KAAN'ın ilk uçuşu Alman medyasında geniş yer aldıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/4869916-kaan%C4%B1n-ilk-u%C3%A7u%C5%9Fu-alman-medyas%C4%B1nda-geni%C5%9F-yer-ald%C4%B1
Alman Welt gazetesinin "Bu dönüm noktası, Türkiye'nin bir savaş uçağı ülkesi olarak yükselişine işaret ediyor" başlıklı haberinde KAAN'ın ilk uçuşunu başarıyla tamamladığı ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan için bunun ABD'ye karşı kazanılmış bir zafer anlamına geldiği ifade edildi.
Türkiye'nin modern savaş uçaklarının üretiminde kendi kendine yeterlilik için giderek daha fazla çaba sarf ettiği aktarılan haberde, bunun hızla büyüyen savunma sanayisi için tarihi bir dönüm noktası olduğuna dikkat çekildi.
Çift motorlu savaş uçağının, 5. nesil olarak adlandırılan ve gizlilik özelliklerine sahip bir model olduğu, bu nedenle radar tarafından tespit edilmesinin zor olduğu belirtildi.
Türkiye'nin teknolojiden altyapıya, bilgi birikimi ve üretim kabiliyetine sahip çalışanlarına kadar modern savaş uçağı üretimine yönelik değerler zincirinin tamamına sahip olan dünyadaki sayılı ülkelerden biri olmayı hedeflediği bu amaçla çeşitli Türk şirketlerinde modern sensörler, radarlar ve diğer silah teknolojileri geliştirildiğine işaret edildi.
Haberde KAAN'ın 2030 yılı itibarıyla Türk Hava Kuvvetlerindeki ABD F-16 modelinin tamamen veya kısmen yerini alması beklendiği vurgulandı.
Havacılık sitesi Flugrevue'deki haberde de KAAN'ın Türkiye'nin umut ışığı ve gökyüzündeki yeni savaş uçağı olduğu belirtildi.
Gizli özelliklere sahip Türk milli muharip uçağının, başarılı ilk uçuşunu gerçekleştirdiği aktarıldı.
Türk Hava Kuvvetlerinin gelecekteki amiral gemisi olması beklenen KAAN'ın ilk uçuşunu 13 dakika sürdüğü ve 2440 metre irtifaya çıkarak saatte 425 km hıza ulaştığı kaydedildi.
.Frankfurter Allgemeine gazetesi de "Türkiye KAAN'ı sundu" başlıklı haberinde Türk yapımı ilk savaş uçağının ilk uçuşunu başarıyla tamamladığı ifade edildi.
Uçuşun tamamlanmasının ardından Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Vasyl Bodnar'ın X sosyal medya platformunda, "Ukraynalı şirketlerin Türkiye için çok önemli olan bu projeye katılmalarından memnuniyet duyduğunu" yazdığına dikkati çekti.
Gazete şimdiden Ukrayna'nın Türkiye'nin 5. nesil savaş uçağı KAAN ile ilgilendiği aktarıldı.
İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5315185-i%CC%87srail-ile-t%C3%BCrkiye-aras%C4%B1ndaki-yanl%C4%B1%C5%9F-anla%C5%9F%C4%B1lmalar%C4%B1-%C3%B6nlemek-i%C3%A7in-abd%E2%80%99nin
İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Michael Harari
İsrail’in Suriye’nin kuzeyine düzenlediği son saldırı, Kudüs ile Ankara arasındaki gerilimin ciddi şekilde tırmanmasına yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, son üç yılda belirgin biçimde kötüleşirken, derin görüş ayrılıklarının merkezinde, en azından Suriye’de Esed rejiminin devrilmesine kadar, Filistin meselesi ve Gazze savaşı yer aldı. Bugün ise Şam’daki yeni yönetimle birlikte Suriye, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın bir başka cephesine dönüşmüş durumda. Bu durum, ağustos ayının ortalarında İsrail’in düzenlediği saldırının da gösterdiği üzere, tarafları tehlikeli biçimde doğrudan bir çatışmaya yaklaştırabilir. İki ülkenin kasıtlı ya da istemeden doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için öncelikle her iki tarafın çıkarlarının ortaya konulması ve sınırlarının net biçimde belirlenmesi gerekiyor.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 17 Nisan 2026’da Antalya’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaki bir oturumda konuşma yapıyor. (Reuters)
İsrail, son dönemde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarına rağmen Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında değil. Ancak olası bir İran senaryosuna karşı Suriye hava sahasında hareket serbestisini korumak istiyor. Bununla birlikte İsrail, Şera hükümetine yönelik derin şüphelerini sürdürüyor. Barrack da yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kaygıları dikkat çekici bir ayrıntı düzeyi ve kayda değer bir tarafsızlıkla açıkladı.
İsrail ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun genişlemesini veya aşırı ölçüde kalıcı hale gelmesini engellemek istiyor. Daha somut ifadeyle İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki mevcut askeri varlığını genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Tüm bu hesaplamaların arka planında ise 7 Ekim’in yarattığı sonuçlar ve sonrasında İsrail’de ortaya çıkan yeni zihniyet bulunuyor. Bu zihniyet, kontrol altına alma politikasına dayanan yaklaşımları sert ve zaman zaman aşırı bir biçimde reddediyor.
Türkiye ise İsrail’le doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak Ankara, İsrail’in bölgedeki çeşitli cephelerde yürüttüğü ve giderek ‘yoğunlaşan İsrail faaliyetleri’ olarak değerlendirdiği girişimlerden duyduğu endişeyi artırıyor ve bunları bölgede ‘İsrail hegemonyası’ kurma çabası olarak görüyor.
Ankara, özellikle Suriye’de Şera hükümetini, başta Kürt meselesi olmak üzere hayati çıkarlarını korumasına ve aynı zamanda Suriye’de ve ötesinde nüfuzunu genişletmesine yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu daha geniş hedefin son dönemdeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.
Suriye ise kendisini iki tarafın arasında sıkışmış halde buluyor. Bir yandan İsrail’in saldırısı siyasi açıdan Şam’ın işine geliyor. Saldırı, Şam’ın ‘İsrail’in saldırgan niyetleri’ ve Suriye’nin egemenliğinin ihlal edildiğine ilişkin söylemini güçlendirirken, İsrail’in faaliyetlerini sınırlandırması yönündeki uluslararası baskının artmasına da katkı sağlayabilir. Öte yandan Suriye’nin giderek tırmanan bir İsrail-Türkiye karşılaşmasının sahasına dönüşmesi, Şera’nın ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirme ve ağır ekonomik sorunlarla mücadele etme çabalarını doğrudan zayıflatıyor. Bölgedeki pek çok dosyada olduğu gibi çözümün anahtarı Washington’da bulunuyor. ABD, yakın bölgesel ortakları olan İsrail ve Türkiye ile, siyasi açıdan büyük yatırım yaptığı Suriye hükümeti arasında denge kurmaya çalışırken, stratejik odağını İran üzerinde tutmak istiyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Barrack’ın son açıklamaları İsrail’i açıkça sorumlu tutan bir nitelik taşıdı. Barrack, ABD’nin Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınan havaalanında askeri varlık kurma yönündeki iddia edilen planlarına ilişkin İsrail istihbaratını incelediğini ve bu bilgilerin doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi. İsrail’de yaklaşan seçimlere yaptığı gönderme ise daha da dikkat çekiciydi. Başkan Trump bu açıklamalara doğrudan yanıt vermedi ve Barrack’ın tutumunu destekleyip desteklemeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, adil bir değerlendirme açısından Barrack’ın Ankara’ya olan açık yakınlığının da göz önünde bulundurulması gerekiyor.
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan fotoğrafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’nun beşinci oturumunun açılış töreninde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile tokalaştığı görülüyor. (AFP)
İsrail ile Türkiye’nin bugün Suriye’de birbirlerinin ‘kırmızı çizgilerini’ test ettiği görülüyor. Taraflar, Suriye hükümeti ve merkezi yönetimin ülkenin tamamında kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştığı bir dönemde, kendi çıkarlarını koruma ve nüfuzlarını genişletme konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini anlamaya çalışıyor.
Türkiye, Ankara ile yakın ilişkiler içinde olan, güçlü ve kararlı bir merkezi hükümetin Şam’da yönetimi elinde tutmasını ve kendisine Suriye’de geniş bir nüfuz alanı açmasını tercih ediyor. İsrail ise mevcut Suriye hükümetine ne ölçüde güvenebileceği konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun daha fazla genişlemesini veya kalıcı hale gelmesini açıkça istemiyor. Bununla birlikte iki tarafın ortak bir temel çıkarı bulunuyor: İran’ı Suriye’nin dışında tutmak. İlginç olan ise tarafların bu ortak paydanın öneminin henüz tam anlamıyla farkında görünmemesi.
Önümüzdeki haftalar, özellikle her iki taraftaki iç siyasi hesaplar nedeniyle kritik olacak. Bu durum, özellikle 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken daha da önem kazanıyor. Bu nedenle, aralarındaki gerilim ve düşmanlık giderek artan iki tarafın yanlış hesaplamalar yaparak daha büyük bir çatışmaya yol açmasını önlemek için ABD’nin daha kararlı biçimde devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 2015’te bir Rus uçağını düşürmesi ve Suriye hava savunmasının 2018’de Lazkiye üzerinde başka bir Rus uçağını düşürmesi, ilgili tarafların aslında tırmanmayı istemediği durumlarda bile krizlerin ne kadar hızlı biçimde daha geniş çaplı çatışmalara dönüşebileceğini hatırlatmalı.
Bu nedenle İsrail ile Türkiye’nin, kamuoyundan uzak ve üst düzey doğrudan bir iletişim kanalı açması gerekiyor. Böylece taraflar hayati çıkarlarını ortaya koyabilir ve bir şekilde kendi kırmızı çizgileri üzerinde müzakere yürütebilir. Böyle bir kanal, yanlış anlamaların ve bunların sonucunda hesaplanmamış bir çatışmanın ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir. Ayrıca iki taraf üzerinde ABD baskısına acilen ihtiyaç var. ABD, bu aşamada özel ve acil bir sorumluluk taşıyor. Washington’ın rolü, İsrail ile Türkiye’nin her ikisinin de istemediği bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek açısından belirleyici.
İstanbul açıklarında Türk bayraklı iki ticaret gemisi çarpıştıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5313745-i%CC%87stanbul-a%C3%A7%C4%B1klar%C4%B1nda-t%C3%BCrk-bayrakl%C4%B1-iki-ticaret-gemisi-%C3%A7arp%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1
İstanbul açıklarında Türk bayraklı iki ticaret gemisi çarpıştı
Arka planda vapur bulunan Türk bayrağı (Arşiv- Reuters)
İstanbul Valiliği bugün yaptığı açıklamada, Türk bayraklı iki ticari geminin İstanbul açıklarında, Marmara Denizi’nde çarpıştığını bildirdi.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre olayın ardından sahil güvenlik botları ve helikopterler arama-kurtarma çalışmaları için bölgeye sevk edildi.Valilik,gemilerden birinde herhangi hasar tespit edilmezken, 10 kişilik mürettebata sahip Tuğberk İmamaoğlu gemisi ile iletişim kurulamadığını ve geminin batmış olabileceğinin değerlendirildiğini belirtti.
Erdoğan: Türkiye, Çin ve Rusya liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü'ne tam üyeliği değerlendiriyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5313900-erdo%C4%9Fan-t%C3%BCrkiye-%C3%A7in-ve-rusya-liderli%C4%9Findeki-%C5%9Fanghay-i%CC%87%C5%9Fbirli%C4%9Fi-%C3%B6rg%C3%BCt%C3%BCne-tam
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Eylül 2026'da Kırgızistan'ın Bişkek kentinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi marjında Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile görüşürken (AP)
Erdoğan: Türkiye, Çin ve Rusya liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü'ne tam üyeliği değerlendiriyor
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Eylül 2026'da Kırgızistan'ın Bişkek kentinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi marjında Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile görüşürken (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün yaptığı açıklamada, NATO üyesi Türkiye’nin Çin ve Rusya öncülüğündeki güvenlik oluşumu Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile ilişkilerini daha üst bir seviyeye taşımayı değerlendireceğini söyledi.
Erdoğan, Kırgızistan’dan dönüş yolunda gazetecilere yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin örgüte tam üye olma ihtimalinin ‘herhangi bir başka bloktan ya da Batı’dan kopuş anlamına gelmediğini’ vurguladı.
Erdoğan, dün Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi’ne katılmıştı. Türkiye, örgütte hâlihazırda ‘diyalog ortağı’ statüsünde bulunuyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة