Milli Savunma Bakanı Güler, Suudi Arabistan'ın Ankara Büyükelçisi Abu Al-Nasr'ı kabul ettihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/4879786-milli-savunma-bakan%C4%B1-g%C3%BCler-suudi-arabistan%C4%B1n-ankara-b%C3%BCy%C3%BCkel%C3%A7isi-abu-al-nasr%C4%B1
Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5338434-konstantinopolis-ve-i%CC%87stanbul-tek-%C5%9Fehir-iki-imparatorluk-ve-bin-y%C4%B1ll%C4%B1k-tarih
Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyor
Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Bir şehrin bin yıllık dönüşüm hikâyesi nasıl anlatılabilir? Tarihin önemli dönüm noktaları sınırlı bir sergi alanına nasıl sığdırılabilir? Londra'daki Victoria ve Albert Müzesi, 7 Kasım Cumartesi günü ziyaretçilere açılacak “Konstantinopolis'ten İstanbul'a: Tek Şehir, İki İmparatorluk” başlıklı sergiyle bu sorulara yanıt arıyor.
Tarih, sanat, din, siyaset ve toplumsal yaşamı tek bir mekânda buluşturmak kolay değil. Sergi, bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışırken daha önce hiç sergilenmemiş nadir tarihî eserlerin yanı sıra yurt dışındaki kurumlardan ödünç alınan parçalarla anlatımını zenginleştiriyor.
Başlangıç
Sergi alanına girildiğinde ziyaretçileri, bugünkü İstanbul'un canlı ve etkileyici görüntüleri karşılıyor. Kendine özgü mimarisi, Boğaz'ın dalgaları ve sokakların sesleriyle hazırlanan görsel sunum, ziyaretçileri doğrudan şehrin atmosferine taşıyor ve farklı yönlerini keşfetmeye hazırlıyor.
Tarihsel ayrıntılara odaklanan sergi, kentin kuruluşundan ve yüzyıllar boyunca değişen adlarından başlıyor. İmparator I. Konstantin, 330 yılında şehre “Yeni Roma” adını vermişti. Ancak bu isim kısa sürede yerini “Konstantinopolis”e bıraktı. “İstanbul” adı ise resmî olarak Türkiye Cumhuriyeti döneminde, 1930 yılında kabul edilmeden önce yüzyıllar boyunca halk arasında diğer adlarla birlikte kullanılıyordu.
Şehrin eski surlarını ve tarihî dokusunu betimleyen çizimlerin ardından, kentin sosyal ve siyasi merkezi olan Hipodrom'a geçiliyor. Hipodrom'dan günümüze kalan eserler arasında bronz bir kaz heykeli de bulunuyor. Bu eser, Venedik'teki San Marco Bazilikası'nın cephesiyle ilişkilendirilen ünlü bronz atlar ve bugün İstanbul'daki meydanlardan birinde bulunan Yılanlı Sütun ile birlikte eski at yarışları alanından günümüze ulaşan az sayıdaki kalıntı arasında yer alıyor.
Gökyüzünden yeryüzüne
İstanbul'un tarihini, dinin kültür, sanat ve mimari üzerindeki etkisine değinmeden anlatmak mümkün değil. Sergide bazı ikonalar ve küçük bir Hz. Meryem heykelini çevreleyen kaya kristalinden yapılmış etkileyici bir eser de dahil olmak üzere çok sayıda parça ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.
Dini tasvirlerin figüratif anlatımdan sembolik anlatıma uzanan dönüşümü de sergide ele alınıyor. Bu değişim, Osmanlı'nın İstanbul'u fethetmesinin ardından kiliseden camiye dönüştürülen Ayasofya'nın tasvirlerinde de görülüyor.
Sergide aktarılan bilgilere göre Osmanlılar, Ayasofya'nın mimari özelliklerine ve tarihî geçmişine büyük değer verdi. Sultan Abdülmecid, 1847 yılında yapının restorasyonu için İtalyan mimarlar Gaspare ve Giuseppe Fossati kardeşleri görevlendirdi. Fossati kardeşlerin hazırladığı çizimler sayesinde Batılı ziyaretçiler Ayasofya'nın iç mekânını ilk kez görme imkânı buldu. Restorasyon çalışmaları sırasında, aralarında Hz. Meryem tasvirlerinin de bulunduğu, üzeri kapatılmış çok sayıda Bizans mozaiği ortaya çıkarıldı.
Ayasofya, sergide yalnızca simgesel bir yapı olarak değil, özellikle kentteki camiler başta olmak üzere farklı mimari eserlerin gelişimini etkileyen önemli bir örnek olarak da ele alınıyor.
Ayasofya Camii'nin iç mekânını tasvir eden 1852 tarihli tablo (Şarku’l Avsat)
“Tek Şehir, Birden Fazla Din” başlıklı bölümde ise İstanbul'un farklı inançları bir arada barındıran tarihine ışık tutuluyor. Çok sayıda el yazması, Kur'an-ı Kerim ve farklı dinî eserlerin yer aldığı bölümde, müzenin koleksiyonunda bulunan 1650-1700 yılları arasına tarihlenen bir Kur'an-ı Kerim de sergileniyor.
Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini pano (Şarku’l Avsat)
Bu eserin yanında Kâbe'yi ve Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini bir pano ile çok sayıda parçadan oluşan bir Kur'an-ı Kerim'i muhafaza etmek üzere tasarlanmış, ahşap, fildişi ve sedef işlemeli büyük bir sandık bulunuyor. Sandığın, Sultan I. Mahmud'un Ayasofya Camii'ndeki kütüphanesi için özel olarak yaptırıldığı belirtiliyor.
İhtişam ve zenginlik
İstanbul tarihinin bir diğer önemli boyutunu ise sanat eserlerinde, kıyafetlerde ve mimaride kendini gösteren ihtişam ve zenginlik oluşturuyor. Bu dönemde altın, fildişi, mermer ve bronz gibi değerli malzemeler kullanan imparatorluk atölyeleri önemli eserler üretti. İpek ise nadirliği ve yüksek değeriyle kentin öne çıkan ürünlerinden biri haline geldi.
Haremeyn'e hediye edilmek üzere hazırlanan iki dokuma eser; kırmızı olan Mekke'deki Mescid-i Haram, yeşil olan ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yapıldı.
Sergi, saraylar, kıyafetler ve dokuma eserler üzerinden ziyaretçilere bu ihtişamlı dönemin izlerini sunuyor. Bizans yönetiminden Osmanlı dönemine uzanan anlatıda, Topkapı Sarayı Müzesi'nin ve farklı saray koleksiyonlarının hazinelerinden seçilen eserler, dönemin zanaatkârlığını, gösterişini ve zenginliğini gözler önüne seriyor.
İmparatorluk atmosferini anlatmak için resmî törenler ve geçit alaylarına da yer veriliyor. Bu törenler, devletin gücünü ve egemenliğini sergilemenin önemli araçlarıydı. Sergide, ayrıntılı biçimde resmedilmiş Osmanlı imparatorluk alayını gösteren uzun bir resimli rulo da bulunuyor.
Resmî geçitlerden daha küçük ölçekli törenlere uzanan anlatıda, “Beşik Alayı” geleneği de ele alınıyor. Bu gelenek kapsamında, hükümdar ailesinde dünyaya gelen bir bebeğe hediye edilmek üzere mücevherlerle süslenmiş bir beşik saraydan çıkarılarak şehir sokaklarında törenle taşınıyordu. Sergide, İstanbul'daki Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonundan ceviz ağacından yapılmış ve sedef kakmalarla süslenmiş bir beşik örneği yer alıyor.
Serginin devamındaki vitrinlerde padişahlar ve haremdeki kadınlar için hazırlanan gösterişli kıyafetler sergileniyor. Altın ipliklerle dokunmuş ipek bir kaftanın yanı sıra kadife ve gümüş ipliklerle süslenmiş bir at örtüsü de dikkat çekiyor. Söz konusu örtü, 1600 yılı dolaylarında düzenlenen bir geçit töreninde kullanılan gösterişli bir at kıyafetinin parçasıydı ve Atina'daki Benaki Müzesi'nden ödünç alındı.
Bu bölümde ayrıca kutsal topraklara gönderilmek üzere hazırlanan dokuma eserler de bulunuyor. Bunlardan biri Mekke'deki Mescid-i Haram için kırmızı, diğeri ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yeşil renkte hazırlanmış.
Diplomasi ve kıyafetler
Diplomatik ilişkilerde saray kıyafetleri de önemli bir rol oynuyordu. Sergide yan yana yerleştirilen iki tablo, İngiliz büyükelçisinin İstanbul'da padişaha takdim edilmesi sırasında yaşananları tasvir ediyor.
İlk tabloda, Batılı kıyafetleri içindeki büyükelçi ve beraberindekiler, sadrazamla görüşürken görülüyor. Salonun bir köşesinde ise kendilerine hediye edilecek kaftanlardan oluşan bir yığın dikkat çekiyor. İkinci tabloda ise İngiliz heyetinin Osmanlı kıyafetleri giyerek padişahın huzuruna çıktığı sahne yer alıyor.
Serginin öne çıkan eserleri arasında, Venedikli ressam Gentile Bellini tarafından 1479 yılında yapılan Fatih Sultan Mehmed portresi de bulunuyor. Londra'daki National Gallery'den ödünç alınan portre, koleksiyonun en dikkat çekici parçalarından biri.
Ayrıca 1574 yılında hayatını kaybeden Sultan II. Selim'in türbesinden getirilen, fildişi ve mücevherlerle süslenmiş bir kemer de Osmanlı giyim tarihinin önemli örnekleri arasında sergileniyor.
Şehir yaşamı
Serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri, İstanbul'daki gündelik hayatın ayrıntılarına odaklanıyor. Kentin farklı bir yüzünü yansıtan bu bölümde, toplumsal çeşitlilik ve dinî hoşgörü ön plana çıkıyor.
Kahvehaneler, hamamlar, müzik ve Batı kültürünün toplumsal beğeni üzerindeki etkisi ele alınıyor. Özellikle Paris modasının modern İstanbul'daki giyim ve tasarım anlayışına etkisi dikkat çekiyor. Diğer yandan Bizans ve Osmanlı sanatının 19. yüzyılda Avrupa üzerindeki etkisi de müzenin koleksiyonundan seçilen dokuma, mozaik ve benzeri eserler aracılığıyla anlatılıyor.
Türk ressam Osman Hamdi Bey'in tablosu (Şarku’l Avsat)
Bu bölümde Türk ressam Osman Hamdi Bey'in “Gezintide Kadınlar” adlı tablosu öne çıkıyor. Eserde, Sultanahmet Camii yakınlarında gezintiye çıkan, farklı renklerde kıyafetler giyen ve küçük şemsiyeler taşıyan bir grup kadın tasvir ediliyor.
Kadınların kıyafetlerinde kullanılan gösterişli kumaşlar, dönemin zenginliğine işaret ediyor. Osman Hamdi Bey'in diğer eserlerinde olduğu gibi tablodaki karakterler de izleyiciyle göz teması kuruyor. Bazı kadınlar doğrudan izleyiciye bakarken bir kadın giysisinin bir parçasıyla yüzünü gizliyor. Tablonun bir köşesinde ise çeşitli ürünlerini sergileyen tüccarlar görülüyor.
Batı modasının Türk motifleriyle harmanlandığı kadın kıyafetleri (Şarku’l Avsat)
Tablodaki renkli kıyafetlerden hareketle ziyaretçiler, yakındaki vitrinlerde sergilenen kadın giysilerini inceleme fırsatı buluyor. Bunlar arasında, Osman Hamdi Bey'in akrabalarından biri için yapıldığı bilinen sarı renkli ipek bir kaftan da yer alıyor.
Sergide kadınların ev içinde ve dışında kullandıkları iki farklı kıyafet örneği sunulurken Paris modasının Osmanlı dönemi tasarımları üzerindeki etkisine de dikkat çekiliyor.
Hamamlar ve kahvehaneler
Sergi, İstanbul'un sosyal yaşamında önemli bir yere sahip olan kahvehaneler ve hamamları ele alan bölümle sona eriyor.
Bu bölümde İstanbul'daki tarihî bir hamamdan getirilen renkli seramik örnekleri ile kentteki hamamlardan birini tasvir eden tablo sergileniyor. Kahvehane kültürünü yansıtan eserler arasında ise yaklaşık 1750 yılına tarihlenen, günümüze ulaşan en eski uzun saplı tanbur örneklerinden biri bulunuyor. Fildişi, kaplumbağa kabuğu ve sedefle süslenmiş enstrümanın yanı sıra ahşap ve sedef kakmalı bir tavla tahtası da ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.
Sanat ve kültürü merkeze alan sergi, tarih ve siyaset hikâyelerini ilgi çekici bir anlatımla bir araya getiriyor. Avrupa'nın en büyük şehirlerinden birinin ve iki imparatorluğun başkentinin tarihini özetleyen sergi, yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasında bir buluşma noktası olan İstanbul'un iki farklı medeniyetin izlerini nasıl taşıdığını gözler önüne seriyor.
Sergide gündelik yaşam ve eğlence kültürüne ait eserlerden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Hristiyan bir imparatorluğun ardından İslam dünyasının en önemli merkezlerinden biri haline gelen İstanbul, bu sergide tek bir şehrin farklı dönemlerde kazandığı kimlikler üzerinden anlatılıyor.
Suudi Arabistan ve Türkiye güvenlik işbirliğini güçlendirecekhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5338104-suudi-arabistan-ve-t%C3%BCrkiye-g%C3%BCvenlik-i%C5%9Fbirli%C4%9Fini-g%C3%BC%C3%A7lendirecek
Suudi Arabistan ve Türkiye güvenlik işbirliğini güçlendirecek
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdülaziz bin Suud bin Nayif, perşembe günü Başkent Ankara'da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile bir araya geldi.
İki bakanın gerçekleştirdiği resmi görüşmede Prens Abdülaziz bin Suud, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman'ın talimatlarıyla, iki ülke arasındaki mevcut güvenlik işbirliğinin daha da güçlendirilmesinin önemine işaret etti. Prens Abdülaziz, bu işbirliğinin iki ülke arasındaki seçkin ilişkiler çerçevesinde sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
İçişleri Bakanı Çiftçi ile Prens Abdülaziz bin Suud Ankara'da bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, iki ülke arasındaki köklü tarihi ve kardeşlik bağlarının farklı alanlarda işbirliği ve koordinasyon açısından örnek oluşturduğunu ifade etti.
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Riyad ile Ankara arasındaki ilişkilerin derinliğini, çıkarların ve stratejik yaklaşımların yakınlığını yansıttığını belirten Prens Abdülaziz, anlaşmanın mevcut jeopolitik koşullar çerçevesinde iki ülke liderlerinin krizlerle mücadelede sergilediği sağduyuyu ortaya koyan önemli bir adım olduğunu kaydetti.
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Saud için Ankara'da düzenlenen resmi karşılama töreninden bir kare (SPA)
Görüşmede, ortak ilgi alanlarına giren konularda güvenlik işbirliği ve koordinasyonun geliştirilmesi, terör örgütleri ve aşırılık yanlısı gruplarla mücadelede çabaların artırılması ve sınır aşan suçlarla mücadele konuları ele alındı. Bu kapsamda uyuşturucu kaçakçılığı ve uyuşturucu madde ticaretinin önlenmesi de gündeme geldi.
Bölge ve dünyada yaşanan güvenlik sorunları karşısında iki ülkenin ortak çabalarını yoğunlaştırmasının önemine dikkat çekildi.
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Ankara'da Türk mevkidaşıyla resmi görüşmelerde bulundu (SPA)
İki taraf, ortak ilgi alanlarına giren güvenlik konularında işbirliğinin sürdürülmesi, ortaklık mekanizmalarının geliştirilmesi ve güvenlik meselelerinde koordinasyonun artırılması konusunda mutabık kaldı. Bu adımların iki ülke liderlerinin beklentilerini karşılamasının hedeflendiği belirtildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Kasım'da Azerbaycan'a gidecekhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5338102-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-erdo%C4%9Fan-8-kas%C4%B1mda-azerbaycana-gidecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Kasım'da Azerbaycan'a gidecek
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gelecek pazar günü Azerbaycan'ı ziyaret edeceğini açıklarken Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin geleneksel diplomatik temasların çok ötesinde olduğunu vurguladı.
Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından dönüş yolunda kendisine eşlik eden gazetecilere konuşan Erdoğan'ın açıklamaları bugün (Perşembe) yayımlandı. Azerbaycan'da 8 Kasım'ın Zafer Günü olarak kutlandığını hatırlatan Erdoğan, "O gün (pazar) Azerbaycan'ı ziyaret etmeyi planlıyorum. Olağanüstü bir durum yaşanmadığı takdirde bu ziyaretin gerekli adımları atmamıza imkân sağlayacağını umuyorum" dedi.
Başörtüsü krizi ilişkileri gerdi
Azerbaycan'da başörtüsünü yasaklayan okul kıyafeti düzenlemesine Türkiye'den gelen tepkiler, iki ülke arasında ciddi bir gerilime yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, "İki devlette bir millet" anlayışıyla tanımlanırken Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ülkesine hiç kimsenin belirli bir yaşam tarzını dayatamayacağını belirterek sert bir tutum sergiledi.
Azerbaycan hükümeti, ayrıca 21 Ekim'de aralarında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan'ın, milletvekillerinin, gazetecilerin ve sosyal medya aktivistlerinin bulunduğu 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını "istenmeyen kişi" ilan ederek ülkeye girişlerini yasakladı.
Aliyev, 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmadı (Türkiye Dönem Başkanlığı)
Erdoğan, aynı gün Aliyev ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve kendisini geçen hafta Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne davet etti. Ancak Aliyev zirveye katılmadı ve Azerbaycan'ı Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti.
Erdoğan, 26 Ekim'de ise başörtüsü yasağına yönelik sert eleştirilerini 13 Ekim'de X hesabından paylaşan başdanışmanı Oktay Saral'ı görevden aldı.
Aliyev ile daha önce telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini belirten Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ı da Azerbaycan'a gönderdiğini söyledi.
Erdoğan, "Gerek Aliyev ile gerekse eşlerimiz arasında telefon diplomasisi devam ediyor" ifadelerini kullandı.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin geleneksel diplomatik temasların çok ötesinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, iki ülkeyi bir araya getiren güçlü bağların ortak tarih, kültür ve kaderin ürünü olduğunu belirtti.
Erdoğan, "Türk-Azerbaycan kardeşliğinin aşamayacağı hiçbir engel yok" dedi.
Rusya-Ukrayna savaşı
Diğer taraftan Erdoğan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile geçen cumartesi günü İstanbul'da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Ukrayna'daki savaşı sona erdirmeye yönelik çabaları ele almak istediğini söyledi.
Erdoğan ve Zelensky arasında 31 Ekim'de İstanbul'da yapılan görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Zelenskiy ile Türkiye, Rusya ve Ukrayna arasında Türkiye'nin ev sahipliğinde üçlü bir zirve düzenlenmesi ihtimalini görüştüklerini belirten Erdoğan, müzakere sürecinde diplomatik adımlar atılmasının büyük önem taşıdığını Ukraynalı mevkidaşına anlattığını ifade etti.
Bu konuda her iki tarafla da temasların sürdüğünü kaydeden Erdoğan, Türkiye'nin Rusya ile Ukrayna arasında barışın önünü açmak için tüm imkânlarını seferber ettiğini vurguladı.
Avrupa Birliği'nden Türkiye'nin üyelik sürecine darbe
Öte yandan Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan 2026 Genişleme Raporu'nun Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına ilişkin ortaya koyduğu tutum, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki gerilime yeni bir boyut kazandırdı.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba günü yayımlanan raporu "taraflı ve adaletsiz" olarak nitelendirerek reddetti. Bakanlık açıklamasında, özellikle siyasi kriterler, yargı ve temel haklara ilişkin raporda yer alan "asılsız iddialara" tepki gösterildi. Bu değerlendirmelerin bazı AB yetkililerinin "çifte standartlarını, çelişkili ve ikna edici olmayan yaklaşımlarını" yansıttığı belirtildi.
Açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun Doğu Akdeniz konusunda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) katı tutumunu benimsemeyi sürdürdüğü ileri sürüldü.
Doğu Akdeniz'e ilişkin rapordaki değerlendirmelerin uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkesiyle tamamen çeliştiği vurgulanan açıklamada, Türkiye ile Libya arasında 2019'da imzalanan ve Libya Temsilciler Meclisi tarafından 21 Ekim'de onaylanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat zaptına yönelik ifadelerin de "asılsız" olduğu kaydedildi.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaya Kallas ve Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Koçşi'nin katılımıyla 30 Haziran'da Ankara'da gerçekleştirilen Türkiye-AB görüşmeleri oturumu (Türk Dışişleri Bakanlığı)
Avrupa Komisyonu raporunda ise Türkiye, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında gerilemekle eleştirildi. İki tarafın ilişkileri geliştirmeye yönelik çabalarına rağmen Avrupa'nın bu alanlardaki ciddi kaygılarının giderilmediğine dikkat çekildi.
Raporda, muhalefete mensup seçilmiş belediye başkanları, muhalif isimler, siyasi aktivistler, sivil toplum ve iş dünyası temsilcileri ile gazetecilere yönelik gözaltı ve yargı süreçlerinin yoğunlaştığı belirtildi. Parlamentonun yetkilerinin daraltılması ve basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların da Türkiye'nin temel demokratik ilkelere bağlılığı konusunda soru işaretlerini artırdığı ifade edildi.
Bu gelişmeler sonucunda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma yönündeki beyan edilmiş hedefi ile üyelik için gerekli temel siyasi kriterlerde yaşadığı gerileme arasındaki uçurumun daha da büyüdüğü kaydedildi.
Bununla birlikte raporda Türkiye'nin AB üyeliğine aday ülke ve Birliğin önemli bir ortağı olmayı sürdürdüğü, ortak çıkarlar çerçevesinde ilişkilerin kademeli olarak geliştirilmeye devam ettiği belirtildi.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos da iki tarafın stratejik çıkarlarının göç, ticaret, ulaştırma ve enerji başta olmak üzere birçok hayati alanda örtüştüğünü söyledi.
AB Genişleme Komiseri Marta Koçşi, 9 Ekim'de Türkiye ile Avrupa'yı birbirine bağlayan yüksek hızlı tren hattının açılışında Erdoğan ve Türkiye Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Araloğlu ile bir araya geldi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Dışişleri Bakanlığı ise raporda Türkiye'nin ekonomi ve para politikalarındaki ilerlemesine, ekonomisinin rekabet gücüne ve AB içindeki rekabet baskılarına karşı koyma kapasitesine ilişkin olumlu değerlendirmelerin önemine dikkat çekti.
Açıklamada ayrıca Türkiye'nin bağlantısallık ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı alanlarındaki rolüne, savunma ve güvenlik konularındaki katkılarına yönelik vurgular memnuniyetle karşılandı.
Türkiye-AB ilişkilerinin dar siyasi hesaplardan ve tek taraflı yaklaşımlardan uzak, ortak çıkarlar ve uzun vadeli bir vizyon temelinde şekillendirilmesi gerektiği vurgulandı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة