Washington'un Tigray üzerindeki baskısı: Etiyopya ile gerilimi azaltmak mı yoksa yeni bir tırmanmaya mı yol açacak?

Addis Ababa bunu memnuniyetle karşılıyor ve Eritre'ye bir uyarı mesajı olarak değerlendiriyor

 Etiyopya hükümeti tarafından rehabilitasyon ve yeniden entegrasyon süreçleri yürütülen eski Tigraylı militanlar (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya hükümeti tarafından rehabilitasyon ve yeniden entegrasyon süreçleri yürütülen eski Tigraylı militanlar (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Washington'un Tigray üzerindeki baskısı: Etiyopya ile gerilimi azaltmak mı yoksa yeni bir tırmanmaya mı yol açacak?

 Etiyopya hükümeti tarafından rehabilitasyon ve yeniden entegrasyon süreçleri yürütülen eski Tigraylı militanlar (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya hükümeti tarafından rehabilitasyon ve yeniden entegrasyon süreçleri yürütülen eski Tigraylı militanlar (Etiyopya Haber Ajansı)

ABD, Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde federal hükümet ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) arasındaki gerilimin yeniden artması üzerine, cepheye bağlı bazı liderlere ve aile üyelerine yönelik vize kısıtlamaları getirdi.

Etiyopyalı bir milletvekili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Washington’un söz konusu adımının TPLF ile Addis Ababa arasındaki gerilimi azaltmaya yönelik bir baskı mesajı taşıdığını belirterek, Eritre’ye de bölgesel istikrar adına cepheye verdiği desteği sonlandırma çağrısında bulundu.

Son dönemde TPLF ile Etiyopya federal hükümeti arasındaki ilişkiler yeniden gerilimli bir sürece girdi. TPLF’nin geçen mayıs ayında Tigray’daki siyasi yönetimin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini açıklaması, 2020 yılında başlayan silahlı çatışmalardan önce görev yapan bölgesel meclisi yeniden faaliyete geçirmesi ve Debretsion Gebremichael’i bölgesel yönetimin başına getirmesi dikkat çekmişti.

2022 yılında Tigray savaşını sona erdirmek amacıyla imzalanan barış anlaşmasına rağmen, bölgedeki siyasi çekişmeler devam ediyor. Resmî verilere göre yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği savaşın ardından TPLF’nin siyasi yönetimi yeniden kontrol altına alma girişimi, Tigray’ın haziran ayında gerçekleştirilen genel seçimlerin dışında bırakılmasına yol açtı. Bu karar, bölgesel yönetim ile federal hükümet arasındaki süregelen anlaşmazlıklarla ilişkilendirildi.

Gerilimin arttığı bir dönemde ABD Dışişleri Bakanlığı, TPLF içindeki “sertlik yanlısı” isimleri ve birinci derece aile üyelerini hedef alan vize kısıtlamaları uyguladığını duyurdu. Washington, söz konusu kişilerin Tigray’daki krizin çözümüne yönelik çabaları baltalamaktan sorumlu olduğunu veya bu faaliyetlere karıştığını belirtti.

ABD ayrıca, TPLF içindeki radikal unsurlar ile Etiyopya hükümeti arasındaki gerilimin artmasının, ülkenin kuzeyinde yeni bir çatışmayı tetikleyebileceği ve bölgesel barış ile güvenliği tehdit edebileceği uyarısında bulundu.

Etiyopya hükümetinde Doğu Afrika İşlerinden Sorumlu Bakan Danışmanı ve Tigray Geçici Bölgesel Yönetimi’nin eski Başkanı Getachew Reda, ABD’nin eski TPLF liderlerine yönelik vize yasağı kararının, kuzey Etiyopya’daki gerilimden bu isimlerin sorumlu tutulduğunu gösterdiğini söyledi.

Etiyopya’nın Fana Radyosu’na konuşan Reda, kararın öneminin yalnızca vize yasağında değil, Washington’un Debretsion Gebremichael liderliğindeki grubun, yeniden yükselen gerilimdeki rolünü kabul etmesinde yattığını ifade etti.

 Etiyopya hükümeti tarafından rehabilitasyon ve yeniden entegrasyon süreçleri yürütülen eski Tigraylı militanlar (Etiyopya Haber Ajansı)Etiyopya hükümeti tarafından rehabilitasyon ve yeniden entegrasyon süreçleri yürütülen eski Tigraylı militanlar (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopyalı Milletvekili Muhammed Nur Ahmed ise ABD’nin özellikle TPLF liderlerine yönelik aldığı önlemleri, Tigray’da istikrar, güvenlik ve barışın sağlanmasına katkı sunacak olumlu bir adım olarak değerlendirdi.

Ahmed, Washington’un federal hükümetin güvenliği sağlama konusundaki samimi niyetini ve Pretoria Barış Anlaşması’nı uygulama yönündeki kararlılığını bildiğini belirterek, “TPLF’nin şu anda attığı adımlar, anlaşmanın temel hükümleriyle uyumlu değil. Özellikle silahsızlanma maddesi henüz tam anlamıyla uygulanmış değil” dedi.

Silahsızlanma sürecinin tamamlanmamasının Tigray halkının güvenlik ve istikrar kaygılarını artırdığını vurgulayan Ahmed, bunun insan hakları ilkeleri ve uluslararası toplumun beklentileriyle bağdaşmadığını belirtti.

Ahmed’e göre ABD’nin uyguladığı baskı, TPLF yönetimini federal hükümetle ilişkilerini yeniden değerlendirmeye ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesine yöneltebilir. Uluslararası baskının tarafları yeniden müzakere masasına çekebileceğini belirten Ahmed, kalıcı çözümün ancak barışçıl yöntemlerle sağlanabileceğini ifade etti.

Getachew Reda da ABD’nin kararının, bölgedeki istikrarsızlığın kaynağına ilişkin önemli bir siyasi mesaj içerdiğini söyledi. Reda, bu adımın aynı zamanda TPLF ile iş birliği yaptığı iddia edilen aktörlere, özellikle de Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki yönetimine yönelik bir uyarı olarak da değerlendirilebileceğini kaydetti.

Yaklaşık bir hafta önce Etiyopyalı yetkililer, Tigray’da yeni bir çatışma ihtimaline karşı uyarılarını artırmıştı. Bu kapsamda Etiyopya Haber Ajansı’nda yayımlanan “Etiyopya Yeniden Savaşın Ateşine Sürüklenmemeli” başlıklı görüş yazısında Getachew Reda ile Etiyopya Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Servisi Genel Müdürü ve 2022 Pretoria görüşmelerinde federal hükümetin baş müzakerecisi olan Rıdvan Huseyin ortak imzacı olarak yer aldı.

Yetkililer yazıda, 2022 tarihli Pretoria Anlaşması’nın savaş ve yıkımdan büyük zarar gören bölge için bir umut ışığı ve dönüm noktası olduğunu belirterek, anlaşmayı sabote etmeye çalışan çevrelerin, özellikle Eritre ile bağlantılı olduğu öne sürülen grupların, uluslararası toplum tarafından kararlı biçimde baskı altına alınması gerektiğini savundu.

Tigray'da eski militanların rehabilitasyonundan (Etiyopya Haber Ajansı)Tigray'da eski militanların rehabilitasyonundan (Etiyopya Haber Ajansı)

Addis Ababa ile Asmara arasındaki ilişkiler, Etiyopya’nın 2022 yılında TPLF ile Pretoria Barış Anlaşması’nı imzalamasının ardından gerilmeye başlamıştı. Eritre, savaş sırasında Etiyopya’nın müttefiklerinden biri olmasına rağmen anlaşma sürecine dâhil edilmediğini savunmuştu.

Gerilim, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim sağlayacak bir çıkış arayışını dile getirmesiyle daha da arttı. Asmara yönetimi, Addis Ababa’yı Eritre’nin Assab Limanı üzerinde hak iddia etmekle suçladı.

Etiyopya ile Eritre arasındaki ilişkiler, Eritre’nin 1993 yılında bağımsızlığını kazanmasından beri inişli çıkışlı bir seyir izledi. İki ülke arasında 1998-2000 yılları arasında sınır anlaşmazlıkları nedeniyle kanlı bir savaş yaşanmış, ancak Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki 2018 yılında barış anlaşması imzalamıştı.

Muhammed Nur Ahmed, ABD’nin son kararının Eritre’ye yönelik açık bir mesaj niteliği taşıdığını belirterek, Asmara yönetimine Etiyopya’nın iç işlerine müdahaleyi bırakma, TPLF’ye silah desteğini sonlandırma ve diyalog sürecine katılma çağrısında bulundu. Ahmed, “Barış herkesin yararınadır. İstikrarsızlık ise etkileri tüm bölgeye yayılan ortak bir sorundur” değerlendirmesinde bulundu.



Zambiya Cumhurbaşkanı Hichilema ikinci başkanlık dönemi için yeniden seçildi

Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyunu kullanırken (AFP)
Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyunu kullanırken (AFP)
TT

Zambiya Cumhurbaşkanı Hichilema ikinci başkanlık dönemi için yeniden seçildi

Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyunu kullanırken (AFP)
Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyunu kullanırken (AFP)

Zambiya Seçim Komisyonu, bugün yaptığı açıklamada, geçen hafta düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yaklaşık yüzde 60’ını alan Devlet Başkanı Hakainde Hichilema’nın ikinci kez seçildiğini duyurdu.

Sonuç büyük ölçüde bekleniyordu. 2021’den bu yana iktidarda bulunan Hichilema, ilk kez cumhurbaşkanlığı yarışına giren eski bir bölge bakanının da aralarında bulunduğu 13 adayla yarıştı.

Zambiya Seçim Komisyonu Başkanı Mwangelwa Zaloumis, mayıs ayında seçim yarışına katılan 55 yaşındaki eski bakan Brian Mundubile’nin oyların yaklaşık yüzde 38’ini aldığını açıkladı.

Zaloumis, 226 seçim bölgesinden 5’inde oyların henüz sayılmadığını, ancak “kalan oyların seçimlerin genel sonucunu önemli ölçüde değiştirmesinin beklenmediğini” söyledi.

13 Ağustos’ta yapılan seçimlere, muhalefetin seçimlerde usulsüzlük yapıldığı yönündeki suçlamaları damga vurdu. Seçim görevlilerine yönelik saldırılar ve oy pusulalarının çalınmasının ardından ülke genelindeki oy sayım süreci askıya alındı.

Muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları da seçim öncesinde siyasi alanın daralması konusunda uyarıda bulunarak, seçim kampanyalarına yönelik kısıtlamalara dikkat çekmişti.

Uluslararası ve yerel seçim gözlem heyetleri de hafta sonu yaptıkları açıklamalarda, seçim sürecinin içinde bulunduğu koşulların adaylar arasında eşit olmayan bir rekabete yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre seçimler, Hichilema’nın ilk dönemine ilişkin bir referandum niteliğinde görülüyordu. Bu dönemde Zambiya ekonomisi, yıllarca süren mali krizlerin ardından yeniden büyümeye başladı.


Kongo: Ebola salgını, ülke tarihindeki en ölümcül salgın haline geldi

Kongo'nun Ituri kentindeki Ruambara tedavi merkezinde hemşireler Ebola virüsü bulaşmış bir hastayı tedavi ediyor (AP)
Kongo'nun Ituri kentindeki Ruambara tedavi merkezinde hemşireler Ebola virüsü bulaşmış bir hastayı tedavi ediyor (AP)
TT

Kongo: Ebola salgını, ülke tarihindeki en ölümcül salgın haline geldi

Kongo'nun Ituri kentindeki Ruambara tedavi merkezinde hemşireler Ebola virüsü bulaşmış bir hastayı tedavi ediyor (AP)
Kongo'nun Ituri kentindeki Ruambara tedavi merkezinde hemşireler Ebola virüsü bulaşmış bir hastayı tedavi ediyor (AP)

Hükümet tarafından dün yayımlanan verilere göre, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde devam eden Ebola salgını 2 bin 325 kişinin ölümüne yol açtı. Böylece salgındaki can kaybı, 2018-2020 yılları arasındaki Ebola salgınında kaydedilen 2 bin 299 ölümü aşarak ülke tarihinin en ölümcül salgını oldu.

Kongo Halk Sağlığı Enstitüsü’nün son raporunda, doğrulanmış vaka sayısının son 24 saatte tespit edilen 101 yeni vakayla birlikte 4 bin 945’e yükseldiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre ülkede 17’nci olan Ebola salgını, vaka sayısı bakımından da Kongo tarihindeki en büyük salgın olma özelliğini temmuz ayı sonunda kazanmıştı.

Hükümetin son verileri, toplam can kaybının daha önce ülke tarihinin en ağır salgını olarak kabul edilen 2018-2020 dönemindeki 2 bin 299 kişilik ölüümü geride bıraktığını gösterdi.

Toplam doğrulanmış vaka sayısı ise 4 bin 945’e ulaştı. Salgının resmi olarak ilan edilmesinden üç ay sonra ulaşılan bu rakam, 2014-2016 yıllarında Batı Afrika’da yaşanan Ebola salgınını geride bırakıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre Gine, Liberya ve Sierra Leone’yi etkileyen söz konusu salgında 28 bin 616 vaka ve 11 bin 310 ölüm kaydedilmişti.

Batı Afrika’daki salgında can kaybının 1000’e ulaşması, salgının ilan edilmesinden yaklaşık beş ay sonra gerçekleşmişti. Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki mevcut salgında ise ölü sayısı üç aydan kısa bir sürede 2 bine ulaştı.

Halen ülkede yayılan Ebola virüsünün Bundibugyo suşuna karşı kullanılabilecek onaylı bir tedavi veya aşı bulunmuyor.

Az sayıda deneysel aşı ve tedavi yöntemi değerlendirilirken, küresel sağlık otoriteleri mevcut Ebola tedavilerinin bu suşa karşı koruma sağlayıp sağlayamayacağını araştırıyor. Şu ana kadar bu konudaki kanıtlar yalnızca hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarla sınırlı.

Ebola virüsü, hastalığa yakalanmış kişilerin canlı ya da ölü olması fark etmeksizin vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla bulaşıyor. Virüs ateş, kusma ve ishale neden olabilirken, ağır vakalarda iç ve dış kanamalara yol açabiliyor.


BM: Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Ebola her 30 dakikada bir hastanın hayatını kaybetmesine yol açıyor

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
TT

BM: Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Ebola her 30 dakikada bir hastanın hayatını kaybetmesine yol açıyor

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)

BM’nin üst düzey yetkililerinden biri, dün yaptığı açıklamada, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola virüsünün her 30 dakikada bir kişinin ölümüne yol açtığını belirterek salgınla mücadele için uluslararası çabaların artırılması çağrısında bulundu.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki bir hastanede Ebola virüsü nedeniyle hayatını kaybeden bir kişinin tabutunu taşıyan sağlık çalışanları. (EPA)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki bir hastanede Ebola virüsü nedeniyle hayatını kaybeden bir kişinin tabutunu taşıyan sağlık çalışanları. (EPA)

BM Genel Sekreter Yardımcısı ve İnsani İşlerden Sorumlu Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher yaptığı açıklamada, “Bu, şimdiye kadar görülen en hızlı yayılan salgın” dedi. Fletcher, “Virüs bizi daha fazla geride bırakmadan hızlı hareket etmeli, müdahaleyi genişletmeli ve dayanışmayı artırmalıyız” ifadelerini kullandı.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 15 Mayıs’ta ortaya çıktığı açıklanan Ebola salgınında, 4 bin 500’den fazla vaka arasından en az 2 bin 128 kişi hayatını kaybetti. BM daha önce salgının, hastalık tarihindeki en ölümcül Ebola salgını olma yolunda ilerlediği uyarısında bulunmuştu.

Vücuttaki sıvılarla temas yoluyla bulaşan ve hemorajik ateşe yol açan virüsü kontrol altına almaya yönelik son çalışmaları değerlendiren Fletcher, “Ebola, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde üstünlük sağlıyor. Virüsün müdahale kapasitemizi aşmasına izin veremeyiz” uyarısında bulundu.

Fletcher, “Salgın her 30 dakikada bir kişiyi öldürüyor” diyerek, çok daha fazla insanın risk altında olduğunu belirtti.

Fletcher, ülkelerin şimdiye kadar salgınla mücadele için oluşturulan fona yaklaşık 300 milyon dolar bağışladığını ifade etti.

BM kuruluşlarının gerçekleştirdiği toplantının ardından, Birleşmiş Milletler Acil Müdahale Fonu’ndan 30,5 milyon dolar ek kaynak ayrıldığı duyuruldu. Bu miktar, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve diğer dört ülkenin salgınla mücadelesine destek amacıyla daha önce tahsis edilen 24 milyon dolara ilave edildi.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin altı eyaletinde vaka tespit edilirken, Uganda’da da vakalar görüldü. Ayrıca Güney Sudan sınırına yakın bölgelerde de vakalar kaydedildi.

Fletcher, Ebola ile mücadele için 20 personelin daha “ön saflara” gönderildiğini, ancak daha fazlasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

“Güvenli ve insani cenaze işlemlerini sağlayan ekiplerin sayısını iki katına çıkarmalı, tedavi kapasitesini üç kat artırmalı, temaslı takibini geliştirmeli ve daha deneyimli yöneticiler görevlendirmeliyiz” diyen Fletcher, sözlerini şöyle sürdürdü:

“En önemlisi ise bölgedeki su, sanitasyon, sağlık hizmetleri ve diğer temel ihtiyaçların karşılanması için gereken kapsamlı desteği sağlamalıyız.”

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Ebola’nın 17. salgını, bilinen bir tedavisi veya aşısı bulunmayan Bundibugyo suşundan kaynaklanıyor.

Ebola virüsü, son 50 yılda Afrika’da 15 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu.

2018-2020 yılları arasında yaşanan ve hastalığın en ölümcül salgını olarak kayıtlara geçen son büyük salgında ise yaklaşık 3 bin 500 vakadan 2 bin 300 kişisi hayatını kaybetti.