Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Hamas açıklaması, Batı'da nasıl yankılandı?

Erdoğan'ın Hamas militanlarını "terör örgütü değil mücahitler grubu" diye tanımlaması, Batı'da farklı açılardan yorumlandı

İsrail ordusunun paylaştığı rakamlara göre, Hamas militanları saldırılarda en az 222 kişiyi rehin alırken, 4 esiri de serbest bıraktı (AFP)
İsrail ordusunun paylaştığı rakamlara göre, Hamas militanları saldırılarda en az 222 kişiyi rehin alırken, 4 esiri de serbest bıraktı (AFP)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Hamas açıklaması, Batı'da nasıl yankılandı?

İsrail ordusunun paylaştığı rakamlara göre, Hamas militanları saldırılarda en az 222 kişiyi rehin alırken, 4 esiri de serbest bıraktı (AFP)
İsrail ordusunun paylaştığı rakamlara göre, Hamas militanları saldırılarda en az 222 kişiyi rehin alırken, 4 esiri de serbest bıraktı (AFP)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Hamas militanlarını "mücahitler grubu" diye nitelemesi Batı basınında geniş yankı buldu.

Erdoğan, AK Parti grup toplantısında dün yaptığı konuşmada, Hamas militanlarıyla ilgili şunları söyledi: 

Hamas bir terör örgütü değil, topraklarını ve vatanını koruma mücadelesi veren bir kurtuluş ve mücahitler grubudur. Davos'ta söylemiştim, 'Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz' demiştim. O günden bu yana Davos'a bir daha gitmedim. Hayatımda bir kere bu Netanyahu denen adamın elini sıktım. İyi niyetimiz vardı, suistimal edildi. İsrail'e gitme projemiz vardı, gitmeyeceğiz.

Batı medyasında yayımlanan yazılarda, genellikle Erdoğan'ın savaşın başındaki itidalli tutumunu değiştirdiğine dikkat çekilirken, açıklamaların Türkiye'nin İsrail'le ikili ilişkilerine zarar verebileceğine işaret edildi.

Times of Israel: Türkiye-İsrail ilişkilerine ağır darbe 

İsrail'in önde gelen haber sitelerinden Times of Israel'in analizinde, Erdoğan'ın açıklamasının, son dönemde Türkiye ve İsrail arasındaki yakınlaşmayı zora soktuğu savunularak, şu ifadelere yer verildi: 

Erdoğan'ın Hamas'ı savunması ve İsrail'e yönelik suçlamaları, yıllar süren husumetin ardından son bir buçuk yılda ilişkileri düzeltme çabalarına ağır bir darbe vurdu.

Haberde, Türkiye ve Hamas ilişkilerine de dikkat çekildi. Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları'ndan bazı isimlerin İstanbul'dan faaliyet gösterdiği öne sürüldü. Bununla ilgili hiçbir kanıt sunulmazken, Ankara ise sadece Hamas'ın siyasi kanadının İstanbul'da olduğunu bildirmişti. 

Haaretz: Erdoğan ateşkes istiyor

İsrail'in muhalif gazetelerinden Haaretz'in haberindeyse Erdoğan'ın hem İsrail'e hem de Filistinlilere karşılıklı saldırıları durdurma çağrısı yaptığına işaret edildi.

Ankara'nın muhtemel ateşkes için arabulucu rolünü sürdürmek istediğine dikkat çekilirken, "Türk lider, gözünü uluslararası topluma çevirerek Birleşmiş Milletler'in İsrail'in Gazze'ye bombardımanına ilişkin karar üzerinde uzlaşamamasından ‘üzüntü duyduğunu' söyledi" ifadelerine yer verildi. 

Jerusalem Post: İsrail'i suistimalle suçladılar

İsrail'in sağcı gazetelerinden Jerusalem Post'taki haberde de "Erdoğan, İsrail'i Türkiye'nin iyi niyetini suistimal etmekle suçladı" dendi. 

Gazete, son döndemde ikili ilişkilerin düzeltilmesine yönelik çabalara işaret ederek, "Türkiye daha önce İsrail'le uzun süredir gergin olan ilişkilerini düzeltmeye çalışıyordu. Erdoğan, Gazze'deki olaylar nedeniyle İsrail'e yapmayı planladığı geziyi iptal ettiğini söyledi" ifadeleri kullanıldı.

Politico: Erdoğan artık arabulucu değil

ABD'nin tanınmış gazetecilik kuruluşlarından Politico, "Erdoğan, daha önceki barış elçisi olma heveslerine rağmen, NATO müttefiklerinden koparak bölgeye yapacağı geziyi iptal etti" diye yazdı.

Haberde, İsrail'e gezi planlarını iptal etmesinin ve Hamas'ı "mücahitler grubu" diye nitelemesinin ardından Erdoğan'ın, Gazze'deki savaşta üstlendiği arabuluculuk rolünü artık gerçekleştiremeyeceği savunuldu.

New York Times: Erdoğan, İsrail ve Batı'ya ateş püskürdü

ABD'nin önde gelen gazetelerinden New York Times (NYT), Erdoğan'ın açıklamalarının Türkiye'nin NATO'daki müttefikleriyle ve Washington yönetimiyle arasını bozacağını yazdı.

"Türk lider, İsrail'e ateş püskürdü, Hamas'ı savundu" başlıklı haberde, Cumhurbaşkanı'nın Gazze savaşında aldığı tavırla Rusya - Ukrayna savaşına yaklaşımı arasında şöyle bir paralellik kuruldu: 

Erdoğan'ın Gazze'deki çatışmada çoğu Batılı liderin tutumundan ayrılması, NATO müttefikleriyle Rusya meselesine dair yaşadığı görüş ayrılıklarının ardından geldi. Türkiye geçen yıl Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini kınarken, Rus savaş makinesini zayıflatmayı amaçlayan Batı yaptırımlarına katılmayı reddetmişti.

Bloomberg: Borsa çakıldı

ABD merkezli Bloomberg'ün internet sitesindeki haberde, Erdoğan'ın İsrail ve Hamas'la ilgili açıklamalarının ardından dün BİST 100 Endeksi'nde yüzde 7,1 düşüş yaşandığına dikkat çekildi. Bunun ardından hisselerde ciddi değer kaybı yaşandığı belirtildi. Türk Hava Yolları'nın hisselerinde de yüzde 6,2 düşüş yaşandığına dikkat çekildi.

Söz konusu oranın, 6 Şubat'ta Kahramanmaraş merkezli iki depremden bu yana görülen en büyük düşüş olduğu belirtildi.

Le Monde: Erdoğan ihtiyatlı tavrını bıraktı

Fransız Le Monde, Erdoğan'ın Gazze'deki savaşta başından beri izlediği dengeli politikayı bıraktığını savundu.

Haberde, Erdoğan'ın savaşın ilk haftasında "İsrail'le son dönemdeki normalleşmeyi de gözeterek dengeli bir diplomasi yürüttüğü" belirtilirken, Cumhurbaşkanı'nın Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesi'ne 17 Ekim'de düzenlenen saldırının ardından Tel Aviv yönetimine karşı söylemlerini sertleştirdiğine dikkat çekildi. 

Euronews: İsrail'e karşı artık daha çatışmacı

Belçika merkezli televizyon kuruluşu Euronews'in haber sitesinde, Erdoğan'ın konuşmasında hem Batı'yı hem de İsrail'i hedef alarak, Gazze'deki savaşa yönelik tutumunu değiştirdiği öne sürüldü.

Haberde, "Savaşın başında itidal çağrısında bulunan Erdoğan, İsrail'e karşı daha çatışmacı bir tutum sergilemeye başladı" dendi.

Reuters: Erdoğan, İsrail'le normalleşmeyi askıya aldı 

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, "Erdoğan, Gazze çatışmalarına ilişkin şimdiye kadarki en sert çıkışını yaparak, Hamas'ın terör örgütü değil, Filistin topraklarını kurtarmak için savaşan bir kurtuluş grubu olduğunu söyledi" ifadelerini kullandı.

Haberde, şu yorum yapıldı: 

Gazze'deki çatışmalar, Türkiye ve İsrail arasında yıllardır süren husumetin ardından ilişkilerin düzelmeye başladığı ve enerji alanında işbirliğine odaklanıldığı bir döneme denk geldi. Erdoğan, bu normalleşme çabalarının artık askıya alındığını gösterdi.

Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarına İsrail yanlısı siyasetçilerden de tepki geldi. 

İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, "İsrail, Erdoğan'ın sözlerini reddediyor. Hamas, IŞİD'den bile daha aşağılık bir terör örgütüdür" ifadelerini kullandı.

İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar ise Twitter hesabından "Erdoğan terörü destekliyor, bu kadar basit. Artık Türkiye'yle ilişkilerimizdeki rotayı yeniden değerlendirme vakti geldi" diye yazdı. 

İtalya Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini de Erdoğan'ın açıklamasına tepki göstererek, "Bu sözler vahim ve iğrenç. Dışişleri Bakanı Antonio Tajani'den, protesto için Türk Büyükelçisi'ni bakanlığa çağırmasını isteyeceğim" ifadelerini kullandı. 

ABD devletinin fonladığı Amerika'nın Sesi Türkçe'de yer alan haberde, ABD Kongresi'nden bir grubun, Dışişleri Bakanı Antony Blinken'a mektup gönderdiği yazıldı. Buna göre ABD Kongresi Yunan Dostluk Grubu Eşbaşkanları Chris Pappas ve Gus Bilirakis'in Blinken'a sunduğu mektupta, Hamas'a verdiği destek nedeniyle Ankara'ya karşı harekete geçilmesi çağrısı yapıldı.

Aksa Tufanı operasyonu

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları'nın 7 Ekim'de başlattığı Aksa Tufanı operasyonuna, İsrail de Demir Kılıçlar operasyonuyla yanıt vermişti. 

Filistin Sağlık Bakanlığı'nın paylaştığı rakamlara göre, İsrail ordusunun bombardımanlarında Gazze'de 2 bin 704'ü çocuk, 1584'ü de kadın 6 bin 546 kişi öldürülürken, yaralananların sayısıysa 17 bin 439'a yükseldi. 

İsrail ise Gazze'den düzenlenen saldırılarda 308'i asker 1400 kişinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Independent Türkçe



Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
TT

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün devam etmesinin ve ülkelerin birbirine güvenebilmesi için bölgede bir güvenlik anlaşmasının gerekliliğinin altını çizdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran ve ABD'nin ateşkesin önemini ve buna olan ihtiyaçlarını farkında olduklarını, İslamabad'da yapılan müzakerelerin ciddiyetlerini ortaya koyduğunu vurguladı ve aynı zamanda İsrail'in müzakereleri engellemeye çalıştığı konusunda uyarıda bulundu.

Fidan, Pakistan'daki görüşmelerin başarısız olmasına rağmen İran ve ABD'nin ateşkes konusunda samimi olduğunu belirterek, Washington ve Tahran'ın ilk tutumlarını ortaya koyduğunu kaydetti. Fidan, bugün Türkiye'nin Anadolu Ajansı muhabirleriyle yaptığı geniş kapsamlı basın toplantısında, “İlk tutumlar genellikle bir dereceye kadar sert olur, ardından taraflar arabulucuların desteğiyle bu tutumları birbirine yaklaştırmaya çalışır; tabii ateşkesin sağlanması, sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesi niyeti varsa” ifadelerini kullandı.

Fidan, Türkiye’nin İslamabad’daki müzakere taraflarıyla sürekli temas halinde olduğunu; ne tür bir katkı sunabileceğini değerlendirmek ve tıkanma noktalarını belirlemek amacıyla bunu yaptığını belirtti. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in müzakerelerle ilgili basın toplantısı düzenlediğini belirten Fidan, Vance'in açıklamalarının İran'ın nükleer dosyasında tıkanıklık varken masaya bir öneri konulduğunu gösterdiğini kaydetti.

İran tarafının ABD'nin önerisini değerlendireceğini ve “buna yanıt vereceklerini düşündüğünü” belirten Fidan, müzakere edilen konuların niteliği göz önüne alındığında 15 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmanın teknik olarak mümkün olmayabileceğini vurguladı.

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, müzakerelerin 45 ila 60 gün arasında bir süre daha devam etmesinin yeni bir ateşkes önerisini gerektirebileceğini belirtti ve İran'ın nükleer programı, özellikle de zenginleştirme konusunda “ya hep ya hiç” denklemine geri dönülmesinin ciddi engellere yol açabileceği uyarısında bulundu. “Bazı arabulucuların ve diğer ülkelerin desteğiyle bunu aşmaya çalışacağız” diyen Fidan sözlerine şöyle devam etti: “İsrail'in engelleyici rolünü her zaman hesaba katmak gerekir; bunu Amerikalılara ve diğer taraflara sürekli olarak söylüyoruz.”

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve Türkiye'nin buradaki silahlı güce katılıp katılamayacağı konusunda Fidan, bu konunun Türkiye'ye gündeme getirilmediğini ve tüm dünyanın istediğinin engelsiz uluslararası seyrüsefer özgürlüğü olduğunu vurguladı. Türkiye'nin tutumunun, boğazın barışçıl yollarla açılması gerektiği yönünde olduğunu ve silahlı bir uluslararası barış gücüyle müdahale etmenin çok zor olacağını düşündüğünü ifade etti.

Dışişleri Bakanı, İran ile müzakerelerin yapılması ve ikna yöntemlerine başvurulması gerektiğini söyleyerek boğazın mümkün olan en kısa sürede açılması gerektiğini belirtti.

Fidan, bölgedeki son gelişmelerin kapsamlı bir güvenlik yapısı oluşturulması ve ülkelerin güvenlik kapasitelerinin güçlendirilmesi ihtiyacını teyit ettiğini ve Türkiye'nin bölgede bir güvenlik anlaşması yapılması konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Bölgedeki sorunların temel nedeninin ülkeler arasındaki güven eksikliği olduğunu belirten Bakan, “Bu güveni inşa etmek için ülkelerin birbirlerinin egemenliğine saygı göstermeyi taahhüt ettikleri bir güvenlik anlaşması şarttır. Ekonomik kalkınma projeleri ve diğer projeler bu temele dayandırılabilir. İran savaşı sonrası dönemde bu sorunun kökten çözülmesini umuyoruz” şeklinde konuştu.


Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
TT

Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)

Amir Ziyab et-Temimi

Geçtiğimiz 1950'li yılların başlarından itibaren, petrol gelirlerinin artmasıyla birlikte Körfez ülkeleri, çeşitli alanlarda Arap ülkelerine yardım ve uygun koşullu krediler sunmayı başardılar. Bu yardımlar arasında, Arap Devletleri Birliği kararları uyarınca savaş çabalarına verilen destek ile bu ülkelerdeki kalkınma projelerini ve altyapı geliştirme çalışmalarını finanse etmek için verilen uygun koşullu krediler yer alıyor. 1970’li yıllarının ortalarında petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Körfez ülkeleri büyük mali fazlalar elde etmiş ve ekonomik destek daha da güçlendi. Bu ülkeler, başta gayrimenkul ve turizm sektörleri olmak üzere bir dizi Arap ülkesinde doğrudan yatırım şirketleri kurmaya yöneldi. Ayrıca petrol, enerji, deniz taşımacılığı ve tarım sektörlerinde uzmanlaşmış özel şirketler de kuruldu. Ancak desteğin en belirgin şekli, Arap ülkelerinin döviz rezervlerini güçlendirmek ve ithalat finansmanı ya da borç servisi gibi dış yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak amacıyla merkez bankalarındaki mevduatlara odaklandı. Mevcut gelişmeler ışığında, savaşın sona ermesinden sonra Körfez ülkeleri diğer Arap ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini nasıl şekillendirebilir?

Mısır Merkez Bankası'na göre Mısırlılar Temmuz 2025 ile Ocak 2026 arasındaki dönemde yaklaşık 25,6 milyar dolarlık havale yaptılar. Bu rakam, bir önceki yılın aynı döneminde 20 milyar dolardı. Bu havaleler, savaşın patlak vermesinden önce, bu yılın başlarında Mısır'ın döviz rezervlerinin 50 milyar doların üzerine çıkmasına katkıda bulundu. Bu havalelerin uzun zamandır Mısır ekonomisini desteklemek için hayati öneme sahip olduğu şüphe götürmez. Çünkü bunlar devletin dış yükümlülüklerini karşılamasına yardımcı oluyor ve birçok ailenin geçim ihtiyaçlarını karşılamasını sağlıyor.

 Sayılarının 500 binin üzerinde olduğu tahmin edilen Lübnanlılar da Körfez ülkelerinde çalışıyor. Bunların arasında, yüzlerce kuruluşa sahip binlerce yatırımcı ve iş adamı bulunuyor. Yatırımlarının hacmi on milyarlarca dolar olarak tahmin ediliyor. Lübnanlılar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Kuveyt'te yoğunlaşıyor. Suudi Arabistan'da 200 ila 300 bin, BAE’de yaklaşık 150 bin, Katar ve Kuveyt'te ise on binlerce Lübnanlı bulunuyor.

Körfez ülkelerinde çalışan Lübnanlıların yıllık para transferi yaklaşık 6 ila 7 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Yurtdışındaki Lübnanlıların para transferlerinin, özellikle ekonomik performansın gerilemesi ve imalat, turizm ve tarım gibi ana sektörlerin durması karşısında, Lübnan ekonomisinin en önemli gelir kaynaklarından biri olduğu bir sır değil.

Körfez ülkelerindeki Lübnanlılar, mesleki becerileri ve yüksek eğitim seviyeleri temelinde hayati öneme sahip sektörlerde çalışıyor. Lübnanlılar, Lübnan'daki siyasi ve güvenlik durumunun yansımaları da dahil olmak üzere, Körfez'de çalışan çok sayıda kişinin istikrarını etkileyen büyük zorluklarla karşı karşıya.

ABD/İsrail-İran Savaşı, Körfez ülkelerine ağır mali yükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da yayılan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçe tahsisatlarına yol açıyor.

Buna karşın, yarım asrı aşkın bir süredir Lübnan’da yaşayan Körfez ülkeleri vatandaşları da var. Bunlar, bu ülkede konut ve gayrimenkuller edinmiş, birçok projeye yatırım yapmış ve Lübnan bankalarına para yatırmış kişiler.

Savaş sonrası mali ve savunma yükümlülükleri

Şüphesiz ki savaş, Körfez ülkelerine ağır mali yükümlülükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da uzanan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçelerin ayrılmasını gerektirecek.

Örneğin, Katar'daki doğal gaz tesisleri, üretimi ve ihracatı durduran büyük hasarlara uğradı ve tahminlere göre bu tesislerin yeniden faaliyete geçmesi ve gelir elde etmesi üç ila beş yıl sürebilir. Kuveyt'teki petrol rafinerileri de İran saldırıları nedeniyle hasar gördü; buna havaalanı ve limanda meydana gelen hasarlar da eklenince hava ve deniz ulaşımı aksadı. Sivil kurumların uğradığı hasarlardan bahsetmeye bile gerek yok.

frvfr
İran'ın BAE’nin Fuceyra kentindeki bir tesisi hedef almasının ardından, bir işçi bisiklet sürerken arkasında yükselen dumanlar, 14 Mart 2026 (AP)

Aynı durum Suudi Arabistan ve BAE için de geçerli. Bu ülkelerin petrol ve sivil tesisleri ile altyapıları hasar görürken, Bahreyn ise insan ve ekonomik kayıpların boyutunu artıran şiddetli saldırılarla karşı karşıya kaldı. Böylece, İran ile sıkı bağları olan Umman dahil Körfez ülkeleri, hasarları telafi etmek ve zarar gören çeşitli tesislerde çalışmaları yeniden başlatmak için en az 200 milyar dolar olarak tahmin edilen devasa mali kaynaklar ayırmak zorunda.

Körfez ülkeleri, başta Mısır Merkez Bankası olmak üzere merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve bunun sonucunda tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, bu ülkelerin petrol ve gaz gelirlerinde düşüş ve mal ithalatı maliyetlerinde artış yaşayacağına şüphe yok.

Bunun yanında, askeri kapasitelerin geliştirilmesi, savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve silahların askeri teknoloji gelişmelerine uygun olarak modernize edilmesi için savunma harcamalarının artırılması da gerekecek.

Körfez-Arap ekonomik ilişkileri gerileme mi yaşıyor?

Savaşın etkilerinin, Körfez ülkelerinin, savaş nedeniyle ekonomileri zarar gören ve zaten karmaşık ekonomik koşullar, dış borçların hizmet maliyetindeki artış ve ulusal para birimlerinin değer kaybı ile boğuşan bir dizi Arap ülkesine destek sağlama kapasitesini etkilemesi bekleniyor.

wefre
Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı, 10 Eylül 2024 (AFP)

Körfez ülkelerinden gelen petrol arzındaki kesinti birçok Arap ülkesini etkiledi. Mısır da bu durumdan nasibini aldı ve elektrik tüketimini kısıtlamak ve yakıt fiyatlarını artırmak zorunda kaldı. Ayrıca, savaşın etkisiyle ziyaretçi sayısının azalması nedeniyle Mısır turizm sektörü de ek baskılarla karşı karşıya. Bu veriler çerçevesinde Körfez ülkeleri, karşılaştıkları yeni mali baskılar ve bazı Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt'in İran'ın saldırılarına karşı bazı Arap ülkelerinin tutumlarından duyduğu hoşnutsuzluk nedeniyle, kısa vadede Mısır, Lübnan, Suriye ve Yemen'e mali destek sağlayamayacak gibi görünüyor.

Körfez ülkeleri, merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu. Bunların en önemlisi, Körfez ülkelerinden gelen mevduatlara sahip olan Mısır Merkez Bankası'ydı. Bu mevduatlar, Kuveyt'ten 4 milyar dolar, Suudi Arabistan'dan 5,3 milyar dolar, Katar'dan 4 milyar dolar ve BAE’den 12 milyar dolar olarak dağılıyordu.

Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.

BAE, bu mevduatın 11 milyar dolarlık bir kısmını, Mısır'ın kuzeyinde toplam değeri 35 milyar dolar olarak tahmin edilen uzun vadeli bir gayrimenkul projesi olan Ras el-Hikme Projesi’ne doğrudan yatırım olarak aktardı. Körfez ülkeleri bu parayı geri almak konusunda birçok zorlukla karşı karşıya bulunurken, projenin kendisi de beklenen getiriyi sağlayamayabilir.

dfrbg
Beyrut’taki Lübnan Merkez Bankası binası, 4 Nisan 2025 (Reuters)

Ayrıca, Lübnan Merkez Bankası'nda Körfez ülkelerine ait mevduatlar bulunuyor. Suriye gibi diğer Arap ülkelerindeki bankalar ve finans kurumlarındaki fonlar da özellikle Körfez ülkelerinden gelen devlet fonlarını barındırıyor. Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.  Aynı zamanda bu paranın tamamının veya bir kısmının geri alınmasının mümkün olup olmadığı ve bu yatırımların kayda değer bir getiri sağlayıp sağlamadığı sorusu halen cevap bekliyor.

Mali ve ekonomik zorluklar ve yeniden yapılanma

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleriyle ekonomik iş birliği stratejilerini yeniden gözden geçirmek, yatırımları rasyonelleştirmek, yeni alternatifler değerlendirmek ve yatırılan fonların tamamını veya bir kısmını geri kazanmak için uygun yollar bulmak zorunda kalabilir.

Arap ülkelerinin ekonomileri, istenen ekonomik sonuçları elde etme kapasitelerini sınırlayan yapısal dengesizliklerle boğuşmaya devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Körfez ülkeleri, önümüzdeki yıllarda enerji ekonomileriyle ilgili zorluklarla karşılaşacaklarına şüphe yok. Özellikle de mevcut savaşın yakıt tedariki ve deniz taşımacılığının aksamasına ilişkin endişeleri göz önüne alındığında, bu durum tüketici ülkeleri alternatif enerji kaynakları geliştirmeye ve fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltmaya itebilir.

Tüm bu zorluklar, Körfez ülkelerini farklı ekonomik seçeneklere yönlendirmeli ve Arap ülkelerine yönelik cömert destek ve finansman politikalarının gözden geçirilmesine, hatta belki de ekonomik yapılarının yeniden değerlendirilmesine yol açmalı. Bu da Körfez ülkelerinin gelecekte yabancı işgücüne, özellikle de vasıfsız işgücüne olan ihtiyaçları konusunda soru işaretlerinin ortaya çıkmasına sebep oluyor.


Türkiye, İran'a üç tır dolusu insani yardım gönderdi

Tahran'da bir konut binasına düzenlenen hava saldırısının ardından enkaz arasında tahrip olmuş bir araç (Reuters)
Tahran'da bir konut binasına düzenlenen hava saldırısının ardından enkaz arasında tahrip olmuş bir araç (Reuters)
TT

Türkiye, İran'a üç tır dolusu insani yardım gönderdi

Tahran'da bir konut binasına düzenlenen hava saldırısının ardından enkaz arasında tahrip olmuş bir araç (Reuters)
Tahran'da bir konut binasına düzenlenen hava saldırısının ardından enkaz arasında tahrip olmuş bir araç (Reuters)

Türkiye Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, insani yardım malzemeleriyle dolu üç tırın dün Türkiye üzerinden İran'a gireceğini duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Bakan, “X” platformunda şunları yazdı: “Tıbbi malzeme ve ekipman yüklü tırlarımız komşumuz İran'a doğru yola çıktı” diyerek, Türkiye’nin “ezilenlerin yaralarını sarmak” arzusunu vurguladı. Sağlık Bakanlığı sözcüsü AFP'ye yaptığı açıklamada, üç tırın Türkiye-İran sınırını yerel saatle 14:30'da geçmesinin planlandığını belirtti.

Bakanlık, Washington ve Tahran arasındaki ateşkes göz önüne alındığında, önümüzdeki günlerde İran'a başka yardım tırlarının gönderilip gönderilmeyeceği konusunda açıklama yapmadı.