Mısır ve Türkiye arasındaki askeri iş birliğinin güçlenmesini nasıl anlamalıyız?

Gözlemciler, iki ülkenin savunma bakanlarının imzaladığı ‘niyet mektubunun’ Ankara ile Kahire arasındaki ilişkileri, ortak tatbikatlardan savunma sanayii sektörüne taşıyacağını, bu gelişmenin de aralarındaki ortak bölgesel dosyalar bağlamında gerçekleştiğ

Mısır ve Türkiye savunma bakanları, iki ülke arasındaki bir dizi askeri anlaşmayı tamamlayıcı nitelikte bir niyet mektubu imzaladı (Facebook - Mısır Silahlı Kuvvetleri)
Mısır ve Türkiye savunma bakanları, iki ülke arasındaki bir dizi askeri anlaşmayı tamamlayıcı nitelikte bir niyet mektubu imzaladı (Facebook - Mısır Silahlı Kuvvetleri)
TT

Mısır ve Türkiye arasındaki askeri iş birliğinin güçlenmesini nasıl anlamalıyız?

Mısır ve Türkiye savunma bakanları, iki ülke arasındaki bir dizi askeri anlaşmayı tamamlayıcı nitelikte bir niyet mektubu imzaladı (Facebook - Mısır Silahlı Kuvvetleri)
Mısır ve Türkiye savunma bakanları, iki ülke arasındaki bir dizi askeri anlaşmayı tamamlayıcı nitelikte bir niyet mektubu imzaladı (Facebook - Mısır Silahlı Kuvvetleri)

İbrahim Mustafa

Mısır Savunma Bakanlığı ile Türkiye Savunma Bakanlığı’nın açıklamalarına ve iki ülkedeki gözlemcilerin değerlendirmelerine göre ‘bölge istikrarını destekleme’ ibaresi, Mısır Savunma ve Askeri Üretim Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir’in birkaç gün önce Ankara'ya gerçekleştirdiği dikkat çekici ziyarete ilişkin her iki ülkenin resmi söyleminde öne çıkan başlık oldu. Ziyaret, askeri iş birliğinin güçlendirilmesine ilişkin bir niyet mektubunun imzalanmasıyla sonuçlanırken, bu iş birliğinin etkileri ve önemi ikili boyutun ötesine geçerek Ortadoğu'daki mevcut durumlara da yansıması oldu.

Korgeneral Zahir'in ziyareti, 2013 yılından bu yana Mısır’dan bir savunma bakanının Türkiye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olurken bu gelişme, tam on yıl süren yabancılaşma halinin ardından üç yıl önce diplomatik ilişkilerini yeniden tesis eden iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişimini gösteriyor. Ziyaret ayrıca, son olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu'nun geçtiğimiz haziran ayında Kahire'ye gerçekleştirdiği ziyaretle devam eden üst düzey askeri yetkili ziyaretleri trafiği bağlamında gerçekleşti.

“Mısır ile Türkiye arasındaki ilişkiler, 2024 yılı boyunca resmi ziyaretlerin yeniden başlamasıyla birlikte normal seyrine dönmeye başladı. Bu durum siyasi ve diplomatik ilişkilerin güçlü bir şekilde yeniden tesis edilmesine katkı sağladı. Askeri iş birliğinin yeniden başlaması ise bu siyasi yakınlaşmanın doğrudan bir sonucu oldu.

Öte yandan iki ülkenin savunma bakanlarının niyet mektubunu imzalaması, çeşitli askeri anlaşmaları tamamlayıcı nitelikte gerçekleşti. Bu süreç, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin 2024 yılının Eylül ayında Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında iki ülke liderliğinin, özellikle savunma sanayii alanında iş birliğini güçlendirme konusunda mutabık kalmasıyla başladı. Bu mutabakat, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz şubat ayında Kahire'ye yaptığı ziyaret sırasında imzalanan bir anlaşma ile somutlaştı.

Hangi ortak çıkarlar iki ülkeyi bir araya getiriyor?

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Türkiye uzmanı araştırmacı Kerim Said, Kahire ile Ankara arasındaki iş birliğine yönelik gelişmeleri kendi bağlamı içinde değerlendirdi. Bu gelişmenin bölgedeki bazı değişkenler çerçevesinde gerçekleştiğini belirten Said, bunların başında, her iki ülkenin İran savaşının ardından yaşanabilecek stratejik değişiklik ihtimallerine duyulan endişe ile bölgenin yaşadığı güvenlik akışkanlığının ülkelerin ulusal güvenliğine yansımaları geliyor. Bu durum, Kahire ve Ankara'yı ekonomik boyutun ötesine geçecek şekilde iş birliği alanlarını genişletmeye itiyor. Said, Gazze Şeridi'nde süren İsrail savaşı ile İsrail'in Suriye'nin güneyi ve Lübnan'ın güneyindeki nüfuzunu genişletme çabalarının, Mısır ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın en önemli itici güçleri arasında yer aldığına dikkat çekiyor.

Said yaptığı açıklamada, Türkiye'nin de İsrail-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)-Yunanistan iş birliği karşısında ister enerji projelerinde ister İsrail'in Ankara'yı F-35 uçağı programından dışlamaya yönelik baskılarında olsun, yeni bölgesel çevreler aradığını belirtti. Said, İsrail'in Afrika Boynuzu bölgesindeki hareketliliğinin Kahire ile Ankara arasındaki en önemli ortak dosyalardan biri olduğunu vurguladı. Said sözlerini, İsrail'in Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı meselesinde Etiyopya'nın tutumunu desteklemeye yönelik hareketliliğinin de bulunduğunu, bunun yanı sıra Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) desteklediğini belirterek sürdürdü. Bu durum Mısır ve Türkiye'yi bölgesel meselelerde daha fazla iş birliğine itiyor.

Bu sebeple Said, Mısır ile Türkiye arasındaki savunma iş birliğinin her iki taraf için de büyük önem taşıdığını değerlendiriyor. Ankara'nın, yılda yaklaşık 6 milyar dolar değerindeki savunma ihracat pazarlarını genişletmeyi hedeflediğini belirten Said, savunma sanayiinin artık Türkiye ekonomisinin başlıca itici güçlerinden biri haline geldiğini göz önünde bulundurarak, bu rakamı artırmaya çalıştığını söyledi. Said, Mısır'ın Türk savunma sanayii için umut vadeden bir pazar teşkil ettiğini, bölgesel konumu sayesinde bu ihracatın Kuzey Afrika ülkeleri ve bazı Ortadoğu ülkelerine geçişi için önemli bir kapı niteliği taşıdığını ifade etti.

fvghyj
Mısır ve Türkiye arasında düzenlenen Altın Kartal Tatbikatı’ndan (Facebook - Mısır Silahlı Kuvvetleri)

Türkiye'nin, imalat maliyetlerini düşürmeye ve üretim hızını artırmaya katkı sağlayacak şekilde insansız hava aracı (İHA) üretimi alanında Mısır ile sanayi ortaklığı kurma isteğinde olduğunu, bu ortaklığın Mısır'ın savunma sanayii deneyimlerinden yararlanacağını kaydeden Said, bunun yeni pazarlara erişim imkânı sağladığını Kaydetti. Said, ABD'nin Türk savunma sanayiine getirdiği kısıtlamaların sürmesi halinde, bazı ülkelerin yaptırımları aşmak için kendi topraklarının dışında üretim yapmaya başvurmasına benzer şekilde, Mısır'ın bu sanayiler için üretim ve ihracat açısından alternatif bir merkez haline gelebileceğini belirtti.

Said’e göre Mısır tarafında ise bu iş birliği, Kahire'nin silahlı kuvvetlerini en güncel askeri sistemlerle modernize etme sürecinin bir parçası olarak gerçekleşiyor. Said, İHA’ların terörle mücadele ve sınır güvenliği bağlamında stratejik bir öncelik haline geldiğini belirtti. Said, Mısır'ın Sudan, Etiyopya ve Libya'yı da kapsayan bir dizi kriz odağının merkezinde bulunduğunu, bunun yanı sıra İsrail'in bölgedeki hareketliliğinin de eklendiğini ve bu durumun Mısır'ı İHA alanında gelişmiş teknolojilere sahip olmaya zorladığını, özellikle Türk İHA’larının savaş alanlarında büyük bir etkinlik sergilediğini vurguladı. Said, bu iş birliğinin Mısır'ın silahlanma kaynaklarını çeşitlendirme politikasının da bir parçası olduğunu teyit etti.

Mısır ve Türkiye, geçtiğimiz yıl ağustos ayında, Mısır'daki Arap Endüstri Organizasyonuna bağlı Kadir Fabrikası’nda ortak İHA üretimine ilişkin bir mutabakat muhtırası imzaladı. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yılın mart ayında, Türk tarafının teknik desteği ve lisansıyla fabrikada insansız kara araçları (İKA) üretilmesi konusunda anlaşmaya varılmıştı.

Öte yandan siyasi analist Oktay Yılmaz, Kahire ile Ankara arasındaki askeri iş birliğinin ortak tatbikatların ötesine geçerek savunma sanayii sektörüne genişlediğini vurguladı. Yılmaz, Mısır'ın yerel askeri üretim düzeyini yükseltmeye çalıştığı bir dönemde, Türkiye'nin ihtiyaçlarının büyük bölümünü kendi imkanlarıyla üreten sahip olduğu büyük potansiyelden yararlanarak, teknolojik deneyim ve askeri üretim birikimini Mısır tarafına aktarmaya hazır olduğuna dikkat çekti.

İsrail, Ankara-Kahire yakınlaşmasını izliyor mu?

Yılmaz, bölgesel dosyalara ilişkin yaptığı değerlendirmede ise Mısır-Türkiye yakınlaşmasının hassas meselelere doğrudan ve olumlu şekilde yansıdığını vurguladı. Ortak vizyonun, dengeyi yeniden sağlamaya ve Libyalı tarafların anlaşmazlıkları aşıp devlet kurumlarını birleştirmesine yardımcı olmaya katkı sağladığını ifade eden Yılmaz, bunun yanı sıra iki ülkenin Sudan'ın birliği ve toprak bütünlüğünün korunması gerekliliği konusundaki tutumlarının örtüştüğünü ve Suriye topraklarının birliğinin korunması ile güvenlik ve istikrarın yeniden sağlanmasına yönelik çabaların desteklenmesi konusunda uyum sergilediklerini belirtti.

Türkiye uzmanı Said ise Türkiye'nin bölge ülkeleriyle iş birliğini güçlendirme yönündeki hareketliliğine ilişkin başka bir açıklama daha getirdi. Ankara'nın İsrail ile ilişkilerinde eşi görülmemiş bir gerginlik yaşadığı dönemde bu ortaklıklara özel önem verdiğini belirten Said’e göre bu durum, Tel Aviv'in, Ankara'nın savunma sanayiinde kaydettiği büyük gelişme ve bölge ülkeleriyle ilişkilerini genişletmesine dair duyduğu endişelerden kaynaklanıyor. Said, bu gerilimin, şu anda pek olası görünmese de gelecekte doğrudan çatışmalara kapı aralayabileceği uyarısında bulundu.

Yeni bölgesel ortaklıklar arayışının Mısır ve Türkiye için bir zorunluluk haline geldiğini, özellikle İsrail'in savunma sanayii alanındaki Mısır-Türkiye yakınlaşmasına yönelik itirazları karşısında bu durumun daha da belirginleştiğini vurgulayan Said, bu tür tutumların, Mısır devletinin kabul etmediği bir tür vesayet niteliği taşıdığını değerlendirdi.

İsrailli emekli Tümgeneral Yitzhak Brik, geçtiğimiz mayıs ayında, Ma'ariv gazetesinde yayımladığı bir makalede, iki ülkenin askeri kapasitelerini güçlendirmesiyle birlikte Tel Aviv'in Türk-Mısır ittifakına karşı bir savaşa girme ihtimalini dışlamadı. Brik, iki ülke arasındaki her türlü askeri yakınlaşmanın İsrail'i, askeri doktrininin ve savunma stratejilerinin kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesini gerektiren yeni güvenlik zorluklarıyla karşı karşıya bıraktığını vurguladı.

vfbghjk
Bölgedeki ülkelerin aralarındaki iş birliğini güçlendirmeye yönelmeleri doğaldır (Facebook - Mısır Silahlı Kuvvetleri)

Diğer taraftan siyasi analist Muhammed Öztürk, İsrail'in tarihi ve dini bağlar ile ortak çıkarlarla birbirine bağlı bölge ülkeleri arasındaki her türlü yakınlaşmadan rahatsızlık duyduğunu belirtirken, bu iş birliğinin doğal bir gelişme olduğunu değerlendirdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Öztürk, bölge ülkelerinin tutumlarını birleştirmesinin, zorluklarla mücadele kapasitelerini güçlendireceği değerlendirmesinde bulundu.

Öztürk açıklamasında, Mısır ile Türkiye arasındaki iş birliğinin gerek ikili çerçevede gerek başka bir formatta olsun, bölgesel istikrarı güçlendirmek açısından önemli bir adım teşkil ettiğini belirtti. Öztürk, Mısır-Türkiye iş birliğinin güvenlik zorluklarıyla mücadelede büyük katkı sağlayabileceğini ekleyerek, iki ülke arasındaki koordinasyonun son dönemde bir dizi bölgesel krizin çözümüne katkı sağlamada etkili rol oynadığına dikkati çekti.

Son haftalarda Türkiye ile İsrail arasındaki gerginlik arttı. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı İsrail devletinin yok edilmesi çağrısında bulunmakla suçladı, bunun yanı sıra Tel Aviv, Osmanlı döneminde yaşandığı iddia edilen Ermeni katliamlarını tanıdı. Amerikan medya haberleri, Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'ı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı İsrail'e yönelik söylemini yumuşatmaya teşvik etmesi için ikna etmeye çalıştığını belirtiyor.

Mısır-İsrail ilişkileri, 1979 yılında iki taraf arasında barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana en düşük seviyesinde seyrediyor. İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın başlamasından bu yana iki taraf arasındaki iletişim güvenlik düzeyiyle sınırlı kalmaya devam ediyor. Kahire, Tel Aviv nezdinde yeni bir büyükelçi atamadı ve Mısır makamları da İsrail'in yeni büyükelçisini kabul etmedi. Böylece her iki büyükelçilik de yaklaşık iki yıldır büyükelçi düzeyinin altında bir temsille faaliyet gösteriyor.

Mısırlı askeri uzman Tümgeneral Usame Kebir, bölgesel gelişmelerin ve bölgenin karşı karşıya olduğu tehditlere ilişkin kamuoyuna yapılan açıklamaların, bunun yanı sıra Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi söylemde artan gerginliğin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İsrail'i Ortadoğu için bir tehlike olarak değerlendirmesinin, bölge ülkelerinin aralarındaki iş birliğini güçlendirmeye yönelmesini doğal hale getirdiğini kaydetti.

Ankara ve Kahire: İş birliği mi, ittifak mı?

Kumandanlar ve Kurmay Koleji danışmanı Tümgeneral Usame Kebir, yaptığı açıklamada, Mısır ile Türkiye arasındaki askeri iş birliğinin bir askeri ittifak olmadığını, aksine askeri üretim ve ortak eğitim gibi birçok alanı kapsayan bir iş birliği niteliği taşıdığını belirtti. Kebir, bu iş birliğinin, iki ülke arasındaki ilişkilerin yıllarca dondurulmasına yol açan krizden önce de var olduğuna dikkati çekti.

İki ülke arasındaki ilişkilerin 2024 yılı boyunca Kahire ile Ankara arasındaki resmi ziyaretlerin yeniden başlamasıyla birlikte normal seyrine dönmeye başladığını, bunun siyasi ve diplomatik ilişkilerin güçlü bir şekilde yeniden tesis edilmesine katkı sağladığını ifade eden Kebir, askeri iş birliğinin yeniden başlamasının bu siyasi yakınlaşmanın doğrudan sonucu olarak gerçekleştiğini vurguladı. Kebir, bu iş birliğinin ilk meyvelerinin, 13 yıllık bir aradan sonra geçtiğimiz yıl eylül ayında Mısır ve Türkiye donanmalarının katılımıyla ‘Dostluk Denizi’ adlı deniz tatbikatının yeniden başlatılması şeklinde ortaya çıktığını belirtti. Kebir ayrıca, yaklaşık iki ay önce Mısır ve Türk hava kuvvetleri arasında bir Mısır üssünde başka bir ortak tatbikatın gerçekleştirildiğini kaydetti.

Korgeneral Eşref Zahir'in Türkiye'ye yaptığı ziyaretin, iki ülke arasındaki askeri iş birliği bağlarını güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini, bu ziyaretin ilk olmadığını, siyasi ilişkilerin yeniden tesis edilmesinin ardından askeri ilişkileri geliştirmeye yönelik çabalar çerçevesinde bundan önce Mısır Genelkurmay Başkanı'nın bir ziyaretinin gerçekleştiğini belirten Kebir, ülkeler arasında askeri sanayiler alanında deneyim paylaşımının, disiplinli bir güvenlik sistemi aracılığıyla bilgi aktarımına katkı sağladığını ve silah satın alma maliyetlerini düşürmeye yardımcı olduğunu vurgulayarak, Türk İHA’larının Mısır içinde üretilmesine yönelik bir eğilimin bulunduğuna dikkat çekti.

dfgtrhyu
Gözlemciler, Mısır ile Türkiye arasında savunma alanındaki iş birliğinin her iki taraf için de büyük önem taşıdığını belirtiyor (Facebook - Mısır Silahlı Kuvvetleri)

Savunma sanayii alanındaki askeri iş birliğinin, teknik ve teknolojik deneyim paylaşımı yoluyla her iki taraf için de kazanımlar sağladığını, silah sistemlerinin geliştirilmesine hizmet ettiğini, bunun yanı sıra askeri harcamaların rasyonelleştirilmesine katkı sunduğunu belirten Kebir, Mısır ile Türkiye arasında uzun vadeli askeri iş birliği anlaşmaları imzalanmasının, iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri güçlendireceğini ve istikrarlarını destekleyeceğini, bunun da gelecekte gerginliğin yeniden yaşanma ihtimalini azaltacağını vurguladı.

Öte yandan Milli Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk, geçtiğimiz perşembe günü düzenlediği basın toplantısında, Mısır ve Türk savunma bakanlarının niyet mektubunu imzalamasının, iki ülkenin karşılıklı güven ve ortak çıkarlar temelinde ilişkilerini derinleştirme yönündeki güçlü isteğini ve ‘bölgede barış, istikrar ve güvenliğin sağlanmasına katkı sağlayacak yeni iş birliği alanları oluşturma’ iradesini yansıttığını belirtti. Aktürk, askeri heyetler düzeyinde karşılıklı temaslar yoluyla iş birliğinin genişletildiğine, savunma ve güvenlik alanında diyaloğun güçlendirildiğine, askeri eğitim, ortak operasyonlar ve savunma sanayileri alanlarında adımlar atıldığına işaret etti.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."



Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de aralarında olduğu 8 ülkeden İsrail’e ortak tepki: Filistinlilerin zorla tehciri kabul edilemez

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de aralarında olduğu 8 ülkeden İsrail’e ortak tepki: Filistinlilerin zorla tehciri kabul edilemez

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya, Pakistan, Türkiye, Katar ve Mısır dışişleri bakanları, pazar günü İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Savunma Bakanı Israel Katz’ın Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin tehcir edilmesine ilişkin açıklamalarını sert bir şekilde kınadı. Bakanlar, açıklamalarda Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmaya yönelik plan ve mekanizmaların gündeme getirilmesini de reddetti.

Bakanlar ortak açıklamada, söz konusu açıklama ve önerileri kışkırtıcı olarak nitelendirerek bunların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukukun temel ilkelerini açıkça ihlal ettiğini ve Filistin halkının meşru ve devredilemez haklarına doğrudan tehdit oluşturduğunu belirtti.

Açıklamada, Filistinlilerin tehcir edilmesini amaçlayan her türlü girişim ve planın kesin bir dille reddedildiği vurgulandı. Bu girişimlerin işgal altındaki Filistin toprakları içinde veya dışında olmasına ya da hangi ad ve gerekçeyle sunulmasına bakılmaksızın reddedildiği belirtilirken zorla tehcire yönelik çağrıların resmî politikaya veya Filistinlileri topraklarından koparmayı hedefleyen fiili uygulamalara dönüştürülmesinin ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuldu.

Bakanlar, bu tür adımların başta ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planı olmak üzere uluslararası barış çabalarına doğrudan meydan okuma niteliği taşıdığını belirtti. Açıklamada, söz konusu planın zorla tehciri reddettiğine dikkat çekilerek bu tür girişimlerin bölgedeki istikrarın sağlanması ihtimalini zayıflatabileceği uyarısı yapıldı.

Ortak açıklamada, Gazze Şeridi’nin işgal altındaki Filistin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken Gazze ile Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistin topraklarının bütünlüğünün korunması gerektiği ifade edildi.

Bakanlar, adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın tek yolunun iki devletli çözümün hayata geçirilmesi olduğunu belirtti. Bu kapsamda, ilgili uluslararası meşruiyet kararları doğrultusunda 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması gerektiğini vurguladı.

Bakanlar ayrıca uluslararası topluma ve özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sorumluluklarını yerine getirerek işgal altındaki Filistin topraklarında yeni bir demografik veya coğrafi gerçeklik dayatma girişimlerine karşı çıkma çağrısında bulundu.

Açıklamada, uluslararası hukuk kurallarına uyulmasının güvence altına alınması istenirken Filistin halkının kendi topraklarındaki varlığını ve direncini destekleme kararlılığı yinelendi. Ayrıca Filistin meselesini ortadan kaldırmaya veya Filistin halkının meşru haklarını zayıflatmaya yönelik her türlü girişimin reddedildiği belirtildi.


İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Michael Harari

İsrail’in Suriye’nin kuzeyine düzenlediği son saldırı, Kudüs ile Ankara arasındaki gerilimin ciddi şekilde tırmanmasına yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, son üç yılda belirgin biçimde kötüleşirken, derin görüş ayrılıklarının merkezinde, en azından Suriye’de Esed rejiminin devrilmesine kadar, Filistin meselesi ve Gazze savaşı yer aldı. Bugün ise Şam’daki yeni yönetimle birlikte Suriye, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın bir başka cephesine dönüşmüş durumda. Bu durum, ağustos ayının ortalarında İsrail’in düzenlediği saldırının da gösterdiği üzere, tarafları tehlikeli biçimde doğrudan bir çatışmaya yaklaştırabilir. İki ülkenin kasıtlı ya da istemeden doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için öncelikle her iki tarafın çıkarlarının ortaya konulması ve sınırlarının net biçimde belirlenmesi gerekiyor.

hjg
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 17 Nisan 2026’da Antalya’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaki bir oturumda konuşma yapıyor. (Reuters)

İsrail, son dönemde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarına rağmen Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında değil. Ancak olası bir İran senaryosuna karşı Suriye hava sahasında hareket serbestisini korumak istiyor. Bununla birlikte İsrail, Şera hükümetine yönelik derin şüphelerini sürdürüyor. Barrack da yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kaygıları dikkat çekici bir ayrıntı düzeyi ve kayda değer bir tarafsızlıkla açıkladı.

İsrail ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun genişlemesini veya aşırı ölçüde kalıcı hale gelmesini engellemek istiyor. Daha somut ifadeyle İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki mevcut askeri varlığını genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Tüm bu hesaplamaların arka planında ise 7 Ekim’in yarattığı sonuçlar ve sonrasında İsrail’de ortaya çıkan yeni zihniyet bulunuyor. Bu zihniyet, kontrol altına alma politikasına dayanan yaklaşımları sert ve zaman zaman aşırı bir biçimde reddediyor.

Türkiye ise İsrail’le doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak Ankara, İsrail’in bölgedeki çeşitli cephelerde yürüttüğü ve giderek ‘yoğunlaşan İsrail faaliyetleri’ olarak değerlendirdiği girişimlerden duyduğu endişeyi artırıyor ve bunları bölgede ‘İsrail hegemonyası’ kurma çabası olarak görüyor.

Ankara, özellikle Suriye’de Şera hükümetini, başta Kürt meselesi olmak üzere hayati çıkarlarını korumasına ve aynı zamanda Suriye’de ve ötesinde nüfuzunu genişletmesine yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu daha geniş hedefin son dönemdeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.

Suriye ise kendisini iki tarafın arasında sıkışmış halde buluyor. Bir yandan İsrail’in saldırısı siyasi açıdan Şam’ın işine geliyor. Saldırı, Şam’ın ‘İsrail’in saldırgan niyetleri’ ve Suriye’nin egemenliğinin ihlal edildiğine ilişkin söylemini güçlendirirken, İsrail’in faaliyetlerini sınırlandırması yönündeki uluslararası baskının artmasına da katkı sağlayabilir. Öte yandan Suriye’nin giderek tırmanan bir İsrail-Türkiye karşılaşmasının sahasına dönüşmesi, Şera’nın ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirme ve ağır ekonomik sorunlarla mücadele etme çabalarını doğrudan zayıflatıyor. Bölgedeki pek çok dosyada olduğu gibi çözümün anahtarı Washington’da bulunuyor. ABD, yakın bölgesel ortakları olan İsrail ve Türkiye ile, siyasi açıdan büyük yatırım yaptığı Suriye hükümeti arasında denge kurmaya çalışırken, stratejik odağını İran üzerinde tutmak istiyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Barrack’ın son açıklamaları İsrail’i açıkça sorumlu tutan bir nitelik taşıdı. Barrack, ABD’nin Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınan havaalanında askeri varlık kurma yönündeki iddia edilen planlarına ilişkin İsrail istihbaratını incelediğini ve bu bilgilerin doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi. İsrail’de yaklaşan seçimlere yaptığı gönderme ise daha da dikkat çekiciydi. Başkan Trump bu açıklamalara doğrudan yanıt vermedi ve Barrack’ın tutumunu destekleyip desteklemeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, adil bir değerlendirme açısından Barrack’ın Ankara’ya olan açık yakınlığının da göz önünde bulundurulması gerekiyor.

scfv
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan fotoğrafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’nun beşinci oturumunun açılış töreninde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile tokalaştığı görülüyor. (AFP)

İsrail ile Türkiye’nin bugün Suriye’de birbirlerinin ‘kırmızı çizgilerini’ test ettiği görülüyor. Taraflar, Suriye hükümeti ve merkezi yönetimin ülkenin tamamında kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştığı bir dönemde, kendi çıkarlarını koruma ve nüfuzlarını genişletme konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini anlamaya çalışıyor.

Türkiye, Ankara ile yakın ilişkiler içinde olan, güçlü ve kararlı bir merkezi hükümetin Şam’da yönetimi elinde tutmasını ve kendisine Suriye’de geniş bir nüfuz alanı açmasını tercih ediyor. İsrail ise mevcut Suriye hükümetine ne ölçüde güvenebileceği konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun daha fazla genişlemesini veya kalıcı hale gelmesini açıkça istemiyor. Bununla birlikte iki tarafın ortak bir temel çıkarı bulunuyor: İran’ı Suriye’nin dışında tutmak. İlginç olan ise tarafların bu ortak paydanın öneminin henüz tam anlamıyla farkında görünmemesi.

Önümüzdeki haftalar, özellikle her iki taraftaki iç siyasi hesaplar nedeniyle kritik olacak. Bu durum, özellikle 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken daha da önem kazanıyor. Bu nedenle, aralarındaki gerilim ve düşmanlık giderek artan iki tarafın yanlış hesaplamalar yaparak daha büyük bir çatışmaya yol açmasını önlemek için ABD’nin daha kararlı biçimde devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 2015’te bir Rus uçağını düşürmesi ve Suriye hava savunmasının 2018’de Lazkiye üzerinde başka bir Rus uçağını düşürmesi, ilgili tarafların aslında tırmanmayı istemediği durumlarda bile krizlerin ne kadar hızlı biçimde daha geniş çaplı çatışmalara dönüşebileceğini hatırlatmalı.

Bu nedenle İsrail ile Türkiye’nin, kamuoyundan uzak ve üst düzey doğrudan bir iletişim kanalı açması gerekiyor. Böylece taraflar hayati çıkarlarını ortaya koyabilir ve bir şekilde kendi kırmızı çizgileri üzerinde müzakere yürütebilir. Böyle bir kanal, yanlış anlamaların ve bunların sonucunda hesaplanmamış bir çatışmanın ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir. Ayrıca iki taraf üzerinde ABD baskısına acilen ihtiyaç var. ABD, bu aşamada özel ve acil bir sorumluluk taşıyor. Washington’ın rolü, İsrail ile Türkiye’nin her ikisinin de istemediği bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek açısından belirleyici.


İstanbul açıklarında Türk bayraklı iki ticaret gemisi çarpıştı

Arka planda vapur bulunan Türk bayrağı (Arşiv- Reuters)
Arka planda vapur bulunan Türk bayrağı (Arşiv- Reuters)
TT

İstanbul açıklarında Türk bayraklı iki ticaret gemisi çarpıştı

Arka planda vapur bulunan Türk bayrağı (Arşiv- Reuters)
Arka planda vapur bulunan Türk bayrağı (Arşiv- Reuters)

İstanbul Valiliği bugün yaptığı açıklamada, Türk bayraklı iki ticari geminin İstanbul açıklarında, Marmara Denizi’nde çarpıştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre olayın ardından sahil güvenlik botları ve helikopterler arama-kurtarma çalışmaları için bölgeye sevk edildi.Valilik,gemilerden birinde herhangi hasar tespit edilmezken, 10 kişilik mürettebata sahip Tuğberk İmamaoğlu gemisi ile iletişim kurulamadığını ve  geminin batmış olabileceğinin değerlendirildiğini belirtti.