“Diplomasi ve yıkımın” mimarı Kissinger'ın ölümü

Hamas’ın ‘bir miktar cezayı’ hak ettiğini ve Rusya'nın uluslararası sisteme ‘saldırdığını’ söyledi

Kissinger, 2010'da Berlin'de bir akademik etkinliğe katıldığı sırada (DPA)
Kissinger, 2010'da Berlin'de bir akademik etkinliğe katıldığı sırada (DPA)
TT

“Diplomasi ve yıkımın” mimarı Kissinger'ın ölümü

Kissinger, 2010'da Berlin'de bir akademik etkinliğe katıldığı sırada (DPA)
Kissinger, 2010'da Berlin'de bir akademik etkinliğe katıldığı sırada (DPA)

Henry Kissinger, küresel diplomaside başarılı bir diplomat olarak yerinden oynamayan bir taş bırakmadı. Ancak, uzun yaşamı boyunca birçok ülkede ‘yıkım mühendisliği' ile suçlandı. Bunlar arasında Arap dünyasında Lübnan, Güney Amerika'da Şili ve Arjantin, Asya'da Vietnam ve Kamboçya ve Afrika'da birçok ülke yer alıyor.

Eğer Kissinger'in başarısı ve eleştirileri olmasaydı, yıldızı 50 yıldan fazla bir süredir parlamazdı ve adı Amerikan dış politikasına, belki de genel olarak Batı'ya kazınmazdı. Amerikan diplomasisinin mimarları, Cumhuriyetçi ve Demokratik partiler arasında, son günlerine kadar ona geri dönmeye devam etti. Birçokları onun ABD'nin iç işlerinde bile hala canlı olan derin bir iz bıraktığını söylüyor.

Henry Kissinger, geçtiğimiz 27 Mayıs'ta 100. yaşına basmıştı. Kissinger, 1994 tarihli ‘Diplomasi’ adlı kitabının da gösterdiği gibi, büyük meselelerde uluslararası bir referans noktası olarak son günlerine kadar kaldı. 100 yaşında, yarım asır önce bir dönüm noktası yarattığı Çin'e gitti. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve Avrupa'nın geleceği hakkında çok konuştu. Yapay zekanın uluslararası ilişkiler üzerindeki etkisine dair önemli bir görüşü vardı.

Henry Kissinger, Ortadoğu'da da bir ‘ikon’ haline geldi. 1973 Arap-İsrail Savaşı sırasında ABD Dışişleri Bakanı olarak uyguladığı ‘mekik diplomasisi’, sadece Mısır ve İsrail arasında bir barış antlaşmasının temeli olmakla kalmadı. Aynı zamanda şimdi muallakta bir barış süreci haline gelen Filistinliler ve Araplar ile İsrailliler arasındaki barış sürecinin ABD tarafından himaye edilmesinin de anahtarı oldu.

cdvrt
Kissinger, 2007'de ABD Başkanı Joe Biden'la birlikteydi ve Biden o dönemde Senato Dış İlişkiler Komitesi'nin Başkanıydı (AP)

Hamas'ın Gazze'yi çevreleyen İsrail yerleşimlerine yönelik çarpıcı saldırılarının ardından Kissinger, bu ‘açık saldırı eyleminin bir miktar cezayla karşılanması gerektiğini’ söyleyerek bölgede tehlikeli bir tırmanma olasılığına karşı uyarıda bulundu. Ayrıca, ‘Ortadoğu'daki çatışmanın, başka Arap ülkelerini de kamuoyu baskısı altına sokarak tırmanma riski taşıdığını’ belirterek, 1973'teki Yom Kippur Savaşı'ndan çıkarılan derslere atıfta bulundu. Hamas ve destekçilerinin gerçek amacının ‘sadece Arap dünyasını İsrail'e karşı seferber etmek ve barış müzakereleri yolundan çıkmak’ olabileceğini söyledi. Ancak İsrail'in saldırıda İran'ın parmağı olduğunu teyit etmesi halinde “İran'a karşı adımlar atabileceğine” de işaret etti. Kissinger, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ve Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının “uluslararası sisteme temel bir saldırı” oluşturduğu değerlendirmesinde bulundu.

Kissinger'ın Suudi Arabistan ve Körfez hakkındaki bilgisi

Prens Faysal bin Selman bin Abdulaziz’in Oxford Üniversitesi'nde ‘İran, Suudi Arabistan ve Körfez 1968-1971’ adlı doktora tezini hazırlarken Kissinger'la yaptığı uzun bir röportaj, Suudi Arabistan ve Körfez hakkındaki bilgisinin ‘Körfez'deki Ulusal Güvenlik Konseyi politikalarında etkili olmadığını’ gösterdi. Hatta Kissinger bu bölgeyle ilgili ayrıntıları ve Şah dönemindeki Suudi-İran ilişkilerinin seyrini bilmediğini itiraf etti.

Medine Valisi Prens Faysal bin Selman, kitabında şunları yazdı: "Birçok kişi, Körfez'deki Ulusal Güvenlik Konseyi politikasının Kissinger'ın etkisiyle büyük ölçüde şekillendiğini düşünüyor. Ancak, bu bakış açısı yanlış görünüyor, çünkü Kissinger'ın kendisi 1969'da Körfez hakkındaki algısına ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi: 'Benim bir algım yok,' Suudi Arabistan-İran ilişkilerinin gidişatını bilmiyorum, benim için öncelik Sovyetleri Ortadoğu'dan çıkarmak."

Gerçekçi siyaset

Şarku'l Avsat geçtiğimiz Mayıs ayındaki 100. doğum gününde, ABD ile Çin arasındaki ilişkiyi kuran Henry Kissinger'ın rolünü değerlendiren akademisyenlerden ve diplomatlardan oluşan bir grupla görüştü. Kissinger, Çin'in Sovyetler Birliği'nin yörüngesinde dönen komünist sisteminden uzaklaşmasına yardımcı oldu ve böylece uluslararası güçler arasındaki denge doktrinini kurdu.

cdevrg
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 20 Temmuz 2023'teki Çin ziyareti sırasında Pekin'de Kissinger'ı kabul etti (AP)

1954 yılında doktora derecesiyle mezun olduğu Harvard Üniversitesi'ndeki akademik çalışmalarında olduğu gibi, Kissinger, on dokuzuncu yüzyılda Alman yazar Ludwik von Rochow tarafından ideolojik bir yaklaşım ve ahlaki kavramlardan önce siyasi ve diplomatik eylemdeki mülahazaları ve özel koşulları sunmak için icat edilen ‘gerçekçi siyaset’ (reelpolitilk) doktrinini benimsedi. Almanya'da Yahudi olarak dünyaya gelen Kissinger, Adolf Hitler liderliğindeki Nazilerin yönetiminden kaçmak için 1938'de ailesiyle birlikte ABD'ye sığınmayı başardı. Sadece Amerikan siyaset dünyasına girmekle kalmayıp, aynı zamanda 1969'da ilk Ulusal Güvenlik Danışmanı ve ardından 1973'te Başkan Richard Nixon yönetiminde Dışişleri Bakanı oldu. 1974'te ‘Watergate’ skandalının ardından Nixon'un yerini alan Başkan Gerald Ford'un yönetiminde, 1977'nin başına kadar son görevinde kaldı.

Tüm olumsuzluklara rağmen Henry Kissinger, Soğuk Savaş mimarı George Kennan ve Almanya'nın yeniden birleşmesi mimarı Hans Dietrich Genscher gibi yirminci yüzyılın önde gelen ‘realpolitik’ savunucularının yanı sıra Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle gibi politikacıların saflarına yükseldi.

100. yaş gününde kutlayacak çok şeyi vardı.

Tarihi atılım

Henry Kissinger'ın 1994 yılında yayınladığı ‘Diplomasi’ kitabı uluslararası ilişkilerde hala önemli bir referans olmakla birlikte geçtiğimiz onlarca yıl içinde yayınlanan birçok kitap 1973 yılında, diplomatik bir figür olan uluslararası ilişkilerde jeopolitik bir deprem yaratan, çabaları sonucunda ABD Başkanı Nixon ve Çin lideri Mao Zedong arasında bir zirve gerçekleşmiş ve ABD ile Çin arasındaki ilişkilerin kurulmasına öncülük eden ayrıca, nükleer denge doktrinini Sovyetler Birliği ile olan ilişkileri yeniden tanımlayarak tekrar ele alan Henry Kissinger’ı ele aldı. Kissenger, bir yanda Mısır ve Suriye, diğer yanda İsrail arasında ateşkes için ABD'ni n arabuluculuğunu yürütürken Ortadoğu'da büyük bir değişiklik yaptı. Bu daha sonra Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile İsrail Başbakanı Menahem Begin arasında Camp David barış anlaşmalarını sonuçlandırmayı mümkün kıldı.

rfeg4t
Kissinger (ortada), 1974'teki akşam yemeğinde Deng Şiaoping ile (sağda) konuşurken (Getty)

Vanderbilt Üniversitesi'nde Tarih Profesörü olan Thomas Schwartz, Şarku'l Avsat’ın bir Kissinger'ın Amerikan dış politikası üzerinde olağanüstü bir etkisi olup olmadığı sorusuna Henry Kissinger and American Power: A Political Biography (Henry Kissinger ve Amerika'nın Gücü: Politik Bir Biyografi) isimli kitabından bir alıntıyla yanıt vererek,  “Gerald Ford ve George H.W. Bush dönemlerinde ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapan Brent Scowcroft, eski Dışişleri Bakanı Lawrence Eagleburger (yine George H.W. Bush döneminde), eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice (George W. Bush döneminde) ve diğerleri gibi onunla çalışan veya yanında bulunan birçok insan Kissinger’ın Dışişleri Bakanı olarak göreve gelmesinden çok sonra ABD’nin dünyadaki yerini şekillendirdiler” dedi.

Kissinger'ın ‘her zaman popüler olmayan’ realist veya realpolitik yaklaşımıyla, eski Başkan Barack Obama'yı uluslararası meseleleri bu doğrultuda ele aldığını iddia etmeye bile teşvik etmesi hala dikkat çekicidir.

‘Oyunun Ustası’

Öte yandan eski Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Özel Elçisi Terje Rod-Larsen, Kissinger'ı ‘uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanında dünyanın önde gelen araştırmacılarından biri’ olduğu için ‘çağdaş diplomasi dünyasında tamamen benzersiz’ bir figür olarak görüyor. Dünya Savaşı sonrası dönemde diplomat olarak çalışan bir ilk olmasının yanı sıra, ‘akademisyen olarak bu alanda yaptığı çalışmaların çok etkileyici olduğunu’ sözlerine ekledi. Larsen, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İlk olarak ABD ile Çin arasındaki ilişkiye, ikinci olarak da Ortadoğu'daki diplomasisine atıfta bulunarak Kissinger, muazzam bir başarıya imza attı” ifadelerini kullandı. Kissinger'ın akademik kimliği ve çalışan bir diplomat olmasının, onu ‘her iki alanda da en iyisi olarak kimsenin sahip olmadığı bir kombinasyon’ haline getirdiğine dikkat çekti. Larsen ayrıca Kissinger'ın 100. doğum günü vesilesiyle uluslararası barış ve güvenliğe ömür boyu hizmetlerinden ötürü saygılarını sunduğunu ifade etti.

Araplar açısından ‘kararlı bir başarı’

Filistinliler ve İsrailliler arasındaki 1993 Oslo Anlaşmalarında ana arabulucu olan eski Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Özel Elçisi Terje Rod-Larsen, ABD'nin Ortadoğu Barış Elçisi olarak görev yapan ve yakın zamanda ‘Master of the Game: Henry Kissinger and the Art of Middle East Diplomacy (Oyunun Ustası: Henry Kissinger ve Ortadoğu Diplomasisi Sanatı) isimli kitabını yazan eski ABD Dışişleri müsteşarı Martin Indyk ile tamamen aynı fikirde.

xcdfvrg
Kissinger ve Sedat, 16 Ocak 1974'te Kahire'de (AP)

Indyk, kitabında Kissinger'ın Ortadoğu'daki belirleyici rolüne odaklandı. Kissenger’ı ‘zeki ve yorulmak bilmeyen bir arabulucu’ olarak tanımlayan Indyk, hedefinin, ‘rakip güçlerin rekabetini ustaca manipüle ederek’ Ortadoğu'da istikrarlı bir güç dengesi kurmak olduğuna dikkat çekti.

Bununla birlikte, Martin Indyk tarafından benimsenen tarihsel anlatılar, büyük ölçüde ABD ve İsrail arşivlerinin yanı sıra Kissinger ve diğer paydaşlarla yaptığı doğrudan röportajlara dayanıyordu. Mısır ve Suriye, genel olarak Arap bölgesindeki arşivlere erişimi yoktu. Kissenger, Eski ABD Başkanları Bill Clinton ve Barack Obama ile çalışmasına ayrıca eski Başkan Donald Trump'ın Ortadoğu politikasını eleştirdi.  Indyk, birçok Arap ülkesi ile İsrail arasındaki ‘İbrahim (Abraham) Normalleşme Anlaşmaları’nı, Kissinger'ın Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed'le anlaşmadaki başarısına ve Clinton yönetiminin Suriye-İsrail barış anlaşmasına varamamasına benzetti. Kissinger'ın İsrail'in işgal altındaki Arap topraklarından ilk büyük çekilmesine yol açan ikinci Sina müzakerelerindeki başarısı, Obama yönetiminin Filistin- İsrail ihtilafını iki devletli bir çözüme dayanarak çözememesi karşılığında ABD'nin Mısır ile yeni ilişkilerini güçlendirdi.

dfrg
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve eski İsrail Başbakanı Golda Meir, 4 Kasım 1977 Pazar gecesi New York'ta Yahudi Kongre üyelerine verilen akşam yemeğinin ardından konuşuyor (AP)

Profesör Schwartz, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kissinger’ın Ortadoğu'daki rolünün oldukça belirleyici olduğunu vurguladı. En önemli izlerinden birinin, İsrail'in varlığına yönelik en büyük tehdidi ortadan kaldıran ve İsrail ile ABD'nin çok daha güçlü bir ittifak kurmasını sağlayan, Mısır ile İsrail arasındaki barış anlaşmasının temelini atmak olduğunu söyledi. Ayrıca, ‘İbrahim Anlaşmaları’nın da Kissinger'ın yaklaşımının bir mirası olduğunu’ ileri sürdü.

Ancak Indyk, Kissinger'ın 1974 başlarında Ürdün Kralı Hüseyin'i (FKÖ'den ziyade) Filistinlileri temsil etmesine izin verecek şekilde barış sürecine dahil etme fırsatını kaçırdığına inanıyor. Kissinger'in tereddüdünün, FKÖ Başkanı Yaser Arafat'ın 1974 Rabat zirvesi sırasında Filistin halkının FKÖ’nün meşru ve tek temsilcisi olarak tanınmasıyla temsil edilen ‘büyük Arap desteğini’ almasına izin verecek ölçüde olmasını eleştirdi.

‘Gerçeklik yok oluyor’

Uluslararası Kriz Enstitüsü'ndeki Birleşmiş Milletler Direktörü Richard Gowan, Kissinger'ın yaptıklarına karşı daha şüpheci görünüyor ve 1970’li yıllarda şekillendirmeye çalıştığı dünyanın çökmeye başladığını düşünüyor. Gowan, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kissinger'ın başlıca stratejik projeleri Rusya ile yumuşama ve Çin'e açıklıktı. ABD şimdi her iki güçle de karşı karşıya. Bir anlamda, Kissinger'ın amacı ideolojik çatışmadan çok büyük güçler arasında reelpolitikti. Çünkü reelpolitiki daha istikrarlı gördü. Ancak artık gerçekçilik ruhunun yok olduğu bir dünyadayız” dedi. Ayrıca, ‘Kissinger'ı eleştirenlerin çoğunun, Washington'un orada işlenen zulümlere göz yumduğu Bangladeş Savaşı gibi krizlerdeki rolünü hatırlayacağına da işaret etti.  Ancak Gawon, ‘onun gerçekçilik anlayışından hala öğrenebileceğimiz şeyler olduğuna’ olan inancını da dile getirdi.

Güncel sorunlar bile

Schwartz’ın söylediğine göre bazıları, Henry Kissinger'ın, SSCB'nin gücünü dengelemek için sözde ‘Çin kartını’ kullanmak istediği için 1973'te Nobel Barış Ödülü'ne layık görülmesinin hatalı olduğuna inanıyor. Ayrıca bunun ‘her birinin göreli gücünün bugünkünden tamamen farklı olduğu bir zamanda’ gerçekleştiği değerlendirmesinde bulundu. Kissinger’in Çin'in uluslararası sistemde önemli bir rol oynayacağını anladığını vurguladı.

fvgth
Kissinger ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 21 Eylül 2023'te New York'ta (DPA)

Birçoğu ‘Çin'in ekonomik entegrasyonunun siyasi demokrasiye yol açacağına’ inansa da Kissinger'ın güçleri arasında ‘ABD ve Çin'in bir tür dengeye ulaşabileceklerine ikna olmaya devam ettiğini’ düşünüyor.

Kissinger, Avrupa diplomasisinin on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkışına dayanarak çağdaş uluslararası ilişkilerde bir dönüm noktası, yirminci yüzyılda önemli bir oyuncu ve hala yirmi birinci yüzyılda varlığını sürdüren bir yaklaşımın kurucusuydu.



Wagner, Afrika'nın göbeğinde opioid imparatorluğu kurdu

Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)
TT

Wagner, Afrika'nın göbeğinde opioid imparatorluğu kurdu

Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)

Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin'in ölümünün ardından Kremlin, bu paralı asker şirketinin yerine Afrika Kolordusu'nu koymaya çalışıyor. Ancak örgütlerinden ayrılmayan yüzlerce Wagner savaşçısı, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kendi uyuşturucu imparatorluklarını kurdu.

Wall Street Journal (WSJ), ülkede hâlâ 500 civarında Wagner savaşçısının bulunduğunu ve oğul Pavel Prigojin'in başını çektiği bu kişilerin tramadol ticareti sayesinde kereste ve altın kaynaklarını da sömürdüklerini bildiriyor.

Ubangi Nehri'nin yukarı kesimlerinde mevzilenen Wagner unsurlarının, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kolluk kuvvetlerinin ve Moskova'nın denetiminin dışında faaliyet gösterdiği aktarılıyor.

Yaygın bilinen opioidlerden tramadol, aslında bir ağrıkesici olsa da yüksek dozlarda kokaine benzetilen güçlü bir uyarıcı etki gösteriyor. 

Wagner'in altın madenlerindeki işçiler uzun süre çalışmak için, savaşçılarsa korkuyu bastırmak amacıyla tramadol kullanıyor. 

Paralı askerler son derece bağımlılık yapıcı bu ağrıkesiciyi yerel milislere, ordu mensuplarına ve kendi savaşçılarına çatışmalarda kullanmaları için veriyor.

İsviçre merkezli kâr amacı gütmeyen Uluslararası Organize Suça Karşı Küresel Girişim, bölgedeki Wagner unsurlarının kaçak altın ticaretinden yılda 180 milyon dolar kazandığını tahmin ediyor.

WSJ, Wagner ve işbirlikçilerinin Afrika'daki kaçakçılık merkezi olarak kullandığı Orta Afrika Cumhuriyeti'nin önemli bakanlıklarında, ordusunda, kolluk kuvvetlerinde ve gümrüklerinde etkili olduğunu aktarıyor. 

Pentagon'un finanse ettiği Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2018'de direnişçilere karşı savaşmak için ülkeye gelen Wagner savaşçılarının günümüzde devleti ele geçirdiğini öne sürüyor. 

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'nun Orta Afrika uzmanı Charles Bouëssel şu yorumu yapıyor:

Orta Afrika Cumhuriyeti, Wagner'in en güçlü olduğu ülkeydi. Altın madenciliği faaliyetleri de dâhil olmak üzere ülkedeki ekonomik varlıkları hâlâ büyük ölçüde korunuyor. Rusya, tıpkı uçak kazasına kadar Prigojin'le sürdürdüğü gibi, açık bir çatışmadan kaçınarak durumu yönetiyor.

Ukrayna savaşında Vladimir Putin ve Savunma Bakanlığı'yla girdiği tartışmalarla tanınan Prigojin'in savaşçıları, Haziran 2023'te Kremlin'e karşı ayaklanmıştı. Prigojin, kısa süren isyandan iki ay sonra Moskova'dan bindiği uçağın seyir halindeyken patlaması sonucu ölmüştü. Prigojin'in sağ kolu ve Wagner'in kurucularından Dmitri Utkin'in de aralarında yer aldığı 10 kişiyi taşıyan uçaktaki herkes hayatını kaybetmişti.

Bunun ardından gözler Kremlin'e çevrilmiş, sözcü Dmitri Peskov olaydan Moskova'nın sorumlu olmadığını iddia etmişti. İsyan nedeniyle Prigojin ve askerlerini vatan hainliğiyle suçlayan Putin ise olayın ardından Wagner lideri için "Yetenekli biriydi fakat ciddi hataları vardı" demişti.

Batılı istihbarat örgütleri, Prigojin'in Kremlin'in emriyle uçağa yerleştirilen bir patlayıcının infilak etmesi sonucu öldüğünü öne sürmüştü.

Independent Türkçe, WSJ, i24NEWS


Hemşehri gazetesi, Hamaney suikastının intikamını almak için Trump ve Avrupalı liderleri içeren bir liste yayınladı

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)
TT

Hemşehri gazetesi, Hamaney suikastının intikamını almak için Trump ve Avrupalı liderleri içeren bir liste yayınladı

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)

Tahran Belediyesi tarafından yayımlanan Hemşehri gazetesi, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi karşılığında ‘bedel ödemesi gerektiğini’ öne sürdüğü kişilerin yer aldığı bir liste yayımladı. Listede ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve bazı Avrupalı liderler bulunuyor.

Gazete, dün akşam internet sitesinde yayımladığı görselde, Mücteba Hamaney’in ‘suçluların tam listesine’ ilişkin mesajından bir bölüme yer verdi. Ancak söz konusu görsel, gazetenin bugünkü basılı nüshasında yer almadı.

Görselde, Mücteba Hamaney’in isim vermemesine rağmen işaret ettiği listeye atıf yapıldığı düşünülen 13 kişinin fotoğrafı yer aldı. Trump ve Netanyahu’nun fotoğraflarının üzerine hedef işareti konulması dikkat çekti.

Listede ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yanı sıra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve görevinden ayrılan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer da yer aldı.

dvfghyj
Hemşehri gazetesinin yayınladığı görsel

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney dün yayımlanan mesajında ‘babasının intikamının alınacağını’ belirtti, ancak herhangi bir isim vermedi. Eski Dini Lider Ali Hamaney, 28 Şubat 2026’da ABD-İsrail ortak hava saldırılarında hayatını kaybetmişti.

Hemşehri gazetesi, ‘intikam’ kavramının farklı şekillerde yorumlanamayacağını savunarak, bunun ‘katillerin cezalandırılması ve ortadan kaldırılması’ anlamına geldiğini, ‘tarafsız sloganlara’ ya da ‘yumuşak projelere’ dönüştürülemeyeceğini öne sürdü.

Gazete, yeni dini liderin açıklamasına destek vererek, ‘intikam’ ifadesinin doğrudan ‘öldürme’ anlamına geldiğini savundu. Bu değerlendirme, Tahran’ın eski Dini Lider Ali Hamaney’in ölümünden sorumlu tuttuğu kişilerin hedef alınmasına yönelik en açık çağrılardan biri olarak değerlendirildi.

Gazete, yeni dini liderin mesajının yalnızca saldırıyı doğrudan gerçekleştirenleri değil, suikast emrini verenlerden planlayanlara, uygulayanlardan danışmanlara kadar operasyonun tüm unsurlarını hedef aldığını ileri sürdü.

Gazete ayrıca Ali Hamaney’in öldürülmesini, eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin suikastıyla ilişkilendirerek, Süleymani’nin öldürülmesine ‘gereken düzeyde’ karşılık verilmiş olsaydı, düşmanın İran’ın dini liderini hedef almaya cesaret edemeyeceğini savundu.

Hemşehri gazetesinin yönetimi, şu anda Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen muhafazakâr bir ekip tarafından yürütülüyor. Ekibin başında, eski DMO komutanlarından, eski milletvekili ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarından Tahran Belediye Başkanı Ali Rıza Zakani bulunuyor.

Gazete, İran’ın askeri ve güvenlik kurumlarına söz konusu dosyayı ‘ciddiyetle’ ele alma çağrısında bulunarak, ‘intikam görevi’ olarak nitelendirdiği sürecin yürütülmesi için özel birimlerin görevlendirilmesini istedi.

Savaş sırasında İran, Avrupa ülkelerini topraklarına yönelik saldırıları kınamamakla suçlamış, bazı Avrupa ülkelerinin ABD askeri uçaklarının hava sahalarını kullanmasına izin vermesi nedeniyle saldırıların tarafı olduğunu ileri sürmüştü.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney, savaşın başlamasından bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Babasının cenaze törenine de katılmayan Hamaney’in ilk açıklaması, Hürmüz Boğazı çevresinde askeri gerilimin tırmandığı ve Tahran üzerindeki, gemi geçişlerinin güvence altına alınmasına yönelik diplomatik baskının arttığı bir dönemde geldi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformundan yaptığı açıklamada, kendisine yönelik herhangi bir suikast girişiminin ABD’nin ‘İran’ı tamamen ezmesiyle’ sonuçlanacağını söyledi. Trump, ateşkesin sona erdiğini duyururken, İran’ın gerilimi düşürmeye yönelik şartlara uyması halinde Washington’un görüşmeleri sürdürmeye açık olduğunu da belirtti.


İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu

İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu
TT

İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu

İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu

ABD ordusu, bugün İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırıların, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisini hedef almasının ardından, ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla gerçekleştirildiği belirtildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada, bu hafta İran'a yönelik düzenlenen üçüncü saldırı dalgasının gerçekleştirildiğini belirterek, bunun "Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan Kıbrıs bayraklı bir konteyner gemisine açık bir saldırı düzenlemesinin ardından" yapıldığını ifade etti.

İran Devrim Muhafızları ise resmi medya aracılığıyla yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın "ikinci bir duyuruya kadar" kapatıldığını duyurdu. Açıklamada, "izin verilmeyen bir rotadan geçtiği" belirtilen bir gemiye uyarı ateşi açıldığı ve geminin durdurulduğu kaydedildi.

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin açıklamasında, "Gemi uyarı ateşiyle vuruldu ve durduruldu" denildi. Daha sonra yapılan ikinci açıklamada ise, "Hürmüz Boğazı'nda yürürlükte bulunan düzenlemeleri ihlal eden ikinci bir geminin de hedef alındığı" bildirildi.

İran liderinin askeri danışmanı Muhsin Rızai ise, ABD ile yaşanan gerilimin merkezindeki Hürmüz Boğazı'nın İran için "atom bombalarından daha önemli" olduğunu söyledi.

Katar Dışişleri Bakanlığı:

  • Katar, İran'ın ülke topraklarına yönelik yeniden başlattığı saldırıları en sert ifadelerle kınamaktadır.
  • İran'ın Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman Sultanlığı ve Kuveyt'e yönelik saldırıları da aynı şekilde kınanmaktadır.
  • Bu saldırıların sürmesi, gerilimi kontrol altına alma çabalarını daha da karmaşık hale getirecek tehlikeli bir tırmanış anlamına gelmektedir.
  • Katar, bu saldırılar ile bunların doğuracağı sonuç ve etkilerden İran'ı tamamen hukuken sorumlu tutmaktadır.
  • Katar, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu vurgulamaktadır.
  • Bölgenin güvenliği ve istikrarını tehdit eden tüm askeri faaliyetlerin ve saldırıların derhal ve tamamen durdurulması gerektiğinin altı çizilmektedir.