Ortadoğu’da gerilim tırmanırken Çin kendi çıkarlarına nasıl hizmet ediyor?

Askeri çatışmadan kaçınma ve tüm taraflar arasındaki ilişkileri dengeleme sanatı

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Ortadoğu’da gerilim tırmanırken Çin kendi çıkarlarına nasıl hizmet ediyor?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Shirley Ze Yu

İran-İsrail çatışmasının test edilmesi, Çin'in Ortadoğu’daki yeni barış yapıcı statüsünü ortaya çıkardı. Çin, ABD'nin İbrahim Anlaşmalarına öncülük etmesinin üzerinden iki yıl geçmeden 2023 yılının mayıs ayında Suudi Arabistan ile İran arasında gizlice bir uzlaşmaya arabuluculuk yaptı. Çin, 7 Ekim saldırısının ardından geçtiğimiz temmuz ayında, ‘Pekin Deklarasyonu’ olarak bilinen tarihi bir uzlaşıya varan 14 Filistinli grubun görüşmelerine ev sahipliği yaptı. Tüm bunlar Çin'in, hayati ekonomik ve güvenlik çıkarları Ortadoğu'nun kaderiyle ayrılmaz bir şekilde iç içe geçmiş olan bir dış güç olarak artan rolüne dikkati çekti.

Çin'in Avrasya kıtasındaki köklü tarihi bağları M.Ö. ikinci yüzyıla kadar uzansa da Ortadoğu'da nispeten yeni bir oyuncu sayılır. Çin, 1990 yılında Suudi Arabistan ve 1992 yılında İsrail ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgedeki önemli güçlerle bağlarını güçlendirmişti.

Çin, 1993 yılında başlıca enerji ithalatçısı haline gelen Ortadoğu ile büyüyen ve derinleşen bir ekonomik ilişki kurdu. Çin'in 2023 yılında Körfez ülkeleri ve İran ile ikili ticareti 2019 yılında başlayan koronavirüs (Kovid-19) pandemisi öncesine kıyasla yüzde 48'lik bir artış göstererek 300 milyar doların üzerine çıktı. Son dört yılda küresel ticarette yaşanan sayısız şok dalgaları göz önüne alındığında bu son derece önemli bir büyüme. Yenilenebilir enerji kapasitesindeki muazzam artışa rağmen Çin, petrolünün yüzde 70'inden fazlasını ve doğal gazının yüzde 40'ını -ki bunun beşte biri Suudi Arabistan'dan tedarik ediliyor- ithal ederek, yakın gelecekte de dünyanın en büyük fosil yakıt ithalatçısı olmaya devam edecek.

Çin, petrolünün yüzde 70'inden fazlasını ve doğal gazının yüzde 40'ını -ki bunun beşte biri Suudi Arabistan'dan tedarik ediliyor- ithal ederek, yakın gelecekte de dünyanın en büyük fosil yakıt ithalatçısı olmaya devam edecek.

Ancak Çin'in ekonomik bağları sadece emtia ticaretinden ibaret değil. Çin, son on yılda bölgedeki en büyük altyapı yatırımcısı haline geldi. Ortadoğu’daki limanların, yolların, sanayi sitelerinin, serbest ticaret bölgelerinin ve hatta bazen yeni şehirlerin kurucusu, finansörü ya da yöneticisi oldu ve olmaya devam ediyor. Çin aynı zamanda 5G/5G+ ağları, denizaltı kabloları, gözetleme teknolojileri, bulut hizmetleri, uydu görüntüleri ve ortak uzay keşif programlarına kadar çok boyutlu bir bölgesel dijital altyapı sağlayıcısı. Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 projesi gibi bölge ülkeleri tarafından açıklanan ulusal kalkınma vizyonlarının boyutuyla uyumlu olarak giderek daha fazla kamu malları ve hizmetleri sağlayan Çin, yenilenebilir enerji alanında bölgedeki en büyük ihracatçı ve doğrudan yabancı yatırımcı konumunda.

Çin'in yumuşak karnı: Körfez'deki deniz seyrüsefer güvenliği

Öte yandan Çin'in güçlü yanlarının ardında zayıflıkları yatıyor. ABD, Amerikan barışının başlangıcından bu yana küresel deniz taşımacılığının güvenlik garantörü oldu. ABD'nin neredeyse otuz yıldır bölgedeki deniz seyrüsefer güvenliğini sağlaması, Çin'in kendi ticari faaliyetlerinin güvenliğini harcama yapmak zorunda kalmadan ticari faaliyetlerini artırarak sürdürmesini sağladı. Husiler, Kızıldeniz'de gemilere saldırdığında, Çin’in ürettikleri de dahil olmak üzere ticari malların Kızıldeniz’den güvenli bir şekilde geçişi için denizde devriye gezen Çin değil, ABD uçak gemisiydi.

Çin’in ABD’ye yönelik en büyük tehdit ve meydan okuma olarak görüldüğü bir dönemde, ABD'nin güvenlik şemsiyesi Çin'in zayıf noktalarından biri haline geliyor. ABD ile Çin arasında Güney Çin Denizi'nde ya da Tayvan Boğazı'nda doğrudan bir çatışma patlak verirse ABD'nin Süveyş Kanalı, Hürmüz Körfezi ya da Babu’l-Mendeb gibi petrol sevkiyatı için stratejik öneme sahip geçiş noktalarını kapatması beklenebilir. Çin, geçtiğimiz on yıl boyunca bölgedeki birçok altyapı projesi aracılığıyla hayati öneme sahip enerji çıkarlarının serbest akışını sağlamak için alternatifler sunmaya çalıştı.

dfvbghtyj
Nüfuslarının çoğunu Arapların ve Müslümanların oluşturduğu ülkelerin dışişleri bakanları Pekin'deki Diaoyutai Devlet Konukevinde bir araya geldi, 20 Kasım 2020 (AFP)

Çin, tam da bu sebepten Babu’l-Mendeb Boğazı yakınlarında Cibuti'de ilk çift amaçlı derin su limanını geliştirme çalışmalarını başlattı. Bununla birlikte petrol ticaretinin yüzde 45'inin yapıldığı Arap Körfezi boyunca, gerektiğinde bu hayati su yolunda güç kullanmak için çok amaçlı limanlardan oluşan bir deniz kalesi kuruyor. Umman'daki Duqm Limanı'na yatırım yapan Çin, sanayi parkları ve serbest ticaret bölgeleri inşa ederken, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Halife Limanı'nı geliştirme çalışmalarını da sürdürüyor.

Esasen Çin'in Arap Yarımadası’nda deniz seyrüsefer güvenliği için alternatifler aramasının nedeni, diğer dünya güçlerine ve özellikle de komşu ülkelere karşı etkili bir güç gösterisi peşinde olmasından ziyade kendini savunma içgüdüsünden kaynaklanıyor. Stratejik kararları, deniz seyrüsefer güvenliğini Çin'e karşı kullanabilecek olan ABD ile olası bir çatışmaya hazır olmasıyla yakından ilişkili.

Esasen Çin'in Arap Yarımadası’nda deniz seyrüsefer güvenliği için alternatifler aramasının nedeni, diğer dünya güçlerine ve özellikle de komşu ülkelere karşı etkili bir güç gösterisi peşinde olmasından ziyade kendini savunma içgüdüsünden kaynaklanıyor.

Çin ve Ortadoğu'nun yeni güvenlik mimarisi

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 2022 yılının eylül ayında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından sunulan küresel güvenlik mimari önerisinin alt başlıklarından biri olarak küresel kalkınma ve güvenlik konusunda Çin'in girişimlerini yansıtan Ortadoğu için yeni güvenlik mimarisini açıkladı.

Çin, bölgesel güvenlik sorunlarının yerel güçler ve yerel yöntemlerle çözülmesi gerektiğinde ısrar ederek, ABD'nin yaklaşımını reddettiğinin sinyalini verdi. Bölgedeki diplomasinin bölgesel barışı güvence altına alabileceğini açıkça ifade eden Dışişleri Bakanı Wang, “Biz Ortadoğu halklarının bölgelerinin efendileri olduğuna inanıyoruz. Ortada bir otorite boşluğu bulunmuyor ve dışarıdan kabadayılık yapılmasına gerek yok” şeklinde konuştu. ABD, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca Ortadoğu'da barışı ve güvenliği sağlama yöntemi olarak rejim değişikliklerini zorlayarak, savaşların fitilini ateşleyerek ve dinci radikalleşmeyi körükleyerek bölgede yıkıma neden olurken, Çin'in yeni güvenlik mimarisi, uzun süredir devam eden dış politikaya müdahale etmeme ilkesine dayanıyor.

dfvfd
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, eski İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve eski Çin Dışişleri Bakanı Chen Gang’ın başkent Pekin'deki görüşmelerinden, 6 Nisan 2023 (Reuters)

Yeni güvenlik mimarisi aynı zamanda kalkınmanın temel bir insani hak olduğunu vurguluyor. Kalkınma, beraberinde güvenliği getirirken, kalkınma olmadan güvenlik de olmaz. Bu da Çin'in liberal demokrasiden ziyade ekonomik kalkınma yoluyla güvenliği teşvik etme çabalarını yansıtıyor.

Bu yeni güvenlik mimarisi, Ortadoğu'da barışı ve iktidarlarının devamlılığını sağlamak isteyen liderlere hitap ediyor. Bölge ve Çin, barış için kalkınma felsefi temeline dayalı ortak bir zeminde buluşuyorlar.

Çin Ortadoğu’da barış için ne yapabilir?

Çin Dışişleri Bakanı, İsrail ve İran arasındaki mevcut çatışmayla birlikte iki devletli çözümün Ortadoğu'da barışın temel direği olduğunu vurguladı. Bir Filistin devletinin yokluğunda bölgesel çatışmalar devam ediyor. İsrail ve Hamas içindeki siyasi dinamikler göz önüne alındığında, her ikisinin de iki devletli bir çözüme yönelmeleri için çok az teşvik olduğu görülebilir. Çin’in onların desteği olmadan böyle bir çözüme ulaşmakta ısrar etmesi gerçekçi bir tutum gibi görünmüyor ve Çin'in Ortadoğu’da barış için arabulucu rolünü etkisiz kılıyor.

İsrail, tam da bu gergin ortamda petrol sahaları, askeri hedefler ve hatta nükleer tesisler gibi İran'ın stratejik konumlarını hedef alabilir. Öte yandan İran, stratejik bir caydırıcı unsur olarak nükleer silah geliştirmeyi hızlandırmak için güçlü bir motivasyona sahip. İsrail halihazırda nükleer bir güç olsa da İran'ın nükleer kapasiteye sahip olma ihtimali İsrail'in askeri planlarını ve bekleyebileceği ABD desteğinin seviyesini yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. İran için rejiminin bekası söz konusu olduğunda, nükleer silah geliştirmesine yönelik motivasyonu, nükleer silaha sahip olmama riskinden daha ağır basıyor gibi görünüyor.

sdcvdsv
Çin Başbakanı Li Keqiang ve İsrail Başbakanı Binamin Netanyahu, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda düzenlenen imza törenine katıldılar, 20 Mart 2017 (AFP)

Öte yandan İran'ın nükleer silah geliştirmesinin engellenmesi konusunda Çin ve ABD'nin çıkarları olağanüstü bir şekilde örtüşüyor. Çin, 2022 yılında İran ile 25 yıllığına milyarlarca dolarlık bir yatırım planı imzaladığında, bu yatırım planının uygulanması için Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) canlanmasını şart koşmuştu. KOEP'in askıya alınmasından bu yana Çin'in İran'daki yatırımları asgari düzeyde kaldı.

Çin’in İran'dan mütevazı miktarlarda petrol satın alması, Tahran’a Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlar altında boğulan ekonomisi için bir can simidi oluyor. Çin, İsrail'le gerilimi düşürmek için İran'a ekonomik baskı yapmaya çalışırsa bu çabası etkili olabilir. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ile nükleer müzakereleri yeniden başlatmaya istekli olduğunu belirtti. Çin’in petrol piyasalarındaki olası bir dalgalanmadan etkilenmeme çabasının arkasında hayati öneme sahip enerji çıkarlarını daha da güvence altına alma hedefi yatıyor.

Dünyaya Soğuk Savaş merceğinden bakan çok sayıda uzman, ABD'nin İsrail'e yaptığı gibi Çin'in de İran'ı kayıtsız şartsız destekleyeceğini düşünebilir. Ancak bu, Çin'in çıkarına olmaz. Çin’in asıl çıkarı, Ortadoğu'da İslam dünyasının birleşmesi ve güçlenmesinde yatıyor. Çin, halihazırda Sünniler ile Şiiler arasındaki ilişkilerin ısınmasında rol oynadı. Bugün ise Çin, barış ve savaş arasındaki kavşakta, Ortadoğu'daki diplomasisi için yeni bir dönüm noktasında olabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.