Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Uraloğlu, Ankara’nın sınır prosedürlerini ve pasaport işlemlerini iyileştirmek için hızla çalıştığını açıkladı

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
TT

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki stratejik demiryolu koridoru projesine ilişkin maliyet, yatırım ihtiyaçları ve finansman modelini belirlemeye yönelik detaylı çalışmaların, teknik heyetler tarafından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanmasının planlandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’a özel bir mülakat veren Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü siyasi iradenin, bu tarihi projenin önündeki tüm mali ve operasyonel engellerin aşılmasında temel itici gücü oluşturduğunu vurguladı. Uraloğlu, hattın hasar gören 400 kilometrelik kısmının rehabilitasyonu için Ürdün ve Suriye ile net mutabakatların sağlandığına dikkat çekerek, bu projenin Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimler karşısında Körfez ve dünya tedarik zincirini güvence altına alacak güvenli, jeopolitik bir alternatif olacağını ifade etti.

Söz konusu projenin Körfez ile Avrupa arasında, diğer ulaşım koridorlarını destekleyen ve bölgesel entegrasyonu güçlendiren yeni ve benzersiz bir ticari omurga oluşturma potansiyeline sahip olduğunu belirten Uraloğlu, stratejik hedefin sadece belirli ülkelere erişim sağlamak olmadığını, tüm Avrupa kıtasını kapsayacak entegre ve sürdürülebilir bir ulaşım ağı kurmayı amaçladıklarını kaydetti.

Uraloğlu, 9 Haziran’da Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir ile demiryolları ve lojistik hizmetlerini kapsayan bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Sınır geçişlerinin ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırılması

Pasaport işlemleri ve sınır geçişlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu aşamada önceliklerinin fiziksel altyapıyı oluşturmak ve eksik bağlantıları tamamlamak olduğunu ifade etti. Bu hatta yönelik uzun vadeli vizyonlarının sadece yük taşımacılığı ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda yolcu taşımacılığını da kapsadığını belirten Uraloğlu, bu doğrultuda sınır geçiş işlemlerinin kendileri için büyük önem taşıdığını vurguladı.

vfebthy
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Güvenli, hızlı ve etkin bir sistem kurmayı hedeflediklerini dile getiren Uraloğlu, bu amaçla bazı yeni ve somut düzenlemeleri hayata geçirdiklerini aktardı. Uraloğlu, sürücü vize sürelerinin 15 günden bir yıla çıkarılması ve işlemlerin daha hızlı tamamlanması için gerekli belgelerin yeniden düzenlenmesi gibi adımlar attıklarını kaydetti. Pasaport işlemlerini ve sınır kapılarındaki süreçleri hızla iyileştirmek için çalıştıklarını ifade eden Uraloğlu, bu hattın yük taşımacılığının ötesine geçerek insanları birbirine yakınlaştırma, kültürel ve sosyal etkileşimi artırma misyonu taşıdığını sözlerine ekledi.

Uraloğlu, projenin nihai uygulama modelinin ve katılımcı şirketlerin, yürütülen teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından tamamen netleşeceğini belirtti. Türkiye’nin ulaştırma alanında dünyanın en güçlü mühendislik ve müteahhitlik kapasitesine sahip ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Uraloğlu, her şeyin planlandığı gibi gitmesi halinde Türk şirketlerinin bu kıtalararası projede önemli ve öncü bir rol oynayacağını vurguladı.

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hattı

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hatlarının detaylarına ilişkin konuşan Uraloğlu, teknik çalışmaların yoğun bir şekilde sürdürüldüğü bir aşamada olunduğunu belirtti. Teknik ekiplerin saha incelemelerine devam ettiğini aktaran Uraloğlu, yenileme yapılacak bölümlerin, tamamen yeniden inşa edilecek kısımların ve her bir sektör için gerekli yatırım miktarının belirlenmekte olduğunu ifade etti. Şu anki temel hedeflerinin hat güzergahı boyunca tam ihtiyaçları ve gerekli teknik çalışmaları netleştirmek olduğunu dile getiren Uraloğlu, işlerin planlandığı gibi gitmesi halinde yıl sonuna kadar maliyetler, yatırım ihtiyaçları ve finansmana yönelik daha net bir çerçevenin ortaya çıkacağını, ardından ilgili ülkelerle doğrudan ortak yatırım programı ve detaylı uygulama planı üzerinde çalışmaya başlayacaklarını kaydetti.

Projenin öngörülen finansman hacmi ve mali karşılanma mekanizması hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Uraloğlu, bu aşamada toplam maliyete ilişkin kesin bir rakam telaffuz etmek için henüz erken olduğunu söyledi. Öncelikle yapılması gerekenin, sahadaki gerçeklere dayalı olarak gerekli yatırımları tam olarak belirlemek olduğunu ifade eden Uraloğlu, teknik çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte mali tablonun daha net ve kesin bir şekilde ortaya çıkacağını sözlerine ekledi.

Liderlik iradesi ve esnek finansman alternatifleri

Uraloğlu sözlerine şu ifadelerle devam etti: “Bununla birlikte, burada finansmandan bile önce en önemli unsur, siyasi iradenin mevcudiyetidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, bu tarihi projeyi hayata geçirmek için güçlü ve kararlı bir irade ortaya koymuşlardır. Bu durum bizim için en önemli unsuru ve temel itici gücü temsil etmektedir.”

Aynı bağlamda açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, “Siyasi irade ve ortak vizyon sağlandıktan sonra finansman modelleri büyük bir esneklikle geliştirilebilir. Devletlerin kamu kaynakları, uluslararası finans kuruluşlarından destek alınması veya farklı yatırım modellerinin benimsenmesinin yanı sıra kamu-özel sektör ortaklığı finansman seçenekleri de değerlendirilebilir. Bu nedenle şu anki en yüksek önceliğimiz, teknik çalışmaları tamamlamak ve net, onaylanmış bir mühendislik projesi sunmaktır. Nihai finansman modeli, bu aşamadan sonra ilgili ülkeler arasında yapılacak ortak değerlendirmeler ve anlaşmalar doğrultusunda belirlenecektir” ifadelerini kullandı.

Ulaşım, stratejik bir güvenlik unsurudur

Jeopolitik boyutlara ilişkin değerlendirmesinde bulunurken son yıllarda yaşanan pandemi, bölgesel çatışmalar ve küresel krizlerin net bir gerçeği ortaya koyduğunu belirten Uraloğlu, ulaştırma koridorlarının sadece ekonomik ve ticari araçlar olmadığını, aynı zamanda son derece hassas stratejik güvenlik unsurları olduğunu ifade etti. Uraloğlu, bu nedenle ülkeler arasındaki iş birliğinde bağlanabilirliğin temel ve kalıcı bir odak noktası haline geldiğini vurgulayarak, küresel ticaretin sürdürülebilirliğinin, enerji arz güvenliğinin ve tedarik zincirlerinin istikrarının tamamen güçlü ve korunaklı ulaşım ağlarına bağlı olduğunu kaydetti.

Açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişim noktasındaki benzersiz stratejik konumu sayesinde bölgesel ve küresel ticaret ağlarında merkezi ve hayati bir konumda yer aldığını belirtti. Suudi Arabistan’ın ise Körfez bölgesinde ve dünyada en önemli, en güçlü ekonomik güçlerden biri olduğunu ifade eden Uraloğlu, iki ülke arasında ulaştırma sektöründe yapılacak iş birliğinin sadece Ankara ile Riyad arasındaki ikili ilişkileri güçlendirmekle kalmayacağını, aynı zamanda Körfez’den Avrupa’ya, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyanın ticari ve lojistik yapısının gelişmesine de etkin bir katkı sağlayacağını vurguladı.

sdcdsc
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Uraloğlu, son dönemde Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerinin büyük bir ivme kazandığını ve gözle görülür bir gelişme kaydettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İki Kutsal Caminin Hizmetkarı Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü iradenin iki ülke arasındaki iş birliğini daha geniş ve kapsamlı stratejik temellere oturttuğunu ifade eden Uraloğlu, bu durumun sadece geleneksel ticaret ve yatırım alanlarında değil; ulaştırma, lojistik, enerji ve kıtalararası bağlantı gibi geleceği şekillendirecek hayati alanlarda da somutlaşan ortak bir vizyon yarattığına dikkat çekti.

Teknolojik ve dijital ortaklık

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bağlamda, özellikle demiryolu sektöründe son derece vaat edici fırsatlar görüyoruz. Yakın zamanda Riyad’da imzaladığımız mutabakat zabıtları ile demiryolu sektöründe teknik iş birliği, lojistik hizmetlerin geliştirilmesi, modern ulaşım teknolojileri, dijitalleşme, bakım ve işletme faaliyetleri, emniyet ve güvenlik uygulamalarının yanı sıra karşılıklı eğitim faaliyetleri de dahil olmak üzere birçok alanda ortak ve kapsamlı bir iş birliği zemini oluşturduk. İş birliğimiz sadece yük taşımacılığı ile sınırlı kalmayıp yolcu taşımacılığını, turizm hareketliliğini, dini ziyaretleri ve halklarımız arasındaki insani etkileşimin artırılmasını da kapsıyor.”

Açıklamalarına devam eden Uraloğlu, “Biz sadece bugünün mevcut ihtiyaçlarını karşılamayı değil, geleceğin kapsamlı ulaşım sistemlerini inşa etmeyi planlıyoruz. Tam da bu nedenle, Körfez bölgesini Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak yeni demiryolu hatları kurmak için çalışıyoruz. Şu anda Suudi Arabistan’dan başlayan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşan ve ardından tamamen Avrupa demiryolu ağına entegre olacak bir güzergâh üzerinde teknik çalışmalar yürütüyoruz. Bu hat tamamlanıp faaliyete geçtiğinde, Körfez bölgesinden Avrupa’ya daha hızlı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir bir şekilde yük taşımak mümkün olacak” dedi.

Riyad’da imzalanan iki mutabakat zaptının geleneksel teknik iş birliğinin ötesine geçerek lojistik ve dijital derinliğe ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, günümüz ulaştırma sektöründeki rekabetin sadece fiziksel altyapıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda dijital altyapıyı, akıllı lojistik sistemlerini, veri yönetimini ve sınır geçiş işlemlerinin hızlandırılmasını da kapsadığını belirtti. Uraloğlu, “İki ülke arasındaki stratejik iş birliğini sadece demiryolu rayları döşemek veya tren işletmekten ibaret görmüyoruz” şeklinde konuştu.

Suriye ve Ürdün ile bölgesel uzlaşma

Demiryolu bağlantısı konusunda Suriye ve Ürdün taraflarıyla varılan mutabakatın niteliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu projenin sadece Türkiye ve Suudi Arabistan ile sınırlı kalmayıp coğrafi güzergâh üzerinde yer alan diğer ülkeleri de merkezine alan geniş kapsamlı bir bölgesel entegrasyon projesi olduğunu ifade etti. Uraloğlu, temel hedeflerinin Körfez bölgesinden başlayarak Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye uzanan ve oradan Avrupa’ya bağlanan kesintisiz bir demiryolu koridoru oluşturmak olduğunu belirterek, bu stratejik çerçevede koridorun geliştirilmesi ve canlandırılması konusunda hem Suriye hem de Ürdün ile net mutabakatlara varıldığını açıkladı.

Suudi Arabistan tarafında şu anda Ürdün sınırına kadar uzanan gelişmiş ve güçlü bir demiryolu altyapısının mevcut olduğunu aktaran Uraloğlu, Türkiye tarafında ise demiryolu ağının sınır hattındaki Gaziantep, Kilis ve İslahiye bölgelerine yüksek etkinlikle ulaştığını kaydetti. Bu doğrultuda, Suriye ve Ürdün kısımlarındaki bağlantının kurulması ve rehabilite edilmesinin projenin en acil ve ana eksenlerinden birini oluşturduğunu belirten Uraloğlu, yapılan ilk değerlendirmelere göre Suriye ve Ürdün’den geçen yaklaşık 400 kilometrelik bir bölümde yenileme, rehabilitasyon ve yeni yatırımlara ciddi ihtiyaç duyulduğunu, bazı kesimlerde mevcut hatların iyileştirilmesinin yeterli olacağını, bazı kesimlerde ise tamamen yeni inşaatların gerekeceğini ifade etti.

Şu anki önceliklerinin hattın mevcut fiili durumunu belirlemek, teknik ihtiyaçlarını ve mali yatırım gereksinimlerini tam bir hassasiyetle tespit ederek yıl sonuna kadar net bir çerçeve ortaya koymak olduğunu dile getiren Uraloğlu, bu hayati projeyi sadece ulaştırma sektörüne yapılan soyut bir yatırım olarak görmediklerini, bölge ülkelerini birbirine daha güçlü ve sağlam bağlarla bağlayan, ticaret, lojistik ve kapsamlı bölgesel ekonomik hareketlilik alanlarında olağanüstü kazanımlar ve geri dönüşler sağlayacak stratejik ve egemen bir girişim olarak değerlendirdiklerini sözlerine ekledi.

Jeopolitik alternatifler

Uraloğlu’na göre bölgesel çatışmalar, Körfez bölgesindeki hızlı gelişmeler ve Hürmüz Boğazı çevresinde süregelen gerilimler, mevcut geleneksel ulaşım koridorlarının ne kadar kırılgan olduğunu dünyaya net bir şekilde gösterdi ve sürdürülebilir alternatiflerin güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Bu kapsamlı anlayıştan yola çıkarak Türkiye’nin uluslararası bağlantıları güçlendirmek adına büyük stratejik projeler geliştirdiğini belirten Uraloğlu, Orta Koridor’un Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret akışları için güvenilir ve etkin bir alternatif sunduğunu, Kalkınma Yolu Projesi’nin ise Arap Körfezi’ni Irak üzerinden doğrudan Avrupa’ya bağlayan yeni bir lojistik altyapı oluşturmayı hedeflediğini kaydetti.

Suudi Arabistan-Türkiye demiryolu projesini bu kapsamlı lojistik vizyonun temel tamamlayıcı unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade eden Uraloğlu, bu hattın Körfez bölgesinden Avrupa’ya giden sevkiyatlar için çoklu ve esnek seçenekler sunacağını, böylece tedarik zincirlerinin esnekliğini artırarak küresel ticaret hareketini olası kriz ve aksamalara karşı koruyacağını, özellikle demiryolu taşımacılığının daha hızlı, daha ekonomik ve daha sürdürülebilir bir lojistik yapı garanti ettiğini vurguladı.

Projenin kıtasal ve uluslararası boyutlarına dikkat çeken Uraloğlu, bu eksenin Orta Koridor ve Kalkınma Yolu ile birlikte ele alındığında, Avrupa’dan Körfez’e, Ortadoğu’dan Asya’nın derinliklerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada uluslararası ticaretin yapısını kökten etkileme potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Uraloğlu, birbirini dışlayan değil, aksine tamamlayan entegre ve bağlantılı koridorlar aracılığıyla küresel ticaret hareketini daha güvenli ve kesintisiz hale getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.

Türkiye’nin altyapı hazırlığına değinen Uraloğlu, Marmaray ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı gibi stratejik projeler sayesinde Asya ile Avrupa’yı doğrudan birbirine bağlayan kesintisiz bir demiryolu hattı kurmayı başardıklarını aktardı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçmesi planlanan yeni demiryolu hattı ve şu anda yapımı devam eden Halkalı-Kapıkule Yüksek Hızlı Tren projesi gibi yeni yatırımların, Türkiye’nin Avrupa kıtasıyla tam entegrasyonunu benzeri görülmemiş bir seviyeye taşıyacağını vurguladı.

Ülke genelinde 4 bin kilometreden fazla yeni demiryolu hattı inşa edildiğini ve kıtalararası koridorların kapasitesinin artırıldığını açıklayan Uraloğlu, bu adımların Türkiye’nin merkezi bir çekim merkezi ve stratejik bir kesişim noktası olma konumunu pekiştirdiğini belirtti. Uraloğlu, bölgesel bağlantının tamamlanması ve eksik hatların rehabilitasyonunun ardından, Suudi Arabistan’dan hareket eden bir yük treninin Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’daki birçok varış noktasına ve başkente doğrudan ve sorunsuz bir şekilde ulaşabileceğini ifade etti.

Entegrasyonun boyutları ve Avrupa’nın kazanımları

Ağın kapsamının genişletilmesiyle ilgili olarak Uraloğlu, projenin ilk aşamada Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün ve Suriye arasında şekillendiğini, ancak ikili görüşmeler ve tartışmaların gelecek dönemlerde hattın Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Umman gibi diğer Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi olasılığını içerdiğini açıkladı.

Avrupa tarafı açısından jeoekonomik getirilere değinen Uraloğlu, Avrupa için en belirgin kazancın Arap Körfezi bölgesiyle daha doğrudan ve güvenli bir lojistik bağ kurulması olduğunu belirtti. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin; enerji, petrokimya ve çeşitli endüstriyel ürünler sektörlerinde Eski Kıta’nın en önemli stratejik ortakları arasında yer alması ve iki taraf arasındaki devasa karşılıklı yatırım hacmi nedeniyle bu hattın, karşılıklı ticari akışları daha düzenli ve daha yüksek bir kesinlikle öngörülebilir kılacağını ifade etti.

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa, son dönemde yaşanan art arda krizler nedeniyle tedarik zincirlerini kısaltmaya, daha güvenli, çeşitlendirilmiş ve bağımsız hale getirmeye ciddi şekilde odaklanmış durumda. Tam da bu noktada bu stratejik koridor, Avrupalıların lojistik seçeneklerini zenginleştiren yenilikçi bir rota olarak öne çıkıyor. Buradaki rekabet meselesi sadece mali maliyetle sınırlı olmayıp, esas olarak zaman hızı, sürekli erişim kolaylığı ve varış zamanının tam olarak öngörülebilirliği unsurlarını kapsıyor.”

Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği mülakatın sonunda Uraloğlu, lojistik maliyetler üzerindeki kesin etkilerin ve detaylı rakamların ancak hattın nihai teknik ve mühendislik yapısının belirlenmesi ve hat üzerinden geçmesi beklenen fiili taşımacılık hacimlerinin tespit edilmesinden sonra netleşeceğini açıkladı. Demiryolu taşımacılığının diğer yöntemlere kıyasla sağladığı büyük ve belirgin ölçek ekonomisi ile sınır kapılarında sunulacak prosedür ve gümrük kolaylıkları göz önüne alındığında, projenin hem bölge ülkeleri hem de Avrupa için muazzam ekonomik ve kalkınma faydaları ile geri dönüşler sağlayacağına tam anlamıyla güvendiklerini belirten Uraloğlu, hattın uzun vadede uluslararası ticaret hareketini güçlendirmeye, yatırımları teşvik etmeye ve kapsamlı bölgesel ekonomik entegrasyonu derinleştirmeye güçlü bir şekilde katkıda bulunan bir dönüm noktası olacağını ifade etti.



Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyor

Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
TT

Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyor

Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)

Bir şehrin bin yıllık dönüşüm hikâyesi nasıl anlatılabilir? Tarihin önemli dönüm noktaları sınırlı bir sergi alanına nasıl sığdırılabilir? Londra'daki Victoria ve Albert Müzesi, 7 Kasım Cumartesi günü ziyaretçilere açılacak “Konstantinopolis'ten İstanbul'a: Tek Şehir, İki İmparatorluk” başlıklı sergiyle bu sorulara yanıt arıyor.

Tarih, sanat, din, siyaset ve toplumsal yaşamı tek bir mekânda buluşturmak kolay değil. Sergi, bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışırken daha önce hiç sergilenmemiş nadir tarihî eserlerin yanı sıra yurt dışındaki kurumlardan ödünç alınan parçalarla anlatımını zenginleştiriyor.

Başlangıç

Sergi alanına girildiğinde ziyaretçileri, bugünkü İstanbul'un canlı ve etkileyici görüntüleri karşılıyor. Kendine özgü mimarisi, Boğaz'ın dalgaları ve sokakların sesleriyle hazırlanan görsel sunum, ziyaretçileri doğrudan şehrin atmosferine taşıyor ve farklı yönlerini keşfetmeye hazırlıyor.

Tarihsel ayrıntılara odaklanan sergi, kentin kuruluşundan ve yüzyıllar boyunca değişen adlarından başlıyor. İmparator I. Konstantin, 330 yılında şehre “Yeni Roma” adını vermişti. Ancak bu isim kısa sürede yerini “Konstantinopolis”e bıraktı. “İstanbul” adı ise resmî olarak Türkiye Cumhuriyeti döneminde, 1930 yılında kabul edilmeden önce yüzyıllar boyunca halk arasında diğer adlarla birlikte kullanılıyordu.

Şehrin eski surlarını ve tarihî dokusunu betimleyen çizimlerin ardından, kentin sosyal ve siyasi merkezi olan Hipodrom'a geçiliyor. Hipodrom'dan günümüze kalan eserler arasında bronz bir kaz heykeli de bulunuyor. Bu eser, Venedik'teki San Marco Bazilikası'nın cephesiyle ilişkilendirilen ünlü bronz atlar ve bugün İstanbul'daki meydanlardan birinde bulunan Yılanlı Sütun ile birlikte eski at yarışları alanından günümüze ulaşan az sayıdaki kalıntı arasında yer alıyor.

Gökyüzünden yeryüzüne

İstanbul'un tarihini, dinin kültür, sanat ve mimari üzerindeki etkisine değinmeden anlatmak mümkün değil. Sergide bazı ikonalar ve küçük bir Hz. Meryem heykelini çevreleyen kaya kristalinden yapılmış etkileyici bir eser de dahil olmak üzere çok sayıda parça ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.

Dini tasvirlerin figüratif anlatımdan sembolik anlatıma uzanan dönüşümü de sergide ele alınıyor. Bu değişim, Osmanlı'nın İstanbul'u fethetmesinin ardından kiliseden camiye dönüştürülen Ayasofya'nın tasvirlerinde de görülüyor.

Sergide aktarılan bilgilere göre Osmanlılar, Ayasofya'nın mimari özelliklerine ve tarihî geçmişine büyük değer verdi. Sultan Abdülmecid, 1847 yılında yapının restorasyonu için İtalyan mimarlar Gaspare ve Giuseppe Fossati kardeşleri görevlendirdi. Fossati kardeşlerin hazırladığı çizimler sayesinde Batılı ziyaretçiler Ayasofya'nın iç mekânını ilk kez görme imkânı buldu. Restorasyon çalışmaları sırasında, aralarında Hz. Meryem tasvirlerinin de bulunduğu, üzeri kapatılmış çok sayıda Bizans mozaiği ortaya çıkarıldı.

Ayasofya, sergide yalnızca simgesel bir yapı olarak değil, özellikle kentteki camiler başta olmak üzere farklı mimari eserlerin gelişimini etkileyen önemli bir örnek olarak da ele alınıyor.

xz xc
Ayasofya Camii'nin iç mekânını tasvir eden 1852 tarihli tablo (Şarku’l Avsat)

“Tek Şehir, Birden Fazla Din” başlıklı bölümde ise İstanbul'un farklı inançları bir arada barındıran tarihine ışık tutuluyor. Çok sayıda el yazması, Kur'an-ı Kerim ve farklı dinî eserlerin yer aldığı bölümde, müzenin koleksiyonunda bulunan 1650-1700 yılları arasına tarihlenen bir Kur'an-ı Kerim de sergileniyor.

 cs
Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini pano (Şarku’l Avsat)

Bu eserin yanında Kâbe'yi ve Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini bir pano ile çok sayıda parçadan oluşan bir Kur'an-ı Kerim'i muhafaza etmek üzere tasarlanmış, ahşap, fildişi ve sedef işlemeli büyük bir sandık bulunuyor. Sandığın, Sultan I. Mahmud'un Ayasofya Camii'ndeki kütüphanesi için özel olarak yaptırıldığı belirtiliyor.

İhtişam ve zenginlik

İstanbul tarihinin bir diğer önemli boyutunu ise sanat eserlerinde, kıyafetlerde ve mimaride kendini gösteren ihtişam ve zenginlik oluşturuyor. Bu dönemde altın, fildişi, mermer ve bronz gibi değerli malzemeler kullanan imparatorluk atölyeleri önemli eserler üretti. İpek ise nadirliği ve yüksek değeriyle kentin öne çıkan ürünlerinden biri haline geldi.

vbt
Haremeyn'e hediye edilmek üzere hazırlanan iki dokuma eser; kırmızı olan Mekke'deki Mescid-i Haram, yeşil olan ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yapıldı.

Sergi, saraylar, kıyafetler ve dokuma eserler üzerinden ziyaretçilere bu ihtişamlı dönemin izlerini sunuyor. Bizans yönetiminden Osmanlı dönemine uzanan anlatıda, Topkapı Sarayı Müzesi'nin ve farklı saray koleksiyonlarının hazinelerinden seçilen eserler, dönemin zanaatkârlığını, gösterişini ve zenginliğini gözler önüne seriyor.

İmparatorluk atmosferini anlatmak için resmî törenler ve geçit alaylarına da yer veriliyor. Bu törenler, devletin gücünü ve egemenliğini sergilemenin önemli araçlarıydı. Sergide, ayrıntılı biçimde resmedilmiş Osmanlı imparatorluk alayını gösteren uzun bir resimli rulo da bulunuyor.

Resmî geçitlerden daha küçük ölçekli törenlere uzanan anlatıda, “Beşik Alayı” geleneği de ele alınıyor. Bu gelenek kapsamında, hükümdar ailesinde dünyaya gelen bir bebeğe hediye edilmek üzere mücevherlerle süslenmiş bir beşik saraydan çıkarılarak şehir sokaklarında törenle taşınıyordu. Sergide, İstanbul'daki Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonundan ceviz ağacından yapılmış ve sedef kakmalarla süslenmiş bir beşik örneği yer alıyor.

Serginin devamındaki vitrinlerde padişahlar ve haremdeki kadınlar için hazırlanan gösterişli kıyafetler sergileniyor. Altın ipliklerle dokunmuş ipek bir kaftanın yanı sıra kadife ve gümüş ipliklerle süslenmiş bir at örtüsü de dikkat çekiyor. Söz konusu örtü, 1600 yılı dolaylarında düzenlenen bir geçit töreninde kullanılan gösterişli bir at kıyafetinin parçasıydı ve Atina'daki Benaki Müzesi'nden ödünç alındı.

Bu bölümde ayrıca kutsal topraklara gönderilmek üzere hazırlanan dokuma eserler de bulunuyor. Bunlardan biri Mekke'deki Mescid-i Haram için kırmızı, diğeri ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yeşil renkte hazırlanmış.

Diplomasi ve kıyafetler

Diplomatik ilişkilerde saray kıyafetleri de önemli bir rol oynuyordu. Sergide yan yana yerleştirilen iki tablo, İngiliz büyükelçisinin İstanbul'da padişaha takdim edilmesi sırasında yaşananları tasvir ediyor.

İlk tabloda, Batılı kıyafetleri içindeki büyükelçi ve beraberindekiler, sadrazamla görüşürken görülüyor. Salonun bir köşesinde ise kendilerine hediye edilecek kaftanlardan oluşan bir yığın dikkat çekiyor. İkinci tabloda ise İngiliz heyetinin Osmanlı kıyafetleri giyerek padişahın huzuruna çıktığı sahne yer alıyor.

Serginin öne çıkan eserleri arasında, Venedikli ressam Gentile Bellini tarafından 1479 yılında yapılan Fatih Sultan Mehmed portresi de bulunuyor. Londra'daki National Gallery'den ödünç alınan portre, koleksiyonun en dikkat çekici parçalarından biri.

Ayrıca 1574 yılında hayatını kaybeden Sultan II. Selim'in türbesinden getirilen, fildişi ve mücevherlerle süslenmiş bir kemer de Osmanlı giyim tarihinin önemli örnekleri arasında sergileniyor.

Şehir yaşamı

Serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri, İstanbul'daki gündelik hayatın ayrıntılarına odaklanıyor. Kentin farklı bir yüzünü yansıtan bu bölümde, toplumsal çeşitlilik ve dinî hoşgörü ön plana çıkıyor.

Kahvehaneler, hamamlar, müzik ve Batı kültürünün toplumsal beğeni üzerindeki etkisi ele alınıyor. Özellikle Paris modasının modern İstanbul'daki giyim ve tasarım anlayışına etkisi dikkat çekiyor. Diğer yandan Bizans ve Osmanlı sanatının 19. yüzyılda Avrupa üzerindeki etkisi de müzenin koleksiyonundan seçilen dokuma, mozaik ve benzeri eserler aracılığıyla anlatılıyor.

xsdvd
Türk ressam Osman Hamdi Bey'in tablosu (Şarku’l Avsat)

Bu bölümde Türk ressam Osman Hamdi Bey'in “Gezintide Kadınlar” adlı tablosu öne çıkıyor. Eserde, Sultanahmet Camii yakınlarında gezintiye çıkan, farklı renklerde kıyafetler giyen ve küçük şemsiyeler taşıyan bir grup kadın tasvir ediliyor.

Kadınların kıyafetlerinde kullanılan gösterişli kumaşlar, dönemin zenginliğine işaret ediyor. Osman Hamdi Bey'in diğer eserlerinde olduğu gibi tablodaki karakterler de izleyiciyle göz teması kuruyor. Bazı kadınlar doğrudan izleyiciye bakarken bir kadın giysisinin bir parçasıyla yüzünü gizliyor. Tablonun bir köşesinde ise çeşitli ürünlerini sergileyen tüccarlar görülüyor.

as csxd
Batı modasının Türk motifleriyle harmanlandığı kadın kıyafetleri (Şarku’l Avsat)

Tablodaki renkli kıyafetlerden hareketle ziyaretçiler, yakındaki vitrinlerde sergilenen kadın giysilerini inceleme fırsatı buluyor. Bunlar arasında, Osman Hamdi Bey'in akrabalarından biri için yapıldığı bilinen sarı renkli ipek bir kaftan da yer alıyor.

Sergide kadınların ev içinde ve dışında kullandıkları iki farklı kıyafet örneği sunulurken Paris modasının Osmanlı dönemi tasarımları üzerindeki etkisine de dikkat çekiliyor.

Hamamlar ve kahvehaneler

Sergi, İstanbul'un sosyal yaşamında önemli bir yere sahip olan kahvehaneler ve hamamları ele alan bölümle sona eriyor.

Bu bölümde İstanbul'daki tarihî bir hamamdan getirilen renkli seramik örnekleri ile kentteki hamamlardan birini tasvir eden tablo sergileniyor. Kahvehane kültürünü yansıtan eserler arasında ise yaklaşık 1750 yılına tarihlenen, günümüze ulaşan en eski uzun saplı tanbur örneklerinden biri bulunuyor. Fildişi, kaplumbağa kabuğu ve sedefle süslenmiş enstrümanın yanı sıra ahşap ve sedef kakmalı bir tavla tahtası da ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.

Sanat ve kültürü merkeze alan sergi, tarih ve siyaset hikâyelerini ilgi çekici bir anlatımla bir araya getiriyor. Avrupa'nın en büyük şehirlerinden birinin ve iki imparatorluğun başkentinin tarihini özetleyen sergi, yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasında bir buluşma noktası olan İstanbul'un iki farklı medeniyetin izlerini nasıl taşıdığını gözler önüne seriyor.

ascsx
Sergide gündelik yaşam ve eğlence kültürüne ait eserlerden bir görünüm (Şarku’l Avsat)

Hristiyan bir imparatorluğun ardından İslam dünyasının en önemli merkezlerinden biri haline gelen İstanbul, bu sergide tek bir şehrin farklı dönemlerde kazandığı kimlikler üzerinden anlatılıyor.


Suudi Arabistan ve Türkiye güvenlik işbirliğini güçlendirecek

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye güvenlik işbirliğini güçlendirecek

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdülaziz bin Suud bin Nayif, perşembe günü  Başkent Ankara'da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile bir araya geldi.

İki bakanın gerçekleştirdiği resmi görüşmede Prens Abdülaziz bin Suud, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman'ın talimatlarıyla, iki ülke arasındaki mevcut güvenlik işbirliğinin daha da güçlendirilmesinin önemine işaret etti. Prens Abdülaziz, bu işbirliğinin iki ülke arasındaki seçkin ilişkiler çerçevesinde sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

s
İçişleri Bakanı Çiftçi ile Prens Abdülaziz bin Suud Ankara'da bir araya geldi (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, iki ülke arasındaki köklü tarihi ve kardeşlik bağlarının farklı alanlarda işbirliği ve koordinasyon açısından örnek oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Riyad ile Ankara arasındaki ilişkilerin derinliğini, çıkarların ve stratejik yaklaşımların yakınlığını yansıttığını belirten Prens Abdülaziz, anlaşmanın mevcut jeopolitik koşullar çerçevesinde iki ülke liderlerinin krizlerle mücadelede sergilediği sağduyuyu ortaya koyan önemli bir adım olduğunu kaydetti.

cd
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Saud için Ankara'da düzenlenen resmi karşılama töreninden bir kare (SPA)

Görüşmede, ortak ilgi alanlarına giren konularda güvenlik işbirliği ve koordinasyonun geliştirilmesi, terör örgütleri ve aşırılık yanlısı gruplarla mücadelede çabaların artırılması ve sınır aşan suçlarla mücadele konuları ele alındı. Bu kapsamda uyuşturucu kaçakçılığı ve uyuşturucu madde ticaretinin önlenmesi de gündeme geldi.

Bölge ve dünyada yaşanan güvenlik sorunları karşısında iki ülkenin ortak çabalarını yoğunlaştırmasının önemine dikkat çekildi.

dvfgbhyjuk
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Ankara'da Türk mevkidaşıyla resmi görüşmelerde bulundu (SPA)

İki taraf, ortak ilgi alanlarına giren güvenlik konularında işbirliğinin sürdürülmesi, ortaklık mekanizmalarının geliştirilmesi ve güvenlik meselelerinde koordinasyonun artırılması konusunda mutabık kaldı. Bu adımların iki ülke liderlerinin beklentilerini karşılamasının hedeflendiği belirtildi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Kasım'da Azerbaycan'a gidecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Kasım'da Azerbaycan'a gidecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gelecek pazar günü Azerbaycan'ı ziyaret edeceğini açıklarken Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin geleneksel diplomatik temasların çok ötesinde olduğunu vurguladı.

Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından dönüş yolunda kendisine eşlik eden gazetecilere konuşan Erdoğan'ın açıklamaları bugün (Perşembe) yayımlandı. Azerbaycan'da 8 Kasım'ın Zafer Günü olarak kutlandığını hatırlatan Erdoğan, "O gün (pazar) Azerbaycan'ı ziyaret etmeyi planlıyorum. Olağanüstü bir durum yaşanmadığı takdirde bu ziyaretin gerekli adımları atmamıza imkân sağlayacağını umuyorum" dedi.

Başörtüsü krizi ilişkileri gerdi

Azerbaycan'da başörtüsünü yasaklayan okul kıyafeti düzenlemesine Türkiye'den gelen tepkiler, iki ülke arasında ciddi bir gerilime yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, "İki devlette bir millet" anlayışıyla tanımlanırken Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ülkesine hiç kimsenin belirli bir yaşam tarzını dayatamayacağını belirterek sert bir tutum sergiledi.

Azerbaycan hükümeti, ayrıca 21 Ekim'de aralarında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan'ın, milletvekillerinin, gazetecilerin ve sosyal medya aktivistlerinin bulunduğu 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını "istenmeyen kişi" ilan ederek ülkeye girişlerini yasakladı.

cdfgthyju
Aliyev, 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmadı (Türkiye Dönem Başkanlığı)

Erdoğan, aynı gün Aliyev ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve kendisini geçen hafta Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne davet etti. Ancak Aliyev zirveye katılmadı ve Azerbaycan'ı Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti.

Erdoğan, 26 Ekim'de ise başörtüsü yasağına yönelik sert eleştirilerini 13 Ekim'de X hesabından paylaşan başdanışmanı Oktay Saral'ı görevden aldı.

Aliyev ile daha önce telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini belirten Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ı da Azerbaycan'a gönderdiğini söyledi.

Erdoğan, "Gerek Aliyev ile gerekse eşlerimiz arasında telefon diplomasisi devam ediyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin geleneksel diplomatik temasların çok ötesinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, iki ülkeyi bir araya getiren güçlü bağların ortak tarih, kültür ve kaderin ürünü olduğunu belirtti.

Erdoğan, "Türk-Azerbaycan kardeşliğinin aşamayacağı hiçbir engel yok" dedi.

Rusya-Ukrayna savaşı

Diğer taraftan Erdoğan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile geçen cumartesi günü İstanbul'da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Ukrayna'daki savaşı sona erdirmeye yönelik çabaları ele almak istediğini söyledi.

sdcfvghy
Erdoğan ve Zelensky arasında 31 Ekim'de İstanbul'da yapılan görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Zelenskiy ile Türkiye, Rusya ve Ukrayna arasında Türkiye'nin ev sahipliğinde üçlü bir zirve düzenlenmesi ihtimalini görüştüklerini belirten Erdoğan, müzakere sürecinde diplomatik adımlar atılmasının büyük önem taşıdığını Ukraynalı mevkidaşına anlattığını ifade etti.

Bu konuda her iki tarafla da temasların sürdüğünü kaydeden Erdoğan, Türkiye'nin Rusya ile Ukrayna arasında barışın önünü açmak için tüm imkânlarını seferber ettiğini vurguladı.

Avrupa Birliği'nden Türkiye'nin üyelik sürecine darbe

Öte yandan Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan 2026 Genişleme Raporu'nun Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına ilişkin ortaya koyduğu tutum, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki gerilime yeni bir boyut kazandırdı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba günü yayımlanan raporu "taraflı ve adaletsiz" olarak nitelendirerek reddetti. Bakanlık açıklamasında, özellikle siyasi kriterler, yargı ve temel haklara ilişkin raporda yer alan "asılsız iddialara" tepki gösterildi. Bu değerlendirmelerin bazı AB yetkililerinin "çifte standartlarını, çelişkili ve ikna edici olmayan yaklaşımlarını" yansıttığı belirtildi.

Açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun Doğu Akdeniz konusunda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) katı tutumunu benimsemeyi sürdürdüğü ileri sürüldü.

Doğu Akdeniz'e ilişkin rapordaki değerlendirmelerin uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkesiyle tamamen çeliştiği vurgulanan açıklamada, Türkiye ile Libya arasında 2019'da imzalanan ve Libya Temsilciler Meclisi tarafından 21 Ekim'de onaylanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat zaptına yönelik ifadelerin de "asılsız" olduğu kaydedildi.

scdfvgbhn
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaya Kallas ve Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Koçşi'nin katılımıyla 30 Haziran'da Ankara'da gerçekleştirilen Türkiye-AB görüşmeleri oturumu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Avrupa Komisyonu raporunda ise Türkiye, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında gerilemekle eleştirildi. İki tarafın ilişkileri geliştirmeye yönelik çabalarına rağmen Avrupa'nın bu alanlardaki ciddi kaygılarının giderilmediğine dikkat çekildi.

Raporda, muhalefete mensup seçilmiş belediye başkanları, muhalif isimler, siyasi aktivistler, sivil toplum ve iş dünyası temsilcileri ile gazetecilere yönelik gözaltı ve yargı süreçlerinin yoğunlaştığı belirtildi. Parlamentonun yetkilerinin daraltılması ve basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların da Türkiye'nin temel demokratik ilkelere bağlılığı konusunda soru işaretlerini artırdığı ifade edildi.

Bu gelişmeler sonucunda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma yönündeki beyan edilmiş hedefi ile üyelik için gerekli temel siyasi kriterlerde yaşadığı gerileme arasındaki uçurumun daha da büyüdüğü kaydedildi.

Bununla birlikte raporda Türkiye'nin AB üyeliğine aday ülke ve Birliğin önemli bir ortağı olmayı sürdürdüğü, ortak çıkarlar çerçevesinde ilişkilerin kademeli olarak geliştirilmeye devam ettiği belirtildi.

AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos da iki tarafın stratejik çıkarlarının göç, ticaret, ulaştırma ve enerji başta olmak üzere birçok hayati alanda örtüştüğünü söyledi.

dfvgbyhjukı
AB Genişleme Komiseri Marta Koçşi, 9 Ekim'de Türkiye ile Avrupa'yı birbirine bağlayan yüksek hızlı tren hattının açılışında Erdoğan ve Türkiye Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Araloğlu ile bir araya geldi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Dışişleri Bakanlığı ise raporda Türkiye'nin ekonomi ve para politikalarındaki ilerlemesine, ekonomisinin rekabet gücüne ve AB içindeki rekabet baskılarına karşı koyma kapasitesine ilişkin olumlu değerlendirmelerin önemine dikkat çekti.

Açıklamada ayrıca Türkiye'nin bağlantısallık ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı alanlarındaki rolüne, savunma ve güvenlik konularındaki katkılarına yönelik vurgular memnuniyetle karşılandı.

Türkiye-AB ilişkilerinin dar siyasi hesaplardan ve tek taraflı yaklaşımlardan uzak, ortak çıkarlar ve uzun vadeli bir vizyon temelinde şekillendirilmesi gerektiği vurgulandı.