İsrail, Türkiye ile kötüleşen ilişkiler ortamında Suriye’deki operasyonlarını genişletiyor mu?

Analistler, Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerginliğin silahlı çatışmaya dönüşme olasılığını dışlıyor

İsrail ordusuna ait araçlar, Suriye’nin Kuneytra kentinin güney eteklerinde bulunan Ebu Diyab bölgesinden geçiyor. (Arşiv – AFP)
İsrail ordusuna ait araçlar, Suriye’nin Kuneytra kentinin güney eteklerinde bulunan Ebu Diyab bölgesinden geçiyor. (Arşiv – AFP)
TT

İsrail, Türkiye ile kötüleşen ilişkiler ortamında Suriye’deki operasyonlarını genişletiyor mu?

İsrail ordusuna ait araçlar, Suriye’nin Kuneytra kentinin güney eteklerinde bulunan Ebu Diyab bölgesinden geçiyor. (Arşiv – AFP)
İsrail ordusuna ait araçlar, Suriye’nin Kuneytra kentinin güney eteklerinde bulunan Ebu Diyab bölgesinden geçiyor. (Arşiv – AFP)

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki kara ihlallerinin sürmesi ve son dönemde bu eylemlerin ivme kazanması, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesine yol açıyor.

İki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan bu bozulma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz haziran ayında yaptığı açıklamalarla belirginleşti. Erdoğan, Türkiye’nin güvenliğinin Hatay’dan başlamadığını, Halep, Şam ve Beyrut’tan itibaren şekillendiğini vurgulayarak, Ankara’nın ‘vaat edilmiş topraklar’ illüzyonuna izin vermeyeceğini ifade etti. Erdoğan ayrıca, İsrail’in Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırılarının Türkiye’yi de tehdit eder boyuta ulaştığı değerlendirmesinde bulundu.

Buna karşılık İsrailli yetkililerden de Türkiye’ye yönelik sert açıklamalar geldi. İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, 29 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Ankara’nın Suriye’de askeri üs kurma planlarını hayata geçirmesi durumunda, İsrail’in de Suriye toprakları içinde askeri üsler kurabileceği tehdidinde bulundu.

İki ülke arasında karşılıklı siyasi ve söylemsel tırmanış sürerken, İsrail’in Beşşar Esed rejiminin 2024 yılı sonlarında devrilmesinden bu yana Suriye’de sürdürdüğü askeri varlığını ve sınır ihlallerini daha da genişletip genişletmeyeceği merak konusu oldu.

Konuya ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Suriyeli siyasetçi ve hukukçu Muhammed Sabra, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki eylemlerinin üç temel nedene dayandığını belirtti. Sabra, ilk olarak, Suriye üzerinden geçebilecek bölgesel mal ve enerji tedarik zincirlerini engellemek amacıyla bölgede güvenlik zafiyetinin sürdürülmek istendiğini kaydetti. Netanyahu hükümetinin bu doğrultuda Suveyda’daki ayrılıkçı grupları desteklediğini, Dera ve Kuneytra vilayetlerini ise sürekli bir güvenlik endişesi ve gerilim altında tuttuğunu belirten Sabra, Körfez’deki enerji kaynakları ile lojistik dağıtım merkezlerini Suriye üzerinden Türkiye’ye veya Akdeniz aracılığıyla Avrupa’ya bağlayacak her türlü bölgesel projenin Suriye’nin güneyinden geçmek zorunda olduğunu, bölgedeki güvensizlik ortamı sürdükçe bu projelerin askıda kalacağını vurguladı.

Güvenlik durumunun enerji hatları üzerindeki olumsuz etkisine örnek olarak, aslen Golan Tepeleri üzerinden geçen ancak İsrail işgalinin ardından faaliyetleri durdurulan Tapline petrol boru hattı gösteriliyor.

Sabra’ya göre ikinci etken, İsrail’de önümüzdeki ekim ayında yapılması planlanan genel seçimler. Sağ koalisyonun seçimleri kazanma hedefiyle güvenlik konusunu merkeze aldığını belirten Sabra, İsrail hükümetinin Suriye kaynaklı tehdit söylemlerini bu amaçla kullandığını ifade etti.

İsrail’in hamlelerinin arkasındaki üçüncü neden ise Suveyda’daki bazı yerel dini liderlerin ayrılıkçı arzularını canlı tutmak ve böylece Şam yönetiminin ülke genelinde tam kontrol sağlama politikalarını boşa çıkarmak olarak değerlendiriliyor.

İsrail ordusuna ait araçlar, Suriye’nin Kuneytra kentinin güney eteklerinde bulunan Ebu Diyab bölgesinden geçiyor. (Arşiv – AFP)
İsrail ordusuna ait araçlar, Suriye’nin Kuneytra kentinin güney eteklerinde bulunan Ebu Diyab bölgesinden geçiyor. (Arşiv – AFP)

Diğer yandan Türkiye, küresel iş bölümü haritasındaki konumunu sağlamlaştırmayı ve bu doğrultuda Körfez’i ve Asya’yı Avrupa’ya bağlayan enerji ve ticaret ağlarında bir lojistik merkeze dönüşmeyi hedefliyor. Sabra’ya göre bu durum sürece farklı bir boyut kazandırıyor: “Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiyi tanımlamak için ‘çatışma’ yerine ‘rekabet’ ifadesini kullanmak daha doğru. Bu rekabet Suriye’nin kendisiyle ilgili değil; her iki ülkenin bölgenin jeopolitik olarak yeniden şekillendirilmesine yönelik projelerine ve tedarik zinciri ağlarındaki rollerine ilişkin yaklaşımlarından kaynaklanıyor.”

Bununla birlikte, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi beklenmiyor. Sabra, Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak ittifak antlaşmasından doğan yükümlülükleri bulunduğunu, İsrail’in ise NATO ile antlaşması olan ve ‘ittifak dışı stratejik müttefik’ statüsünde yer alan bir ülke olduğunu hatırlattı.

Her iki ülkenin hareket alanının NATO’nun dengeleri ve ittifakla olan yükümlülükleriyle sınırlandırıldığını belirten Sabra, konuya ilişkin değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “Aralarındaki süreç bir rol ve konum rekabetidir; geleneksel anlamda bir çatışma değildir. Yani taraflardan hiçbiri diğerini askeri olarak mağlup etmeyi amaçlamamaktadır. Dolayısıyla Suriye’de Türkiye ile İsrail arasında herhangi bir askeri çatışma yaşanması son derece düşük bir ihtimaldir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı kabul etti. (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı kabul etti. (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Sabra ayrıca şu değerlendirmede bulundu: “Bölgenin içinden geçtiği bu belirsizlik sürecinde Suriye açısından kritik önem taşıyan husus; milli egemenliğimizi korumak, hiçbir tarafa karşı haklarımızdan taviz vermemek, iç güvenlik istikrarını sağlamak ve Suriye’nin Arap dünyasıyla olan derin bağları çerçevesindeki koordinasyonunu artırmaktır. Zira bölge, kendisini rakiplerin kozlarını paylaştığı bir alan olmaktan çıkarıp, geleceğimizi şekillendiren küresel stratejilerde etkin bir aktör konumuna taşıyacak özgün bir stratejik vizyona sahip olmak zorundadır.”

Seçimler

Jusoor Araştırma Merkezi Direktörü Vail Alvan, İsrail’in Suriye'nin güneyindeki kara ihlallerinin mevcut seviyede devam edeceğini ve bu durumun önümüzdeki ekim ayında yapılması planlanan İsrail genel seçimlerine kadar süreceğini öngördü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Alvan, “Netanyahu hükümeti her zaman askeri ve saha geriliminden ziyade siyasi tansiyonu yüksek tutmaya, Gazze, Güney Lübnan ya da Suriye üzerinden sürekli bir medya gündemi oluşturmaya ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla mevcut ivmedeki bu tırmanış, İsrail’in iç ve dış kamuoyuna kendi söylemleri doğrultusunda mesaj verme baskısının bir sonucudur” değerlendirmesinde bulundu. Alvan, Türkiye ile İsrail arasında siyasi ve medya söylemi düzeyinde yaşanan gerilimin bir boyutunun da bu yaklaşımla ilgili olduğunu belirterek, Tel Aviv’in iç siyasi hedefler doğrultusunda ‘dış tehdit’ algısı inşa edip bunu pazarlamaya çalıştığını ifade etti.

ABD’nin bu durumu kontrol altında tutmak adına İsrail üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Alvan, “Bu durum yalnızca söylemlerden ibaret değil; ortada fiziki ihlaller, tırmanan bir gerilim, provokasyon ve saldırılar söz konusu. İsrail, Suriye’deki istikrarı hedef alarak Türkiye’ye mesaj verme arayışında” ifadelerini kullandı.

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, geçtiğimiz aralık ayında işgal altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan bir gözlem noktasını ziyaret etti. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, geçtiğimiz aralık ayında işgal altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan bir gözlem noktasını ziyaret etti. (DPA)

Alvan’a göre Türkiye ve İsrail tarafları mevcut gerilimi tırmandırmama ya da düşürme çabası içinde olmasalar da, sürecin daha fazla şiddetlenmesi ve şu an tanık olunan medya düzeyindeki angajman kurallarının dışına çıkması beklenmiyor. Bununla birlikte Alvan, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki kara ihlallerinin ‘Türkiye’ye baskı yapmaktan ziyade, yaklaşan seçimlerde Netanyahu lehine müdahalede bulunmasını sağlamak amacıyla ABD’nin tutumuna baskı kurmak için tırmandırılabileceğini’ belirtti.

Alvan ayrıca, ‘Netanyahu hükümeti üzerinde bir ABD baskısının bulunduğunu, ancak bu baskının ihlalleri, saldırıları, gerilimi ve provokasyonları tamamen sona erdirmek için yeterli seviyede olmadığını’ ifade etti.



Mısır ile Türkiye arasında "Üretimden İhracata" büyüyen askerî ortaklık

Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaretten. (Arşiv-Mısır Askerî Sözcüsü)
Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaretten. (Arşiv-Mısır Askerî Sözcüsü)
TT

Mısır ile Türkiye arasında "Üretimden İhracata" büyüyen askerî ortaklık

Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaretten. (Arşiv-Mısır Askerî Sözcüsü)
Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaretten. (Arşiv-Mısır Askerî Sözcüsü)

Mısır ile Türkiye arasındaki savunma sanayisi ve askeri iş birliği, iki ülke arasında büyüyen stratejik ortaklık ve bölgede artan gerilimin ortasında ortak üretimden üçüncü ülkelere ihracata uzanan yeni bir döneme giriyor.

İki ülke dışişleri bakanlarının dün gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde vurgulanan gelişen ikili ilişkiler, uzmanlara göre önümüzdeki dönemde askeri ortaklığın daha da derinleşeceğine işaret ediyor.

Savunma sanayiinde ortak ihracat dönemi

Türkiye Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Genel Müdürü İlhami Keleş, El Alameyn Uluslararası Havacılık Fuarı marjında yaptığı açıklamada, Mısır mevzuatına uygun olarak Kahire'de "Zafer" adında bir şirket kurduklarını açıkladı. Keleş, Mısır Askeri Üretim Bakanlığı ile patlayıcı maddeler, mühimmat ve çeşitli askeri teçhizatın ortak üretimine ilişkin sözleşme imzalandığını belirtti.

Keleş ayrıca şu kritik detayları paylaştı:

Hibrit tehditlere karşı geliştirilen "Tolga" sistemine Mısır'ın ilgisinin arttığı, Mısır Silahlı Kuvvetleri envanterine girmesi amacıyla sembolik bir satış yapıldığı ve bu sistemin Mısır'daki ortak girişim üzerinden tüm Afrika ve Körfez pazarına pazarlanması için altyapı kurulduğu bildirildi.

Mısır'ın askeri araç üretim kapasitesinin Türk sistem ve donanımlarıyla entegre edilerek ortak üretim yapılmasına yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Askeri diplomaside artan trafik

2023 yılında 12 yıllık siyasi kesintiyi sona erdiren mutabakatların ardından Mısır-Türkiye yakınlaşması son aylarda üst düzey temaslarla hız kazandı:

Şubat 2024: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin katılımıyla Kahire'de Askeri İş Birliği Anlaşması imzalandı.

Mayıs 2024: Mısır Genelkurmay Başkanı Ahmed Halife Türkiye'yi ziyaret ederek Türk mevkidaşı Metin Gürak ile görüştü; "Dostluk Denizi" ortak tatbikatının yeniden başlatılması ele alındı.

Temmuz 2024: Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir Türkiye'ye tarihi bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret öncesinde Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Mutlu Şen, iki ülke orduları arasındaki ilişkilerin bölge ve dünya barışına katkı sağlayacağını vurguladı.

Ağustos 2025: İki ülke arasında dikine kalkış-iniş yapabilen (VTOL) insansız hava araçlarının (İHA) ortak üretimine ilişkin anlaşma imzalandı.

Askeri Uzman Adel el-Umda, bu ortaklığın sadece silah alımıyla sınırlı kalmayıp teknoloji transferi, ortak üretim ve ihracatı kapsaması açısından stratejik bir nitelik taşıdığını vurguladı. Türk analist Taha Odehoğlu ise savunma iş birliğinin Ortadoğu'nun iki ana aktörü arasındaki görüşmelerin daimî gündem maddesi haline geldiğini belirtti.

Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi hazırlıkları

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdullati ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye'de düzenlenmesi planlanan Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi toplantısının hazırlıklarını ele aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Konseyin; İHA üretimi, ortak tatbikatlar, deniz/hava güvenliği ve Afrika ile Arap pazarlarına yönelik ortak pazarlama süreçlerinde kurumsal bir çerçeve sunduğu ifade ediliyor.

İsrail'in endişeleri ve bölgesel dengeler

Mısır-Türkiye askeri yakınlaşması İsrail basınında endişeyle takip ediliyor. Uzmanlar, bu ortaklığın üçüncü bir tarafa karşı savunma paktı oluşturmaktan ziyade her iki ülkenin kendi savunma kapasitelerini ve caydırıcılığını artırma amacını taşıdığı değerlendirmesinde bulunuyor.


Türkiye, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadı

Husi terör örgütünün Suudi Arabistan’daki kentlerde sivil yerleşimlere yönelik saldırılarının oluşturduğu hasar (Şarku’l Avsat)
Husi terör örgütünün Suudi Arabistan’daki kentlerde sivil yerleşimlere yönelik saldırılarının oluşturduğu hasar (Şarku’l Avsat)
TT

Türkiye, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadı

Husi terör örgütünün Suudi Arabistan’daki kentlerde sivil yerleşimlere yönelik saldırılarının oluşturduğu hasar (Şarku’l Avsat)
Husi terör örgütünün Suudi Arabistan’daki kentlerde sivil yerleşimlere yönelik saldırılarının oluşturduğu hasar (Şarku’l Avsat)

Türkiye Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Husilerin Suudi Arabistan’ın Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki sivil ve ekonomik hedeflere yönelik saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadı. Saldırılarda kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu çok sayıda sivilin yaralandığı belirtildi. Ankara ayrıca Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemileri hedef almaya devam etmesini ve uluslararası deniz taşımacılığının güvenliği, emniyeti ve seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmesini kınadı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, “Suudi Arabistan’ı hedef alan, sivillerin can ve mal güvenliğini hiçe sayan ve bölgedeki gerilimi artıran Husi saldırılarını en güçlü şekilde kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, “Suudi Arabistan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğimizi yineliyoruz” denildi.

Bakanlık ayrıca saldırıların, Yemen’deki çatışmayı kalıcı bir siyasi çözüm yoluyla sona erdirmeyi amaçlayan diplomatik çabalara da zarar verdiğini vurguladı.


Ankara, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkileri ‘daha yüksek seviyelere’ taşımayı hedefliyor

Türkiye, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. (Şarku’l Avsat)
Türkiye, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Ankara, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkileri ‘daha yüksek seviyelere’ taşımayı hedefliyor

Türkiye, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. (Şarku’l Avsat)
Türkiye, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkileri, ticaret hacmi ve geleneksel yatırım alışverişindeki büyümenin ötesine geçerek yenilenebilir enerji ve savunma sanayisinden turizm ve lojistik hizmetlerine kadar uzanan sektörlerde sermaye, uzmanlık ve teknolojinin bir araya geldiği uzun vadeli sanayi ve yatırım ortaklıklarının kurulacağı yeni bir aşamaya giriyor.

Bu dönüşüm, Suudi yatırımcıların fonlar ile birleşme ve satın alma işlemleri aracılığıyla Türkiye’deki varlık ve şirketlere yönelik artan ilgisiyle öne çıkarken, Türk şirketleri de Suudi Arabistan’daki varlıklarını genişletmeye ve ülkenin Vizyon 2030 hedefleri ile büyük projelerinin sunduğu fırsatlardan yararlanmaya çalışıyor. Enerji ve savunma, iş birliğinin genişletilmesi açısından öne çıkan alanlar olurken, iki ülke ortak yatırım, teknoloji transferi ve sanayinin yerlileştirilmesine dayalı bir ekonomik ilişkiler modeli oluşturma yolunda ilerliyor. Bu durum, Suudi Arabistan-Türkiye ortaklığına ticaretteki dalgalanmalara daha az bağlı, daha sürdürülebilir bir boyut kazandırıyor.

Bu çerçevede, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, son yıllarda Türkiye’deki Suudi yatırımlarında dikkat çekici bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Dağlıoğlu, yatırımcıların birleşme ve satın alma işlemleri ile Türk şirketlerinde hisse alımına ve fonlar üzerinden yatırım yapmaya ilgisinin arttığını, bunun yanı sıra Suudi sermayesinin bankacılık ve finansal hizmetler, imalat sanayisi, gayrimenkul ve aile şirketleri gibi sektörlerdeki varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Dağlıoğlu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi tarafından İstanbul’da düzenlenen İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi kapsamında gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Türk şirketlerinin de Suudi Arabistan pazarındaki varlıklarını genişlettiğini ifade etti. Türk şirketlerinin, Vizyon 2030 ile Krallık’ta yürütülen büyük projelerin sunduğu fırsatlardan özellikle imalat, hizmetler, sağlık, hastaneler ve lojistik sektörlerinde yararlandığını kaydetti.

Daha fazla güven

Son yıllarda Riyad ile Ankara arasındaki ilişkilerde yaşanan olumlu gelişmelerin iki ülkeden yatırımcılara daha fazla güven verdiğini ve ticaret ile yatırımların yükseliş eğilimine girmesine katkı sağladığını belirten Dağlıoğlu, iki ülke arasındaki ilişkilerin şirketlerin pazarlara giriş ve uzun vadeli yatırım kararlarında önemli bir gösterge oluşturduğunu ifade etti.

Dağlıoğlu, Türkiye’deki Suudi yatırımlarının gerçek hacminin resmi verilerde görülenden daha yüksek olabileceğine dikkat çekti. Bazı yatırımların uluslararası finans merkezlerinde kayıtlı fonlar ve şirketler üzerinden gerçekleştirilmesi nedeniyle bunların her zaman doğrudan Suudi sermaye akışı olarak kaydedilmediğini belirtti.

FGBHJU
Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu (Şarku’l Avsat)

Dağlıoğlu, bu durumun Suudi yatırımcıların kullandığı araçların geliştiğini gösterdiğini belirterek, yatırımcıların şirketlerden hisse satın almak veya birleşme ve satın alma işlemlerini finanse etmek için fonlara ve uluslararası yatırım yapılarına daha fazla başvurmaya başladığını söyledi.

Yenilenebilir enerji

Dağlıoğlu, Suudi Arabistan merkezli Acwa Power şirketinin Türkiye’deki yenilenebilir enerji projelerine dahil olmasını, iki ülke arasındaki yatırım ilişkilerinin yönünü gösteren önemli bir örnek olarak değerlendirdi. Bu alandaki iş birliğinin geniş fırsatlar barındırdığını belirten Dağlıoğlu, Türkiye’nin temiz enerji kapasitesini artırmaya ihtiyaç duyduğunu, Suudi şirketlerin ise büyük ölçekli projelerin geliştirilmesi, finansmanı ve işletilmesi konusunda ileri düzeyde deneyime sahip olduğunu ifade etti.

Dağlıoğlu, büyük kapasiteli yenilenebilir enerji üretim projelerini kapsayan yatırım taahhütlerinin bulunduğuna işaret ederek, Türkiye’nin Antalya’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e ev sahipliği yapacağı dönemde, önümüzdeki süreçte bu alanda ilave adımların açıklanmasını beklediğini söyledi.

Enerji sektörünün iki ülke arasındaki ortaklığın başlıca eksenlerinden birine dönüşebileceğini belirten Dağlıoğlu, Suudi Arabistan’ın yenilenebilir enerji alanındaki uluslararası yatırımlarını genişletme yönündeki yaklaşımına ve Türkiye’nin enerji karmasında temiz kaynakların payını artırma hedeflerine dikkat çekti.

Savunma iş birliği

Öte yandan SAHA İstanbul Genel Sekreteri Muttalip Tütüncü, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki savunma iş birliğinin artık yalnızca ürün satışı veya ihracat anlaşmalarıyla sınırlı kalmadığını, teknoloji transferi, sanayinin yerlileştirilmesi ve ortak üretim kapasitelerinin geliştirilmesini kapsayan stratejik bir ortaklığa doğru ilerlediğini söyledi.

Tütüncü, Suudi Arabistan’ın savunma sanayisini yerlileştirme hedeflerinin, Türkiye’nin son yıllarda oluşturduğu sanayi ve teknoloji kapasitesiyle örtüştüğünü, bunun da iki tarafın şirket ve kurumları arasında daha geniş kapsamlı bir iş birliğinin önünü açtığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın yalnızca savunma ekipmanları ve sistemleri satın almayı hedeflemediğini ifade eden Tütüncü, ülkenin askeri sanayide yerli içeriğin payını artırma hedefleri doğrultusunda teknik bilgiye, üretim, geliştirme ve bakım kapasitesine sahip olmayı amaçladığını kaydetti.

Tütüncü, “Türk şirketleri Suudi Arabistan pazarını yalnızca ürün ihraç edilecek bir pazar olarak değil, uzun vadeli stratejik bir ortak olarak görüyor” diyerek, gelecekteki iş birliğinin ortak üretim, teknoloji transferi, nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve yerel tedarik zincirlerinin oluşturulmasını kapsayabileceğini vurguladı.

İki ülke arasındaki savunma ilişkisini, Suudi Arabistan’ın finansman ve yatırım imkanları ile Türkiye’nin teknik ve sanayi tecrübesinden yararlanan bir ‘sanayi entegrasyonu’ olarak nitelendiren Tütüncü, bu modelin havacılık, insansız sistemler, elektronik ve ileri teknolojiler gibi alanlara da yayılabileceğini ifade etti.

İki ülke arasındaki insansız hava aracı (İHA) anlaşmalarının savunma iş birliği açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Tütüncü, bunun iş birliğinin sonu değil, Suudi Arabistan’da sanayi ve üretim kapasitelerinin geliştirilmesini de kapsayabilecek daha geniş bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi.

Turizm ve mevsimsel entegrasyon

Turizm sektöründe ise Dağlıoğlu, iki ülkenin mevsimsel entegrasyona dayalı bir model oluşturma fırsatına sahip olduğunu belirtti. Türkiye’nin yaz aylarında çok sayıda Suudi turisti ağırladığını ifade eden Dağlıoğlu, Türk şirket ve turizm işletmecilerinin ise Suudi Arabistan’daki kış turizm sezonundan ve Krallık’ta hayata geçirilen yeni turizm ve eğlence projelerinden yararlanabileceğini söyledi.

WDEFRGT
SAHA İstanbul Genel Sekreteri Muttalip Tütüncü (Şarku’l Avsat)

Türk konaklama, işletmecilik ve turizm hizmetleri şirketlerinin Türkiye’de talebin düştüğü dönemlerde deneyim ve personellerini Suudi Arabistan pazarına taşıyabileceğini belirten Dağlıoğlu, bunun Suudi Arabistan’daki projelerin ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sağlayacağını ve Türk şirketleri için yeni fırsatlar oluşturacağını kaydetti.

Dağlıoğlu, Riyad ile Ankara arasındaki iş birliğinin yalnızca hükümetler ve büyük şirketlerle sınırlı olmadığını, yatırımcıların, girişimcilerin ve küçük ve orta ölçekli şirketlerin de birbirleriyle bağlantı kurmasını ve iki ülke pazarlarına girişlerinin kolaylaştırılmasını kapsadığını vurguladı.

Daha fazla büyüme

İki Türk yetkili, önümüzdeki dönemde karşılıklı yatırımlarda daha yüksek bir büyüme yaşanmasının beklendiğini belirtti. Bu büyümenin, ilişkilerdeki iyileşme, Suudi Arabistan’daki projelerin kapsamının genişlemesi, Suudi yatırımcıların Türkiye’deki varlık ve şirketlere yönelik artan ilgisi ve Ankara’nın sanayi, enerji ve teknoloji sektörlerini destekleyecek nitelikli yatırımları çekme hedefiyle desteklenmesi bekleniyor.

Bu süreç, Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerinin ticari ivmenin yeniden kazanıldığı bir aşamadan, ortak yatırım, teknoloji transferi ve kapasite entegrasyonuna dayanan daha derin ekonomik ve sanayi çıkarların oluşturulduğu bir döneme geçtiğini gösteriyor. Böylece iki ülke arasındaki ilişkiler, geleneksel ticaretteki dalgalanmaların ötesine geçen, uzun vadeli bir nitelik kazanıyor.