Dışişleri Bakanı Fidan: Vahim olan Batılı ülkelerin Gazze'deki vahşet karşısında tam bir sessizliğe bürünmesidir

Bakan Fidan, Gazze'deki "insanlık dışı saldırıların halen sürmesinin utanç verici" olduğunu belirterek, "Daha da vahim olan İsrail üzerinde nüfuz sahibi Batılı ülkelerin Gazze'deki vahşet karşısında tam bir sessizliğe bürünmeleridir" dedi

Hakan Fidan (AA)
Hakan Fidan (AA)
TT

Dışişleri Bakanı Fidan: Vahim olan Batılı ülkelerin Gazze'deki vahşet karşısında tam bir sessizliğe bürünmesidir

Hakan Fidan (AA)
Hakan Fidan (AA)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bosna Hersek Dışişleri Bakanı Elmedin Konakoviç ile Dışişleri Bakanlığındaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.

Mevkidaşıyla "Gazze'deki İsrail vahşetini de ele aldıklarını" kaydeden Fidan, "Gazze'deki yasa dışı kuşatmanın, insanlık dışı saldırıların halen devam etmesi utanç vericidir." değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, "Daha da vahim olan İsrail üzerinde nüfuz sahibi Batılı ülkelerin Gazze'deki vahşet karşısında tam bir sessizliğe bürünmeleridir." ifadesini kullandı.

Batı dünyasını "moral değerlere sahip çıkmaya, Gazze'de alenen işlenen insanlık suçuna ortak olmamaya" çağıran Fidan, "İsrail'in Gazze'deki hukuk tanımazlığı, sivilleri topyekün hedef alması karşısında sessiz kalmak dünyanın başka yerlerinde de hukukun ihlaline yeşil ışık yakmakla eş anlamlıdır." diye konuştu.

Fidan, Türkiye'nin "bu katliamın durması ve bu vahşetin son bulması için yoğun çaba harcadığını" vurguladı. 

"Bosna Hersek'le ticaret hacmimiz 1 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda"

Türkiye'nin Bosna Hersek'le ilişkilerinin giderek geliştiğini söyleyen Fidan, mevkidaşıyla iki ülke ilişkilerinin tüm boyutlarını ele aldıkları görüşme yaptıklarını belirtti.

Fidan, iki ülke arasındaki işbirliğini her alanda derinleştirmek istediklerini yeniden teyit ettiklerini, müzakereleri süren anlaşmaları bir an önce sonuçlandırma hususunda kararlı olduklarını vurguladı.

Bakan Fidan, "Ticaret hacmimiz 1 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda. Tabii ki bunu yeterli görmemekteyiz. Bu rakamı gerçek potansiyelimizi yansıtacak şekilde yükseltmemiz gerekmekte." diye konuştu.

Görüşmede iş çevreleri arasındaki bağları güçlendirmek ve karşılıklı yatırımları artırmak için neler yapabileceklerini konuştuklarını kaydeden Fidan, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadelede Bosna Hersek'ten daha güçlü işbirliği ve somut adımlar beklediklerini hatırlattıklarını dile getirdi.

Fidan, mevkidaşının bu konuda "çok sıcak ve verimli" bir cevap verdiğini söyledi.

"Bosna Hersek, Balkanlar'da kilit bir ülkedir"

"Bosna Hersek, Balkanlar'da kilit bir ülkedir. Bosna Hersek'in huzur ve istikrarı tüm bölge ülkeleri açısından önemlidir." ifadesini kullanan Fidan, Türkiye'nin, Bosna Hersek'te barışın korunmasından sorumlu uluslararası askeri misyonda en fazla asker görevlendiren ülkelerden olduğunu dile getirdi.

Fidan, savunma alanında Türkiye'nin sağladığı katkıların gelecek dönemde de devam edeceğini söyledi.

Türkiye'nin Bosna Hersek'teki meselelere "tüm kesimleri kucaklayan tarafsız bakış açısıyla samimi ve yapıcı bir tutumla" yaklaştığını anlatan Fidan, Bosna Hersek'in toprak bütünlüğüne, birliğine ve egemenliğine desteğini yineledi.

Fidan, mevkidaşıyla görüşmesinde ayrılıkçı söylem ve faaliyetlerin hiçbir tarafın çıkarına olmadığına, bundan en çok Bosna Hersek vatandaşlarının zarar gördüğüne dikkat çektiğini belirtti.

Bakan Fidan, "Ülke içi meseleler, dış müdahaleler olmaksızın yerel siyasetçiler tarafından müzakere ve diyalog yoluyla çözülmesi gerekmekte. Bosna Hersek'in huzuru, istikrarı ve kalkınması için verdiğimiz kararlı desteği bundan sonra da artırarak sürdüreceğiz." şeklinde konuştu.

(AA)
(AA)

"Gazze'nin topyekun hedef alınması karşısında sessiz kalamayız"

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ndeki saldırılarına değinen Fidan, "Direnişi yok etme adına Gazze'nin topyekun hedef alınması, hastanelerin, okulların, camilerin bombalanması karşısında sessiz kalamayız." ifadesini kullandı.

Fidan, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi'nin olağanüstü zirvesinde verilen mesajların son derece net olduğunu belirterek, "İsrail saldırılarının hemen durdurulması, iki devletli çözümün bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Orada alınan kararların takipçisi olma, kalıcı barış için hep birlikte çalışma konusunda son derece kararlıyız." dedi.

Bakan Fidan, dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde düzenlenen "Filistin İçin Tek Yürek" temalı zirvede yapılan barış çağrısının "küresel vicdanın sesi" olduğunu vurguladı.

"Gazze'den çıkışlarını sağladığımız 27 hasta ve 12 refakatçi Ankara'ya getirildi"

Gazze'ye insani yardım sevkiyatının tüm hızıyla sürdüğünü belirten Fidan, Dışişleri Bakanlığının ilgili tüm kurumlarla eş güdümün sağlanması, yardımların yerlerine ulaşması için azami gayret gösterdiğini söyledi.

Fidan, şöyle devam etti:

Gazze-Türk Filistin Hastanesi'ndeki hastalar başta olmak üzere, yaralıların tedavisine yönelik yoğun temaslarımız var. Gazze'den çıkışlarını sağladığımız 27 hasta ve 12 refakatçi, Ankara'ya getirilmiş durumdadır. Gazze'de bir sahra hastanesinin faaliyete geçmesine yönelik çalışmalarımız da devam etmekte. Türkiye olarak bizler, Gazzeli kardeşlerimize el uzatmaya, mazlumların sesi olmaya, haklı davalarında Filistinli kardeşlerimizin yanında yer almaya devam edeceğiz.

Kalıcı barışın yolunun "iki devletli çözümü uygulamaktan" geçtiğini vurgulayan Fidan, Gazze'de bir an önce tam ateşkes sağlanması çağrısını yineledi.



Salah'ın Trabzon'a transferi Mısır-Türkiye ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı

Trabzonspor formasıyla Kahire'de poz veren Türk yetkililer (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)
Trabzonspor formasıyla Kahire'de poz veren Türk yetkililer (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)
TT

Salah'ın Trabzon'a transferi Mısır-Türkiye ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı

Trabzonspor formasıyla Kahire'de poz veren Türk yetkililer (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)
Trabzonspor formasıyla Kahire'de poz veren Türk yetkililer (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç'in Mısır'a gerçekleştirdiği ziyaret, Mısır'ı medeniyetlerin beşiği olarak nitelendirmesi ve Türk halkının kalbinde özel bir yere sahip olduğunu belirterek “Dünyanın Anası” şeklinde tanımlaması, iki ülke arasındaki halklar arası ilişkiler ve turizm alanında yeni bir köprünün kurulmasına vesile oldu. Genç'in, kısa süre önce Trabzonspor'a transfer olan Mısır Milli Takımı kaptanı Muhammed Salah'ın önemine dikkat çekmesi de bu yakınlaşmada etkili oldu.

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı, Türkiye'nin Kahire Büyükelçiliği tarafından düzenlenen Trabzon Günü etkinliğine katıldığı sırada yaptığı açıklamada, Kahire ziyaretinin yalnızca Türk şehrinin tanıtımıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda iki ülkenin şehirleri, halkları ve turizm sektörleri arasındaki dostluk ve işbirliğini güçlendirmeyi amaçladığını vurguladı.

Genç, ticaret, yatırım, turizm ve kültür alanlarında ilişkilerin gelişmesinin hem iki ülkeye hem de bölgeye fayda sağlayacağını ifade etti.

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı, Muhammed Salah'ın Trabzonspor'a transferine de değinerek Mısırlı futbolcuyu “olağanüstü bir yıldız” olarak nitelendirdi. Salah'ın değerinin futbol sahalarıyla sınırlı olmadığını belirten Genç, yıldız futbolcunun insani değerlere verdiği destek ve kriz dönemlerinde dünya kamuoyunun vicdanına seslenen tutumuyla da öne çıktığını söyledi. Genç, Salah'ın Trabzonspor'u şampiyonluklara taşımasını ve iki kültür ile medeniyet arasında yakınlaşmaya katkıda bulunmasını temenni etti.

dsveb
Türk yetkililer, Kahire'deki buluşmada Trabzonspor formasıyla (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)

Muhammed Salah, İngiltere'nin Liverpool takımındaki sözleşmesinin sona ermesiyle Trabzonspor'a yıllık 17 milyon avro karşılığında imza atmış, ayrıca kendi adını taşıyan ürünlerin satış gelirlerinden yüzde 20 pay alması konusunda anlaşmaya varılmıştı. Kulüp yöneticilerinin açıkladığı anlaşma, 35 binden fazla taraftarın ve futbolseverin katıldığı bir etkinlikte imzalanmıştı.

Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Salih Mutlu Şen ise etkinliğin Trabzon'un doğal güzelliklerini, mirasını, örf ve adetlerini tanıtmayı amaçladığını, bunun yanı sıra Ankara ile Kahire arasındaki ilişkilere de katkı sunduğunu belirtti.

Muhammed Salah'ın Trabzonspor kadrosunda yer almasının ve iki halk arasında oluşturduğu bağın Trabzon'u Mısırlılara daha yakın bir şehir haline getirdiğini kaydeden Şen, kentin doğal güzelliklerine dikkat çekti. Trabzon'un yemyeşil doğası ve dağlarının İrlanda'da ve İskandinav ülkelerinde bile benzerinin bulunmadığını ifade eden Büyükelçi, kentin mimari ve kültürel mirasının da önemli bir zenginlik olduğunu söyledi. Şen, katılımcıları Trabzon'u bu doğrudan deneyim aracılığıyla tanıtmaya ve ardından şehri ziyaret etmeye davet etti.

sdvb
Mohamed Salah Trabzonspor'da (Facebook hesabı)

Trabzonspor'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Trabzon'dan gelen heyetin 158'den fazla kişiden oluştuğu bildirildi. Mısır'ın başkentine ulaşan heyetin, iki taraf arasındaki turizm ve ticaret alanlarında işbirliği fırsatlarını ele almak üzere sektör temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdiği kaydedildi.

Mısırlı turizm uzmanı Muhammed Kerem, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı'nın Kahire ziyaretinin turizm ve ekonomi açısından önemli boyutlar taşıdığını belirterek bunun iki ülke arasında yatırım ve turizm hareketliliğini artırma fırsatlarını ortaya koyduğunu söyledi.

Kerem, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Muhammed Salah'ın Trabzonspor'a transferinin Türkiye'deki Mısır'ın yumuşak gücünü temsil ettiğini ve spor dünyasının önde gelen isimlerinin turizm destinasyonlarının tanıtımındaki etkisini gözler önüne serdiğini ifade etti.

Önümüzdeki dönemde Mısırlı ve Türk şirketleri arasında anlaşmaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Kerem, iki ülkenin turizm destinasyonlarını kapsayan ortak programlar hazırlanmasının önemine işaret etti. Bu kapsamda özellikle Trabzon'un tanıtılmasının yanı sıra Mısır'ın farklı turizm merkezlerine yönelik ziyaretlerin de teşvik edilmesi gerektiğini söyledi.

Kerem, Trabzon'un dağlık coğrafyası, büyüleyici gölleri ve etkileyici doğal manzaralarıyla öne çıktığını, bu özelliklerin iki ülke arasında ortak turizm programları geliştirilmesi için önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti.

Trabzon heyeti, Mısır ziyareti kapsamında Muhammed Salah'ın memleketi olan, Nil Deltası'ndaki Garbiye vilayetine bağlı Nagrig köyünü de ziyaret etti. Heyet üyeleri burada köy sakinleriyle bir araya geldi, gençlik merkezini gezdi ve köyün muhtarıyla görüştü. Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı, Muhammed Salah'ın köyünü ziyaret etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek bölge halkını Trabzon'a davet etti.

Mısırlı spor yorumcusu Lutfi es-Sak'an ise Trabzon'dan resmi bir belediye heyetinin Mısır'ı ziyaret etmesini, Muhammed Salah'a gösterilen ilgiyi ve futbolcunun Trabzon'da bulunmasından yararlanılarak kentin turizm açısından tanıtılmasını doğal, önemli ve gurur verici bir gelişme olarak değerlendirdi.

Es-Sak'an, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Salah'ın Trabzonspor ile sözleşme imzalamasından bu yana kentte turizmin artacağına ilişkin işaretlerin ortaya çıktığını belirtti. Trabzonspor'un Salah transferinde belediyenin de yer aldığı anlaşmanın bir parçasının, futbolcunun şöhretinden ve geniş taraftar kitlesinden yararlanarak kentte turizmi canlandırmak olduğunu söyledi.

Heyetin Salah'ın memleketi Nagrig köyünü ziyaret etmesinin ve bu ziyareti Türk şehrinin tanıtımı için bir fırsata dönüştürmesinin doğal olduğunu ifade eden Es-Sak'an, şu değerlendirmede bulundu: “Bu insanlar turizmi canlandırmak ve kentin tanıtımını yapmak için çalışıyor. Belediye, Salah'ın transferine yaptığı katkı ölçüsünde Trabzon'u Mısırlılara Türkiye'de bir turizm destinasyonu olarak tanıtmak amacıyla Mısır'a geldi. Bu, futbol sahasının dışındaki futbol yatırımlarının ve tanıtım faaliyetlerinin bir parçası. Çünkü saha dışındaki pazarlama çalışmaları da önemli gelirler sağlıyor.”

Es-Sak'an, Muhammed Salah'ın Trabzon'da bulunmasının futbolcuyu kent için ayırt edici bir simge haline getirdiğini belirterek, “Salah, Türkiye'de adeta bir ikona dönüştü. Futbolun tamamlayıcı unsurlarından biri de bu. Futbol yalnızca bir oyun değil; saha dışında da pek çok gelişme yaşanıyor. Salah'ın yaşadığı sokağa adının verilmesi de bir tanıtım faaliyeti. Salah artık Türkiye'de ustalıkla pazarlanan bir markaya dönüştü” dedi.

Öte yandan, iki ülke arasındaki ikili ilişkiler son dönemde önemli bir ivme kazandı. Bu gelişmede, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen şubat ayında Mısır'a gerçekleştirdiği ziyaret ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi tarafından resmi törenle karşılanması etkili oldu.

İki lider, Kahire'de düzenlenen Mısır-Türkiye İş Forumu'nun kapanış oturumuna da birlikte katıldı. Forumda, Mısır'da faaliyet gösteren veya yeni yatırım fırsatlarını değerlendirmek isteyen 460'tan fazla Türk şirketinin başkanı ve temsilcisinin yanı sıra Mısır özel sektöründen yaklaşık 270 temsilci yer aldı.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan'da: Kardeşliğimizi zayıflatmak isteyenler emellerine asla ulaşamayacak

Azerbaycan ve Türkiye cumhurbaşkanları, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini vurgulamak amacıyla pazar günü Azerbaycan'daki Zafer Günü kutlamalarında el ele (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Azerbaycan ve Türkiye cumhurbaşkanları, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini vurgulamak amacıyla pazar günü Azerbaycan'daki Zafer Günü kutlamalarında el ele (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan'da: Kardeşliğimizi zayıflatmak isteyenler emellerine asla ulaşamayacak

Azerbaycan ve Türkiye cumhurbaşkanları, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini vurgulamak amacıyla pazar günü Azerbaycan'daki Zafer Günü kutlamalarında el ele (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Azerbaycan ve Türkiye cumhurbaşkanları, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini vurgulamak amacıyla pazar günü Azerbaycan'daki Zafer Günü kutlamalarında el ele (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye ile Azerbaycan, Bakü'nün okullarda kıyafet kurallarını değiştirmesi ve bazı eğitim kurumlarında başörtüsünü yasaklamasıyla başlayan anlaşmazlığı geride bırakmaya çalışıyor. Ankara'nın tepkisinin ardından diplomatik temasların yeniden yoğunlaşması, ilişkilerdeki gerilimi düşürdü.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Kasım Zafer Günü kutlamalarına katılmak üzere pazar günü Azerbaycan'a gerçekleştirdiği ziyarette, iki ülke arasındaki ilişkilerin zayıflatılamayacağı mesajını verdi. Erdoğan, Bir millet, iki devlet olarak tanımlanan Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin sarsılmaz niteliğine vurgu yaptı.

Sonsuza kadar birlik

Erdoğan, Dağlık Karabağ'daki Fuzuli kentinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ilişkilerini zayıflatmaya yönelik girişimlerin geçmişte sonuç vermediğini, gelecekte de başarılı olamayacağını söyledi.

d cdf
Erdoğan, Aliyev ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuşurken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi ile daha da güçlenen iki ülke arasındaki birlikteliğin sonsuza kadar süreceğini belirten Erdoğan, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin ortak dil, tarih ve kültürün çok ötesinde bir anlam taşıdığını ifade etti.

Erdoğan, “15 Haziran 2021'de Azerbaycan'ın Şuşa kentinde imzaladığımız beyannameyle pekiştirdiğimiz bu kardeşliği zayıflatmaya çalışanlar, geçmişte amaçlarına ulaşamadıkları gibi gelecekte de ulaşamayacaklar” dedi.

Türk Devletleri Teşkilatı'nın bugün ulaştığı ileri seviyenin, iki ülkenin ortak iradesinin ve çabalarının en somut göstergesi olduğunu da sözlerine ekledi.

Erdoğan, Azerbaycan'ın Karabağ'da elde ettiği zafer ve tarihi Şuşa kentinin 2020 yılında kurtarılmasına da değindi. Azerbaycan'ın 44 gün süren Vatan Muharebesi sırasında topraklarını işgalden kurtarmasının Güney Kafkasya'da yeni bir dönemin kapısını açtığını söyledi.

“Bugün görevimiz, savaş meydanlarında kazanılan zaferi kalıcı barış ve istikrarla taçlandırmaktır” diyen Erdoğan, Türkiye'nin bölgede kalıcı barışın tesis edilmesine yönelik Azerbaycan'ın samimi çabalarını desteklemeyi sürdüreceğini vurguladı.

Aliyev'den Türkiye'nin tutumuna övgü

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de Zafer Günü'nde Erdoğan'ın yanlarında bulunmasından duyduğu derin memnuniyeti dile getirdi.

Aliyev, 2020'deki İkinci Karabağ Savaşı sırasında Erdoğan'ın ve Türk halkının Azerbaycan'a verdiği desteği hatırlattı. Savaşın ilk saatlerinde Erdoğan'ın yaptığı açıklamanın ve kendisiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin, Türkiye'nin Azerbaycan'ın yanında olduğunu tüm dünyaya gösterdiğini belirten Aliyev, “Erdoğan'ın açıklaması bize daha fazla güç ve büyük  moral verdi” dedi.

dscv
Aliyev, Erdoğan ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Dağlık Karabağ Savaşı sırasında sergilediği tutum dolayısıyla Erdoğan'a ve Türk halkına teşekkür etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan'ın Azerbaycan'ın yalnız olmadığı ve Türkiye'nin her zaman yanında bulunduğu yönündeki sözlerini hatırlatan Aliyev, Azerbaycan halkının bu gerçeğin bilincinde olduğunu söyledi.

İkinci Karabağ Savaşı'nın Türkiye ile Azerbaycan arasındaki birliği bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Aliyev, Şuşa Beyannamesi'nin iki ülke arasındaki ilişkileri resmen müttefiklik seviyesine yükselttiğini ifade etti.

Erdoğan'ın Azerbaycan ziyareti ve Zafer Günü kutlamalarına katılımı, okul kıyafetlerine ilişkin kararın yol açtığı gerilimi yatıştırmayı ve bunun iki ülke arasındaki yakın siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel ilişkilere zarar vermesini önlemeyi amaçladı. Her iki ülkenin diplomasisinde sıkça kullanılan «İki devlette bir millet» söylemi, bu yakınlığın temel ifadelerinden biri olmayı sürdürüyor.

Başörtüsü krizi

İki ülke arasındaki anlaşmazlık, Erdoğan'ın başdanışmanı Oktay Saral'ın Azerbaycan'da uygulamaya konulan yeni okul kıyafeti kurallarını eleştirmesiyle derinleşti. Bakü yönetimi, bu açıklamayı ülkenin içişlerine müdahale olarak değerlendirdi.

sdvf
Aliyev, Azerbaycan'daki başörtüsü krizi nedeniyle iki ülke arasında yaşanan gerilim üzerine Erdoğan'ın davetini yinelemesine rağmen 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne katılmadı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Azerbaycan, 21 Ekim'de 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını istenmeyen kişi ilan ederek ülkeye girişini yasakladı. Bu isimler arasında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, bazı milletvekilleri, gazeteciler ve sosyal medya aktivistleri de bulunuyordu.

Aynı gün Erdoğan, Aliyev'i telefonla arayarak 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne davet etti. Ancak Aliyev zirveye katılmadı ve Azerbaycan'ı Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti. Bu gelişme, Erdoğan'ın telefon görüşmesinde yaptığı davete ve başdanışmanı Oktay Saral'ı görevden almasına rağmen yaşandı.

vb
Aliyev ve eşi, Dağlık Karabağ'daki Fuzuli Havalimanı'nda Erdoğan ve eşini karşılarken (AFP)

Aliyev'in zirveye katılmaması, Bakü medyasında daha önceden planlanmış bir spor etkinliğine katılacak olmasıyla açıklandı. Aliyev, daha önce 2 Ekim'de yaptığı sert açıklamada ülkesinin içişlerine herhangi bir müdahaleyi kabul etmeyeceklerini vurgulamıştı. Karabağ zaferinin Azerbaycan ordusunun kendi imkânlarıyla kazanıldığını belirten Aliyev, Türkiye'ye üstü kapalı bir göndermede bulunarak, ülkesine silah sağlayanlar olmuşsa bile bunları kendi paralarıyla satın aldıklarını söylemişti.

Buna rağmen Erdoğan, Zafer Günü kutlamalarına katılmak üzere Azerbaycan'ı ziyaret edeceğini duyurdu.

Anlaşmazlıklar geride bırakılıyor

Aliyev ve eşi Mihriban Aliyeva, Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan'ı Fuzuli Uluslararası Havalimanı'nda karşıladı.

Azerbaycan ordusunun Şuşa'da elde ettiği zafer, Ermenistan'la uzun süren savaşın sona ermesinin önünü açmıştı. Azerbaycan, 2023 yılında Ankara'nın desteğiyle gerçekleştirdiği ani bir operasyon sonucunda Dağlık Karabağ'ın tamamında kontrolü sağlamış, bu gelişmenin ardından ABD arabuluculuğunda Ermenistan'la barış görüşmeleri başlamıştı.

Yaşanan gerilime rağmen Türkiye ile Azerbaycan, askeri işbirliği ve enerji alanlarında yakın ilişkilerini sürdürüyor. Türkiye, Azerbaycan'ın petrol ve doğal gaz ihracatını Avrupa'ya ulaştırmasında başlıca güzergâhlardan biri olma özelliğini koruyor.


Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyor

Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
TT

Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyor

Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)

Bir şehrin bin yıllık dönüşüm hikâyesi nasıl anlatılabilir? Tarihin önemli dönüm noktaları sınırlı bir sergi alanına nasıl sığdırılabilir? Londra'daki Victoria ve Albert Müzesi, 7 Kasım Cumartesi günü ziyaretçilere açılacak “Konstantinopolis'ten İstanbul'a: Tek Şehir, İki İmparatorluk” başlıklı sergiyle bu sorulara yanıt arıyor.

Tarih, sanat, din, siyaset ve toplumsal yaşamı tek bir mekânda buluşturmak kolay değil. Sergi, bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışırken daha önce hiç sergilenmemiş nadir tarihî eserlerin yanı sıra yurt dışındaki kurumlardan ödünç alınan parçalarla anlatımını zenginleştiriyor.

Başlangıç

Sergi alanına girildiğinde ziyaretçileri, bugünkü İstanbul'un canlı ve etkileyici görüntüleri karşılıyor. Kendine özgü mimarisi, Boğaz'ın dalgaları ve sokakların sesleriyle hazırlanan görsel sunum, ziyaretçileri doğrudan şehrin atmosferine taşıyor ve farklı yönlerini keşfetmeye hazırlıyor.

Tarihsel ayrıntılara odaklanan sergi, kentin kuruluşundan ve yüzyıllar boyunca değişen adlarından başlıyor. İmparator I. Konstantin, 330 yılında şehre “Yeni Roma” adını vermişti. Ancak bu isim kısa sürede yerini “Konstantinopolis”e bıraktı. “İstanbul” adı ise resmî olarak Türkiye Cumhuriyeti döneminde, 1930 yılında kabul edilmeden önce yüzyıllar boyunca halk arasında diğer adlarla birlikte kullanılıyordu.

Şehrin eski surlarını ve tarihî dokusunu betimleyen çizimlerin ardından, kentin sosyal ve siyasi merkezi olan Hipodrom'a geçiliyor. Hipodrom'dan günümüze kalan eserler arasında bronz bir kaz heykeli de bulunuyor. Bu eser, Venedik'teki San Marco Bazilikası'nın cephesiyle ilişkilendirilen ünlü bronz atlar ve bugün İstanbul'daki meydanlardan birinde bulunan Yılanlı Sütun ile birlikte eski at yarışları alanından günümüze ulaşan az sayıdaki kalıntı arasında yer alıyor.

Gökyüzünden yeryüzüne

İstanbul'un tarihini, dinin kültür, sanat ve mimari üzerindeki etkisine değinmeden anlatmak mümkün değil. Sergide bazı ikonalar ve küçük bir Hz. Meryem heykelini çevreleyen kaya kristalinden yapılmış etkileyici bir eser de dahil olmak üzere çok sayıda parça ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.

Dini tasvirlerin figüratif anlatımdan sembolik anlatıma uzanan dönüşümü de sergide ele alınıyor. Bu değişim, Osmanlı'nın İstanbul'u fethetmesinin ardından kiliseden camiye dönüştürülen Ayasofya'nın tasvirlerinde de görülüyor.

Sergide aktarılan bilgilere göre Osmanlılar, Ayasofya'nın mimari özelliklerine ve tarihî geçmişine büyük değer verdi. Sultan Abdülmecid, 1847 yılında yapının restorasyonu için İtalyan mimarlar Gaspare ve Giuseppe Fossati kardeşleri görevlendirdi. Fossati kardeşlerin hazırladığı çizimler sayesinde Batılı ziyaretçiler Ayasofya'nın iç mekânını ilk kez görme imkânı buldu. Restorasyon çalışmaları sırasında, aralarında Hz. Meryem tasvirlerinin de bulunduğu, üzeri kapatılmış çok sayıda Bizans mozaiği ortaya çıkarıldı.

Ayasofya, sergide yalnızca simgesel bir yapı olarak değil, özellikle kentteki camiler başta olmak üzere farklı mimari eserlerin gelişimini etkileyen önemli bir örnek olarak da ele alınıyor.

xz xc
Ayasofya Camii'nin iç mekânını tasvir eden 1852 tarihli tablo (Şarku’l Avsat)

“Tek Şehir, Birden Fazla Din” başlıklı bölümde ise İstanbul'un farklı inançları bir arada barındıran tarihine ışık tutuluyor. Çok sayıda el yazması, Kur'an-ı Kerim ve farklı dinî eserlerin yer aldığı bölümde, müzenin koleksiyonunda bulunan 1650-1700 yılları arasına tarihlenen bir Kur'an-ı Kerim de sergileniyor.

 cs
Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini pano (Şarku’l Avsat)

Bu eserin yanında Kâbe'yi ve Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini bir pano ile çok sayıda parçadan oluşan bir Kur'an-ı Kerim'i muhafaza etmek üzere tasarlanmış, ahşap, fildişi ve sedef işlemeli büyük bir sandık bulunuyor. Sandığın, Sultan I. Mahmud'un Ayasofya Camii'ndeki kütüphanesi için özel olarak yaptırıldığı belirtiliyor.

İhtişam ve zenginlik

İstanbul tarihinin bir diğer önemli boyutunu ise sanat eserlerinde, kıyafetlerde ve mimaride kendini gösteren ihtişam ve zenginlik oluşturuyor. Bu dönemde altın, fildişi, mermer ve bronz gibi değerli malzemeler kullanan imparatorluk atölyeleri önemli eserler üretti. İpek ise nadirliği ve yüksek değeriyle kentin öne çıkan ürünlerinden biri haline geldi.

vbt
Haremeyn'e hediye edilmek üzere hazırlanan iki dokuma eser; kırmızı olan Mekke'deki Mescid-i Haram, yeşil olan ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yapıldı.

Sergi, saraylar, kıyafetler ve dokuma eserler üzerinden ziyaretçilere bu ihtişamlı dönemin izlerini sunuyor. Bizans yönetiminden Osmanlı dönemine uzanan anlatıda, Topkapı Sarayı Müzesi'nin ve farklı saray koleksiyonlarının hazinelerinden seçilen eserler, dönemin zanaatkârlığını, gösterişini ve zenginliğini gözler önüne seriyor.

İmparatorluk atmosferini anlatmak için resmî törenler ve geçit alaylarına da yer veriliyor. Bu törenler, devletin gücünü ve egemenliğini sergilemenin önemli araçlarıydı. Sergide, ayrıntılı biçimde resmedilmiş Osmanlı imparatorluk alayını gösteren uzun bir resimli rulo da bulunuyor.

Resmî geçitlerden daha küçük ölçekli törenlere uzanan anlatıda, “Beşik Alayı” geleneği de ele alınıyor. Bu gelenek kapsamında, hükümdar ailesinde dünyaya gelen bir bebeğe hediye edilmek üzere mücevherlerle süslenmiş bir beşik saraydan çıkarılarak şehir sokaklarında törenle taşınıyordu. Sergide, İstanbul'daki Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonundan ceviz ağacından yapılmış ve sedef kakmalarla süslenmiş bir beşik örneği yer alıyor.

Serginin devamındaki vitrinlerde padişahlar ve haremdeki kadınlar için hazırlanan gösterişli kıyafetler sergileniyor. Altın ipliklerle dokunmuş ipek bir kaftanın yanı sıra kadife ve gümüş ipliklerle süslenmiş bir at örtüsü de dikkat çekiyor. Söz konusu örtü, 1600 yılı dolaylarında düzenlenen bir geçit töreninde kullanılan gösterişli bir at kıyafetinin parçasıydı ve Atina'daki Benaki Müzesi'nden ödünç alındı.

Bu bölümde ayrıca kutsal topraklara gönderilmek üzere hazırlanan dokuma eserler de bulunuyor. Bunlardan biri Mekke'deki Mescid-i Haram için kırmızı, diğeri ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yeşil renkte hazırlanmış.

Diplomasi ve kıyafetler

Diplomatik ilişkilerde saray kıyafetleri de önemli bir rol oynuyordu. Sergide yan yana yerleştirilen iki tablo, İngiliz büyükelçisinin İstanbul'da padişaha takdim edilmesi sırasında yaşananları tasvir ediyor.

İlk tabloda, Batılı kıyafetleri içindeki büyükelçi ve beraberindekiler, sadrazamla görüşürken görülüyor. Salonun bir köşesinde ise kendilerine hediye edilecek kaftanlardan oluşan bir yığın dikkat çekiyor. İkinci tabloda ise İngiliz heyetinin Osmanlı kıyafetleri giyerek padişahın huzuruna çıktığı sahne yer alıyor.

Serginin öne çıkan eserleri arasında, Venedikli ressam Gentile Bellini tarafından 1479 yılında yapılan Fatih Sultan Mehmed portresi de bulunuyor. Londra'daki National Gallery'den ödünç alınan portre, koleksiyonun en dikkat çekici parçalarından biri.

Ayrıca 1574 yılında hayatını kaybeden Sultan II. Selim'in türbesinden getirilen, fildişi ve mücevherlerle süslenmiş bir kemer de Osmanlı giyim tarihinin önemli örnekleri arasında sergileniyor.

Şehir yaşamı

Serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri, İstanbul'daki gündelik hayatın ayrıntılarına odaklanıyor. Kentin farklı bir yüzünü yansıtan bu bölümde, toplumsal çeşitlilik ve dinî hoşgörü ön plana çıkıyor.

Kahvehaneler, hamamlar, müzik ve Batı kültürünün toplumsal beğeni üzerindeki etkisi ele alınıyor. Özellikle Paris modasının modern İstanbul'daki giyim ve tasarım anlayışına etkisi dikkat çekiyor. Diğer yandan Bizans ve Osmanlı sanatının 19. yüzyılda Avrupa üzerindeki etkisi de müzenin koleksiyonundan seçilen dokuma, mozaik ve benzeri eserler aracılığıyla anlatılıyor.

xsdvd
Türk ressam Osman Hamdi Bey'in tablosu (Şarku’l Avsat)

Bu bölümde Türk ressam Osman Hamdi Bey'in “Gezintide Kadınlar” adlı tablosu öne çıkıyor. Eserde, Sultanahmet Camii yakınlarında gezintiye çıkan, farklı renklerde kıyafetler giyen ve küçük şemsiyeler taşıyan bir grup kadın tasvir ediliyor.

Kadınların kıyafetlerinde kullanılan gösterişli kumaşlar, dönemin zenginliğine işaret ediyor. Osman Hamdi Bey'in diğer eserlerinde olduğu gibi tablodaki karakterler de izleyiciyle göz teması kuruyor. Bazı kadınlar doğrudan izleyiciye bakarken bir kadın giysisinin bir parçasıyla yüzünü gizliyor. Tablonun bir köşesinde ise çeşitli ürünlerini sergileyen tüccarlar görülüyor.

as csxd
Batı modasının Türk motifleriyle harmanlandığı kadın kıyafetleri (Şarku’l Avsat)

Tablodaki renkli kıyafetlerden hareketle ziyaretçiler, yakındaki vitrinlerde sergilenen kadın giysilerini inceleme fırsatı buluyor. Bunlar arasında, Osman Hamdi Bey'in akrabalarından biri için yapıldığı bilinen sarı renkli ipek bir kaftan da yer alıyor.

Sergide kadınların ev içinde ve dışında kullandıkları iki farklı kıyafet örneği sunulurken Paris modasının Osmanlı dönemi tasarımları üzerindeki etkisine de dikkat çekiliyor.

Hamamlar ve kahvehaneler

Sergi, İstanbul'un sosyal yaşamında önemli bir yere sahip olan kahvehaneler ve hamamları ele alan bölümle sona eriyor.

Bu bölümde İstanbul'daki tarihî bir hamamdan getirilen renkli seramik örnekleri ile kentteki hamamlardan birini tasvir eden tablo sergileniyor. Kahvehane kültürünü yansıtan eserler arasında ise yaklaşık 1750 yılına tarihlenen, günümüze ulaşan en eski uzun saplı tanbur örneklerinden biri bulunuyor. Fildişi, kaplumbağa kabuğu ve sedefle süslenmiş enstrümanın yanı sıra ahşap ve sedef kakmalı bir tavla tahtası da ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.

Sanat ve kültürü merkeze alan sergi, tarih ve siyaset hikâyelerini ilgi çekici bir anlatımla bir araya getiriyor. Avrupa'nın en büyük şehirlerinden birinin ve iki imparatorluğun başkentinin tarihini özetleyen sergi, yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasında bir buluşma noktası olan İstanbul'un iki farklı medeniyetin izlerini nasıl taşıdığını gözler önüne seriyor.

ascsx
Sergide gündelik yaşam ve eğlence kültürüne ait eserlerden bir görünüm (Şarku’l Avsat)

Hristiyan bir imparatorluğun ardından İslam dünyasının en önemli merkezlerinden biri haline gelen İstanbul, bu sergide tek bir şehrin farklı dönemlerde kazandığı kimlikler üzerinden anlatılıyor.