Netanyahu ve Biden’ın kesişme noktaları

Netanyahu ve Biden’ın kesişme noktaları
TT

Netanyahu ve Biden’ın kesişme noktaları

Netanyahu ve Biden’ın kesişme noktaları

Macid Kayal

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nunsavaş durduktan sonra Filistin Otoritesi’nin Gazze Şeridi'ni yönetmesine karşı açıklamalarında sürpriz bir durum yok.Netanyahu’nun, “Gazze'de ne Hamasistan nede Fetihistan olacak” açıklaması İsrail'in BatıŞeria'da da Filistin yönetimine karşı savaşbaşlatma ihtimalinin sinyalini veriyor. İsrail'in, yerleşimcileri silahlandırmasını meşrulaştırmak ve onların Filistinlileri suistimal etmelerine, topraklarına ve mülklerine saldırmalarına izin vermek gibieylemlerde bulunduğunu hatırlamak gerekir.

Netanyahu açıklamalarında, Hamas'ıngerçekleştirdiği 7 Ekim operasyonunun İsrailüzerindeki felaket sonuçlarını ve ülkeninitibarı üzerindeki etkisini, Oslo Anlaşması'nı(1993) Filistinlilerle imzalayan İşçi Partisi vemerkez partilerine yüklemeye kadar gitti. Sözkonusu anlaşma sonucunda Filistinlilere siyasibir varlık kazandırılmıştı. Aynı zamanda Netanyahu, Likud Partisi’nde izlenen politikadan kendini temizleme çabasına girdi. Likud Partisi, Gazze Şeridi'nden tek taraflı çekilme seçeneğini benimserken (Şaron,Olmert ve Livni tarafından), Netanyahu osırada bu seçeneğe şiddetle karşı çıkmıştı(2005).

Netanyahu, mevcut savaş ortamını sadecehükümeti yönetirken maruz kaldığı ağırsonuçları hafifletmek için değil aynı zamanda Oslo Anlaşması ile hesaplaşmak ve Filistinlilerin siyasi varlığını hem Gazze hemde Batı Şeria'da ortadan kaldırmak içinkullanıyor. Onun bu yaklaşımı, İsrail'dekiliderlik pozisyonuna geldiği 1996 yılından buyana politikalarını yönlendiren bir stratejininürünüdür. Netanyahu, İsrail'deki herkesten,Ehud Barak ve Ariel Şaron'dan daha çok,başından beri Oslo Anlaşması'ndan kopma,Filistin yönetiminin varlığını baltalama ya davarlığını ötekileştirme politikasını tesis eden kişidir. Söz konusu dönemde hükümetin başkanlığına ve Likud Partisi'nin liderliğinegeldiğinde bu anlaşmaya karşı kışkırtıcı bir şekilde tavır aldı. Bu da dönemin eski Başbakanı ve İşçi Partisi lideri İzak Rabin'in(Kasım 1995) suikastına yol açtı.

Netanyahu'nun sorunu, aşırı politikalarının sadece Filistinlilerle sınırlı kalmaması, siyasi sistemi değiştirmeye çalışarak İsrail'i de kapsamasıydı.

Netanyahu, İsrail'in başbakanlık görevini üstlendiği ve Likud Partisi liderliğini sürdürdüğü üç dönem boyunca, (1996-1999'da birinci, 2009-2021'de ikinci ve 2022'den sonra üçüncü dönem), milliyetçi ve dini sağpartilerle ittifak yaparak Batı Şeria veGazze'de bir Filistin devletinin kurulmasınıengellemeye yönelik politikalarını pekiştirmeyi başardı. Netanyahu, İsrail'in kurucu lideri David Ben-Gurion'u (12 yıl) bilegeçerek, İsrail'in başbakanlık görevini en uzun süre üstlenen kişi oldu.

İsrail Başbakanı BinyaminNetanyahu, hükümetin 10 Aralık’ta yaptığıhaftalık toplantıya katıldı. 
İsrail Başbakanı BinyaminNetanyahu, hükümetin 10 Aralık’ta yaptığıhaftalık toplantıya katıldı. 

Netanyahu'nun buradaki sorunu, aşırıpolitikalarının sadece Filistinlilerle sınırlıolmaması, aynı zamanda İsrail'i de kapsamasıdır. İsrail'de, liberal demokratik bir devlet karakterinden çok Yahudi bir devletkarakterini ön plana çıkarma çabaları veseküler bir devlet karakterini dini bir devletkarakterine dönüştürme girişimleri, gerek içfikir birliğinde bir çatlama olan İsrail'de gerek de yurt dışında Netanyahu'nun liderlikstatüsüne dair şüphelerin oluşmasına yol açtı.Bu durum özellikle ABD yönetimi ve Batı'daki birçok hükümetle ilişkilerde soğumaya neden oldu. İsrail'in Gazze'deki savaş öncesi döneminde de bu gözlemlendi.

Bu nedenle, Netanyahu'nun Batı Şeria ve Gazze'deki otorite yapısından kurtulma çabaları bazılarının düşündüğü gibi sadecegelecekteki seçimlerde kendisi ve LikudPartisi'nin başarısını maksimize etmeyiamaçlamıyor. Aksine bu tutumlar, onunpolitikalarının, düşüncelerinin ve tarihirolünün merkezinde

yer alıyor. Tüm uluslararası uyarılar vearalarında Yahudi grupların da bulunduğuuluslararası kamuoyundan gelen baskılara rağmen bu durum onu Gazze'ye karşı bir imha savaşı başlatacak ve bu bölgeyi yok etmeyiveya haritadan silmeyi hedefleyecek kadarşiddetli hale getiriyor. Elbette bu uyarılar vebaskılar, onun, söz konusu Hamas saldırısını‘sorumluluktan kurtulmak’ için kendisi adınabir zafer olarak göstermeye çalıştığı gerçeğini hafifletmiyor. ABD Başkanı Joe Biden'ınFilistin devletinin kurulmasına ilişkinaçıklamaları ise 30 yıllık, yani OsloAnlaşmaları'nın Beyaz Saray'daimzalanmasından bu yana geçen eski ABD açıklamalarının tekrarı niteliğinde. ABD, Clinton'dan Biden'a, Demokrat ya daCumhuriyetçi olsun tüm yönetimlerzamanında, özellikle Clinton döneminde, BatıŞeria ve Kudüs'teki yerleşimlerindurdurulması için İsrail'e bir kez bile baskıyapmadı.

Biden'ın Netanyahu'nun konuşmasından şeklen farklı konuşması, dünya kamuoyunun Filistinliler lehine değişmesinden kaynaklanan baskılarla açıklanabilir.

Bu yorum, ABD'nin Filistinlilere yalnızca konuşma olanağı sunmasından kaynaklanıyor. ABD İsrail'e siyasi, mali ve askeri desteğin yanı sıra Yahudi olmasa bile Siyonist olduğunu beyan eden bir başkan ve İsrail'idışişleri bakanı olarak değil bir Yahudi olarakziyaret ettiğini açıklayan bir dışişleri bakanı iledestek veriyor. ABD yönetimi her ne kadarİsrail'e sivilleri hedef almaktan kaçınmaçağrısında bulunsa ve İsrail'in Gazze Şeridi'ni işgal etmesine, topraklarına el koymasına ya da Filistinlilerin bir kısmını bölge dışına sürmesine karşı olduğunu söylese de Gazze'de herhangi bir ateşkes kararına karşı vetoyetkisini kullanıyor. ABD on binlerce sivilin ölümüne, Gazze mimarisinin yüzde 70'inin yok olmasına ve yaklaşık iki milyon kişinin iki ayı aşkın bir süre boyunca su, elektrik, ilaç ve yiyecek olmadan silahlarla yerindenedilmesine tanık olmasına rağmen, cephane,mali ve siyasi destek sağlıyor.

ABD Başkanı Yahudilerin kendilerini güvende hissedecekleri tek yerin İsrail olduğunainanıyor. Gerçek ise bunun tam tersi; İsrail,Netanyahu'ya destek teşkil eden ve onuFilistinlilere yönelik acımasız savaşınısürdürmeye teşvik eden hükümetin izlediğipolitikalar nedeniyle Yahudi düşmanlığıuyandıran bir yer haline geldi. KısacasıNetanyahu'nun Filistinlilere yönelikhedeflerini benimseyen Biden, ondan yalnızcayöntem ya da detaylar itibarıyla ayrılıyor.

Asıl anlaşmazlık, Netanyahu'nun İsrail'i içeriden değiştirme gündemine ABD'nin karşı çıkmasında yatıyor. ABD’nin savaştan önce Netanyahu hükümetini dışlaması iç politikadan kaynaklanıyor. Biden savaştan sonra bu tutumundan vazgeçti ve Netanyahu'nun politikalarına mutlak desteğini ifade etmek için İsrail'i ziyaret etti.

Biden'ın Netanyahu'nun konuşmasındanşeklen farklı konuşması, dünya kamuoyununFilistinliler lehine değişmesinden kaynaklanan baskılarla açıklanabilir. Yahudi gruplar da savaşa karşı muhalefet hattına girdiler. Filistinlilerin yaşadığı tüm yıkıma ve dehşete rağmen İsrail ordusu iki aydan fazla bir süredir Gazze'yi kontrol etmekte tereddüt ediyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal