CHP liderliğinin tasfiyesi: Yargısal bir süreç mi, siyaset mühendisliği mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimlere katılma engelini aşarak üçüncü kez aday olmasına zemin hazırlamak için manevra yaptığı iddiası

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)
TT

CHP liderliğinin tasfiyesi: Yargısal bir süreç mi, siyaset mühendisliği mi?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)

Ömer Önhon

Küresel jeopolitiğin büyük bir dönüşüm geçirdiği, Türkiye'nin hemen kapı komşuları Suriye'den Ukrayna'ya ve İran'a uzanan savaş ve krizlerin yaşandığı bir dönemde, Ankara siyasi yaşamının özünü derinden etkileyen iç bir çalkantıyla meşgul görünüyor.

Başta Genel Başkan Özgür Özel olmak üzere ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) lider kadrosu kısa bir süre önce tasfiye edildi. Özel, 2023 yılındaki parti kongresinde genel başkanlığa seçilmişti. Ancak yargı, o kongreyi iptal ederek önceki duruma dönülmesine hükmetti. Bu kararla birlikte eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, 13 yıllık genel başkanlığı süresince girdiği 11 seçimin tamamında yenilgiye uğramasına karşın eski ekibiyle birlikte yeniden CHP liderliğine geri döndü.

Özel'in genel başkanlığı döneminde ise 2002'den bu yana girdiği her seçimi kazanan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), 2024 yerel seçimlerinde tarihinin en ağır seçim yenilgisini tattı. CHP, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere tüm büyükşehirlerde galip geldi.

O tarihten bu yana CHP'nin sıkıntıları birbiri ardına gelmeye devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en güçlü rakibi olarak değerlendirilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz yıl mart ayından bu yana yolsuzluk suçlamasıyla tutuklu olarak yargılanıyor. Cumhurbaşkanlığına aday olabilmenin ön koşulu olan üniversite diploması iptal edilen İmamoğlu hakkında bir de siyasi casusluk iddiasıyla ayrı bir dava açıldı.

Son iki yılda İmamoğlu'nun yanı sıra CHP'li yaklaşık 50 belediye başkanı da yolsuzluk suçlamalarıyla görevden uzaklaştırıldı. Bir kısmı tutuklandı, bir kısmının yerine ise hükümet tarafından kayyum atandı.

Yargı kararıyla göreve dönen Kılıçdaroğlu, şu an itiraz aşamasındaki mahkeme kararının kesinleşmesinin ardından parti kurultayı düzenleyeceğini ve genel başkanlık seçimlerine gidileceğini açıkladı.

Özgür Özel'in destekçileri, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin CHP liderliğine dönüşünün parti tabanının iradesiyle değil, yargı kararıyla gerçekleştiğini öne sürerek bu yapıyı ‘atanmış CHP’ olarak nitelendiriyor. Bu kesime göre yeni liderlik, Özel ve ekibinin yeniden öne çıkabileceği iç seçimlere kapı aralamak bir yana, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine dek mevcut konumunu korumaya çalışacak.

CHP tabanının ve sempatizanlarının büyük çoğunluğu Özel'in yanında saf tutarken yargı kararları Kılıçdaroğlu'na hukuki üstünlük tanıyor.

Bu aşamada taraflardan hiçbiri geri adım atmaya hazır görünmüyor. CHP içindeki iki rakip kanat arasındaki bu çekişme ise iktidar partisinin işine yarıyor.

AK Parti hükümeti, yaşananların muhalefeti zayıflatmak ve parçalamak amacıyla yargı ve kolluk kuvvetleri başta olmak üzere devlet kurumlarının araçsallaştırıldığı, planlı bir projenin parçası olduğu yönündeki iddiaları reddediyor.

AK Parti lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaşanan bu çalkantılı sürecin CHP'nin kendi içindeki çatışmalardan ve bazı yetkililerinin işlediği hukuki ihlallerden kaynaklandığı açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümetin yaşananlarla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını ve bağımsız yargının yalnızca görevini yerine getirdiğini vurgularken CHP ve diğer muhalefet temsilcileri Türkiye'de yargı bağımsızlığının artık kalmadığını savunuyor.

Türkiye yıllardır yüksek enflasyonla boğuşuyor. Hayat pahalılığı, Türk kamuoyunun en büyük derdi olmaya devam ediyor. Resmi rakamlara göre yaklaşık yüzde 120'ye ulaştıktan sonra yüzde 33'e gerileyen enflasyon, hâlâ önemli bir sorun olmayı sürdürüyor.

CHP, AK Parti’ye yakınlığıyla bilinen eski İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek'in Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yakın zamanda Adalet Bakanı olarak atanmasının ardından Türk hükümetini yargıyı CHP'yi zayıflatmak ve tasfiye etmek amacıyla kullanmakla görevlendirmekle suçluyor.

Muhalefet, tüm bunların arkasındaki daha büyük hedefin olduğunu ve mevcut anayasanın izin vermediği üçüncü bir cumhurbaşkanlığı dönemine aday olabilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hukuki, siyasi ve parlamenter zemin hazırlamak ve ardından yaklaşan seçimleri kazanmasının amaçlandığını öne sürüyor.

Seçimlerin 2028 mayısında yapılması öngörülüyor. Ancak tarihin 2027'nin son çeyreğine alınabileceğine ilişkin görüşler de gündemde. Bunun yanı sıra AK Parti’nin seçim dengelerinin kendi lehine döndüğünü değerlendirmesi halinde birkaç ay içinde erken seçime gidebileceği ihtimali de konuşuluyor.

bghy
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk savunma sanayii şirketi Baykar'ın Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve şirketin İcra Kurulu Başkanı Haluk Bayraktar ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra, İstanbul'da düzenlenen SAHA Uluslararası Savunma ve Havacılık Fuarı'nın kapanış töreninde (Reuters)

Bu bağlamda AK Parti'nin seçim tarihini belirlerken göz önünde bulundurduğu dört temel başlık öne çıkıyor:

Ana muhalefet partisinin zayıflatılması

CHP'nin ve özellikle Ekrem İmamoğlu'nun yükselen popülaritesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iktidar partisinde ciddi kaygılara yol açtı. Her iki taraf da elindeki tüm araçları kullanarak bu tehdidi etkisiz kılmaya çalışıyor.

Parlamenter dengelerin değiştirilmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden cumhurbaşkanlığına aday olmasına ve diğer yasal reformların hayata geçirilmesine olanak tanıyacak anayasa değişikliklerini geçirebilmek için 600 sandalyeli Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 400 milletvekiline ihtiyaç var. Bunu sağlamanın yolu ya diğer partilerden milletvekillerinin AK Parti’ye transfer olmasından ya da başka bir siyasi partinin desteğinden geçiyor. Bu noktada gerçek anlamda ağırlıklı bir seçenek olarak yalnızca Kürt yanlısı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) görünüyor.

"Terörden arınmış Türkiye" projesinin tamamlanması

AK Parti, PKK terörünün kalıcı biçimde sona erdirilmesinin ve Kürt meselesinin çözüme kavuşturulmasının Kürt yanlısı DEM Parti’nin desteğini garantileyebileceğini ve seçimlerde en azından bir kesim Kürt seçmeni partiye çekebileceğini hesaplıyor. Ne var ki Türk toplumu son derece hassas olan bu karmaşık meseleye ilişkin derin gerilimler barındırıyor. İşler planlandığı gibi gitmezse AK Parti, oy kazanmaya çalışırken oy kaybedebilir.

Ekonomik güçlüklerin aşılması

Türkiye yıllardır yüksek enflasyonla boğuşuyor. Hayat pahalılığı, Türk kamuoyunun en büyük derdi olmaya devam ediyor. Resmi rakamlara göre yaklaşık yüzde 120'ye ulaştıktan sonra yüzde 33'e gerileyen enflasyon, hâlâ önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Yabancı yatırımcılara sunulan devlet teşvik paketleri de beklenen sonuçları vermedi. Faiz oranları, ulusal paranın aşırı değerlenmesi ve işsizlik rakamları ise hükümetin arzu ettiği tablonun tam tersini yansıtıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistin meselesi ve İran savaşı nedeniyle İsrail'i sert bir dille kınamasına karşın ABD'ye yönelik her türlü eleştiriden kaçınmaya devam etmesi, Trump'ın Türkiye'ye yönelik politikalarını olumlu değerlendirmesine ve Cumhurbaşkanı’nın ABD Başkanı ile kurduğu iyi ilişkiyi riske atmak istememesine bağlanıyor.

Hükümet, istediği siyasi ve ekonomik koşulları oluşturabilmek için olumlu bir iç ortama ihtiyaç duyuyor. Ancak Türk siyasetini sarsan olumsuz gelişmelerin yakında son bulacağına dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Aksine mevcut ayrışmaların derinleşeceğine ve yeni kırılmaların ortaya çıkacağına ilişkin göstergeler ağır basıyor.

Ankara'da 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek ve aralarında ABD Başkanı Donald Trump'ın da bulunduğu NATO üyesi ülkelerin liderlerini bir araya getirecek NATO Zirvesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından büyük önem taşıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveye ev sahipliği yapmanın kazandırdığı prestijin yanı sıra vizyonunu uluslararası kamuoyuna en geniş platformda sunma ve Trump'ı ağırlama fırsatı da bulacak.

Pek çok analist, NATO Zirvesi'nin ardından muhalefete yönelik yeni adımların atılacağını öngörüyor. Bu adımların Özgür Özel dahil bazı CHP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını ve tutuklanmalarını kapsayabileceği belirtiliyor. Hükümetin muhalefet üzerindeki baskıyı artırmayı sürdürmesi halinde ise Türkiye'nin giderek demokrasiden uzaklaşan bir yönetim anlayışına sürüklendiği iddialarını güçlendirme riskiyle yüz yüze geleceği vurgulanıyor.

İç gündem bu gelişmelerle meşgulken Türkiye'nin iç siyasi hesapları, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler, Ortadoğu ve İsrail meseleleri başta olmak üzere dış politika dosyalarıyla iç içe geçiyor.

Türkiye-ABD ilişkileri, Trump döneminde kayda değer bir iyileşme kaydetse de Türkiye'nin F-35 savaş uçağı programından çıkarılması dahil olmak üzere ikili pek çok sorun halen çözüm bekliyor.

xscd
Türkiye'nin ana muhalefet partisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara'daki parti genel merkezinde konuşma yaparken, 30 Mayıs 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ankara ayrıca Trump'ın Suriye politikasını ve Washington'ın Kürt Halk Koruma Birlikleri'ne (YPG) verdiği desteği durdurma ya da en azından bu desteği yeniden yapılandırma kararını memnuniyetle karşıladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistin meselesi ve İran savaşı nedeniyle İsrail'i sert bir dille kınamasına karşın ABD'ye yönelik her türlü eleştiriden kaçınmaya devam etmesi, Trump'ın Türkiye'ye yönelik politikalarını olumlu değerlendirmesine ve Cumhurbaşkanı’nın ABD Başkanı ile kurduğu iyi ilişkiyi riske atmak istememesine bağlanıyor.

Türkiye-İsrail ilişkileri ise son derece gergin bir seyir izliyor ve iki ülke arasında sık sık sözlü tartışmalar yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'i soykırım uygulayan bir devlet olarak nitelendiriyor ve Netanyahu karşıtı cephenin ön saflarında yer alıyor.

Öte yandan İsrail, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin geleneksel rakipleri olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile koordinasyon kuruyor, Suriye'nin egemenliğini ihlal ediyor ve Washington'ı Ankara üzerinde baskı kurmaya yönlendirmek amacıyla Kongre ve yönetim nezdinde ABD'deki lobi faaliyetlerini yoğunlaştırıyor.

Sert açıklamalara rağmen hem Türkiye hem de İsrail, gerilimin silahlı çatışmaya dönüşmemesi konusunda hemfikir.

Bazı analistler, Trump olmasaydı siyasi gerginliklerin silahlı çatışmaya dönüşme riskinin daha da artacağını öne sürerken diğerleri Türkiye ve İsrail'in sert söyleme karşın gerilimin silahlı çatışma boyutuna taşınmaması konusunda özenli davrandığına dikkati çekiyor.

Türkiye-AB cephesinde de sorunlar tırmanabilir. Avrupa Parlamentosu üyelerinin bazıları, Türkiye'deki son iç siyasi gelişmeleri gerekçe göstererek AB Konseyi'ni Türkiye'ye karşı harekete geçmeye zorlamak için girişim başlatacaklarını açıkladı.

fvbghj
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) bağlı Süleymaniye kentinde düzenlenen törenle PKK üyeleri silahlarını  bırakırken, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Öte yandan Türkiye uzun süredir AB üyeliğine aday ülke konumunda olsa da her iki taraf da savunma, enerji ve düzensiz göç gibi sınırlı iş birliği alanları dışında bu süreç için gerçek bir istek sergilemiyor.

Eğer Türkiye'deki iç çalkantılar dizginlenemezse daha da ağırlaşabilir ve etkileri yalnızca iç siyasetle sınırlı kalmayıp uluslararası meselelere de sıçrayabilir.



Moskova, Türkiye'nin Rus yapımı S-400 füze sistemini üçüncü bir ülkeye satmasına izin vermeyi değerlendiriyor

Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)
Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)
TT

Moskova, Türkiye'nin Rus yapımı S-400 füze sistemini üçüncü bir ülkeye satmasına izin vermeyi değerlendiriyor

Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)
Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)

Kremlin Sarayı’ndan bugün yapılan açıklamada, Türkiye'nin elindeki Rus hava savunma sistemlerini üçüncü bir ülkeye satma olasılığı konusunda Ankara ile temas halinde olduklarını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre söz konusu satışın gerçekleşebilmesi için Moskova'nın onayının alınması gerekiyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, AFP'nin konuyla ilgili sorusuna verdiği yanıtta, "Bu hususta Türk tarafıyla temaslar yürüttük ve temaslarımızı sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.

Türkiye, Rus yapımı hava savunma sistemlerini 2017 yılında satın almıştı.

Gözler Erdoğan'ın "Bizi takip etmeye devam edin" sözlerinde

Rus "S-400" füze sistemleri dosyası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu sistemlerin akıbetiyle ilgili bir soruya verdiği "Bizi takip etmeye devam edin" cevabıyla yeniden gündemin ilk sıralarına yerleşti. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara'ya yönelik yaptırımların kaldırılma ihtimalinden bahsettiği bir dönemde yapıldı.

Söz konusu yaptırımlar, Türkiye'nin S-400 sistemlerini satın alma kararı üzerine ABD tarafından devreye alındı. Washington yönetimi, Ankara'nın Rus sistemini kullanmasının Amerikan F-35 savaş uçaklarının güvenliğini tehlikeye atacağı ve bu uçakların yetenekleriyle ilgili hassas bilgilerin Moskova'ya sızdırılması olasılığından duyduğu endişe nedeniyle bu yaptırımları uyguladı.


Türkiye ve Batı ülkelerinden Somali'deki siyasi düğümü çözmek için arabuluculuk

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
TT

Türkiye ve Batı ülkelerinden Somali'deki siyasi düğümü çözmek için arabuluculuk

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Uluslararası arabulucular, iki aydan kısa bir süre içinde ikinci kez Somali'deki siyasi taraflar arasında yeni bir arabuluculuk turu başlattı. Bu süreç, doğrudan seçimler ve cumhurbaşkanının görev süresini 2027'ye uzatan yeni anayasanın uygulanması konusundaki emsalsiz çatışma ve görüş ayrılıkları ortamında yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Afrika işleri uzmanına göre Türkiye'nin, Batılı ülke büyükelçileri ile Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletlerin (BM) arabuluculuğunu üstlendiği bu tur, Somali'deki siyasi düğümün çözülmesi için fırsatlar taşıyor. Uzman, biri başlıca anlaşmazlıklar etrafındaki uzlaşıyı yeniden tesis edecek kapsamlı bir siyasi anlaşmaya ulaşılması olmak üzere üç senaryo öngörüyor.

Haber sitesi Al-Somal Al-Jadid’in haberine göre başkent Mogadişu, seçimlerin nasıl yapılacağını, anayasanın tamamlanmasını ve gözden geçirilmesini ile ülkedeki siyasi geçiş döneminin nasıl yönetileceğini kapsayan bir gündemle Federal Hükümet ile muhalif ittifak Mustakbel (Gelecek) Konseyi arasındaki hassas siyasi görüşmelere ev sahipliği yaptı.

Somalili bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin dün de sürdüğünü ve federal hükümete muhalif Jubaland ile Puntland eyaletlerinin bugün müzakerelere katılmasının beklendiğini belirtti. Bu gelişme, çeşitli Batılı ülkelerin büyükelçileri ile AB ve BM temsilcilerinin hazır bulunacağı kapanış oturumuyla eş zamanlı gerçekleşecek.

Afrika işleri uzmanı Ali Mahmud Kelni, söz konusu görüşmeleri ‘geçtiğimiz bir buçuk yılda siyasi tabloyu kilitleyen anlaşmazlıklı dosyalar etrafındaki uzlaşıyı canlandırma girişimi’ olarak değerlendirdi. Görüşmelerin başta Eş-Şebab Hareketi’ne karşı sürdürülen savaş olmak üzere, anayasa değişiklikleri, seçim sisteminin şekli ve federal hükümet ile eyaletler arasındaki yetki dağılımına ilişkin iç siyasi çatışmalarla aynı anda yaşanan eş zamanlı zorluklarla gölgelendiğini de vurguladı.

Bu turda öne çıkan gelişme olarak Türkiye'nin bu düzeyde ilk kez arabuluculuk sürecine dahil olmasını ve diyalogda arabulucu ve garantör olarak yer almasını vurgulayan Kelni, bu gelişmenin ‘Ankara'nın yıllara yayılan askeri, ekonomik ve kalkınma alanındaki varlığının ardından Somali'deki rolünün genişlemesini yansıttığını ve Batılı ortakların Somalili taraflar arasında siyasi bir uzlaşıya ulaşma çabalarına verdiği desteği pekiştirdiğini’ belirtti.

Görüşmelerin yaklaşan seçimlerin geleceği, anayasa değişiklikleri etrafındaki anlaşmazlığın çözüme kavuşturulması ve federal hükümet, eyaletler ile muhalefet güçleri arasında daha fazla bölünmüşlüğü engelleyecek biçimde önümüzdeki siyasi aşamayı yönetmek için uzlaşıya dayalı bir çerçevenin belirlenmesi olmak üzere üç ana dosya üzerinde yoğunlaşması bekleniyor.

dfrgth
Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud, siyasi krizin ele alınmasına yönelik istişare oturumlarına katılmak üzere Mustakbel Konseyi yetkilileriyle bir araya geldiği önceki bir toplantıya katıldığı sırada (SONNA)

Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud geçtiğimiz mayıs ayında liderliğindeki Federal Hükümet ile muhalefet arasında üç gün süren diyalog turu, Batılı ve BM arabuluculuğuna rağmen herhangi bir anlaşmayla sonuçlanamadı.

Anlaşmazlıkların özünde muhalefet aşiret sistemine bağlılığını korurken doğrudan seçimlerin yapılmasını reddetmesi yatıyor. Bunun yanı sıra muhalefet, eyaletlerin yetkilerini kısıtlayan ve cumhurbaşkanlığını bu yıl yerine 15 Mayıs 2027'de sona erecek şekilde bir yıl uzatan anayasa maddelerine itiraz ederek anayasanın uygulanmasını reddediyor.

Somali muhalefeti Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un meşruiyetini tanımadığını ilan ederek geçen Haziran'da haftalık protesto gösterileri çağrısında bulundu; bu gösterilerin bir kısmında hükümet ve muhalefet yanlıları arasında daha önce görülmemiş silahlı çatışmalar yaşandı.

Yeni diyalog turuna eşlik eden olumlu havaya karşın siyasi bir kırılım sağlanması, tarafların özellikle parlamentonun mart ayında anayasa değişikliklerini onaylamasının ardından muhalefet güçleri ve bazı bölgesel yönetimlerin geniş çaplı itirazlarıyla gündeme gelen tartışmalı konularda karşılıklı taviz verme kapasitesine bağlı olmayı sürdürüyor.

Bu kez Türkiye'nin arabuluculuğa dahil olmasının, Somalili farklı taraflarla kurduğu ilişkiler sayesinde müzakerelere ek bir ivme kazandırdığı değerlendiriliyor. Ancak Kelni, başarının siyasi güçlerin kutuplaşmayı sürdürmek yerine uzlaşı seçeneğini ön plana çıkarmaya ne ölçüde hazır olduğuna bağlı kalacağına dikkati çekti.

Kelni görüşmelerin üç ana senaryo doğurabileceğini öngörüyor. Birinci senaryoda seçimler ve anayasal süreçler etrafındaki uzlaşıyı yeniden tesis eden ve yaklaşık 18 aydır süren krizin sona ermesinin önünü açan kapsamlı bir siyasi anlaşmaya ulaşılıyor. İkinci senaryoda diyaloğu canlı tutmakla birlikte anlaşmazlığın kökenine inmeden en karmaşık meseleleri sonraki turlara erteleyen kısmi mutabakatlar gerçekleşiyor. Üçüncü senaryoda ise müzakereler tökezliyor ve siyasi bölünmüşlük sürüyor. Bu da terörle mücadele çabalarını olumsuz etkileyebilir ve devlet kurumlarının inşa sürecini geciktirebilir.

Kelni, değerlendirmesinin sonunda “Bu turun çıktıları, siyasi güçlerin görüş ayrılıklarını aşma ve ülkenin iç istikrar gereksinimleri ile güvenlik baskıları arasında denge kuran ulusal uzlaşıyı yeniden üretme kapasitesinin belirleyici bir sınavı olmaya devam edecek. Somali hızlanan siyasi ve güvenlik yükümlülükleriyle karşı karşıya” ifadelerini kullandı.


Erdoğan: İsrail ve Yunanistan'ın Türkiye'nin F-35 savaş uçağı alımına karşı çıkmasının benim dünyamda yeri yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
TT

Erdoğan: İsrail ve Yunanistan'ın Türkiye'nin F-35 savaş uçağı alımına karşı çıkmasının benim dünyamda yeri yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,yaptığı açıklamada Türkiye'nin uçak ve askeri teçhizat satın alma hakkına sahip olduğunu belirterek, bu konuda görüşmeler yürütüldüğünü söyledi, (Reuters)

Erdoğan, "İsrail ve Yunanistan'ın Türkiye'nin F-35 uçaklarını satın almasına karşı çıkmasının benim dünyamda yeri yok" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump ise Türkiye'ye F-35 savaş uçaklarının satılıp satılmayacağı konusunda henüz karar vermediğini, ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ittifakın ne kadar güçlü olduğunu değerlendirdiğini söyledi.

Trump, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin ardından düzenlediği basın toplantısında, "Nihai kararımı henüz vermedim. Ancak şunu söyleme eğilimindeyim: Bakın, o elinden gelen her şeyi yaptı, bize birçok farklı şekilde yardımcı oldu" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre İsrailli bir kaynak, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in, Türkiye'ye olası F-35 savaş uçağı satışı konusunu görüşmek üzere dün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yapması planlanan toplantıyı iptal ettiğini açıkladı.

Söz konusu nitelikte bir anlaşmanın İsrailli yetkililer arasında rahatsızlık yaratması bekleniyor. Hassasiyet nedeniyle isminin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, Hegseth'in İsrail ziyareti kapsamında İsrail Savunma Bakanı Yısrael Katz ile de görüşmesinin planlandığını, görüşmelerde İran savaşı konusunun da ele alınacağını belirtti.