Tel Aviv’de İran savaşının ‘ertesi günü’ ile ilgili endişeler

ABD’de İsrail’e yönelik düşmanlığın artma olasılığı

29 Aralık 2025 tarihinde Florida, Palm Beach’teki Mar-a-Lago’da düzenlenen basın toplantısının sonunda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu el sıkışırken (AP)
29 Aralık 2025 tarihinde Florida, Palm Beach’teki Mar-a-Lago’da düzenlenen basın toplantısının sonunda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu el sıkışırken (AP)
TT

Tel Aviv’de İran savaşının ‘ertesi günü’ ile ilgili endişeler

29 Aralık 2025 tarihinde Florida, Palm Beach’teki Mar-a-Lago’da düzenlenen basın toplantısının sonunda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu el sıkışırken (AP)
29 Aralık 2025 tarihinde Florida, Palm Beach’teki Mar-a-Lago’da düzenlenen basın toplantısının sonunda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu el sıkışırken (AP)

İsrailli yetkililer İran’a karşı yürütülen savaşta ABD ile ‘benzeri görülmemiş derin bir ortaklık’ bulunduğunu ve Tel Aviv’deki ‘Kirya’ (İsrail Genelkurmay Karargâhı) ile Washington’daki Pentagon arasında tek bir ekip gibi çalışıldığını dile getirirken, Tel Aviv’deki siyasi çevreler ABD’de İsrail’e yönelik artan eleştirilerden duyulan endişeyi ifade ediyor. Söz konusu eleştirilerde İsrail’in ‘ABD Başkanı Donald Trump’ı İran’a karşı harekete geçmeye bir kez daha sürüklemeyi başardığı’ yönündeki suçlamaların yer aldığı belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre bu çevreler, ABD’de İsrail’e yönelik giderek yükselen ‘düşmanca tutumların’ rahatsız edici ve kaygı verici olduğunu ifade ediyor. Aynı kaynaklar, savaşın şu ana kadarki sonuçlarının olumlu olmasına rağmen, bu eleştirilerin güçlü biçimde ortaya çıkmasının dikkat çekici olduğunu belirterek, “Önümüzdeki günlerde olumsuz gelişmeler yaşanırsa ne yapacağız?” sorusunu gündeme getiriyor.

ABD’yi çevrelemek

İbrani medyası, İsrail’deki araştırma merkezleri ve ABD’deki Yahudi kuruluşlarının liderleri, ABD’de İsrail hakkında dile getirilen görüşleri yakından takip ediyor. Özellikle sanat ve medya alanında toplum üzerinde güçlü etkisi bulunan ve ‘yıldız’ olarak görülen isimlerin açıklamaları dikkatle izleniyor.

Bu çerçevede Amerikalı gazeteci Tucker Carlson, televizyon sunucusu Megyn Kelly, dijital medya şirketi Daily Wire’da yorumculuk yapan Matt Walsh, bazı Hollywood yıldızları ile Cumhuriyetçi ve Demokrat Partili bazı Kongre üyelerinin açıklamalarına işaret ediliyor. Söz konusu isimlerin, ‘ABD’nin tamamen İsrail’e ait bir savaşa sürüklendiği’ yönünde açık ifadeler kullandıkları belirtiliyor.

İğrenç ve şeytani

İsrail medyası, bu kapsamda özellikle Carlson’ın açıklamalarına büyük tepki gösterildiğini belirtiyor. Carlson, salı günü ABC News’e verdiği röportajda, İran’a yönelik saldırıyı ‘iğrenç ve şeytani’ olarak nitelendirdi. Söz konusu kararın ABD’den çok İsrail’in etkisiyle alındığını savunan Carlson, “Bunu söylemek zor ama burada kararı ABD değil, Binyamin Netanyahu aldı” ifadesini kullandı. Benzer şekilde Kelly’nin salı günü programında yaptığı açıklamalar da tartışma yarattı. ABD’li askerlerin ölümüyle ilgili konuşan Kelly, “Hiç kimse yabancı bir ülke uğruna ölmemeli… Bu askerlerin ABD için öldüğünü düşünmüyorum. İran ya da İsrail için öldüklerini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Rubio ve en kötüsü

İsrailli çevreler, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun pazartesi günü yaptığı açıklamalardan da rahatsızlık duyduklarını dile getirdi. Rubio, İsrail’in İran’a karşı planladığı saldırılar ve buna karşılık İran’ın ABD güçlerini hedef almasının beklendiğini belirterek, Washington’un hafta sonu Tahran’a yönelik saldırıları bu nedenle gerçekleştirdiğini söyledi. Rubio gazetecilere yaptığı açıklamada, “İsrail’in askeri bir operasyon gerçekleştireceğini biliyorduk. Bunun ABD güçlerine yönelik bir saldırıya yol açacağını da biliyorduk. Eğer onlar bu saldırıları başlatmadan önce harekete geçmezsek daha büyük kayıplar vereceğimizi de biliyorduk” ifadelerini kullandı.

Arleigh Burke sınıfı güdümlü füze destroyeri USS Thomas Hudner, 1 Mart 2026’da Epic Fury Operasyonu’nu desteklemek için bir Tomahawk kara saldırı füzesi fırlatıyor, (AFP)Arleigh Burke sınıfı güdümlü füze destroyeri USS Thomas Hudner, 1 Mart 2026’da Epic Fury Operasyonu’nu desteklemek için bir Tomahawk kara saldırı füzesi fırlatıyor, (AFP)

Walsh ise söz konusu açıklamayı, ABD’nin İran’la savaşa İsrail’in baskısı nedeniyle girdiğinin açık bir itirafı olarak değerlendirdi. Walsh, sosyal medya platformu X üzerinden salı günü yaptığı paylaşımda, Rubio’nun sözlerinin ‘Washington’un İran’la savaşa İsrail’in baskısı nedeniyle girdiği’ anlamına geldiğini belirtti. Walsh ayrıca, Rubio’nun açıklamalarının ‘söylenebilecek en kötü şeylerden biri’ olduğunu ifade etti.

Savaşın gerekçeleri

İsrail basını, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri saldırı kararı sonrasında destek tabanında rahatsızlık işaretlerinin ortaya çıktığını yazdı. Make America Great Again (MAGA) hareketine yakın bazı önde gelen isimlerin, savaşın gerekçeleri ve yönetimin hedeflerine ilişkin mesajları konusunda şüphe dile getirdiği, olası siyasi ve ekonomik sonuçlar konusunda uyarıda bulunduğu ifade edildi.

Trump yanlısı Amerikan sağının öne çıkan isimlerinden Walsh, yönetimin savaşı gerekçelendirme biçimi karşısında şaşkınlık duyduğunu belirterek, verilen mesajların ‘çelişkili’ olduğunu savundu.

Walsh pazartesi günü X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Şu ana kadar bize, İran rejiminin tamamını ortadan kaldırmış olmamıza rağmen bunun bir rejim değişikliği savaşı olmadığı söylendi. Nükleer programlarını yok etmiş olmamıza rağmen bunu onların nükleer programı nedeniyle yapmak zorunda kaldığımız ifade edildi. İran’ın ABD’ye karşı herhangi bir saldırı planlamadığı söylenirken, kime sorduğunuza bağlı olarak belki de planladığı belirtiliyor.”

Acı bir deneyim

Sima Kadmon, Yedioth Ahronoth gazetesindeki yazısında, savaşın sonuçlarını değerlendirmek için henüz erken olduğunu belirtti. Kadmon, “Savaşı özetlemek için henüz erken. Bizim ve Amerikalıların erken zafer söylemleri konusunda acı deneyimleri var. İlk başarıyı seçim kazancına dönüştürmeye çalışan Netanyahu anlaşılabilir. Ancak savaşın ve elde edilen kazanımların örtüsü altında koalisyon, hükümet sisteminde köklü değişiklikleri tüm gücüyle ilerletiyor ve bu kabul edilemez. İsrail ordusu İran’la burada aynı tür bir yönetim düzeniyle karşılaşmak için savaşmıyor; her hilenin bir sınırı vardır” ifadelerini kullandı.

Maariv gazetesinde yazan Eli Leon ise bölgesel ve uluslararası hesaplar ile İsrail’in ABD’deki konumu açısından bakıldığında, askeri bir zaferin yenilgiye dönüşebileceğini savundu. Leon, “Tahran’daki rejimin devrilmesinin bedeli ABD ile ittifakın zayıflaması, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde diplomatik desteğin kaybedilmesi ve silah tedarik kanallarının kesilmesi olursa, bu aslında uzun vadede bölgede hayatta kalma kapasitemize mal olacak bir zafer olur” değerlendirmesinde bulundu.

Stratejik destek

Leon, ABD’nin İsrail için en önemli stratejik, ekonomik ve askeri destekçi konumundaki tutumunun değiştiğine dikkat çekti. “Amerikan merkez akımında giderek artan ciddi sesler duyuyorum. Endişe verici olan ise geçmişte İsrail’in gerçek dostları olarak görülen ve muhafazakâr sağın simgeleri olan kişilerden gelmesi” ifadelerini kullandı.

Leon sözlerini şöyle sürdürdü: “Demokrat Parti’de güçlü bir şekilde temsil edilen ilerici sol, uzun süredir insan hakları ve çatışmalardan kaçınma gerekçeleriyle İsrail’i eleştiriyor. Ancak artık Cumhuriyetçi Parti’nin önemli bir kanadı da izolasyonist Amerikan perspektifi nedeniyle İsrail’e karşı bir tavır alıyor.”

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi sabahı CIA direktörüyle birlikte İran’a karşı yürütülen Epic Fury Operasyonu’nun gidişatını takip ediyor. (AP)ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi sabahı CIA direktörüyle birlikte İran’a karşı yürütülen Epic Fury Operasyonu’nun gidişatını takip ediyor. (AP)

Leon, açıklamalarını şu sözlerle noktaladı: “Carlson ve benzerleri tarafından öne sürülen anlatı, bizim açımızdan zehirli bir anlatıdır: ‘Bu, İsrail’in kendi savaşıdır, bizi Ortadoğu bataklığına sürüklüyor ve Amerikan ulusal çıkarlarına hiç hizmet etmiyor.’ Her iki partide İsrail’e yönelik desteğin aşınması, diplomatik bir kuşatma yaratıyor. Amerikan kamuoyu daha önce hiç olmadığı kadar karşıt, kuşkulu ve uzaklaşmış hale geliyor. Bu iki eğilimin kesişimi, bizi stratejik açıdan tehlikeli bir senaryoya götürüyor: zafer gibi görünen bir yenilgi.”



Pyongyang, Rusya ile iş birliğini savunuyor ve bunu bir ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendiriyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)
TT

Pyongyang, Rusya ile iş birliğini savunuyor ve bunu bir ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendiriyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)

Kuzey Kore, Güney Kore ile Avrupa Birliği (AB) tarafından yayımlanan ve Pyongyang’ın Ukrayna savaşı boyunca Rusya ile sürdürdüğü askerî iş birliğini kınayan ortak bildiriyi dün sert bir dille eleştirdi.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung’ın Brüksel ziyareti sırasında çarşamba günü kabul edilen ortak bildiride, Pyongyang ile Moskova arasındaki ‘yasa dışı askerî iş birliği’ kınandı. Bildiride, Kuzey Kore’nin resmî adı kullanılarak, “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırgan savaşı sürdürmesine imkân sağlayan üçüncü tarafların, özellikle Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin desteğini kınıyoruz” ifadesine yer verildi.

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı ise buna karşılık yaptığı açıklamada, Rusya ile yürütülen iş birliğinin ‘egemenlik haklarının bir gereği’ olduğunu savundu. Bakanlık, ortak bildiriyi ‘ülkenin egemenliğinin açık bir ihlali ve ciddi bir düşmanca eylem’ olarak nitelendirdi.

Kuzey Kore resmi haber ajansı KCNA tarafından yayımlanan açıklamada ayrıca, Güney Kore’nin Kuzey Kore açısından ‘birincil düşman devlet’ olduğu vurgulandı.

‘Washington’ın hançeri’

Söz konusu açıklamada Seul yönetimi, ABD’nin ‘Asya kıtasını işgal etme’ hedefi doğrultusunda kullandığı ‘Washington’ın en gözde hançeri’ olarak nitelendirildi. Pyongyang’ın açıklamasında, geçen ay Güney Kore’deki en üst düzey ABD askerî yetkilisi olan General Xavier Brunson’un ev sahibi ülkeyi ‘Asya’nın kalbine saplanmış bir hançer’ olarak tanımlayan sözlerine atıfta bulunulduğu değerlendirildi.

Kuzey Kore ve müttefiki Çin daha önce de Brunson’ın açıklamalarını kınamış ve bu ifadelerin Washington’ın Pekin’i çevrelemeye yönelik stratejisinin bir yansıması olduğunu savunmuştu. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ittifakını güçlendirmeyi sürdürdü. Pyongyang yönetimi, Moskova’nın savaş çabalarına destek amacıyla Rusya’ya asker ve mühimmat gönderdi.

Öte yandan Kim Jong-un, kısa süre önce Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Pyongyang’da ağırladı. Söz konusu ziyaret, Şi’nin Pekin’de ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile art arda iki zirve gerçekleştirmesinin ardından gerçekleşti.

Seul füzeleri

Şarku’l Avsat’ın KCNA’dan aktardığına göre Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Güney Kore’ye gelişmiş havadan havaya füzeler ve ilgili askerî ekipman satışını onaylamasını kınayarak, bu adımın Kore Yarımadası’ndaki gerilimi daha da şiddetlendireceği uyarısında bulundu.

Bakanlığın Dış Politika Genel Müdürü tarafından yapılan ve KCNA tarafından yayımlanan açıklamada, Washington ile Seul arasındaki askerî iş birliğinin, ‘Kore Yarımadası ve çevresinde artan gerilime yönelik uluslararası endişelere rağmen sistematik biçimde güçlendirildiği’ ifade edildi.

Yetkili, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Güney Kore’ye yaklaşık 300 milyon dolar değerinde gelişmiş havadan havaya füzeler ve askerî teçhizat satışını onaylamasını bu sürecin son örneği olarak gösterdi. Açıklamada, “ABD’nin silah ihracatı savaş ihracatıdır” denilerek, Kuzey Kore’nin bölgedeki güç dengesini korumak ve kendini savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla caydırıcılık gücünü geliştirmeyi sürdüreceği vurgulandı.

Kuzey Kore, ABD ile Güney Kore arasındaki askerî iş birliğini uzun süredir eleştiriyor ve bu faaliyetleri savaşa hazırlık olarak nitelendiriyor.


Trump, G7 Zirvesi’ne kendi gündemini ve ruh halini mi dayatacak?

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump, G7 Zirvesi’ne kendi gündemini ve ruh halini mi dayatacak?

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump'ın gelecek hafta Fransa'da düzenlenmesi planlanan G7 Zirvesi’ndeki niyetleri hakkındaki bilinmezlikle birlikte, toplantıya kendi gündemini ve ruh halini dayatacağına şüphe yok.

Trump’ın ruh hali büyük ölçüde Ortadoğu'daki gelişmelerin seyrine bağlı olacak. Tahran, Washington ve arabulucu Pakistan, cuma günü haftalarca süren zorlu müzakereler ve hayal kırıklıklarının ardından ABD ile İran arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşma yapılabileceğine dair iyimserliklerini dile getirdi.

ABD, Fransa, Almanya, Kanada, İtalya, Japonya ve Birleşik Krallık'ı bir araya getirecek zirveden birkaç gün önce Washington merkezli Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) ortak araştırmacı olan Liana Fix, Fransız Haber Ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, “Trump'a birinci dönemindeki gibi yaklaşmak artık mümkün değil” ifadelerini kullandı.

dsv fd
Fransa ile İsviçre arasındaki Leman Gölü'nde yolcu taşıyan vapur terminalinin dışında göreli Fransız polisleri (EPA)

Zirvenin katılımcısı olan diğer altı ülke, kimi zaman ağır gümrük tarifeleri, kimi zaman da yoğun diplomatik baskı yoluyla Trump'ın öfkesiyle karşı karşıya kaldı.

Trump'ın büyük saygı duyduğu Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'nin dışında bu ülkelerin tüm liderleri, bir noktada Cumhuriyetçi milyarderin saldırılarına, eleştirilerine ya da alayına muhatap oldu.

Taviz yok

Trump'ın uluslararası ortaklarına karşı özellikle ABD Yüksek Mahkemesi'nin genel gümrük tarifelerini iptal etmesinin ve anketlerin onun popülaritesindeki gerilemeyi ortaya koymasının ardından yumuşak bir tutum sergilemesi beklenmiyor. Trump’ın popülaritesindeki bu düşüş, önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan seçimlerde ABD Kongresi’ndeki çoğunluğunu yitirmesine neden olabilir.

Liana Fix durumu şöyle özetledi:

“Avrupalılar, bir yandan en iyisini umarken diğer yandan en kötüsüne hazırlanmayı öğrendi.”

Trump'ın ‘Önce Amerika’ sloganını somutlaştırır bir gelişme olarak ABD, New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre Avrupalıları Avrupa'daki NATO bünyesinde konuşlu uçak ve savaş gemisi sayısını önemli ölçüde azaltma niyetinden haberdar etti.

"Alman Marshall Fonu"ndan uzman Jackson Janes, AFP'ye şunları söyledi: "Gücü zayıflamış bir başkan göreceğimizi sanmıyorum. Oraya gidecek ve her zaman yaptığı şeyi yapacak; son derece karmaşık sorunları aşmak için baskıyla kendi görüşünü dayatmaya ve Amerika'nın gündemini kendi yorumladığı şekliyle hayata geçirmeye çalışacak."

Washington DC merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nden (CSIS) Uzman Victor Cha ise bir basın toplantısında Trump'ın ‘bu çok taraflı toplantıları sevmediğini söylediğine’ ancak ‘dünya liderlerinin kendisi olmadan bir araya gelmesine katlanamadığına’ dikkati çekti.

Bu yüzden Trump’ın bu tür toplantılara gelip erken ayrıldığını belirten Cha, Trump'ın son G7 Zirvesi’nde de aynı şekilde davrandığını hatırlattı.

xsdvdf
G7 Zirvesi’nin düzenleneceği Evian'daki Fransa ordusuna ait bir karargâh (EPA)

Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, sabırsız olan Trump'ı çarşamba akşamı Versailles Sarayı'nda düzenlenecek akşam yemeğine katılmaya ikna etmeyi umuyor. Bunun için Trump'ın görkemli dekorlara ve monarşi geleneğine duyduğu hayranlığa güveniyor.

Fransa, ABD Başkanı’nı memnun etmek adına Trump'ın sekseninci doğum günü vesilesiyle pazar günü Beyaz Saray'da düzenlenecek karma dövüş sanatları turnuvasıyla çakışmaması için zirvenin tarihini de değiştirdi.

Bazı uzmanlar ise Güney Afrika'nın zirveye davet edilmemesini Washington'a yapılan bir taviz olarak yorumladı.

Diğer taraftan Paris, Trump’ın kanıtsız biçimde ‘beyaz vatandaşlarına zulmetmekle’ suçladığı bu ülkenin davetinin geri çekilmesi yönünde herhangi bir baskıyla karşılaşmadığını vurguluyor.

Bir kısım analist ise Trump'ın değişken karakterinden bağımsız olarak Paris'in gündeme taşıdığı konuların, başta Çin'le ticari ilişkiler meselesi olmak üzere Trump'ın öncelikleriyle büyük ölçüde örtüştüğüne dikkat çekti.

Ukrayna savaşı

Trump ile ülkesinin geleneksel müttefiki sayılan ülkelerin liderleri arasındaki güç dengesi geçen yıldan bu yana genel itibarıyla pek değişmemiş olsa da Ukrayna söz konusu olduğunda tablo biraz farklılaşmış durumda.

CSIS’ten Uzman Max Bergmann, gazetecilerle yaptığı açıklamada, “Avrupalılar 2025 yılında bir bakıma Ukrayna nedeniyle Trump'a boyun eğmek zorunda kaldıklarını kabul etti. Çünkü Ukrayna'nın ABD'nin askeri desteğine ihtiyacı vardı. Ancak bugün farklı bir dinamik olarak Ukrayna’nın artık ABD'ye çok daha az bağımlı olduğu gerçeğinin içindeyiz” ifadelerini kullandı.

dvdsv
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris'teki Elysee Sarayı'nın girişinde (EPA)

Bu arada Beyaz Saray'daki çalkantılı görüşmesinin ardından Trump'la her buluşmanın kolaylıkla kontrolden çıkabileceğini herkesten iyi bilen Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Evian'daki bir oturuma davet edildi.


Washington ile Tahran arasında uzlaşma sinyalleri, Gazze anlaşması sürecinde bir ilerlemeyi garanti etmiyor

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)
TT

Washington ile Tahran arasında uzlaşma sinyalleri, Gazze anlaşması sürecinde bir ilerlemeyi garanti etmiyor

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)

ABD ile İran arasında, etkileri dördüncü ayına giren savaşın sona erdirilmesine yönelik olası bir uzlaşmaya varılacağı yönündeki açıklamalar art arda gelirken, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına ilişkin dosyada ise durgunluk sürüyor. Kahire’nin ev sahipliğinde bir hafta önce başlayan yeni müzakere turundan henüz nihai sonuç çıkmadı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Washington ile Tahran arasında beklenen uzlaşmanın Filistin dosyasını da kapsayıp kapsamayacağı konusunda farklı değerlendirmelerde bulundu. Ancak uzmanlar, savaşın sona ermesinin ABD’nin Gazze Şeridi’ndeki anlaşma dosyasına daha fazla odaklanmasına imkân sağlayacağını ve taraflar üzerinde somut ilerleme sağlanması yönündeki baskıyı artıracağını vurguladı.

Yakında gerçekleşmesi muhtemel bir uzlaşı

ABD ile İran arasındaki arabuluculuk girişimlerinde rol oynayan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, dün X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bir barış anlaşmasına her zamankinden daha yakınız. Anlaşmanın önümüzdeki 24 saat içinde tamamlanmasını bekliyoruz… Bu tarihî barış anlaşmasının kalıcı barış için sağlam bir temel oluşturacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı. Ancak olası uzlaşmanın Gazze dosyasını da kapsayıp kapsamayacağı konusunda ayrıntı vermedi.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı basın açıklamasında, Gazze ve bölgedeki diğer cephelere değinerek, “Hizbullah’tan asla vazgeçmeyeceğiz. Savaşın sona ermesi Lübnan’ı ve diğer cepheleri de kapsayacak” dedi.

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail uzmanı olan Dr. Said Ukkaşe ise Washington ile Tahran arasında gündemde olan uzlaşı mutabakatının Gazze dosyasını kapsayacağını düşünmediğini belirtti. Ukkaşe, söz konusu mutabakatın imzalanmasının ardından ABD yönetiminin en az iki aylık bir süre boyunca dikkatini daha fazla Gazze dosyasına yöneltebileceğini ve böylece tıkanan anlaşma sürecini ilerletme fırsatı bulabileceğini söyledi.

Filistinli siyaset analisti Dr. Eymen er-Rakab ise farklı bir değerlendirmede bulunarak, “İran, uzlaşmanın Lübnan ve diğer bölgeleri de kapsamasını istiyor. Beklenti de bu yönde. Ancak önümüzdeki saatlerde gelişmelerin nasıl şekilleneceğini henüz bilmiyoruz” dedi. Er-Rakab, tamamen sona ermemiş olan Kahire görüşmelerinin, Gazze dosyasında çeşitli uzlaşıların sağlanmasına yönelik bir perspektifin halen varlığını koruduğunu gösterdiğini ifade etti. Bu kapsamda özellikle Tel Aviv ile iş birliği yapan silahlı gruplar, Gazze’deki silah meselesi ve İsrail’in çekilmesi gibi başlıkların, İran dosyasındaki olası uzlaşıyla eş zamanlı olarak ele alındığını belirtti.

Kahire’deki görüşmelerin sürmesini dikkate alan er-Rakab, Gazze dosyasının hâlâ gündemde olduğunu ve müzakere masasındaki yerini koruduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaların da Gazze dosyasının gelecekteki kapsamlı bölgesel uzlaşı paketinin bir parçası olabileceği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdiğini ifade etti.

İsrail’in sert tutumu

Tahran ile Washington arasında üzerinde uzlaşı sağlandığı belirtilen anlaşmanın ayrıntıları henüz açıklanmazken, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz cuma günü yaptığı açıklamada, Tel Aviv’in ABD Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda ABD ve İsrail çıkarlarına dayanan ortak yaklaşımı sürdürmesini beklediğini söyledi. Katz, İsrail’in ‘Lübnan, Suriye ve Gazze’deki güvenlik bölgelerinden çekilmeyeceğini’ vurguladı. Bu İsrail yaklaşımını değerlendiren Ukkaşe, İsrail’in olası bir anlaşmayı engellemeyi sürdüreceğini öne sürerek, Hamas’ın da elinde kalan sınırlı silah kapasitesini korumakta ısrar ederek buna dolaylı katkı sağlayacağını savundu.

Ukkaşe, İsrail’in Gazze Şeridi’nde işgal ettiği bölgelerde kalmaya devam edeceğini ve Filistinlilerin kontrolündeki alanları daraltarak zorunlu göç planlarını hayata geçirmeye çalışacağını ileri sürdü. İsrail’in hâlihazırda Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60’ını kontrol ettiğini belirten Ukkaşe, bu oranın yüzde 75’e çıkarılabileceğini ve Filistinlilerin yalnızca Gazze Şeridi’nin yüzde 25’lik bölümünde yaşamaya zorlanabileceğini iddia etti. Ukkaşe ayrıca, Hamas’ın artık belirleyici bir askerî güç olmaktan çıktığını savunarak, sivillerle doğrudan karşı karşıya gelmenin yüksek maliyeti nedeniyle İsrail’in kapsamlı bir askerî tırmanışa gitmesini beklemediğini ifade etti.

xsd vdc
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden bir Filistinlinin cenazesini taşıyan Filistinliler (AFP)

Buna karşılık er-Rakab, Lübnan ve İran dosyalarında çözüm sağlanırken Gazze konusunda net bir uzlaşı vizyonuna ulaşılamamasının ciddi riskler doğuracağı uyarısında bulundu. Er-Rakab, böyle bir durumda İsrail’in Gazze’de daha serbest hareket etme imkânı bulabileceğini söyledi. Er-Rakab’a göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze’yi elindeki en zayıf müzakere kartı olarak görüyor. Yaklaşan İsrail seçimleri öncesinde Netanyahu’nun destekçi ve seçmen tabanının desteğini korumak amacıyla Gazze’deki politikalarını sürdürmeye ihtiyaç duyduğunu belirten er-Rakab, bunun Filistinlilere yönelik saldırıların devam etmesi riskini artırdığını ifade etti.

Arabulucuların yolu

Bu endişelerin gölgesinde uluslararası çevreler, bölgedeki çözüm sürecinin tüm dosyaları kapsayan kapsamlı bir nitelik taşıması gerektiğini vurguluyor. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, 9 Haziran’da X platformunda yaptığı paylaşımda, “Tüm saldırılar derhâl durmalıdır. Lübnan, İran ve Gazze’deki ateşkes anlaşmalarına eksiksiz şekilde uyulmalıdır” ifadelerini kullandı.

BM Genel Sekreteri’nin açıklamaları, Filistinli gruplarla arabulucular arasında Kahire’de yürütülen ve Gazze Şeridi’nde kalıcı ateşkese ulaşmayı amaçlayan görüşmelerin sürdüğü bir dönemde geldi. AFP’ye konuşan Filistinli bir kaynağa göre taraflar, Gazze’de silahların ‘üzerinde mutabık kalınacak bir Filistin kurumunun’ kontrolünde toplanması prensibi üzerinde anlaşmaya varırken, İsrail’in vereceği yanıt bekleniyor.

Uzmanlara göre bu süreçte İran savaşının sona ermesi dengeleri değiştirebilir. Ukkaşe, savaşın bitmesinin ABD yönetiminin dikkatini daha fazla Gazze dosyasına yöneltmesine olanak sağlayacağını, bunun da arabulucuların Hamas üzerindeki baskıyı artırarak müzakerelerde ilerleme sağlamalarına yardımcı olabileceğini belirtti. Ukkaşe ayrıca, böyle bir senaryoda İsrail’in de gerçek anlamda bir geri çekilmeye yönelmesinin mümkün olabileceğini ifade etti.

Er-Rakab ise Kahire ve diğer arabulucuların, bölge açısından kritik bir dönemde Gazze anlaşmasını ilerletmek amacıyla yoğun çabalarını sürdürdüğünü söyledi. Er-Rakab, bu girişimlerin İran ile ABD arasında beklenen uzlaşıdan güç alabileceğini belirterek, Kahire’deki mevcut müzakere turunun, Netanyahu’nun Gazze’de savaşın ve yıkımın sürmesini hedeflediği öne sürülen planın önündeki engelleri kaldıracak bir çözümle sonuçlanmasının önem taşıdığını vurguladı.