Macron: Bu aşamada Putin ile anlamlı bir görüşme yapmanın imkanı yok

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda), Kremlin’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u kabul ederken (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda), Kremlin’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u kabul ederken (AP)
TT

Macron: Bu aşamada Putin ile anlamlı bir görüşme yapmanın imkanı yok

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda), Kremlin’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u kabul ederken (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda), Kremlin’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u kabul ederken (AP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron dün (Perşembe) yaptığı açıklamada, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile bu aşamada ‘anlamlı bir görüşme yapmanın imkanı olmadığını’ söyledi. Macron, gelecekte bir görüşme yapmanın imkansız olmadığını da belirtti.

Fransa Cumhurbaşkanı, Avrupa Siyasi Topluluğu’nun ikinci toplantısının düzenlediği Moldova’nın Bulboaca kentindeki zirvenin ardından yapılan basın toplantısında, “Bugün, anlamlı bir görüşme yapmanın imkanı yok” dedi.

Rusya’nın Ukrayna işgal denemesine başladığı ilk aşamalarda Putin ile teması sürdüren birkaç Batılı liderden biri olan Fransa Cumhurbaşkanı, “Bir fırsat ortaya çıkarsa, içeriğe de bağlı olarak, görüşme ihtimalini göz ardı etmiyorum” dedi.

Macron “Sivil nükleer meseleler ve Zaporijya tesisi güvenliği ya da ilerleme kaydedilir, atılımlar buna imkan oluşturur ve görüşme yapmak gerekirse, tereddüt etmeden yaparım” ifadelerini sözlerine ekledi.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz geçen hafta cuma günü, ‘uygun bir zamanda’ Putin ile Ukrayna konusunda yeniden temas kurma isteğini dile getirdi.

Macron, Temmuz ayında yapılacak NATO zirvesinde Ukrayna’ya ‘daha güçlü, somut ve çok daha net’ güvenlik garantileri verilmesi gerektiğini vurguladı. Bunun ‘mevcut bağlamda Rusya’ya açık bir mesaj’ göndereceğini belirtti.

Fransa Cumhurbaşkanı, Ukrayna’nın NATO üyeliği talebiyle ilgili ‘olasılıkların’ tanımlanması gerektiğini vurgularken, Rusya’nın başlattığı savaş nedeniyle ‘Tam üyeliğin hemen mümkün olmadığını’ da dile getirdi.



AB dışişleri bakanları ilk kez Kiev'de toplandı

Avrupa Birliği Dış Politika Koordinatörü Josep Borrell (Reuters)
Avrupa Birliği Dış Politika Koordinatörü Josep Borrell (Reuters)
TT

AB dışişleri bakanları ilk kez Kiev'de toplandı

Avrupa Birliği Dış Politika Koordinatörü Josep Borrell (Reuters)
Avrupa Birliği Dış Politika Koordinatörü Josep Borrell (Reuters)

Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları, ilk kez Ukrayna'nın başkenti Kiev'de bir araya geldi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklama, AB dışişleri bakanlarını ilk kez üye olmayan ülkelerden birinde topladığını bildirdi.

Borrell, "Ukrayna'nın geleceği AB'dedir." mesajını paylaştı.

"Avrupa için varoluşsal tehdit"

Gayriresmi toplantının girişinde Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba ile ortak basın toplantısı düzenleyen Borrell, bakanların savaş ve Ukrayna'ya verilen destekle ilgili son durumu ele alacaklarını ifade etti.

Borrell, tüm üye ülkelerin bakanlarının, Kiev'de toplanarak Ukrayna'yı desteklemek konusundaki kararlılıklarını gösterdiklerini vurguladı.

Bir gazetecinin ABD'deki geçici bütçe tasarısında Ukrayna'ya yapılacak yeni askeri yardım paketinin yer almamasıyla ilgili sorusu üzerine Borrell, "Bu savaş, tüm dünya için derin sonuçlar doğuruyor. Dünyadaki herkes için öyle görülmeyebilir belki ama biz Avrupalılar için bu savaş, varoluşsal bir tehdit." dedi.

Borrell, görüştüğü ABD'li yetkililerin de desteğe devam etmeyi istediklerini gördüğünü dile getirerek, bu kararın yeniden değerlendirileceğinden emin olduğunu söyledi.

Yüksek Temsilci, 19 Eylül'de bakanların gelecek toplantısının Kiev'de yapılacağını duyurmuş ancak güvenlik nedeniyle detay verilmemişti.


Fransa’dan Sahel bölgesinin çökeceği uyarısı

 Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Sebastien Lecornu. (Reuters)
Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Sebastien Lecornu. (Reuters)
TT

Fransa’dan Sahel bölgesinin çökeceği uyarısı

 Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Sebastien Lecornu. (Reuters)
Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Sebastien Lecornu. (Reuters)

Fransa, Silahlı Kuvvetler Bakanı Sebastien Lecornu, aşırılık yanlısı örgütlerin faaliyetlerinin tırmanması ve bazı ülkelerdeki bir dizi askeri darbenin ardından Paris'in Afrika Sahel bölgesinde varlığının azalmasının bölgenin çöküşüne sebebiyet vereceği konusunda uyarıda bulundu.

Fransız Le Parisien gazetesinin cuma akşamı internet sitesinde yayınlanan röportajında Le Cornu, Fransız güçlerinin Mali, Burkina Faso ve yakında Nijer'den çekilmesinin Fransız politikasının başarısızlığı değil, son yıllarda askeri darbelere sahne olan bu üç ülkenin başarısızlığı olduğu değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi:

“Mali'deki (askeri) rejim Fransız ordusu yerine Wagner'i (Rus silahlı grubu) tercih etti. Sonucu gördük: Bamako bölgesi o zamandan beri aşırılık yanlıları tarafından kuşatılmış durumda. Sahel bölgesi çökme tehlikesiyle karşı karşıya. Tüm bunların sonu üç ülkede hüküm süren askeri konseyler için kötü olacak. Bize sorunun Fransa olduğunu söylüyorlar! Sahel bölgesinde güvenliği sağlayan bizdik."

Ülkesinin askeri güçlerini geri çekmek zorunda kalmadan önce bölgedeki birçok terörist hücreyi ortadan kaldırabildiğini ve binlerce sivilin güvenliğini sağlayabildiğini de sözlerine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Eylül 2022'deki askeri darbeden bu yana Burkina Faso'da terörle bağlantılı 2 bin 500 ölümün kaydedildiğini belirten Le Cornu sözlerine şöyle devam etti:

“Bizden gitmemizi istemeleri terörizmin faaliyetlerine devam etmesini sağladı. Mali bölünmenin eşiğinde ve ne yazık ki Nijer de aynı yolu izleyecek... Bazı yerel partiler terörle mücadele yerine aşiret çatışmalarını ve demokrasiyi küçümsemeyi tercih ederse bundan biz mi sorumlu olacağız? Ben öyle düşünmüyorum.”

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, temmuz ayı sonunda Cumhurbaşkanı Mohamed Bazoum'u deviren darbecilerle yaşanan iki aylık gerginliğin ardından bu hafta ülkesinin Niamey'deki büyükelçisinin geri çekileceğini ve Nijer'de görev yapan bin 500 Fransız askerinin yıl sonuna kadar ülkeden ayrılacağını duyurdu.

AFP'nin analistlerden aktardığına göre söz konusu geri çekilme, daha önce Mali ve Burkina Faso'dan kovulan ve bölgedeki aşırılık yanlılarıyla mücadele için on yıllık askeri müdahalenin perdesini indiren Paris için bir gerileme örneği teşkil etti.


Scholz, Almanya'ya mülteci akışını durdurmak istiyor

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ( DPA)
Almanya Başbakanı Olaf Scholz ( DPA)
TT

Scholz, Almanya'ya mülteci akışını durdurmak istiyor

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ( DPA)
Almanya Başbakanı Olaf Scholz ( DPA)

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Almanya'da artan mülteci akışını durdurmak için bir dizi önlem almayı planlıyor.

Scholz, Deutschland gazetesine verdiği röportajda, “Almanya'ya gitmek isteyen mültecilerin sayısı şuan oldukça fazla… Bu nedenle uzun süredir Avrupa'nın dış sınırlarının korunmasını destekliyoruz ve Avusturya ile ek sınır güvenliği önlemlerini sürdürüyoruz. İsviçre ve Çek Cumhuriyeti ile ortak kontroller konusunda anlaştık” ifadelerini kullandı.

Alınan tedbirler arasında sığınma başvurusunun reddedilmesi halinde mültecinin ülkeyi terk etme zorunluluğunun da bulunduğuna dikkati çeken Scholz, Polonya hükümetinin vizelerin artık satılmamasını ve mültecilerin Almanya'ya ‘geçmemesini’ sağlaması gerektiğini vurgulayarak, "Bununla ilgilenmemiz gerekiyor. Bu nedenle Polonya ile sınırdaki kontrolleri sıkılaştırdık” dedi.

Almanya Başbakanı, bu önlemlerin bir araya getirilmesinin mülteci sayıları üzerinde bir etki yaratması gerektiğini kaydederek, "Bunun hızla fark edilmesini umuyoruz” şeklinde konuştu.

Almanya Şansölyesi, belediyelerdeki mültecilerin masraflarının finansmanı konusunda önümüzdeki Kasım ayında eyalet hükümet başkanlarıyla bir anlaşmaya varmaya çalıştığını doğrulayarak, federal düzeyde maliye bakanıyken, eyaletlere gerçek erişim sayılarına dayalı bir çözüm önerdiğini hatırlattı.


MED9 ülkelerinden AB'ye "göç konusunda daha fazla eylem" çağrısı

AA
AA
TT

MED9 ülkelerinden AB'ye "göç konusunda daha fazla eylem" çağrısı

AA
AA

İtalya, Fransa, Portekiz, Hırvatistan, Yunanistan, Malta, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Slovenya ve İspanya'dan oluşan ve "MED9" olarak anılan grubun, dün Malta'nın başkenti Valetta'da yaptığı 10. Liderler Zirvesi'nin ardından sonuç bildirisi yayınlandı.

Bildiride, MED9 liderleri tarafından AB'ye, göçe yönelik menşe ve geçiş ülkelerindeki mücadelesini önemli ölçüde arttırması çağrısı yapıldı.

MED9 liderleri ayrıca, AB’nin yeni "Göç ve İltica Anlaşması"na dair müzakerelerin hızlandırılarak Avrupa Komisyonu'nun mevcut yasama dönemi bitmeden bir anlaşmaya varılması taleplerine bildiride yer verdi. Söz konusu anlaşmanın, göç konusunda ön cephede yer alan ülkelere ihtiyaçlarının yeterince karşılanacağına dair güvence vermesi gerektiği de ifade edildi.

Ayrıca, Tunus ile AB arasında 16 Temmuz'da düzensiz göçle mücadele ve ticaret alanlarında imzalanan mutabakat zaptının hızla hayata geçirilmesi de talep edildi.

Bildiride, Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna'ya destek sağlama konusundaki taahhüdün altı çizilirken "Rusya’nın Ukrayna’ya karşı devam eden saldırgan savaşını kınadığımızı bir kez daha teyit ediyoruz. Rusya, Karadeniz Tahıl Girişimi'ni sonlandırarak gıda güvenliği krizini kötüleştirdi" ifadeleri de yer aldı.

Sonuç bildirisinde, "Başta iklim değişikliği ve ekonomik güvenlikle ilgili olmak üzere ortaya çıkan küresel zorlukların bilincinde olarak AB Ekonomik Yönetişim Kuralları reformunun sonuçlanmasını sabırsızlıkla bekliyoruz." ifadesi kullanılırken bu reformun Avrupa'nın mali açıdan sürdürülebilir bir şekilde ekonomik büyümeyi teşvik etme yeteneğini güçlendirmesi gerektiğine olan inanç da belirtildi.

Bildiride, AB'nin "2021-2027 Çok Yıllı Mali Çerçevesi"nde orta vadeli revizyona ihtiyaç olduğu da kaydedildi.

Avrupa projesini güçlendirme ve entegrasyon sürecini tamamlama konusunda kararlılığın aktarıldığı bildiride, "Bu çerçevede Batı Balkanlar, Moldova ve Ukrayna'nın AB'ye üyelik perspektifine tam ve net bağlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz." ifadesine de yer verildi.

Fas'taki deprem ve Libya'daki sel felaketine atıf bulunulan sonuç bildirisinde, "Son dönemde komşu bölgemizde meydana gelen korkunç yıkım ve can kayıplarından dolayı derin üzüntü duyuyor ve dayanışmamızı ifade ediyoruz. Etkilenen bölgelere desteğimizi sürdüreceğiz." denildi.

Bildiride, bir sonraki zirvenin 2024'te GKRY'de yapılacağı belirtildi.


İsveç’te bir bara düzenlenen silahlı saldırıda 2 kişi öldü, 2 kişi de yaralandı

Sandviken’de olay mahallindeki polisler (AFP)
Sandviken’de olay mahallindeki polisler (AFP)
TT

İsveç’te bir bara düzenlenen silahlı saldırıda 2 kişi öldü, 2 kişi de yaralandı

Sandviken’de olay mahallindeki polisler (AFP)
Sandviken’de olay mahallindeki polisler (AFP)

İsveç’in doğusunda, küçük bir kasabada bulunan bara, silahlı bir kişinin ateş açması sonucu iki kişi öldü, iki kişi de yaralandı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre, Stockholm’ün yaklaşık 190 kilometre kuzeybatısındaki Sandviken’de bulunan bir barda, dün geç saatlerde, silahlı saldırı meydana geldi.

Saldırıda, 20’li yaşlarında bir kadın ve 50’li yaşlarında bir erkek öldü.

Polis, olayın suç çeteleri arasında artan şiddet dalgasının bir parçası gibi göründüğünü bildirdi.

İsveç, son birkaç yılda, bazı silahlı saldırılara maruz kaldı. Söz konusu saldırıların şiddeti son aylarda neredeyse her gün meydana gelecek kadar arttı.

FOTO: Sandviken’de olay mahallindeki polisler (EPA)
 Sandviken’de olay mahallindeki polisler (EPA)

Polis Sözcüsü, ölen 20 yaşındaki kişinin muhtemelen saldırganın hedefi olduğunu dile getirdi. Diğer ölen bir kişi ile yaralanan iki kişinin ise tesadüfen orada bulunduklarına inanıldığını söyledi.

Sözcü, polisin silahlı saldırganı aradığını, ancak henüz olayla ilgili hiç kimsenin gözaltına alınmadığını bildirdi.

Başbakan Ulf Kristersson, saldırının ardından İsveç haber ajansı TT’ye verdiği demeçte, “Çetelerin birbirini vurarak öldürmesi yeterince kötü. Ancak tamamen masum insanların ateş hattına düşmesi kesinlikle korkunç” dedi.

Kristersson liderliğindeki merkez sağ azınlık hükümeti, geçen yılki seçimleri, kısmen çete bağlantılı suçlardaki artışı durdurma taahhüdüyle kazandı.

Polis, İsveç’te yaklaşık 30 bin kişinin doğrudan çete suçlarına karıştığını veya bağlantılı olduğunu bildirdi.

Ülkedeki şiddet, büyük şehirlerin yanı sıra nadiren suça tanık olan küçük kasabalara da yayıldı.


Hindistan’daki G20 Zirvesi sonrasında Ukrayna’nın öfkesi ve Çin’in sessizliği

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak ve eşi Akshata Murthy, Sunak'ın 10 Eylül'deki G20 Zirvesi'ne katılımının oturum aralarında bir Hindu tapınağını ziyaret ettiler. (Reuters)
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak ve eşi Akshata Murthy, Sunak'ın 10 Eylül'deki G20 Zirvesi'ne katılımının oturum aralarında bir Hindu tapınağını ziyaret ettiler. (Reuters)
TT

Hindistan’daki G20 Zirvesi sonrasında Ukrayna’nın öfkesi ve Çin’in sessizliği

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak ve eşi Akshata Murthy, Sunak'ın 10 Eylül'deki G20 Zirvesi'ne katılımının oturum aralarında bir Hindu tapınağını ziyaret ettiler. (Reuters)
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak ve eşi Akshata Murthy, Sunak'ın 10 Eylül'deki G20 Zirvesi'ne katılımının oturum aralarında bir Hindu tapınağını ziyaret ettiler. (Reuters)

Sanjay Kapoor

Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin binlerce reklam panosunda gülümseyen yüzü, Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi, G20 Zirvesi'nin ardından adeta parladı. Etkinliğin, bütçede yer alan miktarların dört katına mal olduğu söylentileri dolaşıyor.

Ancak etkinliğin bütçesiyle ilgili sorular, Hindistan hükümetinin elde ettiği büyük başarının önemini azaltmaz. Bu başarı, sadece Çin, Rusya, ABD ve Avrupa ülkeleri arasında siyasi bir anlaşmaya vararak ve tıkanmış G20'yi yeniden canlandırarak değil, aynı zamanda Hindistan'dan Suudi Arabistan'a, oradan Avrupa'ya ve ardından ABD'ye uzanacak pahalı ve coğrafi olarak kapsamlı bir anlaşma imzalayarak ‘imkansızı’ başarmasından kaynaklanıyor.

Zirvenin Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yokluğu nedeniyle başarılı olmayacağı tahmin ediliyordu. Ancak zirve, Hindistan ve yurtdışındaki birçok dış politika uzmanının beklediğinden çok daha verimli oldu. Bazıları, Çin Devlet Başkanı'nın yokluğu ve Çin'i Başbakanı’nın temsil etmesi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'ye alan açtığını ve aynı zamanda zirvenin başarısı için gerekli olan birliği sağladığını düşünüyor.

Başbakan Modi, her zaman olduğu gibi bu koşullardan yararlandı. ABD Başkanı Joe Biden'ın tam desteğiyle, Hindistan imkansızı başardı. Yani tüm katılımcı ülkelerden siyasi bildiri konusunda mutabakat sağlandı. Bu nedenle bu başarının sağlanması, dünyanın güç dengesinin Asya'ya kaydığının önemli bir göstergesidir.

Bu dönüşümü, hiçbir şey uzun zamandır beklenen Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Yeni Delhi'ye yaptığı resmi ziyaretten daha iyi açıklayamazdı. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre bu ziyaret, zirveye eşi görülmemiş bir anlam kazandırdı. Veliaht Prens, Hindistan ile Ortadoğu ve Avrupa arasında ekonomik koridor (IMEC) kurmak için bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Çin'in çok gurur duyduğu Bir Kuşak Bir Yol Girişimi'nin (BRI) ışıltısını azalttı. Avrupa ve Ortadoğu'nun Hindistan ile eski ticaret yollarını yeniden gözden geçirip canlandırarak,  ulaşım ve ekonomi koridoru, bu bölgedeki büyümeyi canlandıracak ve küresel ekonomiyi yeniden şekillendirecek.

İlginç bir şekilde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de bu projeyi memnuniyetle karşıladı ve Rusya'ya da yardımcı olacağını söyledi. Putin'in iddialarına birçok kişi temkinli yaklaşsa da şüpheler sadece Rusya ile sınırlı değil. ABD'nin de bu kıtalararası anlaşmadan kazanç sağlayacağını iddia etmesi şüpheleri artırdı. Bazıları, ABD'nin bu projeye gösterdiği hevesle alay etti ve Washington'ın çok geç kaldığını söyledi.

ABD Başkanı Joe Biden'ın tam desteğiyle, Hindistan imkansızı başardı, yani tüm katılımcı ülkelerden siyasi bildiri konusunda mutabakat sağlandı. Bu başarının sağlanması, dünyanın güç dengesinin Asya'ya kaydığının önemli bir göstergesidir.

Biden ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile iyi ilişkileri olan Modi, zirve sırasında liderleri bir araya getirmeyi başardı. Geçen yıl Ukrayna savaşının ardından petrol fiyatları ve arzını manipüle etmeyi reddeden Genç Veliaht Prens, bir süredir Başkan Biden'dan memnun değil.

Riyad, ABD'nin önemini daha da azaltmak için Çin'in arabuluculuğundan sonra rakibi İran ile bir anlaşma imzaladı. Çin tarafından arabuluculuk edilen anlaşmanın imzalanmasından bu yana ABD, Riyad ile ilişkilerini yeniden kurmak için çok çalıştı ancak bu boşunaydı.

ABD son zamanlarda Riyad'a İsrail ile ilişkileri normalleştirmenin yanı sıra bir dizi başka kazanım teklif etti. Şimdi Delhi toplantısından sonra, ABD'nin çalkantılı ilişkisini Suudi Arabistan ile yeniden inşa etme umudu var.

Ancak en önemlisi, Delhi zirvesinden sonra G20'nin küresel ekonominin bir forumu olarak ayakta kalabilmesidir. Tüm ülkeler, siyasi bildiride Rusya ve Ukrayna'dan bahsetmemeyi kabul etti. İlginç olan ise bu mutabakat metninin taslağındaki ilk işaret, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'dan geldi. ABD, akıllıca bir şekilde Moskova ile Kiev arasındaki çatışma konusundaki tutumundan vazgeçti. Bu da Çin'in BRICS'i G20'nin alternatifi olarak güçlendirme çabalarını engellemeye yardımcı oldu. Hiç şüphesiz bu süreçte Yeni Delhi temel bir rol oynadı.

Moskova ve Pekin, bu bildirinin nasıl yazıldığını bilseler de Yeni Delhi ile diplomatik ilişkileri sürdürmeye devam ettiler. Her iki ülke de G20'nin ayakta kalmasının, jeopolitik meselelere sapmadan ekonomik konulara odaklanmasına bağlı olduğunu vurguladı. Çin ve Rusya'nın açıklamaları, iki ülkenin ve liderlerinin de zirvenin tüm sürecini yakından takip ettiğini gösteriyor. Hatta her ne kadar resmi olarak toplantılara katılmamış olsalar da Putin ve Şi Cinping'in varlığı, zirvenin iki günü boyunca hissedildi.

Fotoğraf Altı: G20 Zirvesi logolarının yer aldığı posterler ve  Yeni Delhi'de Başbakan Narendra Modi'nin resimleri. (Reuters)
 G20 Zirvesi logolarının yer aldığı posterler ve  Yeni Delhi'de Başbakan Narendra Modi'nin resimleri. (Reuters)

Diğer yandan, koşullar nedeniyle dışlanan liderlerin çoğu Avrupalıydı. Zirvede Avrupa ülkelerinin temsiliyeti, mevcut önemlerine kıyasla abartılı görünüyordu. Bazı gözlemciler, Almanya Şansölyesi Olaf Scholz'un veya hatta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un katılımının tamamen gereksiz olduğunu düşünüyorlardı. Hindistan kökenli olan İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Başbakan Modi tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Ancak zirvede büyük ölçüde görmezden gelindi. İngiltere'den Delhi'ye gelmesi planlanan ticaret heyeti katılmadı. Sunak ve eşi, şehirdeki bir otelde akşam yemeği yemek veya yerel bir Hindu tapınağını ziyaret etmek dışında pek bir şey yapmadı. Medyada çıkan bazı haberler, Sunak'ın yalnız hissettiğini ve zirve sırasında İngiliz Parlamentosu'ndan yoğun eleştirilere maruz kaldığını gösteriyor. Görünüşe göre Başbakan Sunak'ın iç sorunları, Delhi'deki konumunu olumsuz etkiledi.

Çin ve Rusya'nın açıklamaları, iki ülkenin ve liderlerinin de zirvenin tüm sürecini yakından takip ettiğini gösteriyor. Hatta, her ne kadar resmi olarak toplantılara katılmamış olsalar da Putin ve Şi Cinping'in varlığı, zirvenin iki günü boyunca hissedildi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, ülkesinde popülaritesi düşen bir lider olarak, İngiltere Başbakanı Rishi Sunak'a benzer bir kader yaşadı. Trudeau ve Modi'nin görüşmesi, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için çok önemliydi. Hindistan Ottawa hükümetini, Hindistan'ın Pencap eyaletinde ayrı bir devlet talebinde bulunan Sih militanları kontrol altına almak için yeterli önlem almamak ve bu militanları uyuşturucu kaçakçılığı ve Kanada ve başka yerlerdeki Hint diplomatlarına yönelik saldırılarla suçlamakla eleştirdi."

Diğer yandan, iktidarda kalabilmek için Sih Jagmeet Singh liderliğindeki Yeni Demokrat Parti'nin desteğine ihtiyaç duyan Liberal Parti'nin lideri Justin Trudeau, Hindistan'ı kendi ülkesinin iç işlerine karışmakla eleştirdi. Trudeau, ayrıca, New Delhi'nin protestoları, özellikle de Kanada'dan büyük destek gören çiftçilerin gösterilerine karşı çıkmasına yönelik bir eleştiri olarak, ifade özgürlüğünü korumaya söz verdi. Trudeau'nun, Ottawa'ya dönmek için kullandığı uçakta yaşanan teknik bir sorun nedeniyle, Kanada'ya dönüşü 36 saat gecikti. Bu süre zarfında Trudeau, hem Hindistan'da hem de Kanada'da sosyal medya kullanıcılarından acımasız eleştirilere maruz kaldı. Özellikle Kanada'da Trudeau'ya yönelik eleştiriler oldukça sert oldu.

Hindistan'da düzenlenen G20 Zirvesi'nin sonuçlarının, hızla değişen küresel gerçekler üzerinde ne kadar etkili olduğu üzerinde durmak önemli. Ekonomik küresel bir örgüt olarak G20'nin rolünü yeniden teyit etmek önemli olsa da ABD ve Avrupa'nın, Ukrayna'yı dahil etme ve Rusya'yı son bildiride karalama konusundaki ısrarlarından vazgeçme şekli daha derin bir etkiye sahipti. Kiev, yayınlanan bildiriden memnuniyetsizliğini dile getirirken, zirve sırasında ABD ve Çin-Rusya ekseni arasında basit bir yakınlaşma umudu ortaya çıktı. Hindistan'da bulunduğu süre boyunca Başbakan Modi'den büyük ilgi gören ABD Başkanı Joe Biden, Çin ile gergin ilişkileri yeniden kurmak istediğini söyledi.

Elbette, Başkan Biden, önümüzdeki yıl sandık başına gitmeye hazırlanırken, Çin'in karşısında olmak istemez. Hiçbir ülkenin Rusya'dan yana konuşmamasına rağmen, G20'nin gelecekteki ev sahibi Brezilya'nın varlığı, Rusya'yı eleştirecek olan Avrupalı ülkeleri endişelendirdi. Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, savaşın G20 zirvesinin ülkesine taşınmasından önce sona ermesini umduğunu söyledi. Başkan Lula, Putin'in ülkesine ziyarette bulunması için bir davet de gönderdi ve Putin'in orada tutuklanmayacağını söyledi. Unutulmamalıdır ki Putin'in Ukrayna'daki savaş sırasında işlediği iddia edilen suçlardan dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından bir tutuklama emri var. Bu emir, Putin'in Johannesburg'daki BRICS zirvesine ve Delhi'ye yaptığı ziyarete kısmen engel oldu, ancak Hindistan, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin bir üyesi değil.

Afrika Birliği'nin (AfB) G20'ye üye olması, başka bir önemli kazanım olarak görülüyor. Batı’nın, Afrika ülkelerinin Rusya ve Çin'e yaklaşmasından endişe duyduğu yönünde bir görüş var. Sahel bölgesinde yaşanan darbeler, Fransız hükümetine yönelikti ve bu hükümet, bu ülkelerde sömürgeci politikalarını sürdürdüğü için eleştiriliyordu. AfB'nin G20'ye üye olması, BRICS'in bazı Afrika ülkelerini üye alarak genişleme girişimine karşı önleyici bir hamle olarak da görülüyor.

AfB Başkanı, G20'ye üye olmalarından dolayı o kadar heyecanlandı ki Hindistan'ın artık Çin'den daha güçlü olduğunu söyledi. Ancak kimse böyle iddialara inanmayacaktır. Hindistan, Ay'a ve Güneş'in dış yörüngesine uzay aracı göndermiş olsa da Çin'e benzer sanayilere ve becerilere sahip olmadığı için Hindistan'ın Çin ile rekabet edebileceğine dair şüpheler var.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin iç politikaya olan ilgisi göz önüne alındığında asıl endişesi, bunun 2024'te yapılacak olan genel seçimlerde şansını nasıl etkileyeceği olacak. Modi'nin tek kaygısı, G20 Zirvesi sırasında Delhi'deki yoksul mahallelerden insanların tahliye edilmesinin ve marjinalleştirilmesinin, gelecek seçimlerde kendisine olan desteklerine yansıması…

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla’dan çevrildi.


AB dışişleri bakanları gelecek toplantılarını Kiev'de yapacak

AA
AA
TT

AB dışişleri bakanları gelecek toplantılarını Kiev'de yapacak

AA
AA

AB ülkelerinin dışişleri bakanları, Birleşmiş Milletler (BM) 78. Genel Kurulu vesilesiyle bulundukları New York'ta gayri resmi toplantı yaptı.

Toplantının ardından basına açıklamada bulunan Borrell, AB ve üyelerinin BM Genel Kurulu marjında 133 ülke ile görüşeceğini ve ana gündemin "iklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınma hedefleri, uluslararası finansal mimarideki reform ve Rusya'nın Ukrayna'da yürüttüğü savaş" olacağını söyledi.

Borrell, "Barış formülüne mümkün olduğu kadar çok sayıda BM üyesinin desteğini sağlamak için Ukrayna ile çalışmaya devam etmek istiyoruz. Bunun için de tüm bakanlarımız ortaklarıyla yoğun temaslarını sürdürecek." dedi.

AB dışişleri bakanlarının toplantıda Ukrayna'ya verilecek güvenlik taahhütlerini ele aldığını ifade eden Borrell, gelecek haftalarda yapılacak dışişleri bakanları toplantısının ise ilk kez Kiev'de düzenleneceğini bildirdi.

"Oturup onların gelmesini bekleyemeyiz"

Borrell, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden Rusya'nın Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in New York'a gelmemesiyle ilgili bir soruyu, "Çalışmaya devam etmek zorundayız. Oturup onların gelmesini bekleyemeyiz. Acil bir durumumuz var. Her gün insanlar ölüyor. Ne kadar erken biterse can kayıplarını engellemek için o kadar iyi. Öncelikle Ukraynalılar, Rus askerleri ve dünyada savaştan etkilenen diğer herkes." yanıtını verdi.


GKRY’den göçmenlerin geri gönderilmesi konusunda Suriye'deki durumun gözden geçirilmesi talebi

Kıbrıs Ortak Kurtarma Koordinasyon Merkezi tarafından servis edilen bu fotoğraf, 21 Ağustos 2023 Pazar günü, adanın doğu yakasındaki sahil beldesi Protaras yakınlarında, göçmenlerin bulunduğu bir tekneyi gösteriyor. (AP)
Kıbrıs Ortak Kurtarma Koordinasyon Merkezi tarafından servis edilen bu fotoğraf, 21 Ağustos 2023 Pazar günü, adanın doğu yakasındaki sahil beldesi Protaras yakınlarında, göçmenlerin bulunduğu bir tekneyi gösteriyor. (AP)
TT

GKRY’den göçmenlerin geri gönderilmesi konusunda Suriye'deki durumun gözden geçirilmesi talebi

Kıbrıs Ortak Kurtarma Koordinasyon Merkezi tarafından servis edilen bu fotoğraf, 21 Ağustos 2023 Pazar günü, adanın doğu yakasındaki sahil beldesi Protaras yakınlarında, göçmenlerin bulunduğu bir tekneyi gösteriyor. (AP)
Kıbrıs Ortak Kurtarma Koordinasyon Merkezi tarafından servis edilen bu fotoğraf, 21 Ağustos 2023 Pazar günü, adanın doğu yakasındaki sahil beldesi Protaras yakınlarında, göçmenlerin bulunduğu bir tekneyi gösteriyor. (AP)

Avrupa Birliği üyesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden (GKRY) dün yapılan açıklamada, Suriye'nin halen güvenli olmaması ve sığınmacıların geri gönderilememesine karşın bloktan Suriye'deki durumu gözden geçirmesi talep edildi. AFP’nin haberine göre bu talep, Akdeniz adasında göçmen karşıtı söylemin arttığı bir dönemde, son haftalarda yabancılara yönelik yaşanan ırkçı saldırı dalgasının ardından geldi.

GKRY’nin iç işlerinden sorumlu bakanı olan Konstantinos Ioannou, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'i, Suriye'nin mültecilerin geri gönderilemeyeceği güvensiz ülke statüsüne son vermeleri konusunda ikna etmeye çalışacağını söyledi.

Loannou gazetecilere yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Güney Kıbrıs olarak biz de diğer üye yönetimlerle birlikte Suriye'deki durumun yeniden değerlendirilmesinin yararlı olduğunu düşünüyor ve buna inanıyoruz. Birlik 11 yıldır Suriye'nin statüsünü değiştirmedi, bu durum yeniden gözden geçirilmeli. Çünkü bazı alanlar güvenli kabul ediliyor. Avrupa Birliği İltica Ajansı'nın (EUAA) halihazırda güvenli alanlar olarak tanıdığı iki alan var. Bu iki alan artık AB düzeyinde de tanınması gerekiyor. Böylece göçmenler Suriye'ye geri gönderilebilir veya sınır dışı edilebilir. Şu an hiçbir ülke bunu yapamaz.”

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas'a yazdığı mektupta Loannou, yaklaşık 2,5 milyon Suriyelinin sığındığı Lübnan'a acil yardım ihtiyacını şu sözlerle dile getirdi:

“Lübnan'daki yetkililerden bize ulaşan bilgi, Lübnan'a sığınan Suriyeli sayısında artış olduğu yönünde. Lübnan bir barikattır. Lübnan çökerse bu tüm Avrupa'nın sorunu olur.”

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre dış etkenler ve alınan özel tedbirler sayesinde hükümetin düzensiz göçmenlerin gelişini yüzde 50 oranında azalttığını belirten Loannou sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gerek gönüllü gerek de sınır dışı etme yoluyla geri dönüşleri yüzde 50 oranında, 3 bin 200'den 4 bin 700'e çıkarmayı başardık. Sığınma başvuruları hızlandırıldı ve artık dokuz yerine üç ay sürüyor. Hükümet adayı çekici olmayan bir destinasyon haline getirmek için sığınmacılara yapılan mali tahsisleri azaltmayı amaçlıyor.”

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi son aylarda Suriye ve Lübnan'dan deniz yoluyla gelen çoğu Suriyeli, sığınmacı akınına tanık oldu.

İçişleri Bakanlığı rakamlarına göre geçen yılın aynı döneminde 11 bin 961 olan sığınma başvurularının sayısı mart-ağustos döneminde 5 bin 866'ya düştü.

GKRY, adanın Akdeniz boyunca uzanan göç yolunun ‘ön cephesinde’ olduğunu belirtiyor. Sığınmacılar, hükümet kontrolündeki bölgelerdeki 915 bin kişilik nüfusun yüzde 6’sını oluşturuyor. Bu, Avrupa Birliği ülkelerinde en yüksek oran olarak biliniyor.

Sığınma başvurularındaki düşüşe rağmen tekneyle gelen göçmen sayısı yükseldi ve yılın ilk yedi ayında yüzde 60'lık bir artış kaydedildi.


AB İçişleri Komiseri, İran’ın gözaltına aldığı İsveçli diplomatın akıbetine ilişkin endişeli

Avrupa Birliği İçişleri Komiseri Ylva Johansson ve Europol İcra Direktörü Catherine De Bolle, Brüksel’de bir araya geldiler. (EPA)
Avrupa Birliği İçişleri Komiseri Ylva Johansson ve Europol İcra Direktörü Catherine De Bolle, Brüksel’de bir araya geldiler. (EPA)
TT

AB İçişleri Komiseri, İran’ın gözaltına aldığı İsveçli diplomatın akıbetine ilişkin endişeli

Avrupa Birliği İçişleri Komiseri Ylva Johansson ve Europol İcra Direktörü Catherine De Bolle, Brüksel’de bir araya geldiler. (EPA)
Avrupa Birliği İçişleri Komiseri Ylva Johansson ve Europol İcra Direktörü Catherine De Bolle, Brüksel’de bir araya geldiler. (EPA)

Avrupa Birliği İçişleri Komiseri Ylva Johansson, İran'da gözaltında tutulan İsveçli Avrupa Birliği (AB) diplomatı Johan Fluderos'la ilgili ‘derin endişesini’ dile getirerek, onun kendisinin arkadaşı olduğunu söyledi.

AFP’nin haberine göre Johansson, “Kendimi çok üzgün ve endişeli hissediyorum. Uzun zamandır bu duyguyu yaşıyorum” ifadelerini kullandı.

Fluderos, Nisan 2022'de özel bir ziyaretten dönerken Tahran Havaalanı’nda gözaltına alındı.

Pazar günü 33’üncü yaşına Evn Hapishanesi’ndeki parmaklıklar ardında basan Avrupalı diplomat, AB’nin göçmenlik ve içişleri dosyasını yönetirken yaklaşık iki yıl boyunca Johansson'ın gözetiminde çalıştı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Johansson, “Zeki, arkadaş canlısı ve kişisel olarak onunla çalışmak harika. Elbette iki kişi yakın işbirliği içinde çalıştığında bir dostluk gelişiyor” şeklinde konuştu.

Fluderos Eylül 2021'de Johansson'ın gözetimi altında çalışmaktan Avrupa Birliği'nin Dış Diplomasi Birimi'ne bağlı Avrupa Dış Eylem Hizmetine geçti ve AB’nin Afganistan'daki delegasyon programından sorumlu olarak Brüksel'de çalışmaya başladı.

İranlı yetkililer geçtiğimiz yılın temmuz ayında bir İsveçlinin casusluk suçlamasıyla gözaltına alındığını duyurdu.

Johan Fluderos. (X-eski adıyla Twitter))
Johan Fluderos. (X-eski adıyla Twitter))

İki hafta önce İsveç'te bir İranlı, İran rejiminin 1988'de binlerce muhalife karşı gerçekleştirdiği toplu infazlardaki rolü nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Fluderos’un ailesi, gözaltı koşullarının ‘kabul edilemez’ olduğunu belirterek, hücresinin sürekli açık kaldığını, doğru düzgün beslenemediğini, sağlık muayenesinden geçemediğini ve dışarıda egzersiz yapamadığını aktardı.

Aile serbest bırakılması için yaptığı video çağrısında şu ifadelere yer verdi:

“Johan'ın ailesi, arkadaşları ve destekçileri, onun derhal serbest bırakılması ve Avrupa'ya güvenli bir şekilde geri dönmesi için acil uluslararası müdahale çağrısında bulunuyor” ifadelerini kullandı.

AB, New York Times'ın bu ayın başlarında haberi duyurmasına kadar İran'ın diplomatlarından birini gözaltına aldığını doğrulamamıştı.

Daha önce gözaltında tutulan bir İsveçlinin varlığını doğrulamış ancak onun Avrupa Birliği'ndeki konumuna ilişkin ayrıntı vermemişti.

Avrupa Birliği Dışişleri Sorumlusu Josep Borrell daha sonra İsveç hükümetinin AB kurumlarının desteğiyle Fluderos'u serbest bırakma çabalarına öncülük ettiğini bildirdi.

Johansson, Fluderos'la ilgili kaygılarının ‘Johan'ın durumuyla veya aile üyelerinin günlük olarak yaşadığı kaygıyla karşılaştırılamayacağını’ vurguladı.

Reuters, Fluderos ailesinin, onun dil öğrenmek, arkeolojik alanları keşfetmek ve Avrupa Birliği adına İran'daki insani iş birliği projelerini desteklemek için Ortadoğu'ya gittiğini ve yetkililerin ülkeyi terk etmeden önce onu Nisan 2022'de orada gözaltına aldığını söylediğini aktardı.

İran Devrim Muhafızları son yıllarda çoğu casusluk suçlamasıyla karşı karşıya kalan onlarca çifte vatandaş ve yabancıyı gözaltına alırken, insan hakları aktivistleri İran'ı diğer ülkelere taviz vermeye baskı yapmak amacıyla çifte vatandaş ve yabancıları tutuklamakla suçluyor. Fluderos’un davası, Tahran ve Washington'ın, İran'da tutuklu bulunan beş ABD vatandaşının serbest bırakılmasını ve İran'ın Güney Kore'deki dondurulmuş altı milyar dolar değerindeki varlıklarının serbest bırakılmasını içeren bir anlaşmaya varmasından haftalar sonra duyuruldu.


Ukrayna: Luhansk’ta Rusya işbirlikçisi yetkiliye saldırı 

20 Eylül 2022'de Ukrayna'nın Rus işgali altındaki Luhansk kentinde bir sokakta Rusya yanlısı sloganların yer aldığı reklam panolarının önünden araçlar geçiyor (Reuters)
20 Eylül 2022'de Ukrayna'nın Rus işgali altındaki Luhansk kentinde bir sokakta Rusya yanlısı sloganların yer aldığı reklam panolarının önünden araçlar geçiyor (Reuters)
TT

Ukrayna: Luhansk’ta Rusya işbirlikçisi yetkiliye saldırı 

20 Eylül 2022'de Ukrayna'nın Rus işgali altındaki Luhansk kentinde bir sokakta Rusya yanlısı sloganların yer aldığı reklam panolarının önünden araçlar geçiyor (Reuters)
20 Eylül 2022'de Ukrayna'nın Rus işgali altındaki Luhansk kentinde bir sokakta Rusya yanlısı sloganların yer aldığı reklam panolarının önünden araçlar geçiyor (Reuters)

Rusya, Ukrayna’nın doğusunda bir yetkili ve oğlunu yaralayan saldırıya teşebbüs eden kadının gözaltına alındığını duyurdu.

Rusya’nın işgali altındaki Ukrayna topraklarında yaşanan vandalizm ve saldırı eylemleri, Moskova'nın taarruzu sırasında yaygın olarak görülürken, bazen ise Kiev güçlerine atfediliyor.

Rusya Soruşturma Komitesi konuyla ilgili açıklamasında, (sözde) Luhansk Halk Cumhuriyeti Gümrük Komitesi eski Başkanı’nı öldürmeye teşebbüs suçlamasıyla bir kadının gözaltına alındığını bildirdi. Açıklamada, adam ve oğlunun yaralanarak hastaneye kaldırıldığı aktarılırken, hayati tehlikeleri olmadığı kaydedildi.

Soruşturma Komitesi, yetkilinin adını vermezken, Tass haber ajansı ve Ukrayna medyası, onun Avrupa Birliği, İsviçre, Kanada ve Japonya'nın yaptırımları altındaki Yuriy Afanasyevski olduğunu aktardı. Moskova’ya göre şüpheli, 3 Eylül'de görevliye üzerinde "patlayıcı madde bulunan bir telefon" verdiği iddia edilen bölgenin ana şehri Luhansk'ta yaşayan bir kadın. Kadın yasadışı olarak patlayıcı depolamak ve taşımak şüphesiyle göz altına alınırken, Komite saldırıyla ilgili olarak "çok çeşitli kişilerin" sorgulandığını doğruladı. Ukrayna Güvenlik Servisi'nden bir kaynak, Ukrayna medyasına Afanasyevski'nin "evinde hedef alındığını" belirterek, kendisinin " yoğun bakımda" olduğuna dikkat çekti.

Bölgeyi işgal eden Rusya bölgede mizansen bir referandum düzenledi. Bu sözde referandum sonucunda sözde Lugansk Halk Cumhuriyeti 30 Eylül 2022'de sözde Donetsk Halk Cumhuriyeti, Herson ve Zaporijiya Bölgeleriyle beraber Rusya'ya ilhak edildi.