Yeni bir ekonomik kalkınma bloğu: Afrika-Atlantik,

Fas, yükselen ve gelişmekte olan ülkeler arasında “Güney yarımküre iş birliğini” güçlendirmeyi hedefliyor

Atlantik Okyanusu ile Akdeniz'in Cebelitarık Boğazı ile birbirine bağlandığı noktanın (Shutterstock)
Atlantik Okyanusu ile Akdeniz'in Cebelitarık Boğazı ile birbirine bağlandığı noktanın (Shutterstock)
TT

Yeni bir ekonomik kalkınma bloğu: Afrika-Atlantik,

Atlantik Okyanusu ile Akdeniz'in Cebelitarık Boğazı ile birbirine bağlandığı noktanın (Shutterstock)
Atlantik Okyanusu ile Akdeniz'in Cebelitarık Boğazı ile birbirine bağlandığı noktanın (Shutterstock)

Muhammed eş-Şarki

Güney Atlantik uluslararası ticaret rotası, Husilerin ve onları destekleyenlerin Kızıldeniz’de nakliye gemilerine yönelik tehditleri nedeniyle Kızıldeniz’i Aden Körfezi'ne bağlayan Babu’l Mendeb Boğazı’na (geçici) alternatif oldu. Hint Okyanusu'ndan gelen yüzlerce gemi, Afrika kıtasının en güneyindeki Ümit Burnu'nu, Afrika'nın Atlantik kıyısı önünden geçen bu eski ama artık yeni olan bu rota üzerinden geçmeye başladı. Cebelitarık Boğazı üzerinden Akdeniz’e gitmek ya da Kuzey Atlantik'e doğru yelken açmaya devam etmek isteyen gemiler için seyrüsefer süresi daha önce kullandıkları rotaya kıyasla bir hafta daha uzuyor.

Kızıldeniz'den Karanlıklar Denizi'ne (Atlantik Okyanusu) uzanan nakliye rotasının değişmesinin, Fas'ın haftalar önce Afrika-Atlantik bölgesinin doğuşunu duyurmasıyla aynı zamana denk gelmesi belki de sadece bir tesadüftür. Afrika-Atlantik, coğrafi ve ekonomik bir blok olmasının yanında güvenlik ve kalkınma iş birliği için de alana sahip. Afrika-Atlantik bölgesinde batısı denize bakan ve bazılarının denize kıyısı binlerce kilometreyi yani Ümit Burnu'nun dörtte birini bulan 23 ülke yer alıyor. Dolayısıyla artık belirli bir coğrafi bölgeyi ilgilendirmeyen, daha ziyade denizlere ve okyanuslara bakan tüm ülkeleri kapsayan deniz yollarının güvenliğini sağlamaya yardımcı olacak bir blok.

Öncelikle denizden oluşan yeni dünya düzeninin haritasının çizilmesinde okyanuslar ve uluslararası ticaret yollarının büyük önem taşıdığına şüphe yok. Çünkü denizlerin ve okyanusların karadan daha geniş bir alana sahip olması ve büyük güçlerin bazen ‘ticaret ve karşılıklı alışveriş özgürlüğü’ adına, bazen de ‘Kuşak-Yol Girişimi’ gibi projeler adına giderek artan rekabeti bu gerçeği gizlemiyor. İklim değişikliği, nüfus artışı, deniz havası, esinti ve ufuklara duyulan ihtiyaç nedeniyle önümüzdeki yıllarda tüm çatışmaların sular çevresin şekillenmesi mümkün.

Fas’tan Afrika-Atlantik girişimi

Toplam 3 bin 500 kilometreye varan kıyı şeridiyle kuzeyde Akdeniz'e, batıda Atlas Okyanusu'na bakan Fas, bundan sonra deniz hakimiyetinin yeni dünya düzeni haritasında kuzey yarımküre ile güney yarımküre arasındaki konumunu güçlendireceğinin farkında. Fas, 15. yüzyılın sonlarında Endülüs'ün düşüşünden sonra bile yüzyıllar boyunca Avrupa ile Afrika arasında bu tarihi rolü oynadı. Bundan dolayı, kıtanın Atlantik kıyılarının geliştirilmesi ve Fez, Marakeş ve Batı Sahra ile tarihi ve kültürel bağları olan Sahel ülkelerindeki kalkınmanın hız kazanması Fas'ın çıkarına. Ancak bunun için şu an dünyanın başka bölgelerle meşgulken yatırımlar yapılmasını gerektiriyor.

Fas Kralı 6. Muhammed, Afrika-Atlantik girişiminin ayrıntılarını açıklamak için geçtiğimiz yıl 6 Kasım'da Batı Sahra'nın ‘Yeşil Yürüyüş’le İspanya işgalinden kurtuluşunun 40'ıncı yıl dönümündeki konuşmasını seçti.

Fas Kralı, konuşmasında şunları söyledi:

“Eğer Akdeniz kıyıları, Fas ile Avrupa arasında bir bağlantı ise, Atlantik kıyıları da Fas'ın Afrika'ya açılan kapısı ve Amerika kıtasına açılan penceresidir.”

Fas Kralı tarafından detayları açıklanan girişimde ülkenin güneyindeki altyapının denize kıyısı olmayan ülkelerin kullanımına sunulması, denizle olan izolasyonlarının kırılması ve Atlantik Okyanusu'na bağlanmalarının sağlanması öngörülüyor. Ayrıca Dahla şehri sahillerinde yaklaşık 1,5 milyar dolara mal olacak olan ve uluslararası ticaret, enerji, balıkçılık, depolama ve yeniden dağıtım için kullanılması amaçlanan dört limandan oluşan devasa bir liman kompleksi inşa edilmesi de planlanıyor.

Fas, aynı kıtadaki yükselen ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki Güney-Güney iş birliğini güçlendirmeyi ve eldeki ekonomik ve doğal kaynakları kapsamlı bir kıtasal kalkınma kaynağı haline getirmeyi amaçlıyor.

Fas Kralı konuşmasında, ‘Sahel bölgesi ülkelerinin karşı karşıya olduğu sorunların ve zorlukların güvenlik ve askeri yaklaşımlarla değil, iş birliği ve ortak kalkınmaya dayalı bir yaklaşımın benimsenmesiyle çözülebileceğini’ değerlendirdi. Sahel ülkelerini Atlantik Okyanusu'na girmelerini sağlamayı amaçlayan uluslararası düzeyde bir girişim başlatılmasını öneren Kal 6. Muhammed, girişimin başarısının altyapı iyileştirilerek ulaşım ve iletişim ağlarına bağlanmasına bağlı olduğunu vurguladı.  Fas Kralı, ülkesinin karayolları, limanlar ve demiryolları dahil olmak üzere altyapısını Sahel bölgesi ülkelerinin hizmetine sunmaya hazır olduğunu, çünkü bunun kendi ekonomisinde ve tüm bölgede köklü bir dönüşüm yaratacağını söyledi.

Analistler, kıtadaki ikinci, Batı Afrika’daki ise birinci yatırımcı olan Fas’ın bu bölgesel ekonomik bloklaşmadan yararlanacağını düşünüyorlar. Analistlere göre bu blok, Afrika Altı Sahra bölgesini Afrika kıtasına doğru kalkınmaya açılan bir kapı ve Atlantik Okyanusu, Akdeniz ve dünyanın geri kalanı arasındaki limanlarla bir buluşma noktası haline getirecek. Yine analistlere göre dört bir yanı çöllerle çevrili olan Afrika kıyılarındaki coğrafi izolasyonun kırılmasından diğer ülkeler de faydalanacak. Radikal grupların tehdidi altında olan, askeri darbeler, güvenlik ve toplumsal alanlarda kırılgan olan ve ekonomik olarak geri kalan bu ülkeler, Paris'ten Moskova'ya, Washington'dan Pekin'e kadar maden ve enerji kaynaklarının iştahlarını kabarttığı güçlerin ilgisini alanına giriyor.

Güney yarımküre iş birliği

Fas, aynı kıtadaki yükselen ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki Güney yarımküre iş birliğini güçlendirmeyi ve eldeki ekonomik ve doğal kaynakları kapsamlı bir kıtasal kalkınma kaynağı haline getirmeyi amaçlıyor. Son dönemde yaşanan bölgesel ve uluslararası olaylar ile Batı'nın sömürgeci kibrinin yeniden gün yüzüne çıkması ve sonuncusu Gazze’deki savaş olmak üzere yaşanan savaşlar ve çatışmalar, bu ülkelerin gençleri arasında geleneksel sömürgeci güçlerin, kendi endüstrilerinin üretim maliyetlerini azaltmak ve buralardaki yoksul insanları sömürerek rekabet gücünü korumak amacıyla kaynaklara hakim olma çabalarının körüklediği sınır anlaşmazlıklarına girmek yerine bölgesel iş birliğine gidilmesi gerektiği konusunda farkındalıklarının artmasına katkıda bulundu.

Rabat'taki Kral 6. Muhammed Kulesi, 21 Ağustos 2023 (AFP)
Rabat'taki Kral 6. Muhammed Kulesi, 21 Ağustos 2023 (AFP)

Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, Afrika-Atlantik girişiminin diğer bölgesel ve Afrika kuruluşlarıyla rekabet etmeyi amaçlamadığını söyledi. Burita, ülkesinin, ortaklarıyla birlikte, Afrika-Atlantik bölgesini güçlendirmeyi, ortak konumlar benimsemeyi ve uzun vadede Atlantik Okyanusu'nun diğer güney kıyılarındaki ülkeler ve Latin Amerika ile bağlantı kurmayı amaçladığını belirtti.

Nijerya ile Fas arasında denizin altından 5 bin 660 kilometre uzunluğunda 25 milyar dolarlık bir doğalgaz boru hattı projesi fikrinin başarısı, çatışmaların tehdit ettiği ve yoksulluğun ve kırılganlığın zayıflattığı bir bölgede siyasi istikrarı ve sürdürülebilir kalkınmayı garanti eden entegrasyonu sağlamak için Güney Atlantik ülkeleri arasında yeni iş birliği alanlarının açılmasını amaçlayan ekonomik ve politik bir teşvik olarak değerlendirilebilir. Boru hattıyla enerji güvenliğinin tesis edilmesi ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) üyesi 15 ülkede 440 milyon kişiye elektrik ulaştırılması hedefleniyor.

Güçlü, homojen ve entegre bir bölgesel blok

Fas, bundan üç yıl önce Afrika’daki dost ülkelere, hızlı ve sürdürülebilir kalkınma ve temiz bir çevre için Güney Atlantik Okyanusu kıyılarında ekonomik iş birliği, siyasi ve güvenlik koordinasyonuna dayalı bir bölgesel blok kurulmasını teklif etti. Çoğu, kullanılmayan ve yetersiz donanıma sahip kıyı şeritlerine sahip yaklaşık yirmi ülke, 2022 yılında kıtanın toplam gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 55'ini (yaklaşık 3,5 trilyon dolar) oluşturan ülkeler arasında entegrasyonun sağlanması ve denizcilik faaliyeti etrafında dönen mavi ekonominin geliştirilmesi fikrini memnuniyetle karşıladı.

Afrika-Atlantik blokunun yapılanmasını incelemek ve onu stratejik ve ekonomik bir kutba dönüştürmeye çalışmak amacıyla sonuncusu geçtiğimiz yılın temmuz ayında olmak üzere 21 ülkenin dışişleri bakanları düzeyinde Fas’ın başkenti Rabat’ta ve ABD’nin New York şehrinde üç zirve düzenlendi. Bu zirvelerde zenginlik bakımından zengin, ancak hem eski sömürge ülkeleri hem de yeni dış güçler tarafından tehdit edilen bir bölgede bu girişimi coğrafi olarak hayata geçirmenin formülleri tartışıldı. Ekonomi, politika, enerji, mavi ekonomi, bölgesel güvenlik ve denizcilik ekonomisi konularıyla ilgilenmek üzere üç çalışma grubu oluşturuldu.

Kuzeyde Cebelitarık Boğazı ile güneyde Ümit Burnu arasında yer alan ve Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını keşfinden önce, geleneksel ticaret rotası üzerinde bulunan Latin Amerika kıyılarına bakan 23 ülkeyi kademeli olarak ekonomik ve coğrafi açıdan güçlü, homojen ve entegre bir bölgesel bloka dönüştürmek hedefleniyor. Askeri bir yapılanma olan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'ne (NATO) benzemeyen blokla daha ziyade küçük ülkelerin güvenliklerini ve istikrarlarını korumalarının zorlaştığı bir dönemde istikrar, kalkınma ve bölgesel iş birliği için bir blok oluşturulması ve kaynaklarını serbestçe ve egemen bir şekilde kullanabilmelerinin sağlanması amaçlanıyor. Fas, bu ülkelerin, halklarının çıkarlarına hizmet edecek şekilde hem yerüstüne hem de yeraltındaki kıyı ve kara zenginliklerini kontrol altında tutmasını ve eski sömürgeci güçlerin rollerinin azalmasının ardından kendisini yeni yırtıcı güçlere karşı güçlendirmesini istiyor.

Afrika-Atlantik Bloku’na Afrika kıyısında yer alan Mali, Çad, Burkina Faso ve Nijer olmak üzere dört ülke katıldı. Bu ülkeler tamamen çorak bir çöl bölgesinde bulunmaları nedeniyle coğrafi bir izolasyon yaşıyorlar. Yeniden yapılanma ve pazarlama gerektiren muazzam maden ve hammadde kaynaklarına sahip olmalarına rağmen, okyanus üzerinde bir deniz çıkış noktasına sahip değiller. Bu da ekonomik gelişimlerini sınırlıyor.

Afrika-Atlantik yükselen ve gelişmekte olan 23 ülkeden oluşurken bloktaki ülkeler ekonomik güç bakımından üç kategoriye ayrılıyor.

Le Courrier International gazetesi, Fas’ın jeopolitik önceliklerini tanımlayıp bunları Akdeniz'den Atlantik Okyanusu'na taşıyarak ve kıtanın denize ve okyanusa kıyısı olan 1,2 milyon kilometrekareyi aşan yüzölçümüne sahip tek ülkesi olarak kendisine Afrika'ya tam erişim ve Amerika kıtasına bir pencere açmayı amaçlayan Afrika-Atlantik Bloku projesiyle Avrupa üzerinde baskı kurduğunu yazdı.

Dolayısıyla Fas'ın coğrafyası, İspanya, Portekiz, Moritanya, Senegal, Gambiya, Cape Verde (Yeşil Burun) Adaları, Gine Bissau, Gine ve Sierra Leone ile komşu olmasına olanak tanıyor. Kral 5. Muhammed Üniversitesi'nden öğretim görevlisi ve araştırmacı Zekeriya Ebu ez-Zeheb’e göre Fas, coğrafi olarak aynı zamanda Orta Amerika ve ABD ülkelerine bakıyor.

İber Yarımadası ve Avrupa kıtası Cebelitarık Boğazı'nın Atlantik’e bakan ucunda yer alıyor (Shutterstock)
İber Yarımadası ve Avrupa kıtası Cebelitarık Boğazı'nın Atlantik’e bakan ucunda yer alıyor (Shutterstock)

Fas-İspanya yakınlaşması

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in hükümetinin yeniden iktidarın dizginlerini eline alması ve ana muhalefetteki sağ görüşlü Halk Partisinin (PP) lideri Alberto Nunez Feijoo ile aşırı sağcıların iktidara gelme ihtimalinin ortadan kalkmasının ardından Rabat ve Madrid rahat bir nefes aldı. Aralarındaki ittifak, siyasi, ekonomik ve güvenlik iş birliğiyle daha uzun yıllar sürecek gibi görünüyor. Derin devlet ve güvenlik çevrelerine yakınlığıyla bilinen Atalayar gazetesi, Fas'la ilişkilerin güçlü bir iş birliği, güven ve karşılıklılık döneminden geçtiği değerlendirmesinde bulundu. Madrid, Afrika-Atlantik Bloku projesini memnuniyetle karşıladı. İspanya, Las Palmas Adaları'nı (Ebedi Adalar) Fas'ın güneyindeki kıyılara bitişik olarak görmesi bakımından projenin kendi çıkarlarına da hizmet ettiğini düşünüyor. Ayrıca projeye katılmayı düşünen birçok bölge ülkesinde İspanyolca konuşuluyor. Latin Amerika'ya açılan bir pencere olmasının yanı sıra İspanya, bölgede ticaret ve turizm pazarına ve uluslararası varlığını güçlendiren kültürel kimliğe de sahip.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan farklı olarak Afrika-Atlantik Bloku projesini destekleyen Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Berlin'de Fas Başbakanı Aziz Ahnuş ile G20 Compact with Africa (CwA) zirvesi sırasında yaptığı görüşmede, projenin bölgede istikrar ve kalkınmanın sağlanması, iş birliği ufuklarının açılması ve yatırımların çekilmesi açısından iyi bir fikir olduğunu değerlendirdi.

Yükselen ve rekabet eden güçler

Afrika-Atlantik yükselen ve gelişmekte olan 23 ülkeden oluşurken bloktaki ülkeler ekonomik güç bakımından üç kategoriye ayrılıyor. Birinci kategoride Nijerya, Güney Afrika ve Fas, ikinci kategoride Angola, Namibya, Senegal, üçüncü kategoride ise Gana, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Gabon bulunuyor. Sahel ülkeleri (Mali, Burkina Faso, Nijer ve Çad) ise son sıralarda yer alıyor.

Dünya Bankası'na göre Afrika kıtasının toplam borcunun yaklaşık 1,14 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Kıtanın güneyinde ve doğusunda borçlarını ödemeyi tamamen bırakan ülkeler var. Uluslararası Para Fonu (IMF), Afrika'nın borcunun 2013 yılından 2022 yılına kadar iki katına çıktığını ve şu an ortalama olarak Afrika’nın toplam GSYİH’nın yüzde 60'ına tekabül ettiğini açıkladı. Afrika'nın dış borcunun yüzde 66'sını 9 ülke oluşturuyor. Bu ülkelerin başında yüzde 15'lik payla Güney Afrika geliyor.

IMF’e göre 22 Afrika ülkesi şu an ya borçlarıyla boğuşuyor ya da alacaklılara karşı mali yükümlülüklerini yerine getiremiyor. Afrika ülkelerine yapılan doğrudan yabancı yatırımlar güvenlik ve siyasi nedenlerden dolayı 2022 yılında yüzde 42 oranında azaldı.

Ancak Afrika-Atlantik ülkelerinin durumu, kıtanın doğusundaki komşu ülkelere göre daha iyi görünüyor. Kıtanın kuzey ülkeleri dış borç açısından da güney ülkelerinden daha iyi durumda. Güney Afrika'yı kıtanın kuzeyinde, özellikle Cezayir ile Fas arasında bölünmeyi körüklemeye iten neden de bu, yani ekonomi. Mısır ve Nijerya, Afrika Birliği'ne (AfB) en çok katkıda bulunan ülkeler arasında yer alıyorlar. Bu ülkeler kıtanın en büyük beş ekonomisi olsalar da çeşitli nedenlerle değişen yoğunlukta bir rekabet durumu yaşıyorlar. Bu ülkelerin tamamı aynı zamanda geçmişte sömürge olan ülkelerdir.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.


JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
TT

JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, dün Cenevre'de ABD ile İran arasında yapılan ikinci tur müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın belirlediği bazı ‘kırmızı çizgileri’ kabul etmeye hala isteksiz olduğunu söyledi.

Bazı konularda görüşmelerin iyi gittiğini ve İranlıların daha sonra tekrar bir araya gelmeyi kabul ettiğini belirten JD Vance’e göre diğer konularda ise Başkan Trump’ın İranlıların hala kabul etmek ve ele almak istemediği bazı kırmızı çizgiler belirlediği aşikâr.

ABD televizyonu Fox News'ün “The Briefing” programında açıklamalarda bulunan Vance, “ABD Başkanı, İranlıların nükleer silah elde edememesi için diplomatik veya diğer yollarla bir çözüm bulmak için yoğun bir şekilde çalışıyor. Başkan elbette diplomasi yolunun doğal sonuca ulaştığına karar verme hakkını saklı tutuyor. Bu noktaya gelmememizi umuyoruz, ancak gelirse, karar başkana ait olacak” ifadelerini kullandı.

Vance, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Buradaki temel çıkarımız, İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemektir. Nükleer silahların yayılmasını istemiyoruz. İran nükleer silaha sahip olursa, diğer birçok ülke de bu silahlara sahip olacak, bazıları dost, bazıları düşman olacak ve bu, Amerikan halkı için bir felaket olacak, çünkü dünyanın her yerinde en tehlikeli silahlara sahip aşırıcı rejimler ortaya çıkacak.”

Trump'ın geçtiğimiz cuma günü İran'da rejim değişikliğini desteklediğini belirten açıklamasıyla ilgili olarak ‘Başkan’ın Amerikan halkının çıkarlarına en uygun olduğunu düşündüğü ne varsa onu yapacağını’ söyleyen Vance, “Bence o, Barack Obama olmadığını açıkça ortaya koydu. Amerikan ulusal güvenliğine çok farklı bir yaklaşımı var ve onu savunmak için daha güçlü adımlar atmaya daha istekli” şeklinde konuştu.

dfvgbhy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Cenevre'de (AP)

Amerikan halkının ‘İran'ın dünyadaki en düşmanca ve irrasyonel rejimlerden biri olduğunu anlamasının çok önemli olduğuna’ inandığını ifade eden ABD Başkan Yardımcısı, “Bu tür insanların, insanlık tarihinin en tehlikeli silahına sahip olmasına izin verilemez. Bu, güvenliğimiz ve çocuklarımızın geleceği için felaket olur. ABD Başkanı bunu hedefliyor. Bunun gerçekleşmemesi için elinde birçok seçenek ve araç bulunuyor” dedi.

Nükleer silahlar kırmızı çizgidir

Vance, kendisine yöneltilen “Görüşmeler balistik füze programı ve vekillere verilen desteği de içeriyor mu?” şeklindeki soruya, “Her şey masada. İran'ın terörizmi desteklemeyi kesinlikle durdurmasını istiyoruz. İran, dünyanın en büyük terörizm destekçisi devletlerden biridir. İran, ABD'nin ulusal güvenliğini birçok yönden tehdit ediyor, ancak en ciddi tehdit nükleer silaha sahip olmasıdır. Bu kırmızı çizgidir” cevabını verdi.

Vance, yanıtını şöyle sürdürdü:

“İranlılar nükleer silah peşinde olmadıklarını söylüyorlar. Ama biz bunun doğru olmadığını biliyoruz. Nükleer silaha sahip olma isteklerini doğrulayan birçok şey yaptılar. Amacımız bunun gerçekleşmemesini sağlamak. Tekrar söylüyorum; Başkan’ın bunun gerçekleşmemesini sağlamak için birçok aracı var.”

ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlığındaki İran heyeti arasında Umman'ın arabuluculuğunda Cenevre'de yapılan görüşmeler, nihai bir anlaşma veya ortak bildiri olmadan sona erdi. Üçüncü tur için henüz bir tarih belirlenmedi, ancak her iki taraf da müzakereleri sürdürmeyi istediğini açıkladı.

Umman Dışişleri Bakanı Bedir bin Hamad el-Busaidi, görüşmelerin İran'ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve uranyum zenginleştirmesinin sınırlandırılması konularına odaklandığını belirterek, görüşmeleri ‘çok ciddi’ olarak nitelendirdi ve ortak hedeflerin belirlenmesi konusunda iyi ilerleme kaydedildiğini söyledi.