Modi, 2024 seçimlerine yoksullara destek ve Hindu milliyetçiğini canlandırarak hazırlanıyor

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon
TT

Modi, 2024 seçimlerine yoksullara destek ve Hindu milliyetçiğini canlandırarak hazırlanıyor

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon

Şakir Hüseyin

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 4 Kasım’da Orta Hindistan’da düzenlenen bir mitingde ülkenin 1,4 milyarlık nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ını besleyen gıda yardımı programının devam ettiğini duyurdu. Dünyanın en kalabalık ülkesinde ve beşinci büyük ekonomisinde gıda güvenliğinin sağlanması, Modi’nin siyasi hayatta kalması ve Hindistan Halk Partisi’nin (Bharatiya Janata Partisi-BJP) iktidarının devamı açısından hayati önem taşıyor.

Gerçek şu ki Hindistan, GSYİH’sı nispeten büyük olmasına rağmen kişi başına düşen gelir açısından dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alıyor.

Hindistan’ın nominal GSYİH’sının 3,7 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor; bu da kişi başına düşen gelirin veya her kişinin kazandığı ortalama gelirin yaklaşık 2 bin 600 dolar olduğu anlamına geliyor. Bunu Bangladeş gibi bir ülkeyle karşılaştırdığımızda, Bangladeş’te kişi başına düşen ortalama gelirin biraz daha yüksek olduğunu, Suudi Arabistan Krallığı gibi bir ülkeyle karşılaştırdığımızda ise 2022’de kişi başına düşen ortalama gelirin 13 kat daha yüksek olduğunu görürüz. Zenginlik dağılımındaki keskin eşitsizliği hesaba kattığımızda yoksulluk sorunu daha da vahim hale geliyor.

Modi’nin garantisi

Kâr amacı gütmeyen kuruluş Oxfam, 2023 raporunda bu eşitsizliğe net bir şekilde dikkat çekti. Hindistan’ın en zengin yüzde 1’i 2021’de toplam servetin yüzde 40,5’inden fazlasına sahipken, nüfusun en fakir yüzde 50’sinin payı toplam servetin yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturuyordu. Oxfam, Zenginlerin Hayatta Kalması: Hindistan’ın Hikayesi başlıklı raporunda ülkedeki milyarder sayısının 2020’de 102’den 2022’de 166’ya yükseldiğini belirtti.

“Modi’nin bir sonraki büyük mücadelesi 2024 ulusal seçimleri. Yoksullara gıda tahılı sponsorluğu yapmaya yönelik gıda yardımı programının devam ettiğinin duyurulması, güçlü bir adım olarak değerlendirilebilir.”

Ayrıca raporda açlık, işsizlik, enflasyon ve sağlık felaketleri gibi çoklu krizlere de vurgu yapıldı ve yoksulların hayatta kalmak için temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadıklarını açıklandı. Böyle bir durum sosyal ve politik açıdan patlayıcı olabilir ve Hindistan’ın iktidar partisi, yoksullar arasındaki tehlikeli hoşnutsuzluğun, ülkedeki siyasete hâkim olma yönündeki uzun vadeli hırslarına son verebileceğinin farkında.

Modi ve BJP için bir sonraki büyük mücadelenin 2024’teki ulusal seçimler olduğunu gözönüne aldığımızda, Yoksullara Gıda Tahılı Programı olarak bilinen gıda yardımı programının devam ettiğinin duyurulması, güçlü bir adım olarak değerlendirilebilir.

Modi, Chhattisgarh eyaletindeki bölgesel seçim mitinginde yaptığı konuşmada, “BJP hükümetinin önümüzdeki beş yıl boyunca 800 milyon yoksul insana bedava gıda tahılı sağlama planını genişletmesine karar verdi. Bu siyasi bir söz değil, Modi’nin garantisidir” ifadelerini kullandı. Bu da meseleyi son derece kişisel kılıyor.

Modi, 2014’te başbakan oldu ve Mayıs 2019’da ikinci dönem için seçildi. Bu yıllar boyunca, BJP’nin popülist siyasetiyle karşı karşıya gelemeyen bölünmüş bir muhalefetle Hindistan’daki siyasi sahneye hakim oldu. Bu iki seçim zaferi, partinin Hinduizm’i canlandırma yönündeki ana politikasından ve kalkınma vaadinden kaynaklanıyor.

Mutlu temel

On yıl boyunca BJP’nin başlıca siyasi ve ekonomik programları, ‘Müslümanların çoğunlukta olduğu Cemmu ve Keşmir bölgesinin özel statüsünün iptal edilmesi ve Uttar Pradeş’te 16. yüzyıldan kalma yıkık Babri Camii yerine devasa bir tapınak inşa edilmesi’ gibi adımlarla, çekirdek Hindutva (Hindu milliyetçisi) seçmen kitlesini mutlu etmeye odaklandı. Ayrıca bu programlar, muhalefete, partinin toplumsal kurumların otoritesi üzerindeki hakimiyetini zayıflatma izni vermiyor.

“Modi hükümeti otoyollar, havaalanları, demiryolları, limanlar, ticari bölgeler ve diğer altyapı tesislerinin oluşturulması için altyapı harcamalarını hızlandırdı.”

En savunmasız gruplara ayda 5 kg tahılın ücretsiz olarak dağıtıldığı gıda yardımı programı, Kovid-19 pandemisinin ardından 2020 yılında başlatılmış ve kısa aşamalarla uzatılmıştı. Resmi rakamlara göre, Aralık 2022’ye kadar olan yedi aşamada hükümetin mali maliyeti 3,9 trilyon rupinin (yaklaşık 47 milyar dolar) üzerinde gerçekleşti.

Yardım programının beş yıl uzatılması kesinlikle birçok Hinti, BJP’nin zaferinin daha fazla sosyal refah önlemlerine olanak tanıyacağı umuduyla Modi’ye oy vermeye teşvik edecektir. Ancak bu aynı zamanda uluslararası yatırımcılar tarafından büyük bir tüketici pazarı olarak görülen Hindistan’daki açlık ve yetersiz beslenmeyle ilgili önemli sorunlara da dikkat çekiyor. En azından bu tür önlemler, özellikle Hindistan ekonomisinde işsizliğin arttığı bir dönemde toplumsal huzursuzluğun hafifletilmesinde faydalıdır. Artan enflasyona ilişkin endişeler bu zorlukları artırıyor.

Modi hükümeti otoyollar, havaalanları, demiryolları, limanlar, ticari bölgeler ve diğer altyapı tesislerinin kurulması için altyapı harcamalarını hızlandırdı. Bu harcama çılgınlığı, Hindistan’ın ekonomik büyüme öyküsünü beslemeye yardımcı oluyor ve BJP yanlısı iş dünyası arasında geniş bir desteğe sahip. Ancak devasa altyapı harcamaları ve ekonomik kurtuluş planları yeterli iş fırsatları yaratmada başarısız oldu.

Hiç şüphe yok ki Hindistan borsası hızla büyüyor ancak portföy yatırımı Hindistan’ın ihtiyaç duyduğu milyonlarca işi yaratacak bir şey değil. Bloomberg’in 21 Kasım tarihli raporuna göre mevcut hisse senedi fiyatları da yüksek. Raporda, “Hindistan’daki şirket yöneticileri hisselerini inanılmaz bir hızla satarak bu yılın ilk 10 ayında 12 milyar dolar satış yaptılar. Investing 101’e göre bu, piyasanın aşırı değerli olduğunun açık bir işareti” ifadelerine yer verildi.

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon

Borsada ne yaşanırsa yaşansın, reel ekonominin hoşnutsuzluğu giderek artan gençlere iş sağlaması gerekiyor. Bu gençlerin çoğu, tüketiciliğin ve modern yaşam tarzlarının taleplerinin daha fazlasını arzulayan istekli sınıflardan geliyor. Bu sınıfın maddi taleplerinin, bir miktar gıda yardımı ile yetinen yoksulların taleplerinden daha fazla olduğu açık. Bu genç kesimi üniversite eğitimi aldıktan sonra en önemli istekleri maaşlı işler, barınma, sağlık, özel arabalar ve sosyal güvenliktir. Birçoğu Batı ülkelerinde, özellikle de İngilizce konuşulan ülkelerde istikrarlı bir yaşam arayışı içinde göç etmeyi veya Körfez bölgesinin gelişen ekonomilerinde iş bulmayı arzuluyor.

Tapınak kağıtları

Üst kasttaki birçok Hindu, BJP tarafından benimsenen Hindutva ideolojisi, Hindu milliyetçiliği ile gurur duyuyor. Bunlar, sadece geniş bir seçmen tabanı oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda yoğun bir ses çıkarıyor ve kurumsal sektöre, medyaya ve hükümete hakimler. BJP’nin onları kendi tarafında tutması çok önemli.

“Gençlere yönelik yeterli fırsatların bulunmamasına ilişkin yaygın şikâyetlere rağmen Ayodhya şehrindeki Ram tapınağı projesinin yaklaşan genel seçimlerde BJP’ye verilen desteği artıracağı kesin.”

Gençlere yönelik yeterli fırsatların bulunmamasına ilişkin yaygın şikâyetlere rağmen Ayodhya şehrindeki Ram tapınağı projesinin yaklaşan genel seçimlerde BJP’ye verilen desteği artıracağı kesin. Bir zamanlar Babri Camii’nin bulunduğu alandaki tapınakta yapılan inşaat çalışmaları, Hindistan Yüksek Mahkemesi’nin 2019 yılında alanı Hindulara verme kararı vermesinden bu yana hızla ilerledi. Hindu fanatikleri, Kongre Partisi’nin iktidarda olduğu 6 Aralık 1992’de camiyi yıkmıştı. Müslümanlar yapının restore edilmemes adaletsizliğinden memnun olmasalar da kararı kabul ettiler.

Modi, Ocak ayında Ayodhya’daki büyük tapınak törenine katılacak. Bu etkinliğin, Mayıs 2024’ten önce yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde medyada önemli ölçüde yer alması bekleniyor. Hindistan Başbakanı, hem Hint kitleler hem de diaspora topluluklarındaki Hindular arasında Hindu kimliğini güçlendirmesi beklenen bir sahnede ilahları Rama’nın heykelini taşıyacak. Binlerce rahip, profesyonel, iş adamı ve politikacının Ayodhya’da bir araya gelmesi bekleniyor. Raporlar, 22 Ocak’ta yapılması planlanan ana etkinliğe bazı yabancı liderlerin de davet edileceğini gösteriyor.

Uttar Pradeş eyaleti, parlamentodaki 543 sandalyenin 80’ine sahip ve bu da Hindistan’ı yönetmeyi uman her parti için büyük bir ödül. 240 milyonluk nüfusun yaklaşık yüzde 20’sini Müslümanlar oluşturuyor.

Tapınak meselesi üzerindeki toplumsal kutuplaşma ve şiddet, BJP’nin ülke çapında sadece iki sandalye kazandığı 1984 genel seçimlerinden bu yana siyasi yükselişine yardımcı oldu.

Babri Camii’in yok olmasıyla BJP ve destekçileri, siyasetlerinin gerektirmesi halinde itimat edebilecekleri diğer iki tarihi cami (Varanasi’deki Gyanvapi Camii ve Mathura’daki Shahi Eidgah Camii) sorunuyla karşı karşıya kaldı. Parti aynı zamanda İslamofobi ile ilgili bir dizi konuyu da siyasi istismar amacıyla kızıştırıyor.

Altın Çağ’ın vaatleri

Ana muhalefet partisi Kongre Partisi’nin önümüzdeki seçimlerde Hindutva hareketinin hızla büyüdüğü BJP’ye karşı karşılaşacağı benzer bir durum yok. BJP’nin ikinci düzey radikal liderleri, bu olayda daha önce Kongre Partisi’ne yönelik organize grevler düzenlemişti. Tapınağın amacına ulaşma ve Hindu gururunu yeniden tesis etme konusunda onlara yakınlaşmıştı. Gerçekten de Kongre Partisi’nin yumuşak Hindutva’sı ve Babri Camii’nin yıkılmasının ardından çıkan uluslararası kargaşayı yönetmedeki diplomatik becerileri olmasaydı, radikal Hindutva’nın büyümeyeceğini kabul ediyorlar.

“Hindistan’daki dini kutuplaşmanın tapınak törenleri ve 2024 seçimlerine giden süreçte daha da artacağı kesin.”

Hindistan’daki dini kutuplaşmanın tapınak törenleri ve 2024 seçimlerine giden süreçte daha da artacağı kesin.

Tarihin ve geçmişin Hindutva mitleri ve yanılsamalarına tehdit oluşturan kısımlarının silinmesi, BJP’nin ‘kökleri geçmişin altın çağına dayanan görkemli bir gelecek’ vaatlerini güçlendirmek için hayati önem taşıyor. Üst sınıflar arasında böylesi bir milliyetçilik coşkusu varken, BJP’nin ideolojik annesi olan Ulusal Gönüllüler Derneği, geri ve alt sınıfları da görevlendirmeyi amaçlayan gruplar kurdu. Destekçileri arasında, radikal milis grubu olan Bajrang Dal, üyelerinin büyük bir kısmını alt tabakalardan kendisine çekiyor. Bajrang Dal, Müslümanlara yönelik bir dizi mafya cinayetine ve inek bekçilerinin saldırılarına karışmakla suçlanıyor. Fransız siyaset bilimci Christophe Jaffrelot, ‘Modi’nin Hindistanı: Hindu Milliyetçiliği ve Etnik Demokrasinin Yükselişi’ adlı kitabında, üyelerini mafya olarak nitelendirdi.

2047… Yeni Hindistan

Hindistan’ın düşük gelirli bir ülke olarak mevcut durumu, jeopolitik yarışta yüksek gelirli ülkeler kadar iddialı olamayacağı anlamına gelmiyor. Bugün önümüzdeki yirmi beş yıl boyunca Amrit Kaal olarak bilinen bir dizi ekonomik ve politik hedeften bahsediliyor. Bu hedef, Hindistan’ın Britanya’dan bağımsızlığının yüzüncü yılı olan 2047’ye kadar uzanıyor. Modi, geçen yıl 15 Ağustos Bağımsızlık Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Hindistan’ı önümüzdeki 25 yıl içinde gelişmiş bir ülkeye dönüştürmeliyiz” dedi.

“Modi, milliyetçi duyguları güçlendirmek için Hindistan’ın kölelik zihniyetinden ve sömürgeci zihniyetten kurtulmasından söz etmeye devam ediyor. BJP, iktidarını, gelecek yıl kazanması beklenen beş yılın ötesine uzatmaya çalışıyor.”

İddialı ekonomik hedeflere ulaşılmadan Yeni Hindistan’ın ortaya çıkmasının mümkün olmayacağına dair keskin bir farkındalık var. Hükümet, Hindistan’ın gayri safi yurt içi hasılasında Japonya ve Almanya’yı geçerek 2027 yılına kadar dünyanın üçüncü büyük ekonomisi haline gelmesini bekliyor. Bu konu, stratejik araştırma merkezlerinin resmi açıklamalarında ve tartışmalarında yer almaya devam ediyor.

FOTO: Nisan ayında Hindistan’ın Bihar eyaletinde aile planlaması kursuna katılmış kadınlar ve çocukları (AFP)
Nisan ayında Hindistan’ın Bihar eyaletinde aile planlaması kursuna katılmış kadınlar ve çocukları (AFP)

Modi ayrıca, milliyetçi duyguları güçlendirmek için Hindistan’ın kölelik zihniyetinden ve sömürgeci zihniyetten kurtulmasından da söz ediyor. BJP, iktidarını gelecek yıl kazanması beklenen beş yıllık dönemin ötesine uzatmaya çalışıyor. Partinin politikası, sürekli olarak ‘Hindu üstünlüğü’ fikrini teşvik ederek, Ulusal Gönüllüler Birliği ve şubelerinin faaliyet gösterdiği savaş kuralına göre ilerliyor.

BJP’nin belirttiği hedefler arasında Hindistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) daimi üyeliği de yer alıyor. Partinin karmaşık mücadelesi, medya söyleminin kontrol edilmesini ve diğer siyasi partilerin ve muhalefet seslerinin bastırılmasını içeriyor. Yoksulların yiyecek kıtlığı nedeniyle protesto yapması uygun görülmezken, orta ve alt orta sınıfın kriket, eğlence ve profesyonel uğraşlarla yeterince meşgul olması gerekiyor. BJP’yi her zaman endişelendiren şey, muhalefetin yoksulluğu istismar edebilmesidir. Her ne kadar BJP siyasi muhalefeti yönetebilmiş olsa da ancak 2021’de aşağılayıcı bir geri çekilmede bulunmak zorunda kaldı. O dönemde özellikle Pencap’ta benzeri görülmemiş çiftçi protestoları, hükümeti tartışmalı üç yeni tarım yasasını geri çekmeye zorlamıştı.

Hangi dış politika?

BJP’nin uzun vadeli iç gündemini ilerletmesi için elverişli bir dış ortam yaratmak çok önemlidir. Ancak dış politikada başarının sağlanması diğer ülkelerin işbirliğine bağlıdır.

Ama beklenmedik dönüşler meydana gelebilir. Öyle ki Kanada’nın, Hindistan hükümeti ajanlarının Kanada’daki ayrılıkçı bir Sih liderinin öldürülmesine karıştığı yönündeki suçlamalarının ardından, bu yıl Hindistan’ın Kanada ile ilişkilerinde bir kriz yaşandı.

Öte yandan Kovid-19 salgını, Hindistan’da büyük ekonomik sıkıntıya neden olan ani bir şoktu.

“Batılı olmayan ülkelerin çoğu, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etmesi ve Gazze halkına karşı soykırım yapması sorununu ele alabilir. Ancak Hindistan, ılımlı da olsa İsrail’i eleştiremiyor.”

Haziran 2020’de Ladakh bölgesinde Hint ve Çinli askerler arasında çıkan kanlı kavgada en az 20 Hint askeri ve 4 Çinli asker hayatını kaybetti. Şiddetli çatışma gerilimin artmasına ve sınır bölgesine büyük askeri takviyelerin yapılmasına yol açtı. Ardından 2022’de Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan çatışma patlak verdi ve Hindistan’daki politika yapıcılar için pek çok ekonomik ve dış politik belirsizlik ortaya çıktı.

Hindistan’ın dış politika yapısı, Batı’nın Hindistan’ın geleneksel müttefiki Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşa ilişkin Batılı taleplerle baş etmekte zorlanıyor. Batı, son yıllarda teknoloji, finans, silah ve ihracat pazarları açısından ABD öncülüğündeki Batı’ya giderek daha bağımlı hale gelen Hindistan üzerinde nüfuzunu artırdı. Hindistan dış politikasının karşı karşıya olduğu son zorluk, daha geniş İsrail- Filistin çatışması çerçevesinde ortaya çıkan İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşıdır.

Onlarca yıldır Hindistan’ın Filistin davasını desteklediği görülüyor, ancak artık İsrail’le derin askeri, güvenlik ve ticari bağları var. Hindistanlı elitler, açıkça İsrail yanlısıdır. İsrail’in binlerce Filistinli çocuk ve kadını öldürmesi küresel çapta kınanmasına rağmen, Hint medyası sanki İsrail askeri sözcüsü gibi davranıyor.

Batılı olmayan ülkelerin çoğu, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etmesi ve Gazze halkına karşı soykırım yapması sorununu ele alabilir. Ancak Hindistan, ılımlı da olsa İsrail’i eleştiremiyor.

Bu politikanın, Hindistan’ın Arap ve Müslüman nüfus arasındaki imajının yanı sıra dış ilişkileri üzerinde de geniş kapsamlı etkileri olabilir. Bunun yanı sıra etkisi, Hindistan’ın iç politikasında da hissedilecek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafınan Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.