abiy ve dönemin Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu, ticaret, limanlar ve altyapı alanlarında iş birliğini güçlendirme sözü verdiler ve bu hedefleri ilerletmek için ortak bir komite kurdular.

Somali ve Etiyopya bir süre terörle mücadelede iş birliği yaptı, ancak daha sonra Etiyopya odağını tekrar Somaliland'a çevirdi ve bu da Mogadişu açısından Addis Ababa'nın kendi işlerine müdahale ettiğinden şüphelenmek için yeterli bir sebepti

O dönemde Abiy Ahmed, içindeki herhangi bir tarafın yanında durmak ve tarafını tutmak yerine, Somali'ye federal düzeyde tek bir ortak olarak davranmayı tercih etti. Bu yaklaşım, Mogadişu'daki karar vericiler nezdinde güvenilirliğini artırdı, ancak hükümeti uzun süredir Addis Ababa ile yakın iş birliği içinde olan ayrılıkçı Somaliland bölgesini kızdırdı.

Mogadişu ve Addis Ababa bir süre terörle mücadelede iş birliği yaptı. Fermacu, Mogadişu'da geniş ölçüde Etiyopya'nın tercih ettiği ortak olarak görülüyordu.

İlişkilerde biraz iyi niyet vardı, ancak bu daha çok kişisel uzlaşıya ve ortak bölgesel çıkarlara dayanıyordu, geçmişin gerçek bir değerlendirmesine değil. Hasan Şeyh Muhammed 2022'de Somali cumhurbaşkanlığına döndüğünde, özellikle egemenlik ve federal birlik konusunda daha iddialı bir tavır benimsemesinin ardından ilişkiler değişti. Aynı zamanda Abiy Ahmed de ülkesinin Kızıldeniz'e erişmesini sağlama çabalarında daha iddialı tavır sergilemeye başlamıştı.

Ardından Etiyopya odağını tekrar Somaliland'a çevirdi ve bu da Mogadişu açısından Addis Ababa'nın kendi işlerine müdahale ettiğinden şüphelenmek için yeterli bir sebepti. Ocak 2024'te Abiy Ahmed, Etiyopya'ya Berbera Limanı yakınlarındaki 20 kilometrelik bir kıyı şeridini ticari ve askeri amaçlarla 50 yıllığına kiralama hakkı veren bir mutabakat zaptı imzaladı; karşılığında Etiyopya'nın Somaliland'ı tanıması gerekiyordu.

Bu, Etiyopya'nın istediği gibi denize erişmesini sağlayacak, Somaliland'a da daha sonra uluslararası toplumdan elde etmeye çalıştığı tanınmayı sunacaktı.

Somaliland Devlet Başkanı Muse Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Addis Ababa kentinde bir liman inşasına ilişkin mutabakat zaptı imzalama töreninde, 1 Ocak 2024 (Reuters)
Somaliland Devlet Başkanı Muse Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Addis Ababa kentinde bir liman inşasına ilişkin mutabakat zaptı imzalama töreninde, 1 Ocak 2024 (Reuters)

Mogadişu cevap olarak Addis Ababa'daki büyükelçisini geri çağırdı ve Somali parlamentosu, anlaşmayı geçersiz ilan eden bir yasayı kabul etti.

Bu bozulma, Somali'nin Mısır'la güvenlik iş birliğini güçlendirdiği bir dönemde Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) katılan Etiyopya birlikleri üzerindeki baskıyı da artırdı.

Vekalet savaşı

Abiy Ahmed'in Sudan ile ilişkisi büyük umutlarla başladı, ancak bu umutlar 2020'nin sonlarında solmaya başladı. İki ülke arasında, her iki ülkenin de hak iddia ettiği verimli bir sınır üçgeni olan el-Faşka nedeniyle gerilimler arttı ve Etiyopya'daki Tigray çatışmasının sonuçları, Büyük Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlıklar ve Sudan iç savaşının patlak vermesinden sonra her iki tarafın seçtiği ittifaklar nedeniyle gerilim yükseldi.

Bir zamanlar zekice bir dış politika aracı gibi görünen şey, şimdi Abiy hükümetinin etrafında daralan çember gibi görünüyor

2019'da Abiy Ahmed, Sudanlı askeri yetkililer ve sivil liderler arasında arabuluculuk yaparak, geçici bir hükümetin kurulmasıyla sonuçlanan güç paylaşımı anlaşmasına varılmasına yardımcı oldu. Ancak Kasım 2020'ye gelindiğinde, özellikle Tigray çatışmasının patlak vermesinden sonra her şey değişti.

Etiyopya federal güçleri ve Amhara milisleri kuzey Etiyopya'ya doğru ilerlerken, Sudan ordusu, Hartum ve Addis Ababa arasında 2008 yılında yapılan bir anlaşma uyarınca Amhara çiftçilerinin yaşadığı ve topraklarını işlediği el-Faşka bölgesine girdi. 2021 yılının başlarında, Sudan güçleri çiftçileri bu bölgeden çıkardı ve bölgenin büyük bir kısmının kontrolünü ele geçirdi; bu da bir dizi çatışmaya, suçlamaya ve gerilimlerin hızla tırmanmasına neden oldu. Addis Ababa, Sudan'ın başka meselelerle meşgul olmasından faydalandığını iddia ederken, Hartum sadece topraklarını geri aldığını ısrarla belirtti.

Büyük Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlık da derinleşti. Sudan, Mısır gibi, su kaynaklarına zarar vereceğinden endişe ederek, Etiyopya'nın Mavi Nil barajını doldurmasına ve işletmesine karşı çıktı. Sudan ayrıca on binlerce Tigraylı mülteciye ev sahipliği yaptı ve bu durum Etiyopya'ya, Sudan'ı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne güvenli sığınak sağlamakla suçlamak için bir gerekçe sundu.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah Burhan, Port Sudan Uluslararası Havalimanı'nda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'i karşılıyor, 9 Temmuz 2024 (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah Burhan, Port Sudan Uluslararası Havalimanı'nda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'i karşılıyor, 9 Temmuz 2024 (AFP)

Sudan'daki iç karışıklık, özellikle Nisan 2023'te Sudan ordusu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında geniş çaplı çatışmaların patlak vermesinden sonra durumu daha da karmaşık hale getirdi. Etiyopya başlangıçta resmi olarak tarafsız bir duruş sergiledi ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) liderliğindeki bazı arabuluculuk çabalarına katıldı. Ancak, HDK'nin başlıca bölgesel destekçileriyle olan yakın ortaklığı Hartum'da endişelere yol açtı.

2025'ten itibaren Sudan ordusu, Etiyopya'yı HDK'ye lojistik ve eğitim desteği sağlamakla ve Etiyopya topraklarından insansız hava aracı saldırıları düzenlemesine izin vermekle defalarca suçladı.

Uzak dostlar

Dış düşmanlar bazen bir ülkeyi birleştirmeye katkıda bulunabilir, özellikle de hükümet onları destek toplamak için bir araç olarak kullandığında. Abiy Ahmed yıllardır bunu yapıyor; Mısır ve Eritre başta olmak üzere dış aktörlerle olan gerilimleri kullanarak kendisine yönelik iç desteği güçlendiriyor. Ancak bu taktik, şu anda kendisine karşı ayaklanan bölgelerde uzun süredir devam eden şikayetlerin ve haksızlıkların, Abiy Ahmed'in kullanabileceği herhangi bir dış tehditten daha yüksek sesle dile getirilmesiyle etkisini kaybediyor gibi görünüyor.

Bu da bir zamanlar zekice dış politika aracı gibi görünen şeyin, şimdi Abiy Ahmed hükümetinin etrafında daralan bir çember gibi göründüğü anlamına geliyor.

Komşu ülkeler, Etiyopya'nın dağılmasının kendi sınırlarını istikrarsızlaştırabileceğinden korkarak, federal hükümete karşı harekete geçen grupları desteklemekte tereddüt edeceklerdir. Ancak, baskı arttıkça, sadece sessizlikleri bile Abiy Ahmed'in konumunu zayıflatmaya yetecektir.

Etiyopya Başbakanı'nın 29 Eylül'de Addis Ababa'da Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed ile yaptığı görüşme, belki de Etiyopya başkentinin eteklerinde savaşın şiddetlendiği bir dönemde, Etiyopya'nın komşularından birinin sadakatini kazanmak için girişilen son çabaydı.

En dikkat çekici husus, Abiy Ahmed'in komşularının çoğunun kendisinden uzaklaşmasına neden olurken, belki de ihtiyaç duyduğu desteği sağlayacakları inancıyla, uzak ortaklarıyla daha yakın ilişkiler kurmasıdır.

Şüphesiz ki, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut gelişmeler ışığında önemi giderek artan stratejik bir su yolu olan Kızıldeniz'in kontrolü konusunda çıkarları bu ortakların çıkarlarıyla örtüşüyor. Bununla birlikte, uzak müttefiklerle kurulan bu yakın ilişkiler, Etiyopya Başbakanı’na sunabilecekleri desteğin, artan iç huzursuzluk döneminde onu kurtarıp kurtaramayacağı konusunda soru işaretleri de doğuruyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Etiyopya'da hükümet yanlısı milisler, Tigray'ın başkentindeki havalimanının kontrolünü ele geçirdiklerini açıkladı

Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
TT

Etiyopya'da hükümet yanlısı milisler, Tigray'ın başkentindeki havalimanının kontrolünü ele geçirdiklerini açıkladı

Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)

Etiyopya'da hükümet yanlısı bir milis grup dün yaptığı açıklamada, isyancı güçlere karşı düzenlediği karşı saldırının ardından kuzeydeki Tigray bölgesinin başkenti Mekele'deki havalimanının kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu.

“Tigray Barış Gücü”, X platformunda yaptığı paylaşımda, kentin yaklaşık 10 kilometre dışında bulunan Alula Aba Nega Havalimanı'nın kontrolünü tamamen ele geçirdiklerini belirtti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre, bu iddia bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanamadı.

Silahlı grup daha önce yaptığı açıklamada, ülkenin kuzeyindeki isyancıların kalesi konumundaki Tigray'ın başkentine doğru ilerlediğini bildirmişti. Etiyopya ile Eritre'nin diplomatik ilişkilerini kesmesinin ardından çatışmaların daha geniş kapsamlı bir savaşa dönüşebileceğine yönelik endişeler artıyor.

Etiyopya ordusu ve müttefik güçleri, geçen hafta “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” (TPLF) ile çatışmaların başlamasından bu yana bölgede hızlı ilerleme kaydetti. Bölgedeki iktidar partisinin öncülük ettiği isyancı ittifakıyla yaşanan çatışmalar, 2020-2022 yılları arasındaki iç savaştan bu yana şiddetin en ciddi şekilde tırmandığı dönem olarak değerlendiriliyor.

Analistler, mevcut çatışmanın, farklı güçlerin nüfuz mücadelesi verdiği ve giderek daha kırılgan hale gelen bölgede Etiyopya sınırlarının ötesine taşmasından endişe ediyor. Etiyopya'nın eski baş düşmanı Eritre, Tigray'ın kuzeyinde; üç yılı aşkın süredir devam eden iç savaşla mücadele eden Sudan ise bölgenin batısında bulunuyor.

Etiyopya hükümeti, Eritre, Sudan ve Mısır'ı muhalif ittifaka destek vermekle suçladı. Üç ülke de bu suçlamaları reddetti.


Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
TT

Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)

İki güvenlik kaynağı, Sahra Altı Afrika’nın Sahel bölgesinde yer alan Nijer’in batısında düzenlenen iki ayrı saldırıda 50’den fazla güvenlik gücü mensubunun hayatını kaybettiğini belirtti. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bölgede, terör örgütü DEAŞ’ın bölgesel kolunun da aralarında bulunduğu silahlı gruplar faaliyet gösteriyor.

Kaynaklar Reuters’a, çarşamba günü bir jandarma konvoyunun Abala-Filinge yakınlarında pusuya düşürüldüğünü belirtti. Cumartesi günü ise Birni-N’Konni’de düzenlenen ayrı bir saldırıda 30’dan fazla askerin öldüğünü ifade ettiler. İki saldırının da teröristler tarafından gerçekleştirildiği belirtilirken, olaylara ilişkin ayrıntı verilmedi.

SITE Intelligence Group, dün DEAŞ’ın Batı Afrika’daki kolu olan ve “DEAŞ-Sahel Vilayeti” olarak bilinen örgütün pazar günü yayımladığı iki ayrı açıklamayla saldırıların sorumluluğunu üstlendiğini bildirdi.

Örgüt, ocak ayında başkent Niamey’deki sivil havalimanına ve bir askeri hava üssüne saldırmıştı. Bu saldırı, hükümetin isyancı gruplarla mücadelede kayda değer ilerleme sağlayamadığına ilişkin değerlendirmeleri gündeme getirmişti. Ülkeyi 2023’teki darbenin ardından iktidarı ele geçiren ordu yönetiyor.

Nijer’de isyancı askerler geçen ay havalimanına ve devlet başkanlığı yerleşkesine saldırmış, bunun üzerine hükümete bağlı güçlerle çatışma yaşanmıştı. Hükümet güçlerine Kremlin’in kontrolündeki paramiliter yapı Afrika Kolordusu’na bağlı unsurlar destek verdi.

Analistler ve güvenlik kaynakları, özellikle Nijer’in batısında isyancı gruplar karşısında tekrarlanan kayıpların ardından cephede görev yapan ordu birlikleri arasındaki hoşnutsuzluğun giderek arttığını belirtiyor.