Filistin'i Avrupa'nın vicdanını sınayan bir mesele haline getiren İspanya Başbakanı Pedro Sanchez

Filistin devletini tanıması, demokratik ve sosyal bir yaklaşımın ifadesidir

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Bask bölgesel seçimleri öncesinde Bilbao'da düzenlenen İspanyol Sosyalist İşçi Partisi seçim kampanyası kapanış mitinginde konuşma yaparken, 21 Nisan 2024 (AFP)
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Bask bölgesel seçimleri öncesinde Bilbao'da düzenlenen İspanyol Sosyalist İşçi Partisi seçim kampanyası kapanış mitinginde konuşma yaparken, 21 Nisan 2024 (AFP)
TT

Filistin'i Avrupa'nın vicdanını sınayan bir mesele haline getiren İspanya Başbakanı Pedro Sanchez

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Bask bölgesel seçimleri öncesinde Bilbao'da düzenlenen İspanyol Sosyalist İşçi Partisi seçim kampanyası kapanış mitinginde konuşma yaparken, 21 Nisan 2024 (AFP)
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Bask bölgesel seçimleri öncesinde Bilbao'da düzenlenen İspanyol Sosyalist İşçi Partisi seçim kampanyası kapanış mitinginde konuşma yaparken, 21 Nisan 2024 (AFP)

Stefanie Butendieck Hijerra

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, siyasi kariyerinin uzun soluklu olacağına dair sinyalleri çok az vermişti. Rakipleri onu sık sık fırsatçılıkla, stratejik pervasızlıkla ya da kırılgan ittifaklara yaslanmakla tanımladı. Buna karşın Sanchez, partisi içindeki isyanı, seçim yenilgilerini, koalisyon çalkantılarını ve İspanyol sağının durmak bilmeyen saldırılarını geride bırakarak Avrupa'nın en istikrarlı sosyal demokrat liderlerinden biri haline geldi. Sanchez’in siyasi kimliğini ideolojik saflık değil, içgüdü, uyum kapasitesi ve kırılganlığı bir güç kaynağına dönüştürme becerisi belirliyor.

İşte bu içgüdü, Sanchez'i Batı Avrupalı liderler arasında Filistin devletine en yüksek sesle sahip çıkanlardan biri konumuna taşıdı. İspanya, 28 Mayıs 2024 tarihinde Norveç ve İrlanda ile eş zamanlı olarak Filistin'i tanıdı ve bu adımı barışa katkı, uluslararası hukukun savunuculuğu ile diplomatik felcin reddi olarak sundu.

Sanchez, Filistin devletini tanıma kararının ne İsrail'i hedef aldığını ne de Hamas'ı desteklediğini vurgularken bu adımı, uygulanabilir bir iki devletli çözüme doğru atılmış somut bir adım olarak tanımladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Filistin meselesi, Sanchez'in siyasi hesaplarında sıradan bir dış politika dosyasının çok ötesine geçti ve bunun Batı'nın tutarlılığının sınavına dönüştürdü. Açıkça ‘Avrupa, Ukrayna'yı savunmak için uluslararası hukuka başvuruyorsa Gazze söz konusu olduğunda aynı dili terk edemez’ argümanını sundu. Bu konuda 2024 yılının temmuz ayında çifte standart konusunda uyaran Sanchez, uluslararası hukukun uygulanmasının jeopolitik çıkar hesaplarına göre şekillenmemesi gerektiğini kararlılıkla savundu.

Bu tutumun daha derin kökleri var. 1972 yılında Madrid'de dünyaya gelen Sanchez, 1993 yılında İspanyol Sosyalist İşçi Partisi'ne (PSOE) katıldı. Resmi biyografisi onu ekonomist, parti lideri ve 2018 yılının haziran ayından bu yana başbakan olarak tanımlıyor. Ancak asıl çarpıcı olan hikaye, kendisini sonradan tasfiye etmeye çalışan bir parti içinde nasıl yükseldiğinde yatıyor.

Sanchez, İspanya'da sosyal demokrasinin derin bir kriz yaşadığı 2014 yılında PSOE liderliğini ilk kez devraldı. Mali krizin yansımaları, kemer sıkma politikaları, yolsuzluk skandallarının zedelediği güven bunalımı ve sol kanattan Sosyalistlere rakip çıkan kemer sıkma politikaları karşıtı Podemos'un yükselişi partiyi yoruyordu.

Öte yandan onlarca yıl boyunca PSOE ile muhafazakâr Halk Partisi arasındaki rekabete dayanan İspanya'nın iki partili sistemi de çözülmeye yüz tutmuştu.

Sanchez, 2015 ve 2016 seçimlerinden tarafların hiçbirinin kesin çoğunluk elde edemeden çıkmasının ardından dönemin Başbakanı ve Halk Partisi lideri Mariano Rajoy önderliğindeki bir muhafazakâr hükümete zemin hazırlamayı reddetti. Bu tutum Sosyalist Parti liderliğinde büyük bir muhalefet doğurdu ve Sanchez 2016 yılında parti genel başkanlığından istifa etmek zorunda kaldı; siyasi sahneden çekildiği izlenimi bıraktı.

Ama o çekilmedi. Modern İspanya siyasetinin kırılma anlarından birinde Sanchez doğrudan parti üyelerine başvurdu. 2017 yılında parti liderliğini geri kazandı ve parti tabanının üst yönetime karşı başlattığı isyanın simgesi olarak geri döndü.

Bu deneyim onun siyasi üslubunu da güçlendirdi. Bu minvalde Sanchez, kendini gerici güçlere karşı demokrasinin savunucusu olarak konumlandırırken alışılmadık bir esneklikle hareket ediyor.

Öte yandan 2018 yılında Halk Partisi'ni sarsan bir yolsuzluk skandalının ardından dönemin Başbakanı Mariano Rajoy'un güvensizlik oylamasıyla hükümeti düşürüldükten sonra başbakanlık görevine geldi. Son derece dar bir parlamento tabanıyla göreve başlayan Sanchez, bu zayıflığı fırsata çevirdi ve o günden beri, başkalarını devirebilecek azınlık koalisyonları, ittifak anlaşmaları ve parlamento hesapları sayesinde iktidarda kalmaya devam ediyor.

Bu durumun daha derin kökleri var. 1972 yılında Madrid'de dünyaya gelen Sanchez, 1993 yılında İspanyol Sosyalist İşçi Partisi'ne (PSOE) katıldı. Resmi biyografisi onu ekonomist, parti lideri ve 2018 yılının haziran ayından bu yana başbakan olarak tanımlıyor.

Koalisyon yoluyla sosyal demokrasi

Sanchez'in paradoksunun arkasında, bir yanda kararlı bir Avrupalı sosyal demokrat, öte yanda siyasi ayakta kalışını PSOE'nin geleneksel yörüngesinin dışındaki partilerle ittifak kurmaya zorlayan bir pragmatizm yatıyor. Hükümetleri; koalisyonun küçük ortağı İspanya Sol İttifak Partisi’nin (SUMAR) yanı sıra pek çok İspanyol seçmen tarafından şüpheyle bakılan Katalan güçleri de dahil olmak üzere bölgesel ve bağımsızlıkçı partilerin desteğine bağlıydı. 2023 yılında yeniden iktidara geldiğinde ise başarısız Katalan bağımsızlık sürecine karışanlar için tartışmalı bir af kararını beraberinde getirdi. Bu durum, anayasal ilkeyi koltuğuna tutunmak uğruna pazarlık konusu yaptığı suçlamalarını beraberinde getirdi. Böylece ‘Sanchezcilik’ hem bir ideoloji hem de ilerici bir söylemi taktik sabırla harmanlayan kendine özgü bir siyaset anlayışına sahip bir yöntem haline geldi.

fbg
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, yeniden başbakan seçilmesinin ardından Madrid'deki La Zarzuela Kraliyet Sarayı'nda düzenlenen yemin töreninde İspanya Kralı VI. Felipe ile birlikte, 17 Kasım 2023 (AFP)

Sanchez'in ideolojisi, parçalanma çağına uyum sağlamış bir Avrupa sosyal demokrasisi olarak tanımlanabilir. Sosyal refah, çalışma hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, yeşil dönüşüm, Avrupa entegrasyonu ve daha etkin bir devlet rolüne inanıyor. Ancak bu, onu eski tarz bir sosyalist militan yapmıyor. Televizyon önünde kendini rahatça ifade eden, kurumların diliyle barışık, icraatçı ruha sahip bir siyasetçi.

Filistin, Avrupa için bir turnusol kâğıdı oldu

Filistin dosyası bu ideolojik yapıyla tam bir uyum içinde. İspanya'nın Filistin devletini tanıması, Sanchez'e uluslararası hukuku, savaş karşıtı kamuoyu duyarlılığını, Avrupa'nın güvenilirliğini, İspanya'nın Akdeniz kimliğini ve çok taraflı diplomasinin savunuculuğunu tek bir çatı altında buluşturma imkânı tanıdı. Aynı zamanda dış politikada Madrid'i daha temkinli davranan Batı Avrupalı güçlerden ayırt eden bir alan açtı. Sanchez bu anda İspanya'nın İrlanda ve Norveç ile eş güdüm içinde, diplomatik inançtan güç alarak öne çıkma ve başkalarına örnek olma fırsatını gördü.

Gazze'deki savaşın sürmesiyle birlikte Sanchez'in tutumu daha da sertleşti. İspanya, 2024 haziranında Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) Gazze'de soykırım sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin açtığı davaya müdahil oldu. 2025'te ise Sanchez daha ileri giderek İsrail'e silah ihracatına yönelik kısıtlamaları sıkılaştırdı ve yasadışı yerleşim birimlerinden yapılan mal ithalatını yasakladı.

Kullandığı dil, Batı Avrupalı bir lider için alışılmadık ölçüde sertti. Avrupa'yı Gazze'de başarısız olmakla suçlayan Sanchez, çifte standardın Batı'nın küresel itibarını zedelediğini savundu. Bu yalnızca insani bir söylem değil, aynı zamanda jeopolitik bir argümandı.

Sanchez'e göre Avrupa, Küresel Güney'den Ukrayna'da uluslararası normları savunmasını talep edemez, aksi takdirde Filistin meselesinde seçici davranıyor izlenimi verir.

Bu argüman İspanya'nın çok ötesinde yankı buluyor; özellikle Latin ABD'de, Arap dünyasında ve Afrika'nın büyük bölümünde, Batı'nın kural ve hak çağrılarını sömürgecilik, müdahalecilik ve seçici uygulama mirasının gözünden değerlendiren geniş kesimler arasında derin bir karşılık görüyor.

Gazze'deki savaşın devam etmesiyle birlikte, Sánchez'in tepkisi daha sert bir hal aldı. İspanya, Gazze'de soykırım suçunun önlenmesine ilişkin sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili olarak Güney Afrika'nın UAD’da açtığı davaya müdahil oldu.

İç siyasi hesap ve diplomatik hırs

Sanchez'in tutumunun bu denli kararlı olmasını iç siyasi dinamikler de açıklıyor. İspanya kamuoyu, kısmen ülkenin Akdeniz yönelimi ve sömürgecilik karşıtı sol geleneklerden beslenen tarihsel bir Filistin sempatisiyle şekillendi. Sanchez'in koalisyonu içinde sol kanat, İsrail'e yönelik tutumun sertleştirilmesi yönünde baskı uyguladı. Bu bağlamda Filistin meselesindeki kararlı çizgi hem ideolojik hem de koalisyon açısından işlevsel bir rol üstleniyor, ilerici kimliğini pekiştiriyor ve onu İspanyol sağından belirgin biçimde ayırıyor.

rgth
PSOE’nin lideri ve 20 Aralık 2015’te yapılacak genel seçimlerin adayı Pedro Sanchez, Valencia'daki Fuente San Luis stadyumunda düzenlenen seçim mitinginde, 13 Aralık 2015 (AFP)

Ancak Sanchez'in Filistin politikasını yalnızca iç siyasi hesaba indirgemek dar bir okuma olur. Sanchez, dış politikayı İspanya'nın geleneksel ağırlığının ötesinde hareket edebildiği bir sahne olarak gördüğünü defalarca kez ortaya koydu. Hükümeti ülkeyi Avrupa, Latin Amerika ve Akdeniz arasında bir köprü ve çalkantının giderek arttığı bir dönemde çok taraflılığın savunucusu olarak konumlandırmaya çalıştı. Filistin meselesi ise ona İspanya'nın Avrupa mutabakatına yalnızca uymakla kalmayıp onu şekillendirmeye katkıda bulunduğunu söyleme imkânı tanıyor.

Ahlaki diplomasinin riskleri

Bu değer odaklı diplomasinin kendine özgü riskleri var. İsrail, İspanya'nın Filistin'i tanımasına ve ardından gelen adımlara sert bir tepki gösterdi. İspanyol muhafazakârlar ise Sanchez'i müttefiklerle ilişkilere zarar vermekle ve iç skandallardan dikkati dağıtmak için dış politikayı araçsallaştırmakla suçluyor. Bazı eleştirmenler de ahlaki tutarlılığın yurt dışında ilan etmenin yurt içinde uygulamaktan çok daha kolay olduğunu öne sürüyor ve kırılgan parlamento ittifakları kurumsal fırsatçılık suçlamalarını besliyor.

Bu eleştiriler gündemden düşmeyecek. Sanchez, güçlü yanlarıyla zaafiyetlerinin iç içe geçtiği, kutuplaştırıcı bir siyasi figür olmayı sürdürüyor. PSOE'yi yeniden ayağa kaldırmasını ve İspanyol sağını iktidardan uzak tutmasını sağlayan esnekliğin aynısı, koltuğunu korumak için ağır bedeller ödemeye hazır olduğu tahminlerini körüklüyor. Gazze konusundaki ahlaki özgüveni onu seçici bir öfkeyle suçlanmaya açık hale getirirken Avrupacılığı, rakiplerinin gözünde stratejik hesabı örten bir erdem söylemi olarak görünebiliyor.

İşte burada Filistin devletine ilişkin tutumunun siyasi anlamı netlik kazanıyor. Bu, Madrid'den çıkan diplomatik bir eylemden öte bir şey; Sanchez'in daha geniş kimliğini gözler önüne seriyor: Sosyal demokrat, Avrupacı, çatışmacı, ahlaki bir çerçeveye yaslanmış ve pragmatik. Filistin'i hem Ortadoğu barışıyla hem de Avrupa'nın kendine bakışıyla ilgili bir mesele haline getirdi. Sanchez için bu dosya özsel bir soruyu gündeme taşıyor: “Kurallara dayalı düzen gerçek bir ilke mi, yoksa tüketim için üretilmiş bir slogan mı?”

Pedro Sanchez, Avrupa'nın ideolojik açıdan en saf ya da en az tartışmalı lideri olmayabilir. Ancak modern Avrupa siyasetinin dönüşümlerini en çarpıcı biçimde yansıtanlardan biri haline geldi. Onun deneyimi, sosyal demokrasinin parçalandığı bir çağda koalisyon, yüzleşme, ahlaki argüman ve kurumsal esneklik aracılığıyla nasıl işlediğini gösteriyor. Filistin meselesinde bu özelliklerin tamamı bir araya geldi. Sonuç ise Filistin devletini tanımayı geç kalmış sembolik bir jesttin ötesine taşıyarak uluslararası varlığının merkezine yerleştiren bir İspanya Başbakanı oldu.



Uluslararası Enerji Ajansı, 2026 yılında petrol arzının günlük 3,9 milyon varil azalacağını öngörüyor

Uluslararası Enerji Ajansı’nın savaş nedeniyle 2026 yılında petrol arzında öngördüğü düşüş, daha önceki günlük 1,5 milyon varillik düşüş tahminlerine göre oldukça keskin (X)
Uluslararası Enerji Ajansı’nın savaş nedeniyle 2026 yılında petrol arzında öngördüğü düşüş, daha önceki günlük 1,5 milyon varillik düşüş tahminlerine göre oldukça keskin (X)
TT

Uluslararası Enerji Ajansı, 2026 yılında petrol arzının günlük 3,9 milyon varil azalacağını öngörüyor

Uluslararası Enerji Ajansı’nın savaş nedeniyle 2026 yılında petrol arzında öngördüğü düşüş, daha önceki günlük 1,5 milyon varillik düşüş tahminlerine göre oldukça keskin (X)
Uluslararası Enerji Ajansı’nın savaş nedeniyle 2026 yılında petrol arzında öngördüğü düşüş, daha önceki günlük 1,5 milyon varillik düşüş tahminlerine göre oldukça keskin (X)

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), İran savaşı kaynaklı aksaklıklar nedeniyle küresel petrol arzının 2026 yılında günlük yaklaşık 3,9 milyon varil azalacağını açıkladı. IEA, Ortadoğu’nun halihazırda 1 milyar varilden fazla petrol arzı kaybına uğradığını bildirdi.

2026 yılı için öngörülen bu düşüş, IEA’nın daha önce açıkladığı günlük 1,5 milyon varillik azalma tahminine kıyasla sert bir gerilemeye işaret ediyor.

IEA’nın aylık petrol piyasası raporunda, arz tarafındaki düşüşün talepteki gerilemeyi aşacağı belirtildi. Rapora göre küresel petrol talebinin bu yıl günlük 420 bin varil azalması bekleniyor.

IEA, savaş nedeniyle yükselen fiyatların talebi baskıladığını ve ekonomik büyümeyi yavaşlattığını vurguladı.

Raporda, “İran savaşı Ortadoğu’daki petrol üretimine ciddi zarar verirken, küresel petrol arzı bu yıl toplam talebi karşılayamayacak” denildi. Ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki petrol tankerlerinin geçişine yönelik kısıtlamaların sürmesi nedeniyle Körfez üreticilerinin toplam arz kaybının 1 milyar varili aştığı ifade edildi. Günlük 14 milyon varilden fazla petrol akışının durmasının, ‘benzeri görülmemiş bir arz şoku’ oluşturduğu kaydedildi.

IEA, temel senaryosunda Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığının bu yılın üçüncü çeyreğinden itibaren kademeli olarak yeniden başlamasını öngördü.


Kolombiya yetkilileri, Epstein ve Maxwell'in ülkeyi ziyaret ettiğini doğruladı

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell'in fotoğrafı (ABD Adalet Bakanlığı- Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell'in fotoğrafı (ABD Adalet Bakanlığı- Reuters)
TT

Kolombiya yetkilileri, Epstein ve Maxwell'in ülkeyi ziyaret ettiğini doğruladı

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell'in fotoğrafı (ABD Adalet Bakanlığı- Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell'in fotoğrafı (ABD Adalet Bakanlığı- Reuters)

Cinsel suçlardan hüküm giymiş milyarder Jeffrey Epstein, 2002 yılında partneri Ghislaine Maxwell ile Kolombiya'yı ziyaret etmişti; Bogota'daki göçmenlik yetkilileri dün günü bu bilgiyi açıkladı.

Ziyaret, adı Epstein'ın suçlarıyla ilgili olarak ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan belgelerde birkaç kez geçen Kolombiya eski Cumhurbaşkanı Andres Pastrana'nın iktidarı döneminde gerçekleşti.

Kolombiya’nın merkezindeki Cundinamarca’da bir mahkeme pazartesi günü, Göç İdaresi’nin Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell’in ülkeye gerçekleştirdiği ziyaretlerin ayrıntılarının açıklaması kararını verdi. Göç idaresi tarafından paylaşılan veriler, "Casa Macondo" adlı medya kuruluşu aracılığıyla kamuoyuna duyuruldu.

Yayımlanan belgelere göre Epstein, 20 Temmuz 2002 tarihinde Bogota’daki El Dorado Havalimanı’ndan Miami’ye gitmek üzere ülkeden ayrıldı. Ancak kayıtlarda Epstein’ın ülkeye ne zaman ve nasıl girdiğine dair herhangi bir veri bulunmuyor. Epstein’ın Kolombiya’da ne kadar kaldığı ve ziyaretinin amacı da gizemini koruyor.

sdvfdvd
Ghislaine Maxwell, 4 Temmuz 2020'de Brooklyn'deki hapishanede (Reuters)

Epstein’ın suç ortağı Ghislaine Maxwell’in ise 19 Mart 2007’de ülkeye giriş yaptığı ve üç gün sonra Panama’ya gitmek üzere ayrıldığı belirlendi.

Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, "Göç İdaresi, Epstein’ın Andrés Pastrana döneminde Kolombiya’da olduğunu teyit ediyor" ifadelerini kullandı.

Daha önce kamuoyuna sızan dosyalarda, eski Cumhurbaşkanı Pastrana’nın 2003 yılında Epstein’ın özel uçağının yolcuları arasında olduğu görülüyor. Ayrıca sızdırılan e-postalar, Pastrana ile Epstein ve Maxwell arasında yakın bir ilişki olduğuna işaret ediyor.

Belgelerdeki en çarpıcı detaylardan biri, Maxwell ile Pastrana’nın 2002 yılında Kolombiya Hava Kuvvetleri üniformalarıyla çekilmiş bir fotoğrafının bulunması oldu.

Gizliliği kaldırılan e-postalarda Maxwell, Kolombiya’da bir Black Hawk askeri helikopterini kullandığını ve Amazon bölgesinde havadan bir grup militana ateş ettiğini iddia ediyor.

Eski Cumhurbaşkanı Pastrana, Epstein ve Maxwell ile birkaç kez görüştüğünü kabul etse de bu görüşmelerin tamamen "resmi nitelikte" olduğunda ısrar ediyor.


Trump, Venezuela'yı ABD'nin 51. eyaleti olarak gösteren bir fotoğraf paylaştı

Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'e indikten sonra Air Force One'ın merdivenlerinden el sallıyor (AP)
Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'e indikten sonra Air Force One'ın merdivenlerinden el sallıyor (AP)
TT

Trump, Venezuela'yı ABD'nin 51. eyaleti olarak gösteren bir fotoğraf paylaştı

Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'e indikten sonra Air Force One'ın merdivenlerinden el sallıyor (AP)
Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'e indikten sonra Air Force One'ın merdivenlerinden el sallıyor (AP)

Başkan Donald Trump dün, sosyal medya platformu Truth Social'da Venezuela'yı küçük bir Amerikan bayrağıyla gösteren ve "51. Eyalet" yazan bir harita paylaştı.

Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yapılacak zirveye katılmak üzere Çin’e giderken paylaştığı bu mesaj, Venezuela Devlet Başkan Vekili Delcy Rodríguez’in, ABD güçlerinin eski Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu ocak ayında gözaltına almasının ardından bile ülkelerinin “51’inci eyalet olma ihtimalini hiçbir zaman değerlendirmediğini” söylemesinden bir gün sonra geldi.

Trump, pazartesi günü daha önce Fox News kanalına yaptığı açıklamada, petrol zengini ülke üzerinde kontrol sağladığını öne sürdükten aylar sonra Venezuela’yı ABD’nin yeni bir eyaleti yapma fikrini değerlendirdiğini söyledi.

Görsel kaldırıldı.

Rodríguez ise göreve gelmesinden bu yana ABD ile ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik adımlar attı. Bu kapsamda, özellikle ABD’li şirketler olmak üzere yabancı firmalara Venezuela’nın madencilik ve petrol sektörlerinin yeniden açılmasını sağlayan reformları kabul etti.