Ankara, Somali'de Afrika Boynuzu'na adım attı

Görüşmelerde, ordunun devam eden eğitim programlarının hızlandırılması ve Aden Körfezi ile Kızıldeniz'in güney kesiminde mevcut güvenlik sorunlarına müdahale etme hazırlığının artırılmasına odaklanıldı

Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)
Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)
TT

Ankara, Somali'de Afrika Boynuzu'na adım attı

Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)
Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)

Mahmud Ebu Bekir

Türkiye-Somali ilişkileri son dönemde, özellikle askeri ve güvenlik alanındaki iş birliği ile petrol arama yatırımları konusunda kayda değer bir gelişme gösterdi. Bu durum, genel olarak Afrika Boynuzu bölgesinde ve özel olarak Somali’de Türkiye’nin projesine ilişkin birçok soruyu gündeme getiriyor. Bu projenin sadece ikili iş birliğiyle sınırlı mı olduğu, yoksa Aden Körfezi ve Kızıldeniz bölgelerindeki gerginliklerle ilgili daha kapsamlı bir bakış açısı çerçevesinde Türkiye'nin rolünün yeniden düzenlenmesiyle mi bağlantılı olduğu merak uyandırıyor. Bu durum, özellikle Husi hareketinin ABD-İsrail-İran çatışmasına dahil olması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz veya Aden Körfezi'nde bir deniz çıkışı kurma projesini açıklamasından sonra bölgeyi saran gerilimler göz önüne alındığında daha da önem kazanmıştır. Ankara, Etiyopya'nın ayrılıkçı Somaliland bölgesi hükümetiyle imzaladığı "Mutabakat Zaptı"nın dondurulmasında kilit rol oynamıştır. Bu mutabakat zaptı, Addis Ababa'ya Somali kıyılarına erişim izni verilmesi karşılığında kuzey Somali bölgesinin bağımsızlığının tanınmasını amaçlamış ve Mogadişu ile Addis Ababa arasında diplomatik bir krize yol açmıştır.

Askeri görüşmeler

Bu bağlamda, Somali Kara Kuvvetleri Komutanı General Sahal Abdullah Ömer, iki ülke arasındaki askeri iş birliğini güçlendirmek amacıyla üst düzey bir ikili toplantıda Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ile bir araya geldi.

Görüşmeler sırasında iki askeri yetkili, Aden Körfezi bölgesinde ortak operasyonel koordinasyonun güçlendirilmesi, Somali Ulusal Ordusu'nun kapasitesinin geliştirilmesi, strateji ve savunma planlaması alanlarında iş birliği çabalarının yoğunlaştırılması gibi birçok önemli konuya odaklandı.

Bir Somali haber sitesi, görüşmelerin özellikle Somali ordusu için devam eden eğitim programlarının hızlandırılmasına, ordunun hazırlık durumunun iyileştirilmesine ve Aden Körfezi ile Kızıldeniz'in güney kesimindeki mevcut güvenlik sorunlarına daha iyi yanıt verebilmek için askeri prosedürlerin güncellenmesine odaklandığını belirtti.

Petrol yatırımları

Bu gelişme, Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Arslan Bayraktar’ın, Türk sondaj gemisi Çağrı Bey’in cuma günü Somali’ye vararak ilk açık deniz sondaj çalışmalarına başlayacağını duyurmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Bakan Bayraktar, Somali'den çıkarılan petrolün Somali, Doğu Afrika ve Türkiye'ye büyük fayda sağlayacak bir projede kullanılacağını ifade etti.

Peki Türk varlığı, Afrika Boynuzu bölgesinde ve Babu’l-Mendeb Boğazı girişlerinde bir istikrar faktörü oluşturuyor mu? Bu varlık, bağımsız olarak mı, yoksa İran ve Arap Körfezi bölgesinde devam eden savaş kapsamında daha fazla çatışmaya sahne olmaya aday bu bölgedeki uluslararası güvenlik dinamiklerinin bir parçası olarak mı değerlendirilmeli?

Çok yönlü iş birliği

Afrika Boynuzu işleri uzmanı Abdurrahman Ebu Haşim, Somali-Türkiye ilişkilerinin ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarını kapsayan ve birbiriyle iç içe geçmiş çok yönlü iş birliğinin Afrika Boynuzu bölgesindeki en önemli örneklerinden biri olduğunu belirtti.

Ebu Haşim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Somali'nin başkenti Mogadişu'ya yaptığı ziyaretin, on yıllardır Mogadişu'ya yapılan ve cumhurbaşkanı düzeyinde Afrika’ya yapılan ilk ziyaret olduğunu, bu adımın Türkiye'nin Somali'ye olan ilgisinin arttığını yansıttığını belirtti.

Güvenlik alanında ise Türkiye'nin Mogadişu'da açtığı Somali-Türk Görev Kuvveti (TÜRKSOM) askeri eğitim üssünün, ordunun yeniden inşasını amaçlayan uzun vadeli programlar kapsamında Somali Silahlı Kuvvetleri’nin eğitimini denetlediğini belirten Ebu Haşim, son dönemde Türk Donanması'nın Somali'nin bölgesel sularının güvenliğini desteklemeye katılmasıyla iş birliğinin daha da güçlendiğini söyledi.

Ekonomik düzeyde ise iş birliğinin büyük bir büyüme kaydettiğini belirten Ebu Haşim, Türk şirketleri altyapı ve yeniden inşa projelerine katılıyor, ticaret hacmi artıyor ve petrol arama dahil olmak üzere enerji sektörüne olan ilgi giderek yoğunlaşıyor. Eğitim alanında ise Türk üniversitelerinin, iki ülke arasındaki kültürel ve bilgi bağlarını güçlendirmek amacıyla burs programları aracılığıyla Somalili öğrencilere geniş fırsatlar sunduğunu ifade etti.

Karmaşık bir bölgesel bağlam

Türkiye-Somali ortaklığının karmaşık bir bölgesel bağlamda ortaya çıktığını söyleyen Ebu Haşim’e göre Somali, özellikle bazı uluslararası aktörlerin Mogadişu'daki federal hükümetle koordinasyon kurmadan Somaliland bölgesi ile doğrudan ilişkilerini güçlendirme yönündeki hamleleri nedeniyle, toprak bütünlüğüyle ilgili zorluklarla karşı karşıya.

Ayrıca Etiyopya hem sınır gerilimleri hem de bazı Somali bölgelerine dolaylı olarak verdiği destek yoluyla sahnede etkili bir rol oynuyor. Bu durum, Mogadişu’yu bölgesel güçlerle, en önemlisi de Ankara ile diplomatik ve stratejik ilişkilerini güçlendirmeye itti.

Bu çabanın temel amacının, Mogadişu'nun egemenliğini pekiştirmek ve Somali'nin çeşitli bölgelerindeki varlığını güçlendirmek olduğunu belirten yazar, bu nedenle Türk desteğinin stratejisinin temel dayanaklarından biri olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Afrika Boynuzu'ndaki jeopolitik rekabetin göz ardı edilemeyeceğini belirten Ebu Haşim, bir yandan İsrail, Etiyopya ve diğerleri gibi bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiğini, diğer yandan ise Somali hükümetinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik çabalarını desteklemeye çalışan Türkiye, Mısır ve diğer ülkelerin olduğunu, bunun da Türkiye-Somali hareketlerinin hızlanmasını açıkladığını söyledi.

Bölgesel denge faktörü

Somali siyasi analisti Muhammed Abdi ise Ankara ile Mogadişu arasındaki ilişkilerde yaşanan bu atılımın, bölge genelinde karşılaşılan zorluklara dair ortak bir anlayıştan kaynaklandığını düşünüyor. Abdi, iş birliği alanlarının belirli bir sektörle sınırlı kalmayıp, ekonomik ve yatırım alanlarının yanı sıra askeri ve güvenlik gibi konularda çeşitlilik gösterdiğine dikkat çekiyor.

Abdi, Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin Türkiye'nin yardımıyla Etiyopya ile Somaliland hükümeti arasında imzalanan mutabakat metnini boşa çıkarmayı başardığını ve Türk başkentinde Mogadişu ile Addis Ababa arasında imzalanan ‘Ankara Deklarasyonu’nun ‘son dört yılda elde edilen en önemli başarılardan biri olduğunu düşünüyor.

Etiyopya'nın Somali'nin egemenlik sınırlarını tanıması açısından, bu anlaşmaya varılmasının Türkiye-Somali ikili iş birliğinin meyvelerinden biri olduğunu açıklayan Somalili analist, Türkiye’nin Somali’deki varlığının, ayrılıkçı girişimler ya da federal devlet çerçevesinin dışındaki güvenlik düzenlemeleri yoluyla Somali’nin birliğini zedeleyebilecek her türlü tek taraflı girişime karşı bir denge unsuru olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Bu dinamiklerin ikili çerçevenin ötesine geçerek Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgelerindeki güvenlik ve istikrar dengelerini doğrudan etkilediğine dikkati çeken Abdi, çünkü Türkiye'nin Somali'deki varlığının, Kızıldeniz çevresindeki mevcut gerilimlerden ayrı olarak değerlendirilemeyeceğini ve bu rolün, bölgesel ve uluslararası güçler arasında büyük bir rekabetin yaşandığı bölgede, güç dengesinin yeniden düzenlenmesine katkıda bulunacağını vurguladı.

Çıkarların korunması

Ankara ile Mogadişu arasında 2024 yılının şubat ayında imzalanan ekonomik ve askeri iş birliği anlaşmasının, Türkiye'nin Somali'ye, egemenliğine yönelik yabancı müdahale dahil olmak üzere her türlü acil tehdide karşı karasularını savunmasında yardım etme yükümlülüğünü öngördüğünü, ayrıca korsanlık ve kaçakçılıkla ilgili zorlukların üstesinden gelinmesini de kapsadığını belirten Abdi, buna Türkiye’nin anlaşma hükümleri uyarınca Somali Deniz Kuvvetleri'ni eğitme ve yeniden yapılandırma taahhüdünün yanı sıra Somali Donanması'nın aralarında fırkateynlerin de olduğu Türk yapımı silahlarla donatılmasının dahil olduğunu vurguladı.

Abdi, taraflar arasında imzalanan anlaşmaların Ankara’ya stratejik çıkarlar sağladığını ve bunların arasında Somali’nin karasularında, Aden Körfezi’nde ve Bab’ul-Mendeb Boğazı’nın girişlerinde etki alanını genişletmenin de yer aldığını belirtiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu durum, Afrika kıtasına ihraç edilen Türk ürünleriyle yüklü ticari gemilerinin güvenliğini garanti altına alıyor, Özellikle Kızıldeniz'de yaşanan güvenlik sorunları nedeniyle, Ankara'nın Cibuti'de bulunan Avrupa güçlerine güvenmek yerine bu bölgedeki askeri varlığını güçlendirmesi kaçınılmaz hale geliyor.

Ekonomik getiriler

Türkiye ile Somali arasındaki iş birliğinin sadece güvenlik ve askeri alanlarla sınırlı olmadığını, Türkiye’nin bazı araştırma raporlarında tahmin edildiği üzere Somali’nin petrol ve doğalgaz kaynaklarını çıkarmayı amaçladığı önemli ve umut verici ekonomik anlaşmaların da mevcut olduğunu belirten Somalili analiste göre bunlardan biri, Somali'nin karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve gaz rezervine sahip olabileceğini belirten ABD hükümetine bağlı bir rapor. Bu durum, Ankara'yı bu önemli alanda yatırım yapmak üzere münhasır anlaşmalar imzalamaya teşvik etti ve bu anlaşmalar kapsamında ekonomik getirilerin yaklaşık yüzde 30'unu elde etmesini sağladı.

Türkiye’nin Somali’deki petrol ve doğalgaz çıkarımı konusundaki başarısının, mevcut ittifakları yeniden düzenleyeceğini ve Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel dengeleri yeniden şekillendireceğini değerlendiren Abdi, enerji keşiflerinin, bölgedeki çatışmaların gerekçesini azaltacağını ve özellikle komşu ülke Etiyopya ile olan gerginliği hafifleteceğini öngörüyor. Çünkü bu, Etiyopya'nın dünyanın diğer bölgelerinden Cibuti Limanı üzerinden ithalat yapmak yerine, sınırlarına yakın enerji kaynaklarına bağımlı hale gelmesi için geniş alanlar açacak, bu da kara ile çevrili bir ülke olarak üstlendiği ithalat ve transit masraflarını azaltacaktır.

Abdi yaptığı değerlendirmede, Ankara ile Mogadişu arasında var olan siyasi, askeri ve ekonomik bağların, Somali'nin birliği ve egemenliğiyle ilgili zorlukları önlemek amacıyla kısa sürede oluşturulan bir stratejik ittifak olarak tanımlanabileceğini, buna karşın uluslararası deniz trafiğinin en önemli koridorlarından biri olan bu bölgede Türkiye'nin etkin ve güçlü bir varlığa sahip olmasını sağladığını belirterek sözlerini noktaladı.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Özgür Özel ile görüşen Kılıçdaroğlu: Partiyi en uygun zamanda kurultaya götürmek istiyorum

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe
TT

Özgür Özel ile görüşen Kılıçdaroğlu: Partiyi en uygun zamanda kurultaya götürmek istiyorum

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Basın Danışmanı Atakan Sönmez, Kılıçdaroğlu ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasında telefon görüşmesi gerçekleştiğini açıkladı. Sönmez, yoğunluk nedeniyle daha önce karşılıklı aramaların sonuçsuz kaldığını ancak görüşmenin daha sonra yapıldığını belirtti.

Sönmez, görüşmenin içeriğine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

“Kemal Kılıçdaroğlu, en uygun zamanda partiyi kurultaya götürmekle ilgili niyetini Sayın Özgür Özel’e iletti. Özgür Özel de kendi taleplerinin de bu yönde olduğunu ve bundan memnuniyet duyduğunu ifade etti. Konuyu kendi arkadaşlarıyla değerlendirecek ve ardından Sayın Kılıçdaroğlu’na dönüş yapacak.”

Özel’in bu değerlendirmeyi Parti Meclisi ya da MYK düzeyinde ele alabileceği ifade edildi.

“Yanlış anlaşılma oldu”: Dervişoğlu açıklamasına düzeltme

Kılıçdaroğlu’nun evinin önünde açıklama yapan Sönmez, gün içinde ortaya çıkan bazı yorumların yanlış anlaşıldığını belirtti.

Sönmez, özellikle Müsavat Dervişoğlu ile ilgili aktarılan ifadelerin bağlamından koparıldığını söyleyerek, “Kastımızı tam olarak ifade edemedik. Sorular ve yoğunluk nedeniyle yanlış anlaşılma olmuş olabilir” dedi.

Ayrıca kendisinin “parti sözcüsü” olarak tanımlanmasının da doğru olmadığını vurgulayan Sönmez, “Ben Genel Başkan’ın basın danışmanıyım, parti sözcüsü değilim” ifadelerini kullandı.

Siyasi temaslar ve Kılıçdaroğlu’nun programı

Atakan Sönmez, Kılıçdaroğlu’nun mevcut siyasi temaslarına ilişkin de bilgi verdi. Buna göre Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı ya da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile planlanmış herhangi bir görüşme programı bulunmuyor.

Sönmez, “Şu anda Sayın Kılıçdaroğlu’nun herhangi bir parti lideriyle ya da siyasetçiyle planlanmış bir görüşme takvimi yoktur” dedi. Buna karşın Kılıçdaroğlu’nun CHP milletvekilleri, belediye başkanları, Parti Meclisi üyeleri, il ve ilçe başkanları ve parti üyeleriyle temas halinde olduğu belirtildi.

Ayrıca Sönmez, “Pek çok milletvekili ve belediye başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nu arıyor ve görüşüyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun sağlık durumu nedeniyle şu an için kamera karşısına geçmesinin beklenmediği, ses tellerindeki rahatsızlık sebebiyle uygun görüldüğünde bir açıklama yapılabileceği ifade edildi. Görüşmelerin ve olası açıklamanın programlanması halinde kamuoyuna önceden bilgi verileceği de aktarıldı.

Independent Türkçe


CHP için 'mutlak butlan' ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönmesi kararı

CHP için 'mutlak butlan' ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönmesi kararı
TT

CHP için 'mutlak butlan' ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönmesi kararı

CHP için 'mutlak butlan' ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönmesi kararı

CHP'nin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada mahkeme mutlak butlan kararı verdi.

Partinin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, her iki kurultay hakkında da "mutlak butlan" kararı verdi. Kararın tedbirli olarak alındığı belirtildi.

Mahkeme, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verdi. Kararda, "4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultaydan önceki duruma dönülmesine, kurultay tarihinden önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının görevlerine aynen devam etmelerime oy birliğiyle karar verildiği" ifade edildi. 

CHP'den genel merkezde toplanma çağrısı

Kararın açıklanmasının ardından CHP Ankara İl Başkanlığı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla parti üyelerine genel merkezde toplanma çağrısında bulundu. Paylaşımda, "Omuz omuza, tek yürek; demokrasiye, dayanışmaya ve halkın iradesine sahip çıkmak için herkesi Genel Merkezimize davet ediyoruz" denildi.

dfevgthyj
Fotoğraf: Reuters

Dava neyi içeriyordu?

CHP'nin 38. Olağan Kurultayı 4-5 Kasım 2023'te düzenlendi.

Bu kurultayda genel başkanlık yarışını Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı Özgür Özel kazandı.

Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ile bazı delegeler, bu kurultayın iptali ve yetkili kurulların görevden uzaklaştırılması talebiyle davalar açtı.

6 Nisan 2025'te ise CHP'de 21. Olağanüstü Kurultay yapıldı.

Özgür Özel yeniden genel başkan seçildi.

Lütfü Savaş ve bazı delegelerin açtığı davalar, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde birleştirildi.

30 Haziran'daki duruşmanın ardından bir sonraki duruşma tarihi 15 Eylül olarak belirlendi.

Bu süreçte bir hukuk davası dışında bir de ceza davası açıldı.

sdvfbth
Fotoğraf: Reuters

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kurultayda usulsüzlük yapıldığı iddialarıyla ilgili bir soruşturma başlattı ve hazırlanan iddianame 3 Haziran'da kabul edildi.

BBC Türkçe'nin incelediği iddianamede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) yolsuzluk suçlamasıyla görevden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 12 şüpheli hakkında "oylamaya hile karıştırma" suçundan bir yıldan üçer yıla kadar hapis cezası isteniyordu.

İddianamede eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na mağdur, Lütfü Savaş'a ise müşteki sıfatıyla yer veriliyordu.

Kılıçdaroğlu bu dava kapsamında ifade vermeye gitmedi ve bunu "Partimi adliyede tartıştırmam" sözleriyle açıkladı.

 


Türkiye: Güvenlik operasyonunda 110 DEAŞ üyesi gözaltına alındı

İstanbul'da terörle mücadele güçleri bir eve düzenlenen baskında (Arşiv-Türkiye İçişleri Bakanlığı)
İstanbul'da terörle mücadele güçleri bir eve düzenlenen baskında (Arşiv-Türkiye İçişleri Bakanlığı)
TT

Türkiye: Güvenlik operasyonunda 110 DEAŞ üyesi gözaltına alındı

İstanbul'da terörle mücadele güçleri bir eve düzenlenen baskında (Arşiv-Türkiye İçişleri Bakanlığı)
İstanbul'da terörle mücadele güçleri bir eve düzenlenen baskında (Arşiv-Türkiye İçişleri Bakanlığı)

İstanbul merkezli üç ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda terör örgütü DEAŞ üyesi olduğu belirlenen 110 şüpheliyi yakaladı.

Emniyet kaynaklarından alınan bilgiye göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube ekipleri, bugün şafak vaktinde İstanbul ve diğer iki ilde önceden belirlenen çok sayıda adrese baskın düzenledi. Operasyonda, yasa dışı derneklerde dini dersler adı altında terör örgütünün ideolojisi doğrultusunda çocukları eğitmek, cezaevindeki örgüt mensupları için para toplamak ve örgüt adına faaliyet yürütmek suçlamalarıyla 110 DEAŞ mensubu gözaltına alındı.

Kaynaklar, şüphelilerin DEAŞ'a yeni üyeler kazandırmaya çalıştıklarını, örgütsel propaganda yapmak ve finansman sağlamak amacıyla örgütün radikal fikirlerini öven kitap ve dergilerin satışını üstlendiklerini belirtti. Operasyonlar kapsamında yapılan aramalarda 4 tüfek, 90 mermi ile terör örgütünün propagandasını içeren çok sayıda yasaklı yayın, örgütsel doküman ve dijital materyal ele geçirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gözaltına alınanlar arasında DEAŞ lehine faaliyet yürüten, İstanbul'un Sultanbeyli, Kartal ve Sancaktepe ilçelerinde örgüt sempatizanlarına yönelik ders ve sohbetler düzenleyen İshak Baysal ve Tekin Eriç'in de bulunduğunu açıkladı.

Operasyonlar aralıksız sürüyor

Türk güvenlik makamları geçtiğimiz çarşamba günü, 47 ilde düzenlenen geniş çaplı ve eş zamanlı operasyonlarda 324 DEAŞ terör örgütü mensubunun yakalandığını duyurmuştu. Yakalananlar arasında daha önceden haklarında yakalama kararı bulunanların yanı sıra örgüte finansal destek sağlayan ve geçmişte örgüt saflarında faaliyet yürüten kişilerin de olduğu belirtildi.

Terörle mücadele güçleri mensupları bir baskında (Türk medyası)Terörle mücadele güçleri mensupları bir baskında (Türk medyası)

İçişleri Bakanlığı konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Milletimizin huzuru, birlik ve beraberliği için terör örgütüne yönelik operasyonlarımıza yılın 365 günü, gece gündüz demeden aralıksız devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Bunun yanı sıra, 5 Mayıs'ta İstanbul merkezli 16 ilde düzenlenen bir başka eş zamanlı operasyonda, kripto paralar üzerinden örgüte fon toplayıp transfer eden bir finans ağına darbe indirilmiş ve 43 DEAŞ mensubu yakalanmıştı. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından yürütülen incelemelerde, Telegram kanalları üzerinden toplanan paraların takibi zorlaştırmak amacıyla "soğuk cüzdanlara" aktarıldığı ortaya çıkarılmıştı. Kaynaklar, bu dijital cüzdanlar aracılığıyla 2021 ile 2025 yılları arasında yaklaşık 170 bin dolar toplandığını belirtti. İncelemelerde, gözaltına alınan kişilerin terör örgütleriyle bağlantılı suç kaydı bulunan şahıslarla mali işlemler gerçekleştirdiği tespit edilmiş ve ikametlerinde çok sayıda dijital materyale el konulmuştu.

Türk güvenlik güçleri, 2017'den bu yana DEAŞ'a karşı yoğun operasyonlarını aralıksız sürdürüyor (Türkiye İçişleri Bakanlığı)Türk güvenlik güçleri, 2017'den bu yana DEAŞ'a karşı yoğun operasyonlarını aralıksız sürdürüyor (Türkiye İçişleri Bakanlığı)

Türkiye'nin 2013 yılında terör örgütleri listesine aldığı DEAŞ, 2015-2017 yılları arasında üstlendiği ya da kendisine atfedilen, yaklaşık 300 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açan bir dizi sivil saldırı gerçekleştirmişti. Örgütün yabancı savaşçıları, Suriye'deki iç savaş döneminde Türkiye'yi bir geçiş noktası olarak kullanmıştı.

Türkiye, Özbek asıllı DEAŞ'lı Abdulkadir Masharipov'un (Ebu Muhammed El-Horasani) 2017 yılbaşı gecesi İstanbul'daki Reina gece kulübüne düzenlediği ve çoğunluğu yabancı uyruklu 39 kişinin hayatını kaybettiği, 79 kişinin ise yaralandığı terör saldırısından bu yana örgüt hücrelerine yönelik düzenli operasyonlar yürütüyor. Bu süreçte binlerce kişi gözaltına alınırken, yüzlerce yabancı savaşçı sınır dışı edildi ve binlerce şüphelinin ülkeye girişi engellendi. Bu adımlar, DEAŞ saldırılarının önemli ölçüde azalmasını sağladı.

Örgüt faaliyetlerinin yeniden canlanması

DEAŞ, 7 yıllık bir aranın ardından 2024 Şubat ayı başında Horasan yapılanmasının kolu aracılığıyla İstanbul'daki Santa Maria Kilisesi'ne saldırı düzenleyerek yeniden ortaya çıktı. Türk vatandaşı Tuncer Cihan'ın (52) hayatını kaybettiği bu saldırının ardından, olayla bağlantılı 17 örgüt mensubu yakalandı.

Yalova'da güvenlik güçleri ile DEAŞ militanları arasında çıkan çatışma sırasında polis memurları bir eve giden yolu kapatıyor (Arşiv- Reuters)Yalova'da güvenlik güçleri ile DEAŞ militanları arasında çıkan çatışma sırasında polis memurları bir eve giden yolu kapatıyor (Arşiv- Reuters)

29 Aralık 2025'te ise Yalova’da güvenlik güçleri ile DEAŞ militanları arasında çıkan çatışmada 3 polis memuru ve 6 DEAŞ'lı ölmüş, 8 polis ile 1 güvenlik görevlisi de yaralanmıştı. Olayın ardından düzenlenen operasyonlarda 500'den fazla örgüt üyesi gözaltına alındı. Bu çatışma, İstanbul'daki Reina saldırısından sonra Türk güvenlik güçlerinin örgüte karşı yürüttüğü operasyonlar içindeki en büyük çaplı sıcak çatışma olarak kayıtlara geçti.

Geçtiğimiz 7 Nisan'da İstanbul'daki İsrail Başkonsolosluğu yakınlarında meydana gelen bir başka saldırıya ilişkin yürütülen soruşturmada da faillerin DEAŞ ile bağlantılı olduğu belirlendi. Saldırganlardan birinin ölü ele geçirildiği, ikisinin ise yaralandığı olayda 2 polis memuru hafif şekilde yaralanmıştı. İçişleri Bakanlığı, bu saldırının ardından düzenlenen operasyonlarda, yakalanan 198 şüpheliden 24'ünün doğrudan DEAŞ ile bağlantılı olduğunu açıklamıştı.