Özgür Özel: AYM üyeleri hakkında suç duyurusu başvurusu, akıldan, liyakatten, matematikten kopuk bir karardır

"Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin kararı Meclis'e, Anayasa Mahkemesi'ne karşı, Anayasa Mahkemesi'nin tüzel kişiliğine karşı darbe girişimidir"

CHP Genel Başkanı Özgür Özel (AA)
CHP Genel Başkanı Özgür Özel (AA)
TT

Özgür Özel: AYM üyeleri hakkında suç duyurusu başvurusu, akıldan, liyakatten, matematikten kopuk bir karardır

CHP Genel Başkanı Özgür Özel (AA)
CHP Genel Başkanı Özgür Özel (AA)

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grubu'nu, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin kararına ilişkin değerlendirmelerde bulunmak üzere dün saat 21.00'de olağanüstü toplantıya çağırdı. Yaklaşık 3 saat süren toplantının ardından, grup toplantısı basına açık devam etti.

Özel, yaptığı konuşmada, mazbatasını bugün aldığını, grup toplantısını gelecek hafta yapmayı planlarken Türkiye'de bugün "iki büyük hukuk garabetinin" ortaya çıktığını, bu yüzden CHP grubunu olağanüstü toplantıya çağırma durumunda kaldığını söyledi. Saat 20.00'de hukukçu milletvekilleriyle, saat 21.00'den itibaren de milletvekilleriyle durumu değerlendirdiklerini kaydeden Özel, bir dizi kararlar aldıklarını bildirdi.

Anayasa Mahkemesi önünde dün basın meslek örgütlerinin olduğunu hatırlatan Özel, Anayasa Mahkemesi'nin "sansür yasasını" iptal etmesini beklediklerini, kendilerinin de buna destek verdiklerini ancak Anayasa Mahkemesi'nin, oy çokluğuyla iptal talebini reddettiğini anımsattı. Bu kararın üzüntüsü içerisindeyken olağanüstü toplanmaya sebep olan bir "garabetle" karşı karşıya kaldıklarını bildiren Özel, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin kararını göstererek, "Karar, öyle tartışılacak bir karar değil. Bu karar düpedüz bir darbe girişimi." dedi.

"Halkı bu kalkışmayı da bastırmaya davet ediyoruz"

Kararın, Can Atalay'ı mağdur eden bir karar olduğunu belirten Özel, hedefindekilerin Can Atalay ile sınırlı olmadığını savundu. Özel, "Can Atalay kararı örneğiyle, Anayasa'yı hiçe sayma, anayasal düzeni ortadan kaldırma, doğrudan bir kalkışma girişimidir Yargıtay eliyle. Karar, sadece Can Atalay'ı değil, Hatay halkına, Türkiye'deki tüm seçmenlere, TBMM'nin kurumsal yapısına, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un başkan sıfatıyla aldığı kararlara ve Anayasa Mahkemesi'nin üyelerine ayrı ayrı had bildirmeye kalkmakta; kendilerini Meclis'in, Meclis Başkanı'nın ve milli iradenin üzerinde görmektedirler. Karar Meclis'e, Anayasa Mahkemesi'ne karşı, Anayasa Mahkemesi'nin tüzel kişiliğine karşı darbe girişimidir." ifadesini kullandı.

Durumun, Can Atalay'ın haklarının ezilmesinin çok ötesinde olduğunun altını çizen Özel, "Kriz, Cumhur İttifakı'nın krizidir; kriz, MHP-AK Parti krizidir; AK Parti'nin içindeki kliklerin çatışma krizidir. AK Parti'nin ve Cumhur İttifakı'nın bir bileşeninin şımarttığı birilerinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bir yargı krizine, devlet krizine sokacak kadar ciddi bir krizdir. Buna el koymak, direnmek gerekmektedir. Halkı bu kalkışmayı da bastırmaya davet ediyoruz." diye konuştu.

"Bu mahkeme, Anayasa Mahkemesi'ne açıkça meydan okumaktadır"

15 Temmuz akşamı "Vakit darbeye direnme vaktidir, vakit milli iradeye, anayasaya sahip çıkma vaktidir" diyen milletvekillerinden birisi olduğunu vurgulayan Özel, şöyle devam etti:

Sayın Numan Kurtulmuş, Meclis Başkanı sıfatıyla bu darbeye direnmelidir. Darbeciler, Kurtulmuş'a şunu söylüyorlar: 'Anayasa Mahkemesi'nin, Dairemizin verdiği onama kararından yaklaşık bir ay sonra ihlal kararı verdiği halde, TBMM tarafında bu süreçte hükümlü Şerafettin Can Atalay'ın milletvekilliğinin düşürülmesi işlemlerinin anayasanın açık hükmüne rağmen tamamlanmadığı anlaşılmıştır.' Burada Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi'nin vereceği kararı bekleyerek demokratik bir karar sergilemiştir. Daha önce Cemil Çiçek ve ondan önceki Meclis Başkanları dönem sonuna bırakarak ortaya koydukları milli iradenin temsiline olanak verecek içtihat Meclis'te yerleşikken bunun aksine geçmişteki birkaç kötü kararı bekleyenler Numan Kurtulmuş'a ayar veriyorlar. Numan Kurtulmuş direnecekse arkasında CHP'yi bulacaktır. Bu mahkeme Anayasa Mahkemesi'ne açıkça meydan okumaktadır.

Anayasa Mahkemesi'nin kararının Yargıtay 3. Ceza Dairesi'ni de Meclis'i de bağladığını vurgulayan Özel, kararda "Anayasaya rağmen bizi bağlamaz" denildiğini belirtti. Özel, şöyle devam etti:

Buna Anayasa Mahkemesi'nin üyeleri, ayrı ayrı ve kurumsal olarak direneceklerse, gerekeni yapacaklarsa CHP arkalarındadır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi kararını yargısal aktivizm olarak değerlendiren şunu da söylemektedir: 'Biz bu kararı verirken Can Atalay'ın dosyasına bakmadık. Can Atalay'a değil onunla birlikte Anayasa Mahkemesi'nin tüm iş ve işlemlerine husumet duyuyoruz. Anayasa Mahkemesi kaldırılmalı diyen siyasilerin açıklamalarından cesaret alıyoruz. Hukuka aykırı bu yaklaşıma destek veriyoruz. Biz yargı krizi çıkarmak istiyoruz' demektedirler. Bunu bu devlete, bu milletin her bir ferdinin muhtaç olduğu yargının bağımsızlığına olan inançlarına yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusu başvurusu, akıldan, liyakatten, matematikten gerçekten kopuk bir karardır.

"10 üye nasıl bunların yargılanmasına karar verecek?"

Anayasa Mahkemesi'nin, kararı 5'e karşı 9 oyla aldığını, bir de çekimser oy kullanıldığını anımsatan Özel, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yargılanması için, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi'nin kendisinin 15 üyesinden 10'nun karar vermesi gerektiğini söyledi. İlgili kararı 9 üyenin aldığını hatırlatan Özel, "Geriye 6 üye kalıyor. 10 üye nasıl bunların yargılanmasına karar verecek? Kaldı ki Anayasa Mahkemesi üyeleri kendileriyle ilgili karar verilecek oturumlara katılamazlar. Katılamadığında toplantı yeter sayısı yok. Katılmadığında bu karar nasıl verilecek? O zaman katılan 5 üye, katılmayan 10 üyenin yargılanmasına, azınlığın çoğunluğu hem de toplantı yeter sayıları olmaksızın yargılanmalarına karar verecek." diye konuştu.

"CHP, adalet oturumu talebini Meclis gündemine taşıyacaktır"

Yaşananlara ilişkin CHP olarak gelecek 24 saat içerisinde atacakları adımları ve beklentilerini açıklayan Özel, şunları kaydetti:

Sayın Numan Kurtulmuş'u sabah erken saatlerde ayrıca telefonla arayacağım ama burada bugün, grubu bulunan tüm siyasi partilerin grup başkanlarını ve genel başkanlarını kendi başkanlığında bir Danışma Kurulu toplantısı yapmaya davet ediyorum. Danışma Kurulunun İç Tüzüğün 19'uncu maddesine göre yapacağı toplantısında, Meclisin çalışma planına yeniden karar vermesi, yani uluslararası anlaşmaları görüşmek yerine özel bir oturumla bir genel görüşme açarak bir adalet oturumu gerçekleştirmesini ve içinde bulunduğumuz adalet krizine TBMM'nin nasıl el koyacağına karar vermesini bekliyoruz ve talep ediyoruz. Sayın Kurtulmuş bu toplantı kararını alırsa, bunu, siyasi parti genel başkanları, grup başkanları tartışacaklar ve karara bağlayacaklardır.

Bu toplantının yapılmaması durumunda Sayın Numan Kurtulmuş'tan acil randevu talebim vardır. Ardından CHP, bir adalet oturumu talebini Meclis gündemine taşıyacaktır. Bu adalet oturumunda gerekirse kapalı oturum talep edeceğiz ve içinde bulunduğumuz büyük krizin ne manaya geldiğini, tutanaklarının10 yıl yayınlanmasının yasak olduğu bir kapalı oturumda tüm milletvekilleriyle konuşacağız.

1 Mart'ta, Türkiye'ye, Recep Tayyip Erdoğan'ın Amerika'ya verdiği söze rağmen Amerikan askerinin postallarının basılmaması, bir kapalı oturumda o günkü 550 milletvekilinin vicdanlarıyla karar vermeleri, bir grup kararını, bir dayatmaya direnmeleriyle olmuştu. Bu yargı krizinin kapalı oturumunda biz milletvekillerinin vicdanlarına sesleniriz. Oturum açıldığında parti gruplarının mutlaka Anayasa ve Adalet Komisyonlarından birer temsilciyle cuma, cumartesi, pazar günü gerekli çalışmayı yapmalarını; pazartesi günü Adalet Komisyonuna sevk edilmek üzere bu yargı krizine el koymalarını öneriyoruz. Önerilerimizi toplanacak çalışma grubunda ve pazartesi günkü Adalet Komisyonunda dile getireceğiz. Dayatmamız yoktur ama bu yargı krizini çözecek fikrimiz ve irademiz vardır. Ben bütün grupların, bütün milletvekilleriniz bu iradeye uygun davranmalarını bekliyorum.

"20 milletvekili adalet nöbetini sürdürecek"

Cumhur İttifakı'nın, adalet oturumu yapılması için genel görüşme açılması konusundaki tekliflerini reddetmesi durumunda farklı bir yol izleyeceklerini belirten Özel, "Genel görüşme teklifimiz reddedilirse biz adalet oturumunu Meclis'te sürdüreceğiz. Bütün milletvekilleri, Meclis kapansa da Meclisi terk etmeyecekler. Ardından ikinci bir karar alana kadar Türkiye'deki gelişmeleri de değerlendirerek CHP, Meclisin açık olduğu her saat adalet meselesini gündeme getirip mücadelesini iç tüzük sınırları içinde verecek. Ancak Meclis kapandığında bir grubu oluşturacak sayı olan en az 20 milletvekili adalet oturumunu, adalet nöbetini sürdürecektir." ifadelerini kullandı.

Özel, CHP'nin sadece Can Atalay'ın özgürlüğü konusunda değil anayasaya sahip çıkmak ve anayasaya karşı yapılan darbe girişimini püskürtmek ve bastırmak için üzerine düşeni yapacağını dile getirerek, "Bu iş Türkiye kamuoyuna mal olacaktır. İster isteyelim, ister istemeyelim bütün dünya Türkiye'deki bu garabeti görecektir." dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, sözlerini şöyle tamamladı:

Sadece Meclis'te değil, halkı, tüm parti gruplarını, tüm milletvekillerini direnmeye çağırıyoruz. Mesele sadece hukuki değildir. Hukuku aşan siyasi boyutları, devleti tehdit eden boyutları vardır. Tüm anayasacıları, geçmişte tüm anayasal kurumlarda görev yapmış olanları açıklamalar yapmaya, tüm akademisyenleri görüşlerini kamuoyuyla açıkça paylaşmaya, tüm hukukçuları, tüm toplumu bu meseleye gösterdikleri tepkiyi dillendirmeye davet ediyoruz. Anayasayı ortadan kaldıranlara karşı gün susma günü değildir. Tarih susanları da yazacaktır, direnenleri de yazacaktır. Tüm halkımızı bu darbe girişimine karşı direnmeye davet ediyoruz. Örgütümüzden, sivil toplumdan, meslek örgütlerinden gelecek her reaksiyonu sonuna kadar destekliyoruz. Türkiye Barolar Birliği'nin bugünkü olağanüstü toplantısını önemsiyor, girişimlerini destekliyoruz. Sivil toplumun, meslek örgütlerinin yanındayız. Önlerinde olmamız gerektiğinde önlerinde olacağız. Halkın mücadelesine karşı birer nefer olarak CHP'nin tüm fertleri olmaları gereken yerde olacaktır. Sokaklarda, meydanlarda direneceğiz, bu hukuksuzluğa teslim olmayacağız.



Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Türkiye, ABD ve İsrail’in İran'a karşı sürdürdüğü savaşın etkisiyle son derece tedirgin bir siyasi ve güvenlik ortamı yaşıyor. Karar alma merkezine yakın çevreler ve ‘derin devlete’ yakın siyasi güçler, bölgede Türkiye'nin bölgesel düzeydeki rolünü ve konumunu etkileyecek, hatta belki de iç kimliğini sarsacak jeopolitik dönüşümlerin yaşanacağını hissediyor. İran'da Kürt sorununun gündeme gelmesi, mezhepçi kutuplaşmanın artması ve tarihi bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye ile benzerlikler taşıyan İran devletinin parçalanma olasılığı, Türkiye'de siyasi ve güvenlik açısından ‘endişe’ yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar koalisyonundaki ortağı ve ülkedeki derin devlet kurumları üzerindeki hakimiyetleriyle tanınan liderlerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin düzenlediği Ramazan iftarında yaptığı uzun konuşmada İran'da yaşananlarla ilgili Türkiye'nin endişelerini şu sözlerle özetledi:

“Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki, devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir. Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır.

Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.

Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken; bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.”

Irak savaşlarının anıları

Türkiye’deki siyaset, medya ve halk çevreleri, 1980’li yılların başlarından itibaren arka arkaya yaşanan ‘Irak savaşları’ sırasında yaşadıklarına benzer bir genel durumla karşı karşıya. Şu anda yaşanan olağanüstü bölgesel dönüşümlerin Türkiye’deki iç dengeleri etkileyeceği ve ülkeye mülteci dalgalarının başlayacağı yönünde bir algı söz konusu. Savaş daha da uzarsa, Türk siyasi güçleri arasında olup bitenlerle ilgili anlaşmazlıklar ve iç kutuplaşmalar yaşanacak ve bu da Türk hükümetini iç ve bölgesel olarak zor kararlar almaya itecek.

Milli Savunma Bakanlığı, bu savaşta sahada yaşanabilecek her türlü gelişmeye karşı önlem almak ve hazırlıklı olmak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘tampon bölge’ oluşturmaya çalışıyor.

Türk basını, Milli Savunma Bakanlığı'nın bu savaşta sahadaki olası gelişmelere karşı önlem almak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘sınır tampon bölgesi’ oluşturmaya çalıştığına dair haberler yayınladı.

İran’da endişe verici üç konu

Savaş devam ederken Türkiye, İran’daki ve Türkiye üzerinde, özellikle de ülkedeki mevcut siyasi dengeler üzerinde somut etkisi olan üç iç meseleye ilişkin endişe duyuyor. Sayıları 7 ila 10 milyon arasında değişen milyonlarca İranlı Kürt, ortak sınır boyunca yaşıyor ve sınırdaki üç ilin nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyor. İranlı Kürtlerin mevcut durumu, Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda Suriye'deki Kürtlerin durumunu hatırlatıyor. Suriye'deki Kürtler, on yıl boyunca Türkiye için jeopolitik bir sorun oluşturmuş, Türkiye'yi Suriye'de birden fazla savaşa girmeye zorlamış ve Türkiye'nin iç siyasi çatışmalara ve krizlere tanık olmasına neden olmuştu. İran Kürtleri siyasi açıdan son derece örgütlü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) aralarında geniş bir nüfuza sahip. Bölgelerindeki saf Kürt coğrafyası ve demografisi, Suriye Kürtlerine uygulanan politikaların uygulamasına izin vermiyor. Buna, kolektif hafıza ve yaşadıkları tarihsel deneyimler de eklenmeli. İranlı Kürtler, 1946'da bir Kürt devletinin kurulduğunu ilan eden tek Kürt grubu olurken, 1980'lerin başında iktidara karşı uzun soluklu silahlı mücadeleye giriştiler. Savaşın sonuçları nedeniyle siyasi ve coğrafi alan kazanmaları, öncelikle bölgedeki tüm ülkelerde Kürt sorununun gelişimine yansıyacak, ancak aynı zamanda Türkiye’deki Kürtleri de siyasi taleplerinin sıklığını ve niteliğini artırmaya itecek.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası güç merkezlerinin sahnesine dönüşmesinden endişe duyuyor.

İkinci konu, Türkiye sınırına yakın Batı ve Doğu Azerbaycan eyaletlerinde yaşayan ve hatta başkent Tahran'da da nüfusa sahip olan yaklaşık 15 milyon Azeri ile ilgili. 1990'ların başlarından itibaren, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ekonomik ve siyasi olarak öne çıkması ve onlar tarafından yakından takip edilen Türk basını bu nüfus üzerinde etkili. İran nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan İranlı Azeriler, bağımsızlık, konfederasyon ve federalizm gibi siyasi önerilerde bulunuyor ve bunların tümü Türkiye için birer zorluk teşkil ediyor.

Görsel kaldırıldı.
Irak'ın Erbil kenti dışındaki bir kampta eğitim gören Kürdistan Özgürlük Partisi’ne (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Türkiye’nin İranlı Azerilerin taleplerine ilişkin tüm seçenekleri son derece zorlu. Çünkü bu talepleri kabul etmek, fiilen ya İran’ın parçalanması ya da federal bir siyasi düzeni kabul etmek anlamına geliyor. Dolayısıyla İranlı Kürtler için federal bir yapıyı kabul etmek ve Türkiye’ye komşu birçok bölgede Kürtler için federal modelin tekrarlanması demek oluyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerilerin beklentilerini engellemek, içerdeki Türk milliyetçiliği eğilimleriyle, özellikle de muhalefet partileriyle çatışmak anlamına gelecektir.

Kürtlerin ve Azerilerin beklentileri, talepler açısından birbiriyle örtüşse de gerçekte nesnel olarak çatışıyor. Batı Azerbaycan eyaletinde İranlı Kürtler ile Azeriler arasındaki siyasi, ekonomik ve sembolik çatışma yıllardır en şiddetli halini almış durumda. Bu da şimdiye kadar bu çatışmayı tek başına kontrol altında tutan ülkenin siyasi rejimi çökerse, geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir. Bu durum, Irak'ın Kerkük ilindeki Kürtler ile Türkmenler arasında yaşananlara ve bunun Türkiye'nin tutumuna etkisine benziyor.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası nüfuz merkezlerinin vekalet savaşları alanına dönüşmesinden endişe duyuyor. İran rejimi, geçtiğimiz yıllar boyunca devletin kurumlarını ve işleyiş mekanizmalarını parçaladı ve altyapıların hizmet, sağlık ve eğitim sektörlerinde köklü çöküş yaşadığı bir dönemde, devletin değil iktidarın etrafında yoğunlaşan sağlam bir yönetim çekirdeği oluşturdu. Büyük şehirler ise içme suyu sağlayamama da dahil olmak üzere giderek kötüleşen hizmet koşullarıyla boğuşuyor.

Türkiye, İran’ın içindeki patlamanın yeniden yapılanma sürecinin yıllar alacağını ve özellikle de istikrarı Türkiye’nin ulusal güvenliğinin bir parçası olan tarihi bir imparatorluğun yokluğu nedeniyle bunun kendisi üzerinde de yansımaları olacağını biliyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Türkiye PKK'nın sınıflandırılması ve entegrasyon sürecini tartışmaya hazırlanıyor

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
TT

Türkiye PKK'nın sınıflandırılması ve entegrasyon sürecini tartışmaya hazırlanıyor

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)

Türkiye, Barış Süreci kapsamında PKK üyelerinin silahsızlandırılması ve entegrasyonu ile ilgili hazırlanacak yasal düzenlemeler üzerine tartışmalar yoğunlaşıyor. Kaynaklara göre, PKK üyelerinin dört kategoriye ayrılması ve bu çerçevede entegrasyon sağlanması planlanıyor.

Parlamento, kısa süre içinde, PKK’nın silahsızlandırılmasına yönelik yasal çerçeveyi öneren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komitesi raporunu Adalet Komisyonu’nda görüşmeye başlayacak. Komite onayladığı yasal düzenlemeleri daha sonra genel kurulda tartışacak.

Dört kategorili sınıflandırma

Hükümete yakın “Türkiye” gazetesinin aktardığına göre, PKK üyeleri dört kategoriye ayrılacak: “Suç işleyenler, işlemeyenler, arananlar ve tutuklular.” Kaynaklar, hâlihazırda yaklaşık 4 bin PKK üyesinin cezaevinde bulunduğunu, bunların 500’ünün ağır hapis cezaları çektiğini, aralarında örgüt liderı Abdullah Öcalan’ın da yer aldığını belirtti. Öcalan, müebbet hapis cezası ile yaklaşık 27 yıldır cezasını çekiyor ve “Barış Süreci”ni yönetmesi gerekçesiyle serbest bırakılması talepleri artıyor.

ythyt
PKK üyelerinden bir grup, Öcalan'ın çağrısı üzerine 26 Ekim'de Türkiye'den çekildi (Reuters)

Yasal düzenlemelerin kabulü, devletin ilgili kurumlarının (istihbarat, İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları) PKK’nın silahsızlandırma sürecini tamamen tamamladığını onaylamasına bağlı olacak. Buna göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, istihbarat raporunun sürecin tamamlandığını doğrulaması durumunda Nisan ayında bir “Çerçeve Kanun” çıkarabilecek. Ancak, İran’daki savaşın süreci bir süre yavaşlatabileceği de belirtiliyor.

Öcalan’dan yeni parti hamlesi

Öcalan’ın, eski HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a bir mesaj gönderdiği, Demirtaş’tan siyasete dönmeye hazırlanmasını istediği iddia ediliyor. Mesajda, yeni kurulacak partinin tek liderli olacağı ve Demirtaş’ın bu görev için uygun görüldüğü belirtiliyor.

Öcalan, geleneksel Kürt partilerinin yerine geçecek yeni bir parti kurmayı, “Barış Süreci” ve demokratik entegrasyonu desteklemeyi, sadece Kürtleri değil Türkleri de kapsayacak bir parti kurmayı planlıyor.

fgt
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komitesi, "barış süreci" için gerekli hukuki şartlara ilişkin raporunu 18 Şubat'ta Meclis'e sundu (Türkiye Parlamentosu - X)

Demirtaş, 2017’de HDP eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve diğer Kürt siyasetçilerle birlikte “terör örgütüne destek” suçlamasıyla tutuklanmış, partisinin kapatılması talebi yıllardır Anayasa Mahkemesi’nde bekletiliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması yönünde kararlar almıştı. Demirtaş, 2014 ve 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a rakip olmuş, 2015’te ise partisinin barajı aşarak Meclis’e girmesini sağlamıştı.

Demirtaş yeniden gündemde

Hükümet ortağı ve “Cumhur İttifakı” üyesi MHP lideri Devlet Bahçeli, AİHM kararlarının uygulanarak Demirtaş’ın serbest bırakılması çağrısını sıkça yineledi. 22 Ekim 2024’te başlatılan “Terörden Arındırılmış Türkiye” girişimi kapsamında Öcalan, 27 Şubat 2025’te PKK’ya silah bırakma çağrısı yapan “Barış ve Demokratik Toplum için Çağrı” metnini yayımlamıştı.

rgtr
İstanbul'daki Kürtler, gösterilerinden birinde Demirtaş'ın serbest bırakılmasını talep etmek için Demirtaş'ın fotoğrafını kaldırdılar (Demokrasi ve Eşitlik Partisi - X)

HDP eşbaşkanı Tunçer Bakırhan, Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarında yaptığı konuşmada Öcalan’ın serbest bırakılmasını, tutuklu Demirtaş ve Yüksekdağ ile diğer Kürt siyasetçilerin serbest bırakılmasını ve Kürt sorununa yasal çözüm bulunmasını talep etti. Bakırhan, hükümeti “Barış Yasası” çıkarmaya, muhalefeti süreci desteklemeye ve kamuoyunu “uzlaşma ve hoşgörü” sürecini benimsemeye çağırdı.

vffv
Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partisi Eş Başkanı Tuncer Pakiran, Türkiye'nin güneydoğusundaki Diyarbakır'da düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında konuşurken, arkasında Öcalan'ın bir fotoğrafı görülüyor (partinin X'teki hesabı).

 


Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)
TT

Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)

Katar Savunma Bakanlığı bu sabah erken saatlerde, Katar Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir helikopterin rutin görev sırasında teknik arıza nedeniyle ülkenin kara suları içinde düştüğünü açıkladı.

Bakanlık, kazada 6 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Bu sabah Katar kara sularında düşen personel taşıma helikopterinin mürettebatı ve yolcuları için devam eden arama ve kurtarma çalışmaları kapsamında, Katar Silahlı Kuvvetleri mensupları Kaptan Pilot Mubarek Salim Davay el-Mery, Çavuş Fahd Hadi Ganem el-Hıyarin, Onbaşı Muhammed Mahir Muhammed, Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’ndan Binbaşı Sinan Taştekin ile ASELSAN teknisyenleri Süleyman Cemre Kahraman ve İsmail Enes Can’ın şehit olduğu teyit edilmiştir. Katar Silahlı Kuvvetleri mensubu Kaptan Pilot Said Nasır Sumeyh’i arama çalışmaları devam etmektedir” denildi.

Daha sonra Katar İçişleri Bakanlığı, kazada kayıp olan yedinci kişinin de hayatını kaybettiğini bildirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı ise kazada bir Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeli ile iki ASELSAN personelinin yaşamını yitirdiğini doğruladı.

Yetkililer, kazanın Ortadoğu’da süren savaşla herhangi bir bağlantısı olmadığını belirtiyor.

Katar, savaşın başlamasının ardından özellikle enerji altyapısını hedef alan saldırılara maruz kaldı.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırısının ardından, bu hafta İran tarafından Ras Laffan LNG tesisine yönelik bir saldırı gerçekleşti.

Bir benzer olay, Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) 9 Mart’ta meydana geldi; Bakanlık açıklamasına göre, teknik arıza sonucu bir helikopter düştü ve iki asker hayatını kaybetti.