Cumhurbaşkanı Erdoğan Şarku’l Avsat’a konuştu: Mekke Anlaşması caydırıcılığı güçlendiriyor ve hiçbir ülkeyi hedef almıyor

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Şahbaz Şerif (SPA)
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Şahbaz Şerif (SPA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan Şarku’l Avsat’a konuştu: Mekke Anlaşması caydırıcılığı güçlendiriyor ve hiçbir ülkeyi hedef almıyor

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Şahbaz Şerif (SPA)
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Şahbaz Şerif (SPA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerin stratejik bir ilişki olduğunu belirterek, önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha üst seviyelere taşıyacak adımlar atılacağını açıkladı. Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonominin hayati damarlarından biri olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Temennimiz ve beklentimiz mevcut gerilimin mümkün olan en kısa sürede sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz şekilde hizmet veren rolüne dönmesidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta Mekke’de Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’le birlikte imzaladığı Mekke Savunma Anlaşması ardından Şarku’l Avsat’a konuştu.

Cumhurbaşkanı, Mekke Savunma Anlaşması’nı ABD ile İran arasındaki gerilimin konjonktürel bir yansıması olarak görmenin yanlış olduğunu belirterek, anlaşmanın salt askeri boyutuyla değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, “Bu anlaşmanın temel amacı caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, taraflar arasındaki dayanışma ruhunu pekiştirerek güvenlik bilincini güçlendirmek ve bölgesel istikrarı korumaktır” dedi.

Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkını teyit etmek amacıyla yapıldığını belirten Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığını, aksine katılmak isteyen tüm kardeş ülkelere açık olduğunu vurguladı.

Erdoğan ayrıca İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının derhal sona ermesi gerektiğini söyledi. Suriye’nin yeni bir aşamaya girdiğini belirten Erdoğan, en önemli beklentimizin bu aşamanın kalıcı barış, istikrar ve Suriye’nin yeniden imarı için zemin hazırlaması olduğunu ifade etti. Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde veya ülkenin herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek örgüt ya da yapıların varlığına izin vermeyeceğini söyledi.

Mekke Üçlü Anlaşması

*Sayın Cumhurbaşkanı, “Mekke Üçlü Anlaşması” fikri nasıl ortaya çıktı ve buna giden başlıca gelişmeler nelerdi?

Mekke Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni koşullar ve üç ülkenin ortak sorumluluklarının bilinci sonucunda doğdu. Bölgesel meselelerin bölge ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğine her zaman inandık ve bu yöndeki çözüm arayışlarını daima destekledik. Yaklaşımımızın temelini her zaman bu anlayış oluşturdu.

Bölgesel meselelerin, o bölgede rol oynayan aktörler tarafından çözüme kavuşturulması gerektiğine inanıyoruz. Bu adımla birlikte bunun gerçekleşmesi yönünde ilk adımı attığımızı düşünüyoruz.

Son dönemde yaşanan gelişmeler, kardeş ve dost ülkeler arasındaki eşgüdüm ve dayanışma çabalarının taşıdığı hayati önemi açıkça ortaya koydu. Türkiye olarak geçmişte olduğu gibi bugün de anlaşmazlıkları derinleştirmek yerine diyaloğu ve istişare kanallarını güçlendirmeye çağırıyoruz. Çünkü kalıcı barışın yalnızca çatışmaların sona erdirilmesiyle sağlanamayacağını; karşılıklı güven köprülerinin kurulması, güçlü siyasi irade ve ortak bir gelecek vizyonu oluşturulması gerektiğini biliyoruz.

gthyu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma günü Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalarken (SPA)

Dolayısıyla Mekke Savunma Anlaşması bu anlayışın bir ürünüdür. Bu anlaşma üç ülke arasındaki bir mutabakat olmanın ötesinde, bölgede istikrarı sağlamak ve kardeş ve dost halkların güvenlik ve huzur içinde yaşamasını mümkün kılmak konusunda üstlendiğimiz tarihi sorumluluğun bir göstergesidir.

Burada son derece önemli bir hususu vurgulamak istiyorum: Bu anlaşma, barış ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere açıktır.

Türkiye olarak bugün olduğu gibi geçmişte de barışı, istikrarı ve kardeşlerimizle dayanışmayı güçlendirmeyi destekledik ve desteklemeye devam edeceğiz. «Mekke Savunma Anlaşması»nı bu güçlü iradenin somut bir yansıması olarak görüyoruz. Başka ülkelerin bu anlaşmaya katılmasına yönelik hiçbir itirazımız yok.

İnşallah Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan olarak bölgemizde yeni bir işbirliği ve ortak çalışma döneminin kapısını açmış olacağız. Türkiye, bu kapıyı her zaman sonuna kadar açık tutma ve bölgede barış ve istikrarı güçlendirme çabalarına mümkün olan en güçlü katkıyı sunma iradesine sahiptir.

Anlaşmanın ABD-İran gerilimiyle bağlantısı

*Anlaşmanın ABD ile İran arasında tırmanan gerilimle bir bağlantısı var mı, yoksa üçlü koordinasyon fikri daha önce de gündemde miydi?

ABD ile İran arasındaki gerilimin yükselmesinin bölgede yaşanan gelişmeler açısından tehlikeli olduğu şüphesizdir. Ancak Mekke Savunma Anlaşması’nı yalnızca bu gerilimin konjonktürel bir yansıması olarak değerlendirmek yanlıştır. Böyle bir yaklaşım, Türkiye’nin izlediği politikaların ve niyetlerinin yanlış anlaşılmasına yol açar.

Bu anlaşma, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkını teyit etmek amacıyla yapılmıştır ve hiçbir ülkeyi hedef almamaktadır. Amaç, bölgede güvenliği, refahı ve istikrarı güçlendirmektir. Anlaşma, katılmak isteyen tüm kardeş ülkelere açıktır.

Bizim vizyonumuz yalnızca üç ülkeyle sınırlı değil. Anlaşmanın büyümesini, hatta bir gün uygun koşulların oluşması halinde bölgedeki tüm ülkelerin aynı çatı altında bir araya gelmesini arzu ediyoruz. Bu, bölgenin tamamında kalıcı istikrarın sağlanması yönünde atılabilecek en ideal adım olacaktır.

Bugün attığımız bu adım bir anda ortaya çıkmış değildir. Anlaşma uzun zamandır, anlaşmayı imzaladığımız ortaklarımızla ve bölgedeki diğer ülkelerle gerçekleştirdiğimiz görüşmeler ve toplantılar sırasında gündemdeydi.

Yıllardır bölgemizde barış ve güvenliğin güçlendirilmesinin, ilgili ülkeler arasında düzenli istişareleri gerektirdiğini vurguluyoruz. Çabalarımız da buna hizmet etmeye yönelikti. Çünkü bölgesel sorunların çözümü dışarıdan dayatılan reçetelerden uzak şekilde gerçekleştirilmelidir. Dışarıdan ithal edilen çözümlerin felaket getirdiğini çok iyi biliyoruz.

Bu nedenle Türkiye olarak sürekli şekilde bölge ülkelerinin kendi iradesine ve ortak aklına dayanan politikalar doğrultusunda hareket ettik.

Dolayısıyla Mekke Anlaşması’ndan doğan üçlü mekanizmayı belirli bir uluslararası duruma karşı verilmiş anlık bir tepki olarak görmüyoruz. Aksine bunu, bölgedeki gelişmeler karşısında stratejik bir iradeden hareketle attığımız güçlü bir adım olarak değerlendiriyoruz.

Türkiye olarak her zaman tırmanmadan ziyade diplomatik çözümlerden, çatışmadan ziyade diyalogdan, bölünmeden ziyade bölgesel işbirliği ve ortak çalışma bağlarının güçlendirilmesinden yanayız.

Türkiye tüm taraflarla konuşabilen ve zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülkedir. Bölgenin tamamında barış ve kalıcı istikrarın sağlanması için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.

Kolektif caydırıcılık

*Anlaşma savunma niteliği taşısa da metinde, taraflardan herhangi birine yönelik saldırının üç tarafa yönelik saldırı sayılacağı belirtiliyor. Bu doğru mu?

Evet. Adından da anlaşılacağı üzere Mekke Savunma Anlaşması kolektif savunma temelinde şekilleniyor. Ayrıca anlaşmanın kardeş ülkeler arasında Mekke’de imzalanması ona özel bir sembolik anlam kazandırıyor. Bu bizim için büyük bir memnuniyet kaynağıdır.

Mekke Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılık temelinde yükseliyor. Anlaşma, güvenlik ve savunma alanlarındaki işbirliğini güçlendirmeyi, savunma sanayisinde ortak projelerin geliştirilmesinin önünü açmayı ve terörle mücadele çabalarını desteklemeyi amaçlıyor.

Bu anlaşma herhangi bir tarafı hedef almıyor. Amacı halklarımız için barış, istikrar ve refahı sağlamaktır. Metindeki maddeler son derece açık ve herhangi bir belirsizlik içermiyor.

gthyuj
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif, ülkelerinin savunma ve dışişleri bakanları ile istihbarat teşkilatı başkanlarıyla birlikte Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından toplu fotoğraf çektirdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Anlaşmanın temel yaklaşımı, taraflardan birinin güvenliğine yönelik herhangi bir tehdidin diğer imzacı taraflar açısından da güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmesidir.

Ancak konuyu yalnızca askeri boyutuyla değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın temel amacı caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, tarafların güvenlik bilincini aralarındaki dayanışma ruhunu güçlendirerek pekiştirmek ve bölgesel istikrarı korumaktır.

Türkiye savunma ve güvenlik alanında büyük başarılar elde etmiş ve bu alanda herkesin takdirini kazanmıştır. Kardeş ve dost ülkelerle yapılan bu tür anlaşmalar sayesinde bu başarılarımızı barışı destekleyen bölgesel bir boyuta taşıyoruz.

Aynı zamanda anlaşmaya taraf ülkeler birbirleri açısından tehdit unsuru olmayacaklarını, aksine aralarındaki dayanışmayı güçlendirecek her türlü çabayı göstereceklerini taahhüt ediyor.

Mekke Savunma Anlaşması’nı imzalayan tarafların vermek istediği mesaj açık ve nettir: Güvenliğimiz hepimizin güvenliğini sağlayacak adımlarla mümkündür. Bu kapsayıcı yaklaşımı hayata geçirdiğimiz takdirde hepimiz için barış, istikrar ve refahı sağlamış olacağımıza inanıyoruz.

Bölgesel güvenlik sorumluluğu

*Ortadoğu’daki bölgesel güçlerin, geçmişte büyük güçlerin sorumluluğunda görülen güvenlik ve istikrarın sorumluluğunu artık üstlenmeye karar verdiği söylenebilir mi?

Bugün bölge ülkeleri kendi güvenliklerinin, istikrarlarının ve geleceklerinin sorumluluğunu her zamankinden daha fazla kendileri üstlenmek zorunda. Bu, her zaman savunduğumuz bir ilkedir: Bölgenin meselelerini hiç kimse bölge ülkeleri ve halkları kadar iyi bilemez.

Bölgesel gelişmelerin uluslararası yansımaları olabilir. Ancak bölgesel egemenliğin, ortak dayanışmanın ve kolektif iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın da güçlenmesine katkı sağlayacaktır.

Türkiye olarak bölge ülkeleri arasında güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla daha sağlam mekanizmaların ortaklaşa oluşturulmasının büyük önem taşıdığına inanıyoruz.

Bölge ülkelerinin çoğuyla iyi ilişkilerimiz bulunuyor ve bu ilişkilerin kalıcı, kurumsal işbirliklerine dönüştürülmesinin son derece faydalı olduğunun farkındayız.

Bu nedenle bölge ülkelerinin güvenliklerini ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarındaki kurumsal ilişkiler üzerinden güvence altına almaları gerektiğine inanıyoruz.

Mevcut tablo, bölgenin geleceğinin bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız şekilde şekillendirilemeyeceğini gösteriyor.

Amacımız dışlayıcı bloklar oluşturmak değil; egemenliğe ve toprak bütünlüğüne, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel işbirliği sistemi kurmak olmalıdır.

Türkiye bu yaklaşım doğrultusunda çalışmayı sürdürecek, gerektiğinde sorumluluklarını üstlenecek ve bölgede barış, güvenlik ve istikrarı güçlendirmek için diplomatik çabalarını sürdürecektir.

Enerji arz güvenliği

*Mekke Anlaşması küresel ekonomi açısından büyük önem taşıyan Körfez bölgesindeki güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacak mı?

Elbette. Ben de bunu böyle görüyorum. Başından beri vurguladığım gibi bölgemizin refahına, güvenliğine ve istikrarına hizmet edecek bir anlaşma imzaladık.

Körfez bölgesinin güvenliği yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret açısından da büyük önem taşıyor.

Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının güvenliğine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar çok sayıda konu doğrudan bu bölgenin güvenliği ve barışıyla bağlantılı.

Bu yalnızca teorik bir değerlendirme değil. Son aylarda yaşanan gelişmeler bunu açıkça ortaya koydu.

Bu nedenle Körfez bölgesinde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik her adımın yalnızca bölgesel açıdan değil, küresel barış ve refah açısından da büyük değer taşıdığına inanıyoruz.

Mekke Savunma Anlaşması’nın bölgede ortak güvenlik ve dayanışma anlayışının yerleşmesine önemli katkı sağlayacağını ve bölgede hâkim olan yaklaşımda değişim yaratacağını düşünüyoruz.

Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı değerlendirilemez. Siyasi istikrar ile ekonomik kalkınmanın el ele ilerlediğini defalarca vurguladım.

Avrupa, büyük savaşların ardından önce ortak hareket ederek istikrar ve güvenliği sağladı, ardından ekonomik bütünleşme ve refaha yöneldi. Biz de bütün bu acıları ve sıkıntıları yaşamadan birlikte bu aşamaya ulaşabiliriz.

Barış ve istikrar olmadan ticaretin, yatırımların ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değildir.

Körfez bölgesinin istikrarı aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği açısından stratejik bir meseledir.

Körfez'de barış ve istikrarı, kendi güvenliğimiz ve bölgesel barış vizyonumuzdan ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeye ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.

Hürmüz Boğazı

*Hürmüz Boğazı’ndaki durumun mevcut çatışma öncesindeki seyrine dönmesini bekliyor musunuz?

Hürmüz Boğazı yalnızca bölgesel değil, küresel öneme sahip bir bölgedir. Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret açısından son derece önemli bir stratejik geçiş noktasıdır.

Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin sonuçları yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmaz. Dünya bunun etkilerini petrol fiyatları üzerinden açık şekilde gördü ve hissetti.

Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonominin hayati damarlarından biri olduğu kanıtlandı.

Temennimiz ve beklentimiz mevcut gerilimin mümkün olan en kısa sürede sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz şekilde hizmet veren rolüne dönmesidir.

Bunun gerçekleşmesi ise tüm tarafların itidalli davranmasına ve diplomasi kanallarını açık tutmasına bağlıdır.

gthyju
İran'ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler (AFP)

Gerilimin tırmandırılmasını hiçbir zaman desteklemedik. Aksine sorunların müzakere yoluyla çözülmesini, tüm taraflarla diyalog kurulmasını savunduk. Tarafları aynı masa etrafında buluşturmaya çalıştık.

Çünkü Hürmüz Boğazı, Ukrayna veya Filistin konusunda kalıcı bir çözüme çatışma yoluyla değil, diplomasi yoluyla ulaşılabileceğini biliyoruz.

Böylesine önemli ve hassas bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerine büyük sorumluluk düşüyor.

Bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin Hürmüz Boğazı'nın istikrarına büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Hedef, Hürmüz Boğazı'nın güvenli ve istikrarlı normal düzenine dönmesi ve bu durumun sürdürülebilir ve kalıcı hale gelmesi olmalıdır.

Stratejik ilişki

*Suudi Arabistan ile mevcut ilişkilerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi ortak tarihimiz, kardeşlik bağlarımız ve karşılıklı çıkarlarımız tarafından şekillendirilmiş stratejik bir ilişki olarak görüyoruz.

Türkiye ve Suudi Arabistan yalnızca dost ve kardeş iki ülke değil, aynı zamanda bölgede barış, istikrar ve refah konusunda önemli sorumluluklar üstlenen iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizin kazandığı ivmeden memnuniyet duyuyoruz.

Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayisi, enerji ve turizm başta olmak üzere çok sayıda alandaki işbirliğimizi de geliştiriyoruz.

Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi güncel gelişmelerin ve konjonktürel koşulların ötesinde, uzun vadeli ortak çıkarlar ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz.

Bölgemizin son derece ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki sürekli istişare ve işbirliği her zamankinden daha büyük önem taşıyor.

Mekke Anlaşması’nın başta savunma işbirliği olmak üzere birçok alanda ilişkilerimizi güçlendireceğini düşünüyoruz.

Bölgemizin barışı ve istikrarına ilişkin ortak sorumluluklarımızın farkındayız ve buna göre hareket ediyoruz.

Türkiye olarak Suudi Arabistan'ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarına ve güvenliğine büyük önem veriyoruz.

Bölgemizde yaşanan herhangi bir kriz, ne kadar sınırlı olursa olsun, özellikle göç ve terör açısından bölgedeki tüm ülkeleri etkiliyor.

Önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha üst seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum.

Lübnan'ın istikrarı

*Türkiye Lübnan'daki gelişmeleri de yakından takip ediyor. Lübnan'da yaşanan son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Lübnan bizim için yalnızca coğrafi açıdan yakın bir ülke değil, aynı zamanda tarihi bağlarımız bulunan dost ve kardeş bir ülkedir.

Lübnan'ın güvenliği, barışı ve istikrarı tüm bölgemizin istikrarı açısından büyük önem taşıyor. Bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi Lübnan'ın egemenliği, siyasi birliği ve toprak bütünlüğü korunmalıdır.

Lübnan'daki iç meselelerin dış müdahaleler veya askeri yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine ve ülkenin dış güçler arasındaki rekabetin sahasına dönüştürülmesine karşıyız.

Lübnan halkının kendi geleceğine ilişkin kararları özgür iradesiyle alma hakkına sahip olduğuna inanıyoruz.

thyjuı
İsrail tankları, Güney Lübnan’daki Batı Zutar’dan görülen Doğu Zutar’da, 5 Ağustos 2026 (EPA)

İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının, İsrail'in bölgedeki temel sorun teşkil eden saldırgan ve yayılmacı politikaları çerçevesinde derhal sona ermesi gerekiyor.

Bu kapsamda Lübnan'da ateşkese ulaşmak amacıyla yürütülen görüşmeleri olumlu bir adım olarak görüyoruz.

Lübnan'ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı değerlendirilemez.

Ortadoğu'nun tarihi sürekli çatışmalar, yıkım ve acılar üzerinden yazılmamalı. Bu bölge de barış, huzur ve refahı hak ediyor.

Türkiye'nin tüm diplomatik çabaları bu yaklaşım temelinde yürütülüyor.

Bölgemiz uzun yıllardır savaş ve gözyaşıyla anılıyor. Bu gerçekliği değiştirmek için elimizden geleni yapmalıyız.

Elbette Lübnan'ın istikrarını yeniden kazanmasını, kurumlarının güçlenmesini ve halkının geleceğine güven ve huzur içinde bakabilmesini istiyoruz.

Bu çerçevede her türlü teknik desteği ve işbirliğini sağlamaya hazırız.

Bu konudaki irademizi ve taahhüdümüzü, kısa süre önce ülkemizde ağırladığımız Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam'a da ilettik.

Suriye... Yeni bir aşama

*Suriye'deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye'de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi açısından tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz.

Türkiye, ilk günden itibaren Suriye'nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savundu.

Suriye'nin yaşadığı savaş, terör ve istikrarsızlık bölgenin tamamına ağır bedeller ödetti.

Şimdi yeni bir aşamanın önündeyiz.

En önemli beklentimiz, bu yeni aşamanın kalıcı barış, istikrar ve Suriye'nin yeniden imarı için zemin hazırlamasıdır.

Suriye'nin kuzeyinde veya ülkenin herhangi bir bölgesinde Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir örgüt ya da yapının varlığına izin vermeyeceğiz.

Suriye'nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse Türkiye'nin ulusal güvenliği de aynı ölçüde önemlidir.

Bu aşamanın başından itibaren temel beklentimiz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve barış içinde yaşayabilmeleriydi.

Suriye, Aralık 2024'ten bu yana ülkedeki güvenlik koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınmanın zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesis edilmesi yolunda önemli mesafe katetti.

Elbette bölgesel sahiplenmenin ve Suriye hükümetine verilen bölgesel desteğin bu sonuçların elde edilmesinde önemli rolü oldu.

Bölge ülkeleri ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmeyi başaran Suriye hükümeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanarak yeni çatışmalara dahil olmaktan kaçınma konusunda bir kapasite ortaya koydu.

Bugün Suriye'deki durumun normalleşmesi, aslında tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir mesele haline geldi.

Suriye'nin adının bir istikrarsızlık kaynağıyla anılması yerine artık bağlantı ve kalkınma projeleriyle anılmaya başlandığını görüyoruz.

Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye'nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlendirilmesi için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye ve gerekli çabayı göstermeye devam edecek.

Türkiye bu doğrultuda bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla işbirliği yapma konusunda kararlıdır.

Suriye'de yeni bir sayfanın açıldığı bu dönemde, bu sayfanın yeni acılarla değil; barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek vizyonuyla yazılması gerekiyor.



ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek'e konuştu: Ortadoğu'da kalıyoruz

ABD'li emekli Büyükelçi James Jeffrey, Sultanahmet'teki sohbette Nevzat Çiçek'in Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine ilişkin soruları yanıtladı
ABD'li emekli Büyükelçi James Jeffrey, Sultanahmet'teki sohbette Nevzat Çiçek'in Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine ilişkin soruları yanıtladı
TT

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek'e konuştu: Ortadoğu'da kalıyoruz

ABD'li emekli Büyükelçi James Jeffrey, Sultanahmet'teki sohbette Nevzat Çiçek'in Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine ilişkin soruları yanıtladı
ABD'li emekli Büyükelçi James Jeffrey, Sultanahmet'teki sohbette Nevzat Çiçek'in Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine ilişkin soruları yanıtladı

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi ve IŞİD'le Mücadele Temsilciliği görevlerinde bulunan James Jeffrey'le İstanbul Sultanahmet'te sohbet etme imkânım oldu.

Trans-Atlantik Stratejik Programlar Derneğinin (TASP) İstanbul'da The Wilson Center iş birliği ile, Seven Hills ve Pasifik Teknoloji sponsorluğunda düzenlediği etkinlikte diplomatlar, savunma uzmanları ve savunma sektörü temsilcileri bir araya geldi. ABD'li emekli büyükelçiler James Jeffrey, Philip Reeker, Matthew Bryza ve Prof. Federico Donelli gibi isimlerin yanı sıra Türkiye'den de üst düzey Dışişleri Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı gibi resmî kurumlardan katılım oldu.
 

scdfrg
İstanbul'daki "Transatlantic Security" panelinin ardından James Jeffrey ve Nevzat Çiçek

James Jeffrey'le bu toplantı vesilesiyle görüştüm ve merak ettiklerimi kendisine yöneltme şansım oldu.

Jeffrey, çok açık şekilde Ortadoğu'dan çekilmediklerini belirterek "Bu bölgede kalıyoruz" dedi.

Mekke İttifakı'nı desteklediklerini ifade eden Jeffrey, yeni bir güvenlik konseptine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

NATO'nun geleceği ne olacak?

15-20 yıl önce Amerika-Türkiye ilişkileri bugünkü duruma kıyasla iyi değildi maalesef. Şimdi Başkan Trump ve Başkan Erdoğan arasındaki ilişki o kadar yüksek, o kadar iyi ve o kadar romantik ki bu yöndeki problemler ve çözümleri görebileceksiniz.

NATO açısından Ukrayna'daki durum büyük sorun. Hiç kimse bilmiyor; en önemli aktör olan Putin'in ne yapacağını bilmiyoruz.

Türkiye ve Amerika NATO çerçevesinde bir pozisyon tutabilecek ve Rusya karşısında bir aksiyonda bulunurken er geç bir diplomatik çözüm bulabileceğiz.
 

gthy
Trans-Atlantik Stratejik Programlar Derneği'nin etkinliğine katılan Jeffrey, Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğine dair iyimser mesajlar verdi

Türkiye Amerika'ya diplomatik çözümde mi yardım edecek?

Evet, bu savaş başladıktan sonra Türkiye İstanbul ve Antalya'da bir çözüme yakındı fakat birkaç dışarıdan gelen kişi problemler oluşturdu ama bir çözüm sağlanamadı. Aslında Rusya o zaman çözüme yakındı.

Sizce bu savaş ne kadar sürer?

Bence diplomatik yol bulmamız lazım. Hangi bölge Rusya'ya kalacak, hangi bölge Ukrayna'ya kalacak, ondan sonra ateşkes ortaya çıkabilecek. En önemlisi, hem Türkiye'de hem Rusya'da hem Avrupa'da hem de Amerika'da yeni güvenlik sistemi meselesi gündeme gelecek. 1991'de yeni bir güvenlik sistemi bulabildik. Başkan Gorbaçov ve Başkan Bush, Thatcher, Alman Başbakanı Helmut Kohl, Fransa Başkanı Mitterrand ve Turgut Özal'la. Fakat birkaç sene sonra her şey değişti ve yeni bir durum ortaya çıktı. Gürcistan, Kırım, Suriye'de durum.
 

xsdrfvgh
James Jeffrey ve Nevzat Çiçek, İstanbul Sultanahmet'te gerçekleşen röportajın ardından bir arada

Erdoğan ve Trump arasında yakın bir iş birliğinden söz ediyorsunuz; bunu görüyoruz. Fakat Türkiye kamuoyunun beklediği CAATSA yaptırımları ve F-35 meselesi başta olmak üzere atılması gereken adımların atılmadığını görüyoruz…

Bu yeni bir durum değil. Her zaman Amerikan Kongresi ve Türk kamuoyunda bu pürüzler vardı ve var ve liderler çözüm bulabilirler.

Mekke Anlaşması'na yaklaşımınız nasıl?

Bu iyi bir fikir ve bekliyoruz ki bu adım birkaç iyi şeyi ortaya çıkarsın. Amerika'nın hem Çin hem de İran ile çok işi var. Siz işimizden biraz anlıyorsunuz.

Bu ittifak genişleyebilir mi?

Ben iyimserim ve her şey mümkün.

İran'la ilgili öngörünüz nedir?

Amerikan seçimlerinden sonra bir sonuç çıkacak ya diplomatik çözüm ya da tekrar savaş.

Böyle bir savaş olursa yayılma ihtimali olur mu?

Hayır, ne o kadar kötümserim ne de o kadar iyimserim. Bu savaş Amerika ile İran arasındaki savaş devam edecek. İran, İsrail'in katılmasını istemiyor, ama Araplar bize destek veriyor fakat savaşta yer almak istemiyorlar.

Amerika Ortadoğu'dan çekildi mi?

Amerika bu bölgede kalacak. Bu demek değil ki Bahreyn'de, Irak'ta ya da Güney Suriye'de kalacağız. Bu bölgede kalacağız.


Türkiye’nin ev sahipliğinde NATO’nun mayınla mücadele tatbikatı

Geçen yıl düzenlenen NATO’ya bağlı “Nusret 2025” tatbikatı sırasında Türk gemileri (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)
Geçen yıl düzenlenen NATO’ya bağlı “Nusret 2025” tatbikatı sırasında Türk gemileri (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye’nin ev sahipliğinde NATO’nun mayınla mücadele tatbikatı

Geçen yıl düzenlenen NATO’ya bağlı “Nusret 2025” tatbikatı sırasında Türk gemileri (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)
Geçen yıl düzenlenen NATO’ya bağlı “Nusret 2025” tatbikatı sırasında Türk gemileri (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)

Türkiye’de NATO’nun deniz mayınlarıyla mücadele kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan “Nusret 2026” tatbikatı bugün (Salı) başladı. Ege Denizi ve Karadeniz’de gerçekleştirilen tatbikata Türkiye’nin yanı sıra müttefik ve dost ülkeler katılıyor.

16 Ekim’e kadar sürecek tatbikat, Ege Denizi’nde İzmir Körfezi ile Karadeniz’de Ereğli açıklarında gerçekleştiriliyor. Tatbikata, aralarında Ukrayna’nın da gözlemci statüsüyle yer aldığı 18 ülkeden 32 temsilci katılıyor.

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tatbikata Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlıklarının katıldığı belirtildi. Tatbikatın, mayın harbi operasyonlarının planlanması, icrası ve sonuçlarının değerlendirilmesi konusunda birliklerin kabiliyetlerini geliştirmeyi, çeşitli ülkelerin mayınla mücadele birlikleri arasındaki operasyonel uyumu artırmayı ve çok uluslu, koordineli operasyonlar yürütme kapasitesini güçlendirmeyi hedeflediği kaydedildi.

NATO müttefiklerinden katılım

Bakanlığın açıklamasına göre tatbikata NATO’nun 2. Daimi Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’ndan (SNMCMG2) Türkiye, Almanya, İspanya, İtalya ve Yunanistan’a ait gemiler katılıyor.

Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nda (MCM Black Sea) ise Türkiye, Bulgaristan ve Romanya yer alıyor. ABD ve diğer ülkelerden mühendislik ekipleri ile insansız sualtı araçları konusunda uzman ekiplerin de katıldığı tatbikatta toplam 20 gemi ve 5 uçak görev yapıyor.

csdfvgh
Geçen yıl Türkiye’de gerçekleştirilen “Nusret” deniz mayınlarıyla mücadele tatbikatından bir görüntü (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)

Açıklamada, tatbikatın Türkiye’nin NATO bünyesindeki deniz güvenliği ve mayınla mücadele alanındaki rolünü güçlendireceği, Karadeniz bölgesinde müttefikler arasındaki iş birliğini pekiştireceği ve mayın temizleme ile deniz güvenliği alanındaki kapasiteyi artırarak bölgesel istikrara doğrudan katkı sağlayacağı belirtildi.

Nusret tatbikatı, Türk Deniz Kuvvetleri ile müttefik ve dost ülkelerin deniz kuvvetleri arasında mayın harbi alanındaki ortak iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan uluslararası bir tatbikat olarak 2000 yılından bu yana her yıl düzenleniyor.

Tatbikata bu adın verilmesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında Türk mayın gemisi Nusret’in başarısını yaşatmayı amaçlıyor. Nusret, Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’na 26 deniz mayını döşemiş ve bu mayınlar müttefik savaş gemilerinin batmasına yol açarak Çanakkale Deniz Savaşı’nın seyrini tamamen değiştirmişti.

scdgth
Ukrayna’nın Karadeniz’de bir Rus gemisine saldırısı (AFP) 

Tatbikatların önemi, 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından daha da arttı. Türk güçleri, Karadeniz’de Türkiye kıyılarına yaklaşan çok sayıda deniz mayınını etkisiz hale getirdi.

Rusya ve Ukrayna’nın Karadeniz’de gemilere yönelik karşılıklı saldırıları, bunlardan bazılarının Türk gemilerini de hedef alması nedeniyle Ankara’yı her iki tarafa da savaşın Karadeniz’e yayılmaması konusunda uyarıda bulunmaya yöneltti.


İstanbul'da bir öğrenci okulda 8 kız öğrenciyi bıçakladı

İstanbul'un Başakşehir ilçesindeki bir ortaokulun girişinde Türk polisleri (AFP)
İstanbul'un Başakşehir ilçesindeki bir ortaokulun girişinde Türk polisleri (AFP)
TT

İstanbul'da bir öğrenci okulda 8 kız öğrenciyi bıçakladı

İstanbul'un Başakşehir ilçesindeki bir ortaokulun girişinde Türk polisleri (AFP)
İstanbul'un Başakşehir ilçesindeki bir ortaokulun girişinde Türk polisleri (AFP)

Yetkililer, bugün (salı) İstanbul'da 15 yaşındaki bir öğrencinin bir ortaokulda 8 öğrenciyi bıçakladığını bildirdi.

Olay, İstanbul'un Başakşehir ilçesinde bulunan bir okulda sabah saat 08.40 sıralarında (TSİ 08.40) meydana geldi.

Polis, saldırıyı gerçekleştiren 10. sınıf öğrencisi 15 yaşındaki çocuğu gözaltına aldı. Saldırganın olayın yaşandığı okulda değil, başka bir okulda eğitim gördüğü belirtildi.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, X hesabından yaptığı açıklamada, saldırıda 8 öğrencinin yaralandığını belirterek bunlardan birinin durumunun ağır, ikisinin ise orta-ağır olduğunu ve yaralıların hastanede tedavi altına alındığını söyledi.

İstanbul Valisi Davut Gül ise gazetecilere yaptığı açıklamada, okul üniforması giyen saldırganın öğrencileri "rastgele" bıçakladığını ifade etti.

Gül, yaralanan öğrencilerden 5'inin hafif yaralı olduğunu ve bugün ilerleyen saatlerde hastaneden taburcu edilmelerinin beklendiğini belirtti. İki öğrencinin durumunun ağır olduğunu, bir öğrencinin ise ameliyata alındığını söyledi. Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre Gül, "Saldırıyı gerçekleştiren öğrenci aynı mahallede yaşıyor ve başka bir okulda eğitim görüyor. Okul binasına üniforma giyerek girdi ve öğrencileri rastgele bıçakladı" dedi.

Başakşehir Kaymakamı Cemil Özgür Öneği de yaptığı açıklamada, başka bir ilçedeki lisede 10. sınıfta öğrenim gören bir öğrencinin gerçekleştirdiği bıçaklı saldırı sonucunda 8 öğrencinin yaralandığını bildirdi.

Geçen ay Manisa’da bir okulun önünde ateş açan bir çocuk 11 öğrenciyi yaralamış, bunlardan 3'ünün ağır yaralandığı belirtilmişti. Saldırgan daha sonra gözaltına alınmıştı.

Nisan ayında ise Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerinde silahlı saldırı düzenlenmiş, saldırıların her ikisi de ergenlik çağındaki iki kişi tarafından gerçekleştirilmişti. Olaylar ülkede büyük şaşkınlık yaratırken Türkiye'deki okullarda güvenliğe ilişkin endişeleri de artırmıştı.