İsrail'in “Silikon Vadisi” çöküşün eşiğinde

İsrail Silikon Vadisi’ndeki teknoloji şirketlerinin çalışanlarının çoğu orduya çağrıldı

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock
TT

İsrail'in “Silikon Vadisi” çöküşün eşiğinde

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock

Kevser Zentur

İsrailli yetkililer, Hamas Hareketi’nin Aksa Tufanı Operasyonu’nu düzenlemesinden birkaç gün sonra 360 bin yedek askerin göreve çağrıldığını duyurdu. İsrail basınında çıkan haberlere göre göreve çağrılan yedek askerlerim çoğunluğunu İsrail ve ABD’de faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin çalışanları oluşturuyordu. Aslında yedek askerlerin göreve çağrılması, bu durumun ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki ünlü Silikon Vadisi'nden sonra dünyanın en büyük ikinci sırada yer alan ve Tel Aviv'in ekonomisi için gurur kaynağı olduğunu söylediği teknoloji sektörü üzerindeki olası yansımalarına dair görüş ayrılıklarını ve uyarıları da beraberinde getirdi.

İsrail’de iki hafta önce başlayan tartışmalı zorunlu askerlikle ilgili değerlendirmeler ve haberler iki konuya işaret ediyor. Öncelikle zorunlu askerliğin hem büyük hem de küçük şirketlerin çalışmalarının kesintiye uğramasından dolayı İsrail’den ayrılmalarına ya da iflas etmelerine yol açabileceği şeklindeki yansımalarına dikkat çekildi. İkinci olarak ise teknoloji sektöründe çalışan bu kişilerin, örneğin Hamas'ın kripto para kaynakların kurutulmasında rol üstlenmeleri gibi savaş sahasına ne ölçüde katkıda bulunacağı tartışılıyor.

Reuters, İsrail'in dev teknoloji şirketlerindeki yetkililerin açıklamalarını aktardığı haberde, teknoloji sektörünün Hamas ile savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana savaş halinde olduğunu ortaya koydu. İsrail'deki teknoloji yatırımcıları, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne geniş çaplı bir işgale girişmesi halinde huzursuzlukların baş göstermesi ihtimalinden dolayı Tel Aviv'in burada faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin güvenliğini artırması gerektiğini düşünüyorlar.

İsrail'de faaliyet gösteren yüzlerce çokuluslu teknoloji şirketi, faaliyetlerini nasıl sürdüreceklerine dair bir acil durum planı üzerinde çalışıyor. Söz konusu şirketler faaliyetlerini Hindistan'a, Ortadoğu'daki diğer destinasyonlara ya da Doğu Avrupa ülkelerine kaydırabilir ve İsrail’den göç edebilirler.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı  habere göre birçok teknoloji şirketinde çalışan personelin yedek asker olarak kaydedilmeleri süreci de başladı. İsrailli yetkililer, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir yedek asker sayısı açıklarken çoğunluğu ABD merkezli teknoloji şirketlerinden olan 360 bin yedek askerin üzerinde bir rakam olabilir.

İsrail, uzun vadeli bir savaş senaryosunun olası yansımalarına ilişkin korkulara karşı teknoloji sektörünün güçlendirildiğini yanıtını verse de özellikle mevcut gelişmeler nedeniyle topraklarında faaliyet gösteren önde gelen teknoloji şirketlerinin ülkeden ayrılmasıyla birlikte ekonomisiyle ilgili ortaya atılan ‘dehşet’ senaryolarıyla mücadele etmek zorunda kalacak. Mumbai merkezli gazete Economic Times’ın haberine göre yüzlerce çok uluslu teknoloji şirketi, faaliyetlerini nasıl sürdürecekler, üretim ve kalkınmaya yönelik stratejik çıkarlarını ve yatırımlarını taviz vermeden nasıl koruyacaklarıyla ilgili bir acil durum planı üzerinde çalışıyor. Bilindiği üzere, teknolojik cihazların geliştirilmesine yönelik planlamalar yıllar öncesinden ayrıntılı olarak belirlenen bir takvime göre yapılıyor. Geliştirmede yaşanacak en ufak bir gecikmenin, yoğun rekabet ortamında dev şirketlerin kabul edemeyeceği kadar büyük kayıplar anlamına gelebileceği biliniyor. Şirketler, acil durum planı çerçevesinde faaliyetlerini Hindistan'a, Ortadoğu'daki diğer destinasyonlara ya da Doğu Avrupa ülkelerine kaydırabilir ve İsrail’den göç edebilirler.

sdfe
Fotoğraf: Shutterstock

Bilişim teknolojileri (BT/IT) şirketleri Everest Group’un CEO'su Peter Bettour-Samuel, İsrail’deki teknoloji hizmetlerinin son krizden kısa ve orta vadede etkileneceğini söyledi.

Economic Times gazetesine konuşan Bettour-Samuel, bunun nedenlerinin, ‘çatışmanın şirketlerin genel merkezlerinin ve ekipmanlarının güvenliğiyle ilgili yarattığı korkuların yanı sıra çalışanların çoğunun yedek orduya çağrılması’ olduğunu söyledi.

CEO’lar şirketlerine veda ettiler

Aksa Tufanı Operasyonu, yatırımcılar ve girişimciler arasında zaten var olan ‘belirsizlik’ durumundan şikâyet eden İsrail'in teknoloji sektörünün sorunlarına bir yenisini daha ekledi. Son zamanlarda Tel Aviv’de yargı reformuna karşı düzenlenen protestolara güçlü bir şekilde destek veren teknoloji sektöründen birçok şirket geçtiğimiz ay çalışanlarının gösterilere katılması için ulaşım masraflarını da ödedi. Ancak teknoloji sektöründe istisnasız tüm çalışanlar yedek orduya çağrılabilirler.

İsrail gazetesi Haaretz’in ekonomi üzerine çıkardığı The Marker gazetesi, 17 Ekim'de ‘CEO'lar şirketlerinin sonu olacağını bilerek orduya katıldılar’ başlıklı makalede gelişmekte olan şirketlerdeki çalışanlar da dahil olmak üzere orduya katılımların bu şirketlerin iflasına ve bunun sonucunda İsrail ekonomisi için çok büyük kayıplara yol açacağına işaret edildi.

Ynet, ‘Binlerce kişi işe alındı: Savaş teknoloji şirketlerini sarsıyor’ başlıklı bir makalede teknoloji şirketlerinden yedek asker olarak çağrılanların sayısının binleri bulduğunu yazdı.

Yüksek teknoloji sektörü savaşın başladığı ilk günlerden beri zarara uğruyor. Gazeteye göre özellikle daha önce finansman bulmakta zorluk çeken küçük start-up şirketleri bu durumdan etkilendi. Çünkü çalışanlarını ve yöneticilerini işe aldıktan sonra faaliyetlerini tamamen durdurması muhtemelen şirketin kapanmasına yol açacak. Örnek olarak yeni kurulan ‘Mata’ adlı tarım teknolojileri şirketinin kurucularından ikisinin orduya katıldığını ve çalışanlarının tamamının yedek asker olduğunu aktaran gazeteye konuşan şirketin CEO'su, bundan iki ay sonra döndüğünde çalışacak bir şirket bulamayacağını düşünüyor.

Teknoloji sektöründen binlerce kişi orduya çağrıldı

İsrail merkezli haber sitesi Ynet, ‘Binlerce kişi işe alındı: Savaş teknoloji şirketlerini sarsıyor’ başlıklı bir makalede teknoloji şirketlerinden yedek asker olarak çağrılanların sayısının binleri bulduğunu yazdı. Çoğunu genç erkeklerin oluşturduğu bu şirketlerin çalışanlarının yüzde 10 ila 15'i (yaklaşık 400 bin kişi) yedek orduya alındı, diğerleri ise evde kalmaya zorlandı.

Yapay zeka ve bilgisayar grafik teknolojileri ve sistemlerinde kullanılan çiplerin üreticisi Nvidia tarafından yapılan açıklamada, 3 bin 300 çalışanından yüzlercesinin İsrail'de orduya alındığını duyurdu.

Şirketin CEO'su Jensen Huang, şirketinden bir çalışanın rehin alınan İsrail askerleri arasında yer aldığını, ölenlerden birinin eski bir şirket çalışanı olduğunu ve eski bir Nvidia çalışanı olan Mellanox'un kurucusunun kızının da öldüğünü söyledi. Şirket, bu ayın ortalarında Tel Aviv'de ya da diğer adıyla ‘Start-up'lar Şehri'nde düzenlenmesi planlanan ve 2 bin 500'den fazla katılımcının davet edildiği ‘Yapay Zeka Zirvesi’nin ertelendiğini de duyurdu.

scdf
Ağ güvenliği de dahil olmak üzere BT güvenliği için yazılım, gömülü donanım ve program geliştiren çok uluslu Check Point şirketinin logosu (Shutterstock)

Bu yüzden teknoloji şirketleri ve teknoloji geliştirme merkezleri, askere alımlardan kaynaklanan işgücü kıtlığı kriziyle başa çıkmak amacıyla kriz yönetimi ihtiyacı doğuran gerçek bir zorlukla karşı karşıya. Burada herhangi bir iş alanındaki istihdamdan değil, yazılımcılar, mühendisler, programcılar ve yazılım bilimi ve geliştirme, yapay zeka teknikleri, veri, robotik ve siber güvenlik sistemleri konularında yüksek niteliklere sahip kişilere duyulan ihtiyaçtan bahsediyoruz. Bu yüzden yerlerini doldurmak hiç kolay değil.

Hamas'a kripto para akışının önü kesilerek intikam alındı

Bunun İsrail basınında yazılıp çizildiğine göre hızlı gelişmelere karşı ayak uydurmaya çalışan ve Demir Kılıç Harekatı'nda İsrail ordusunu desteklemek için teknolojilerini kullanan şirketlerin hisselerinde düşüş anlamına geleceğine şüphe yok. İsrail merkezli ekonomi gazetesi Globes tarafından yayınlanan ‘Yüksek Teknoloji Girişimcilerinin İntikamı’ başlıklı haberinde İsrail ordusu ve teknoloji şirketlerinin, Hamas'ın finansman kaynaklarını kurutmak için yürüttüğü ortak bir çalışmayla Hamas'a kripto para akışının teknolojik yollardan kesildiği belirtildi.

“The Marker: CEO'lar, şirketlerinin sonunun geldiğini bilerek orduya katıldılar

Hamas’ın finansmanın dijital finansal işlem platformları ve kripto para birimleri aracılığıyla sağlandığı belirtilen haberde Rapid ve PayPal platformlarının Hamas'ın finansman faaliyetlerini daha hızlı takip etmek ve önünü kesmek için İsrail, ABD ve diğer ülkelerde aktif olan özel bir ‘HML’ oluşturduğu aktarıldı. Hamas’a finansman akışı, Telegram, X (eski adıyla Twitter), Facebook ve TikTok gibi sosyal medya sitelerindeki bağış toplama kampanyaları aracılığıyla gerçekleştirilirken PayPal ve Wise platformları aracılığıyla da farklı para birimlerinde ve kripto para transferi yönlendiriliyordu.

Savaşta yapay zeka

Pratikte askere alınan girişimcilerin bir kısmı, Hamas Hareketi’nin finansman kaynaklarını kısıtlamak amacıyla yapay zekadan büyük ölçüde yararlandılar ve her ülkede yerel mevzuat çerçevesinde aktif olarak bir sosyal ağ araştırması yaptılar.

Habere göre İsrail'de yaklaşık 300 çalışanı bulunan PayPal, çalışmalarını özellikle Hamas'a para transferi ve özel bir CML aracılığıyla hesapların kapatılması için daha hızlı onay alınması üzerinde yoğunlaştırdı. Şirket ayrıca Hamas'a destekleyen tüm hesapları ve sayfaları da kapatıyor.

Globes, bir PayPal çalışanının şu açıklamasını aktardı:

Orduya çağrılan pek çok kişinin, savaşta orduya yardımcı olmanın en hızlı yolunu arıyordu. Bu da birkaç saat içinde ulaşılan yöntemlerden biriydi. Sonuç olarak bu çalışanlar (askerlere alınanlar), hesapları bizzat öğrenen ya da vatandaşlardan bilgi alan kişiler.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve Any.do CEO'su Omer Perchik’in rolüne dikkat çekilen haberde, Perchik’in ABD’deki büyük sosyal medya kuruluşlarıyla doğrudan iletişim kanalları açmak olduğu ve askere alınan İsrailli teknoloji öncüleri arasında yer aldığı vurgulandı. Perchik, söz konusu sosyal medya devlerine Hamas'a bağış için paylaşılan bağlantıların gönderildiği sayfaların engellenmesi yönünde talepte bulunuyor.

Habere göre askere alınan girişimciler, yenilikçiler ve startup yöneticileri, başta Binance ve Paybit olmak üzere kripto para platformlarının taranması ve izlenmesi çalışmalarına katıldılar ve Hamas Hareketi’ne para akışı yapılan işlemleri tespit edip bunları engellediler.

Şirketler için psikiyatristler görevlendirildi

Habere göre kripto para akışının izlenmesi faaliyetlerine yeni üyelerden oluşan bir ekiple katılan CryptoJungle'ın kurucusu Ben Smocha, ekibiyle Gazze'ye bağış kampanyası olarak duyurusu çerçevesinde yapılan 600 işlemin takip ettiklerini ve bunun Hamas'ın bağış toplamak için kullandığı bir kripto cüzdana aktarıldığını ortaya çıkardıklarını söyledi.

Globes'un haberine göre deliller İsrail Polisi'ne bağlı siber birim Lahav 433’e gönderildi. Ardından kripto para borsası Binance ile iletişime geçilerek söz konusu kripto cüzdana aktarılan kripto paraların İsrail hazinesine aktarılması amacıyla yapılan bir talep de eşlik etti.

Yoğun baskının yaşandığı bu atmosfer, iş ortamında gerginliğe neden olurken teknoloji şirketleri için bir psikiyatristler görevlendirildi. Bu adım, çalışanları yedek orduya çağrılan şirketlerin savaş sonucunda yaşayacağı dönüşümleri daha iyi anlamalarını sağladı. Finans ve iş dünyasından haberler aktaran İsrail’in günlük gazetelerinden birine göre bu psikiyatristlerden biri olan Aldad Rom yaptığı açıklamada rolünün, kriz yönetimine eşlik etmek ve insanları ‘ulusal psikolojik çalkantı’ ortamında bir arada yaşamaya hazırlamak olduğunu söyledi.

İsrail'de Apple, Google ve Intel gibi teknoloji şirketlerinin on binlerce çalışanın yer aldığı geliştirme merkezleri bulunuyor. Bu şirketler, Gazze’deki savaş öncesinde zaten kriz yaşayan teknoloji sektörünün omurgasını oluşturuyor.

Teknoloji sektörü, İsrail'deki en eski ve en önemli sektörlerden biridir. Örneğin Intel, İsrail’de 1974 yılında faaliyete geçmiştir. Teknoloji sektöründeki start-up şirketlerinin kuruluş tarihleri 1990’lı yıllara kadar uzanıyor. O yıllardan bu yana İsrail, teknoloji alanında büyük bir itibara sahiptir. İsrail, yarım asırlık yatırımların ardından binlerce firmanın yer aldığı ABD’deki Silikon Vadisi'nden sonra dünyanın ikinci teknoloji merkezi haline geldi.

İsrail'de Apple, Google ve Intel gibi teknoloji şirketlerinin on binlerce çalışanın yer aldığı geliştirme merkezleri bulunuyor ve bu şirketler, Gazze’deki savaş öncesinde zaten kriz yaşayan teknoloji sektörünün omurgasını oluşturuyor.

Dünyanın en büyüklerinin de aralarında olduğu 400 teknoloji şirketi

Resmi raporlara göre İsrail'de çok uluslu teknoloji şirketlerine ait yaklaşık 400 geliştirme merkezi faaliyet gösteriyor. İsrail’in yüksek teknoloji sektöründe yaklaşık 70 bini çeşitli milletlerden olmak üzere 400 bin civarı kişi çalışıyor. İsrail’de Intel, Apple, Google, IBM, Facebook, Microsoft, Nvidia, Oracle, Cisco gibi birçok dev firmanın geliştirme merkezleri kuruldu. Ayrıca Check Point, Amdocs gibi dev şirketlere dönüşen İsrailli şirketler de var.

İsrail’deki teknoloji şirketlerine yapılan yatırımlara ilişkin araştırmalar, bürokrasi, ekonomik krizler ve son olarak geniş tartışmalara yol açan yargı değişikliklerinin yanı sıra onlarca yıldır savaşın ve siyasi istikrarsızlığın etkisi altında yaşayan bir ülkede, hesaplanmamış sonuçların ortaya çıkma riskini ortaya koydu.

Buna rağmen İsrail, Intel ve Apple'ın bilgisayar işlemcilerine yönelik uygulamalar, iPhone'daki yüz tanıma teknolojileri ve Samsung cep telefonu kameraları gibi bugün milyarlarca insanın günlük hayatlarında olarak kullandıkları birçok uygulamanın üretim kaynağı olmayı başardı.

Ancak küresel dev şirketlerin yaşadıkları kriz, İsrail'deki durum ve yatırımlarını artırma olasılıklarına ilişkin soru işaretleri aylar önce gündeme gelmişti. Ancak bu soru işaretleri,  Gazze savaşının patlak vermesiyle birlikte daha da belirgin hale geldi.

Globes internet sitesinde yer alan bir haberde, Apple'ın CEO'su kadar dünyaca tanınmış bir isim olan uluslararası teknoloji devi Samsung'un CEO’su Lee Jae-yong’un, Aksa Tufanı Operasyonu’nun başlamasından bir hafta önce gizlice İsrail'i ziyaret ettiği belirtildi. Haberde İsrail anlatısına göre İsrailli şirketlerin merkezinde yer aldığı bu büyüklükteki uluslararası şirketlerin CEO'larının son on yılda hem açıktan hem de gizlice gerçekleştirdiği pek çok ziyaretten biri olan Jae-yong’un ziyareti, yılın başlarından bu yana ciddi bir bozulma yaşayan iş ortamındaki durumu yerinde incelemek üzere yapılmıştı.

İsrail İnovasyon Kurumu (IIA), İsrail'de yüksek teknoloji sektörü ve yüksek teknoloji endüstrisine yapılan yatırımlarda düşüş olduğunu ve bu düşüşün belirsizlikten kaynaklandığını açıklamıştı.

İsrail’de yüksek hassasiyetli teknolojilere yapılan yatırımlar 2019 yılında yaklaşık 5 milyar dolarken 2021’de 25 milyar doları aşarak en yüksek seviyesine ulaştı.

Bugün, devam eden savaşın uzun soluklu bir savaşa dönüşmesiyle korkular belirsizliğin ötesine geçerken yakın zamana kadar yenilmez bir orduyla, siber güvenlik teknolojisiyle, dünyanın en gelişmiş casusluk araçlarıyla ve askeri sistemleriyle dünyanın gözünü kamaştıran İsrail iç cephesinde büyük bir hasar oluştu.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal