İsrail neden en çok iç cepheden korkuyor?

Ben-Gvir araçlı saldırı soruşturmasının sonuçlarını beklemeden Araplara ve ailelerine karşı kışkırtma girişimlerine başladı

TT

İsrail neden en çok iç cepheden korkuyor?

İsrail neden en çok iç cepheden korkuyor?

Şu anda birçok cephede savaşan İsrail'in en son isteyeceği şey, Araplara karşı kendi evinde yeni bir cephe açmaktır. Bu, önceden hazırlandığı bir yüzleşmedir. Ancak İsrail bunun diğer cephelere benzemediğini de çok iyi biliyor. Ne uçaklar, ne tanklar, ne de kara kuvvetleri bu cephede işe yaramaz... Basitçe ifade etmek gerekirse böyle bir cephe bütün hesapları alt üst edebilecek bir cephedir.

İsrail'in içindeki Kalansuvalı bir Filistinlinin kullandığı kamyonu dün, Tel Aviv'in kuzeyinde kalabalık bir İsrailli grubun üzerine sürerek bir kişinin ölümüne ve 37 kişinin yaralanmasına yol açtığı olay, İsrail içindeki Filistinlilerin çeşitli cephelerde devam eden açık çatışmaya dahil olacağı yönündeki korkuları artırdı.

İsrail ambulans servisi, altısının durumu ağır, beşinin durumu orta ve 20'sinin durumu hafif olmak üzere 37 kişinin yaralandığını bildirdi. Daha sonra Ichilov Hastanesi yaralılardan birinin öldüğünü açıkladı.

Soruşturmaların engellenmesi

İsrail polisi dün öğle saatleri itibariyle olayın arkasındaki gerçek nedeni ve sıradan bir çarpma mı yoksa başka nedenler mi olduğunu henüz açıklamamış olsa da aşırılık yanlısı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, failin öldürülmesini övmekte gecikmedi. Ben-Gvir ayrıca bunda, İsraillilere silah dağıtımını genişletme politikasının etkili olduğuna inandığını belirtti.

Ben-Gvir, “Eğer bir araba ya da kamyon askerlerin ya da sivillerin bulunduğu bir bölgede hız yapıyorsa ve bunu gören polisler ya da siviller varsa, ateş etmelidirler. Onları tamamen destekliyorum, bu iyi bir atıştı” ifadelerini kullandı.

xcsdvf
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, İsrail'e karşı operasyonlarda yer alan Filistinli Arapları sınır dışı etmek istiyor. (Reuters)

Yedioth Ahronoth, olaydan saatler sonra olayın bir saldırı olup olmadığının halen belirsiz olduğunu ve bunun tartışmalara yol açtığını söyledi.

Polis ‘olayın tüm yönlerinin araştırıldığını’ söylerken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ‘nihai açıklama’ beklediğini duyurdu. Kamyon şoförünün yakınları bunun bir operasyon olduğunu reddederek, yakınlarının ‘bir sağlık sorunu yaşadığını’ öne sürdü. Ben-Gvir ise bunun bir ‘terör’ saldırısı olduğu iddiasında bulunarak, yaşanan olayı İsraillileri Filistinlilere karşı silahlandırma kararının doğruluğunun kanıtı olarak gördü.

Yapılan ön soruşturmaya göre bir otobüs, Mossad ve Askeri İstihbarat Dairesi'ne bağlı Birim 8200'ün de aralarında yer aldığı İsrail istihbarat servislerinin merkezlerinin bulunduğu Glilot Askeri Üssü’nün dışındaki durakta yolcu indirmek için durduğu sırada, bir kamyon otobüse çarparak bazı kişileri ezdi.

Polis ilk olarak olayın güneydeki Kalansuva kentinde yaşayan 49 yaşındaki Rami Natur Nasrallah tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı. Ancak daha sonra geri adım atarak, olayın nedenlerini her yönden incelediklerini duyurdu. Ben-Gvir ise bunun bir saldırı olduğunda ısrar etti.

İsrail medya kuruluşları, Ben-Gvir'in suçlamalarını benimseyerek Natur'u saldırı gerçekleştiren bir terörist ilan ederken, diğer medya kuruluşları soruşturmanın sonuçlarını beklemek üzere ‘olay’ terimini kullanmaya devam etti.

xscdfv
Tel Aviv'in kuzeyindeki Glilot'ta bir kamyonun otobüs durağına girmesi sonucu yaralananlardan biri taşınıyor. (İsrail Ambulans Servisi)

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth'tan aktardığına göre sürücünün ailesi, oğullarının ‘herhangi bir araç saldırısı gerçekleştirmediğini; rahatsızlığı nedeniyle kamyonun kontrolünü kaybettiğini’ söyledi.

İsrail polisi, olay henüz çözülmeden Natur'un evine baskın düzenleyerek, aile üyelerini sorguya çekti. Aile üyeleri ise yaşananların sıradan bir trafik kazası olduğunda ısrar etti.

Rami Natur'un kardeşi Mahmud şunları söyledi: “Bu bir saldırı değildi. Kardeşimin bir hastalığı var. O böyle şeyler yapmaz. O ekmek parasını kazanmaya giden ve evine dönen sıradan bir insan. Bu tür şeylerle ne yakından ne de uzaktan hiçbir ilgisi vardır. Belki kalp krizi geçirdi ya da başına bir şey geldi. Evliydi ve beş çocuğu vardı. Cenazenin bize teslim edilmesini istiyoruz. O sıradan bir insandı, çocuklarının geçimini sağlamak için işe gitti. Bugüne kadar hayatında kimseye zarar vermedi.”

Daha sonra sürücünün araç kullanırken kalp krizi geçirdiği ihtimaliyle, ceset otopsiye gönderildi. Ancak Ben-Gvir önümüzdeki Salı (yarın) ‘terörist aileleri sınır dışı etme yasası’ çıkaracağı tehdidinde bulundu ve ekledi: “Başbakan Binyamin Netanyahu'nun bu yasayı desteklemesini ve tüm Likud üyelerinin bu yasayı geçirmesini bekliyorum.”

Bu olay neden önemli?

Basitçe söylemek gerekirse, İsrail güvenliği için içeriden gelen saldırılarla yüzleşmekten daha karmaşık bir mesele yoktur... Ne kuşatılmış ve yok edilmiş Gazze, ne sınırların ötesindeki Lübnan, ne çok uzaklardaki İran ya da Yemen, ne de ekstra çabayla bir ölçüde izole edilebilecek Batı Şeria… Arapların ve Yahudilerin aynı mahallede yaşadığı, aynı sokakta yürüdüğü, aynı dükkandan alışveriş yaptığı ve birlikte çalıştığı bir cephe bu. İsrailli Yahudilerin Araplarla yüzleşmek zorunda kalmasının anlamı, her Yahudi'nin başına bir güvenlik görevlisi koymak zorunda kalacak olmalarıdır.

İsrail geçen yılki 7 Ekim saldırısından önce de iç cephedeki tehlikenin farkındaydı.

Saldırıdan haftalar önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ordunun olası çok cepheli savaşın bir parçası olarak İsrail'deki Arap toplumuyla (İsrail içindeki Filistinliler) yüzleşmeyi simüle eden tatbikatlar yaptığını doğruladı.

xsc
Ambulans personeli, Tel Aviv'in kuzeyinde bulunan Glilot'taki otobüs durağında meydana gelen kaza yerinde (İsrail Ambulans Servisi)

O dönemde Netanyahu'nun Knesset Dışişleri ve Güvenlik Komitesi toplantısında, İsrail'in Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve muhtemelen İran'ın yanı sıra Batı Şeria ve kendi topraklarında çok cepheli bir savaşa hazırlandığını söylediği aktarılmıştı.

Netanyahu, İsrail ordusunun çok cepheli bir savaş durumunda, Arap toplumunun bazı kesimlerinin İsrail'e karşı güçlerini birleştirmesi ihtimaline karşı hazırlık yapıp yapmadığı sorusuna şu yanıtı verdi: “Bu, böyle bir savaşa yönelik hazırlıkların bir parçası olarak İsrail ordusunun eğitim aldığı bir senaryo. Ordu kesinlikle bu konuyu ele alıyor ve bu olasılığı göz önünde bulundurarak hazırlık yapıyor.”

10 tabur

Netanyahu, 10 askeri taburun İsrail içinde Araplarla karşı karşıya gelme senaryosu için eğitim gördüğünü doğruladı ve bu sayının ‘yeterli olmadığını’, ancak tam da bugün için hazırlandıklarını ve bu konuda donatıldıklarını iddia etti.

Netanyahu'nun o zamanki sözleri ve Ben-Gvir'in bugünkü tutumu, Arapların İsrail'in kendilerine salt güvenlik perspektifinden yaklaştığı yönündeki suçlamalarını doğruluyor.

İsrail, 2021 yazında Gazze Şeridi'ndeki 10 gün süren savaşta, Gazze Şeridi'ne yönelik İsrail saldırganlığına karşı içeride Arap ayaklanmasını andıran ve bazı İsrailli yetkililerin ‘yıkıcı bir iç savaşın habercisi’ olarak nitelendirdiği eşi benzeri görülmemiş Arap-Yahudi çatışmaları karşısında şaşkınlığa uğradı.

Son yıllarda İsrail içindeki Filistinliler, İsraillilere karşı birçok operasyon gerçekleştirdi.



İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.


JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
TT

JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, dün Cenevre'de ABD ile İran arasında yapılan ikinci tur müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın belirlediği bazı ‘kırmızı çizgileri’ kabul etmeye hala isteksiz olduğunu söyledi.

Bazı konularda görüşmelerin iyi gittiğini ve İranlıların daha sonra tekrar bir araya gelmeyi kabul ettiğini belirten JD Vance’e göre diğer konularda ise Başkan Trump’ın İranlıların hala kabul etmek ve ele almak istemediği bazı kırmızı çizgiler belirlediği aşikâr.

ABD televizyonu Fox News'ün “The Briefing” programında açıklamalarda bulunan Vance, “ABD Başkanı, İranlıların nükleer silah elde edememesi için diplomatik veya diğer yollarla bir çözüm bulmak için yoğun bir şekilde çalışıyor. Başkan elbette diplomasi yolunun doğal sonuca ulaştığına karar verme hakkını saklı tutuyor. Bu noktaya gelmememizi umuyoruz, ancak gelirse, karar başkana ait olacak” ifadelerini kullandı.

Vance, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Buradaki temel çıkarımız, İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemektir. Nükleer silahların yayılmasını istemiyoruz. İran nükleer silaha sahip olursa, diğer birçok ülke de bu silahlara sahip olacak, bazıları dost, bazıları düşman olacak ve bu, Amerikan halkı için bir felaket olacak, çünkü dünyanın her yerinde en tehlikeli silahlara sahip aşırıcı rejimler ortaya çıkacak.”

Trump'ın geçtiğimiz cuma günü İran'da rejim değişikliğini desteklediğini belirten açıklamasıyla ilgili olarak ‘Başkan’ın Amerikan halkının çıkarlarına en uygun olduğunu düşündüğü ne varsa onu yapacağını’ söyleyen Vance, “Bence o, Barack Obama olmadığını açıkça ortaya koydu. Amerikan ulusal güvenliğine çok farklı bir yaklaşımı var ve onu savunmak için daha güçlü adımlar atmaya daha istekli” şeklinde konuştu.

dfvgbhy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Cenevre'de (AP)

Amerikan halkının ‘İran'ın dünyadaki en düşmanca ve irrasyonel rejimlerden biri olduğunu anlamasının çok önemli olduğuna’ inandığını ifade eden ABD Başkan Yardımcısı, “Bu tür insanların, insanlık tarihinin en tehlikeli silahına sahip olmasına izin verilemez. Bu, güvenliğimiz ve çocuklarımızın geleceği için felaket olur. ABD Başkanı bunu hedefliyor. Bunun gerçekleşmemesi için elinde birçok seçenek ve araç bulunuyor” dedi.

Nükleer silahlar kırmızı çizgidir

Vance, kendisine yöneltilen “Görüşmeler balistik füze programı ve vekillere verilen desteği de içeriyor mu?” şeklindeki soruya, “Her şey masada. İran'ın terörizmi desteklemeyi kesinlikle durdurmasını istiyoruz. İran, dünyanın en büyük terörizm destekçisi devletlerden biridir. İran, ABD'nin ulusal güvenliğini birçok yönden tehdit ediyor, ancak en ciddi tehdit nükleer silaha sahip olmasıdır. Bu kırmızı çizgidir” cevabını verdi.

Vance, yanıtını şöyle sürdürdü:

“İranlılar nükleer silah peşinde olmadıklarını söylüyorlar. Ama biz bunun doğru olmadığını biliyoruz. Nükleer silaha sahip olma isteklerini doğrulayan birçok şey yaptılar. Amacımız bunun gerçekleşmemesini sağlamak. Tekrar söylüyorum; Başkan’ın bunun gerçekleşmemesini sağlamak için birçok aracı var.”

ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlığındaki İran heyeti arasında Umman'ın arabuluculuğunda Cenevre'de yapılan görüşmeler, nihai bir anlaşma veya ortak bildiri olmadan sona erdi. Üçüncü tur için henüz bir tarih belirlenmedi, ancak her iki taraf da müzakereleri sürdürmeyi istediğini açıkladı.

Umman Dışişleri Bakanı Bedir bin Hamad el-Busaidi, görüşmelerin İran'ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve uranyum zenginleştirmesinin sınırlandırılması konularına odaklandığını belirterek, görüşmeleri ‘çok ciddi’ olarak nitelendirdi ve ortak hedeflerin belirlenmesi konusunda iyi ilerleme kaydedildiğini söyledi.