Mısır ve Türkiye... Bölgesel dosyalarda daha fazla uyum ve ortaklığın güçlendirilmesi

Mısır, Türk tarafının tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini bekliyor (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Mısır, Türk tarafının tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini bekliyor (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Mısır ve Türkiye... Bölgesel dosyalarda daha fazla uyum ve ortaklığın güçlendirilmesi

Mısır, Türk tarafının tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini bekliyor (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Mısır, Türk tarafının tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini bekliyor (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Mısır ziyareti kapsamında Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında, bölgesel meselelerde uyum ve iki ülke arasındaki ortaklığın desteklenmesi konusunda belirgin bir yakınlaşma olduğu görüldü.

Abdulati ve Fidan, Kuzey Sahili'ndeki El Alameyn kentinde, geçen şubat ayında Kahire'de Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında gerçekleştirilen İkinci Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı'nın sonuçlarının uygulanmasını takip etmek amacıyla düzenlenen İkinci Ortak Planlama Grubu Toplantısı'na başkanlık etti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'dan bugün (Cuma) yapılan açıklamaya göre, perşembe akşamı gerçekleştirilen toplantıda iki ülke arasındaki ekonomik, ticari ve yatırım ilişkilerini güçlendirme ve iki ülke liderlerinin 2024 yılında üzerinde mutabık kaldığı üzere ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarma yolları ele alındı.

vfghyju
Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de askeri iş birliği anlaşması imzaladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

İki bakan, ekonomik iş birliği için mevcut çerçeve ve mekanizmaların etkinleştirilmesinin ve iki ülkenin mevcut potansiyelinden tam anlamıyla yararlanılmasını engelleyebilecek tüm zorlukların aşılmasının önemini vurgularken, Serbest Ticaret Anlaşması'nın kapsamının genişletilmesi sürecinin hızlandırılması gerektiğini belirtti.

Abdülati, Türk yatırımcıların faaliyetlerini kolaylaştırmak amacıyla Mısır'ın attığı adımları gözden geçirirken, Türk tarafının Mısır'da Türk yatırımlarını daha fazla çekmek amacıyla, özellikle Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi'nde otomotiv, ekipman, kimya ve tekstil sektörlerinde faaliyet gösterecek tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini beklediklerini ifade etti.

İki bakan ayrıca, yük taşımacılığını artırmak amacıyla Mısır ile Türkiye arasındaki Ro-Ro deniz taşımacılığı hattının yeniden faaliyete geçirilmesine ilişkin istişarelerdeki son gelişmeleri ele aldı. Görüşmede, Mısır ve Türkiye limanları arasındaki tedarik zincirlerinin ve lojistik bağlantıların güçlendirilmesi de gündeme geldi.

fvg
Mısır ile Türkiye arasındaki İkinci Ortak Planlama Grubu Toplantısı El Alameyn'de gerçekleştirildi (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Rakha Ahmed Hassan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kahire ile Ankara arasında Sudan, Yemen, Suriye ve Gazze gibi bölgesel dosyalarda uyum bulunduğunu söyledi. Hassan, iki ülkenin Orta Doğu'daki krizlerin çözümü için arabuluculuk rolü üstlendiğini belirtti.

Hassan, Libya dosyasının da iki ülkenin gündeminde önemli bir yer tuttuğunu belirterek, krizin çözümü için seçimlerin yapılıp yapılamayacağının ele alındığını, seçimlerin Libya krizinin çözümü açısından temel bir adım olduğunu ifade etti. Ayrıca Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nın da gündemde olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül 2024'te Ankara'da, 2025 yılının Türkiye ile Mısır arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 100. yıl dönümüne denk geldiğine ve iki ülkenin tüm alanlarda ortaklık ve iş birliğini stratejik düzeye yükseltme iradesine vurgu yapılan bir ortak bildiri imzalamıştı.

Demokrasi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı ve bölgesel meseleler uzmanı Kerem Said ise Türkiye'nin, bölgedeki nüfuzunu güçlendirmesinin merkezi bir ülke ve gerek Libya meselesi gerekse Doğu Akdeniz konusunda temel bir dayanak olan Mısır'la yakınlaşmasını güçlendirmesine bağlı olduğuna inandığını belirtti.

Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Türk Dışişleri Bakanı'nın Mısır ziyaretinin, ticari ve askeri ilişkilerin yanı sıra diplomatik koordinasyon açısından da ikili ilişkilerde dikkat çekici bir gelişme yaşandığı bir döneme denk geldiğini söyledi.

fdfrgthy
Abdulati ve Fidan, bugün (Cuma) ekonomik iş birliği için mevcut çerçeve ve mekanizmaların etkinleştirilmesinin önemine dikkat çekt. (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)

Said, ziyaretin Libya sahasındaki koordinasyona odaklandığını belirterek, Mısır ve Türkiye'nin Libya'da birleşik bir siyasi sistem ve birleşik bir askeri yapı oluşturulmasının önemi konusunda ortak bir yaklaşım ve vizyona sahip olduğunu ifade etti.

Said ayrıca, İsrail'in bölgeyi yeniden şekillendirmeye yönelik hamlelerinin nasıl ele alınacağının da görüşmelerde gündeme geldiğini belirtti. Özellikle İsrail'in Filistin toprakları, güney Suriye ve güney Lübnan'daki operasyonlarını genişletme konusundaki ısrarına dikkat çeken Said, İsrail'in Kızıldeniz bölgesindeki girişimlerine, özellikle Somaliland’ı tanımasının ve Kızıldeniz kıyısında bu bölgede askeri üs kurma çabasının da değinilen konular arasında olduğunu söyledi.

Said, Sudan'daki savaşla bağlantılı dosyaya da değinerek, Mısır ve Türkiye'nin Sudan'daki resmi yönetimin desteklenmesi ve her türlü ayrılıkçı hareketle mücadele edilmesinin önemi konusunda ortak bir görüşe sahip olduğunu belirtti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'dan bugün (Cuma) açıklamaya göre Abdulati ve Fidan, ikili düzeyde ve Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki Dörtlü Mekanizma çerçevesinde yakın koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı. Bu mekanizmanın bölgenin güvenlik ve istikrarını sağlama çabalarını desteklemeyi amaçladığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca bölgedeki gerilimi düşürme ve tansiyonu kontrol altına alma çabaları ile siyasi ve diplomatik çözümlerin ilerletilmesi ele alındı. Bu kapsamda, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptına uyulmasını sağlamaya yönelik girişimler de değerlendirildi.

Abdulati ve Fidan, İsrail'in Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki ihlallerini kınarken, Filistin topraklarındaki gerilimin derhal durdurulması ve ABD Başkanı Donald Trump'ın birinci ve ikinci aşamalarından oluşan barış planının, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nden çekilmesi de dahil olmak üzere hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

İki bakan ayrıca, ateşkesin sağlanması ve Sudan'ın birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruyan, Sudan halkının beklentilerini karşılayan siyasi bir çözüme ulaşılması yönündeki çabaların sürdürülmesinin önemine dikkat çekti.



Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de aralarında olduğu 8 ülkeden İsrail’e ortak tepki: Filistinlilerin zorla tehciri kabul edilemez

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de aralarında olduğu 8 ülkeden İsrail’e ortak tepki: Filistinlilerin zorla tehciri kabul edilemez

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya, Pakistan, Türkiye, Katar ve Mısır dışişleri bakanları, pazar günü İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Savunma Bakanı Israel Katz’ın Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin tehcir edilmesine ilişkin açıklamalarını sert bir şekilde kınadı. Bakanlar, açıklamalarda Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmaya yönelik plan ve mekanizmaların gündeme getirilmesini de reddetti.

Bakanlar ortak açıklamada, söz konusu açıklama ve önerileri kışkırtıcı olarak nitelendirerek bunların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukukun temel ilkelerini açıkça ihlal ettiğini ve Filistin halkının meşru ve devredilemez haklarına doğrudan tehdit oluşturduğunu belirtti.

Açıklamada, Filistinlilerin tehcir edilmesini amaçlayan her türlü girişim ve planın kesin bir dille reddedildiği vurgulandı. Bu girişimlerin işgal altındaki Filistin toprakları içinde veya dışında olmasına ya da hangi ad ve gerekçeyle sunulmasına bakılmaksızın reddedildiği belirtilirken zorla tehcire yönelik çağrıların resmî politikaya veya Filistinlileri topraklarından koparmayı hedefleyen fiili uygulamalara dönüştürülmesinin ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuldu.

Bakanlar, bu tür adımların başta ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planı olmak üzere uluslararası barış çabalarına doğrudan meydan okuma niteliği taşıdığını belirtti. Açıklamada, söz konusu planın zorla tehciri reddettiğine dikkat çekilerek bu tür girişimlerin bölgedeki istikrarın sağlanması ihtimalini zayıflatabileceği uyarısı yapıldı.

Ortak açıklamada, Gazze Şeridi’nin işgal altındaki Filistin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken Gazze ile Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistin topraklarının bütünlüğünün korunması gerektiği ifade edildi.

Bakanlar, adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın tek yolunun iki devletli çözümün hayata geçirilmesi olduğunu belirtti. Bu kapsamda, ilgili uluslararası meşruiyet kararları doğrultusunda 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması gerektiğini vurguladı.

Bakanlar ayrıca uluslararası topluma ve özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sorumluluklarını yerine getirerek işgal altındaki Filistin topraklarında yeni bir demografik veya coğrafi gerçeklik dayatma girişimlerine karşı çıkma çağrısında bulundu.

Açıklamada, uluslararası hukuk kurallarına uyulmasının güvence altına alınması istenirken Filistin halkının kendi topraklarındaki varlığını ve direncini destekleme kararlılığı yinelendi. Ayrıca Filistin meselesini ortadan kaldırmaya veya Filistin halkının meşru haklarını zayıflatmaya yönelik her türlü girişimin reddedildiği belirtildi.


İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Michael Harari

İsrail’in Suriye’nin kuzeyine düzenlediği son saldırı, Kudüs ile Ankara arasındaki gerilimin ciddi şekilde tırmanmasına yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, son üç yılda belirgin biçimde kötüleşirken, derin görüş ayrılıklarının merkezinde, en azından Suriye’de Esed rejiminin devrilmesine kadar, Filistin meselesi ve Gazze savaşı yer aldı. Bugün ise Şam’daki yeni yönetimle birlikte Suriye, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın bir başka cephesine dönüşmüş durumda. Bu durum, ağustos ayının ortalarında İsrail’in düzenlediği saldırının da gösterdiği üzere, tarafları tehlikeli biçimde doğrudan bir çatışmaya yaklaştırabilir. İki ülkenin kasıtlı ya da istemeden doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için öncelikle her iki tarafın çıkarlarının ortaya konulması ve sınırlarının net biçimde belirlenmesi gerekiyor.

hjg
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 17 Nisan 2026’da Antalya’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaki bir oturumda konuşma yapıyor. (Reuters)

İsrail, son dönemde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarına rağmen Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında değil. Ancak olası bir İran senaryosuna karşı Suriye hava sahasında hareket serbestisini korumak istiyor. Bununla birlikte İsrail, Şera hükümetine yönelik derin şüphelerini sürdürüyor. Barrack da yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kaygıları dikkat çekici bir ayrıntı düzeyi ve kayda değer bir tarafsızlıkla açıkladı.

İsrail ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun genişlemesini veya aşırı ölçüde kalıcı hale gelmesini engellemek istiyor. Daha somut ifadeyle İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki mevcut askeri varlığını genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Tüm bu hesaplamaların arka planında ise 7 Ekim’in yarattığı sonuçlar ve sonrasında İsrail’de ortaya çıkan yeni zihniyet bulunuyor. Bu zihniyet, kontrol altına alma politikasına dayanan yaklaşımları sert ve zaman zaman aşırı bir biçimde reddediyor.

Türkiye ise İsrail’le doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak Ankara, İsrail’in bölgedeki çeşitli cephelerde yürüttüğü ve giderek ‘yoğunlaşan İsrail faaliyetleri’ olarak değerlendirdiği girişimlerden duyduğu endişeyi artırıyor ve bunları bölgede ‘İsrail hegemonyası’ kurma çabası olarak görüyor.

Ankara, özellikle Suriye’de Şera hükümetini, başta Kürt meselesi olmak üzere hayati çıkarlarını korumasına ve aynı zamanda Suriye’de ve ötesinde nüfuzunu genişletmesine yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu daha geniş hedefin son dönemdeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.

Suriye ise kendisini iki tarafın arasında sıkışmış halde buluyor. Bir yandan İsrail’in saldırısı siyasi açıdan Şam’ın işine geliyor. Saldırı, Şam’ın ‘İsrail’in saldırgan niyetleri’ ve Suriye’nin egemenliğinin ihlal edildiğine ilişkin söylemini güçlendirirken, İsrail’in faaliyetlerini sınırlandırması yönündeki uluslararası baskının artmasına da katkı sağlayabilir. Öte yandan Suriye’nin giderek tırmanan bir İsrail-Türkiye karşılaşmasının sahasına dönüşmesi, Şera’nın ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirme ve ağır ekonomik sorunlarla mücadele etme çabalarını doğrudan zayıflatıyor. Bölgedeki pek çok dosyada olduğu gibi çözümün anahtarı Washington’da bulunuyor. ABD, yakın bölgesel ortakları olan İsrail ve Türkiye ile, siyasi açıdan büyük yatırım yaptığı Suriye hükümeti arasında denge kurmaya çalışırken, stratejik odağını İran üzerinde tutmak istiyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Barrack’ın son açıklamaları İsrail’i açıkça sorumlu tutan bir nitelik taşıdı. Barrack, ABD’nin Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınan havaalanında askeri varlık kurma yönündeki iddia edilen planlarına ilişkin İsrail istihbaratını incelediğini ve bu bilgilerin doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi. İsrail’de yaklaşan seçimlere yaptığı gönderme ise daha da dikkat çekiciydi. Başkan Trump bu açıklamalara doğrudan yanıt vermedi ve Barrack’ın tutumunu destekleyip desteklemeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, adil bir değerlendirme açısından Barrack’ın Ankara’ya olan açık yakınlığının da göz önünde bulundurulması gerekiyor.

scfv
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan fotoğrafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’nun beşinci oturumunun açılış töreninde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile tokalaştığı görülüyor. (AFP)

İsrail ile Türkiye’nin bugün Suriye’de birbirlerinin ‘kırmızı çizgilerini’ test ettiği görülüyor. Taraflar, Suriye hükümeti ve merkezi yönetimin ülkenin tamamında kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştığı bir dönemde, kendi çıkarlarını koruma ve nüfuzlarını genişletme konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini anlamaya çalışıyor.

Türkiye, Ankara ile yakın ilişkiler içinde olan, güçlü ve kararlı bir merkezi hükümetin Şam’da yönetimi elinde tutmasını ve kendisine Suriye’de geniş bir nüfuz alanı açmasını tercih ediyor. İsrail ise mevcut Suriye hükümetine ne ölçüde güvenebileceği konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun daha fazla genişlemesini veya kalıcı hale gelmesini açıkça istemiyor. Bununla birlikte iki tarafın ortak bir temel çıkarı bulunuyor: İran’ı Suriye’nin dışında tutmak. İlginç olan ise tarafların bu ortak paydanın öneminin henüz tam anlamıyla farkında görünmemesi.

Önümüzdeki haftalar, özellikle her iki taraftaki iç siyasi hesaplar nedeniyle kritik olacak. Bu durum, özellikle 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken daha da önem kazanıyor. Bu nedenle, aralarındaki gerilim ve düşmanlık giderek artan iki tarafın yanlış hesaplamalar yaparak daha büyük bir çatışmaya yol açmasını önlemek için ABD’nin daha kararlı biçimde devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 2015’te bir Rus uçağını düşürmesi ve Suriye hava savunmasının 2018’de Lazkiye üzerinde başka bir Rus uçağını düşürmesi, ilgili tarafların aslında tırmanmayı istemediği durumlarda bile krizlerin ne kadar hızlı biçimde daha geniş çaplı çatışmalara dönüşebileceğini hatırlatmalı.

Bu nedenle İsrail ile Türkiye’nin, kamuoyundan uzak ve üst düzey doğrudan bir iletişim kanalı açması gerekiyor. Böylece taraflar hayati çıkarlarını ortaya koyabilir ve bir şekilde kendi kırmızı çizgileri üzerinde müzakere yürütebilir. Böyle bir kanal, yanlış anlamaların ve bunların sonucunda hesaplanmamış bir çatışmanın ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir. Ayrıca iki taraf üzerinde ABD baskısına acilen ihtiyaç var. ABD, bu aşamada özel ve acil bir sorumluluk taşıyor. Washington’ın rolü, İsrail ile Türkiye’nin her ikisinin de istemediği bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek açısından belirleyici.


İstanbul açıklarında Türk bayraklı iki ticaret gemisi çarpıştı

Arka planda vapur bulunan Türk bayrağı (Arşiv- Reuters)
Arka planda vapur bulunan Türk bayrağı (Arşiv- Reuters)
TT

İstanbul açıklarında Türk bayraklı iki ticaret gemisi çarpıştı

Arka planda vapur bulunan Türk bayrağı (Arşiv- Reuters)
Arka planda vapur bulunan Türk bayrağı (Arşiv- Reuters)

İstanbul Valiliği bugün yaptığı açıklamada, Türk bayraklı iki ticari geminin İstanbul açıklarında, Marmara Denizi’nde çarpıştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre olayın ardından sahil güvenlik botları ve helikopterler arama-kurtarma çalışmaları için bölgeye sevk edildi.Valilik,gemilerden birinde herhangi hasar tespit edilmezken, 10 kişilik mürettebata sahip Tuğberk İmamaoğlu gemisi ile iletişim kurulamadığını ve  geminin batmış olabileceğinin değerlendirildiğini belirtti.