ABD, Rus devletine ait nükleer enerji şirketine neden yılda yaklaşık 1 milyar dolar ödüyor?

Rus devletine ait nükleer enerji şirketi Rosatom’un logosu (Reuters)
Rus devletine ait nükleer enerji şirketi Rosatom’un logosu (Reuters)
TT

ABD, Rus devletine ait nükleer enerji şirketine neden yılda yaklaşık 1 milyar dolar ödüyor?

Rus devletine ait nükleer enerji şirketi Rosatom’un logosu (Reuters)
Rus devletine ait nükleer enerji şirketi Rosatom’un logosu (Reuters)

ABD ile Rusya arasında Ukrayna savaşından sonra şiddetlenen büyük ihtilaflara rağmen, ABD’deki nükleer enerji şirketleri hala Rusya’da üretilen ucuz zenginleştirilmiş uranyuma bağımlı.

Bu da Washington’ın Moskova’ya olan bu mali akışı neden kesemediğine dair birçok soruyu gündeme getirdi.

Şarku’l Avsat’ın New York Times gazetesinden aktardığı analize göre, Virginia’nın güneybatısındaki Appalachian Vadisi’nde yer alan mağaramsı, Pentagon büyüklüğündeki bir tesisteki beton zeminde binlerce boş delik sıralanmış durumda.

Bunlardan sadece 16’sı, uranyum zenginleştiren ve onu nükleer santralleri besleyen temel bileşene dönüştüren 9 metrelik ince uzun santrifüjleri barındırıyor. Bunlar şimdilik uykudalar.

Ancak her delik, çalışan bir santrifüj barındırırsa, tesis ABD’yi hem Ukrayna’daki savaş, hem de ABD’nin fosil yakıtları yakmaktan uzaklaşması açısından bir açmazdan kurtarabilir.

Bugün ABD şirketleri, ülkenin sıfır emisyonlu enerjisinin yarısından fazlasını üreten yakıtı satın almak için Rus devletine ait nükleer enerji şirketi Rosatom’a yılda yaklaşık 1 milyar dolar ödüyor.

Bu, ABD’den Rusya’ya yapılan en önemli para akışlarından biri ve ABD müttefiklerinin Moskova ile ekonomik bağlarını koparmak için yoğun çabalarına rağmen devam ediyor.

Zenginleştirilmiş uranyum ödemeleri, Rusya’nın askeri kurumuyla yakından iç içe olan Rosatom’un yan kuruluşlarına yapılıyor.

ABD’de uranyum zenginleştirme

Ülke fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmayı hedeflediğinden, ABD nükleer enerjiye bağımlılığı artmaya hazırlanıyor. Ancak uranyum zenginleştirme konusunda uzman bir ABD şirketi yok.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, bir zamanlar ABD piyasaya hakimdi.

Rusya’nın barışçıl nükleer programını teşvik etmek için tasarlanan Rusya ile ABD arasında zenginleştirilmiş uranyum satın alma anlaşması da dahil olmak üzere bir dizi tarihsel faktör Rusya’nın küresel pazarın yarısını ele geçirmesini sağladı ve ABD daha sonra uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurdu.

ABD müttefiklerinin Moskova ile ekonomik bağlarını koparmaya yönelik yoğun çabalarına rağmen, ABD Rusya’da üretilen zenginleştirilmiş uranyuma bağımlı (Reuters)
ABD müttefiklerinin Moskova ile ekonomik bağlarını koparmaya yönelik yoğun çabalarına rağmen, ABD Rusya’da üretilen zenginleştirilmiş uranyuma bağımlı (Reuters)

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra, ABD ve Avrupa, Rus fosil yakıtlarını satın almayı büyük ölçüde durdurdu. Ancak yeni bir zenginleştirilmiş uranyum tedarik zinciri oluşturmak yıllar alacak ve şu anda tahsis edilenden çok daha fazla devlet finansmanına ihtiyaç var.

Ohio’daki devasa tesisin, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının başlamasından sonra, yani bir yıldan fazla bir süredir neredeyse boş kalması, ABD’nin bu konuda karşılaştığı zorluğun kanıtıdır.

Rusya’nın uranyum zenginleştirme alanındaki konumu

ABD’de kullanılan zenginleştirilmiş uranyumun kabaca üçte biri artık dünyanın en ucuz üreticisi olan Rusya’dan ithal ediliyor. Geri kalanının çoğu Avrupa’dan ithal ediliyor.

Daha küçük bir kısmı ise, ABD’de faaliyet gösteren bir İngiltere-Hollanda-Almanya konsorsiyumu tarafından üretiliyor.

Dünya çapında yaklaşık bir düzine ülke, zenginleştirilmiş uranyumlarının yarısından fazlası için Rusya’ya bağımlı.

Ohio tesisini işleten şirket, Rosatom’a rakip olacak miktarlarda üretim yapmasının 10 yıldan fazla sürebileceğini vurguluyor.

Rusya’nın sivil ve askeri amaçları için hem düşük düzeyde zenginleştirilmiş, hem de silah kalitesinde yakıt üreten Rus nükleer ajansı, Ukrayna’da Avrupa’nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya Nükleer Santrali’ni komuta etmekten de sorumlu.

Bu da, orada yapılacak bir savaşın radyoaktif malzeme sızıntısına ve hatta radyoaktif malzemelerin füzyonuna neden olacağına dair korkuları artırdı.

Uzmanlar, Avrupa Birliği’nin (AB) Rosatom’un yakıt üretme kapasitesine ulaşmasının en az dört veya beş yıl alacağını tahmin ediyor, ancak bu süreç hızlandırılsa bile küresel erişimine ve sağladığı hizmetlere ulaşması daha fazla zaman alacak.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden sonraki yılda, Rosatom’un ihracatı yüzde 20’den fazla arttı.

Politik araç

Bazı analistler, Rusya’nın ABD'nin Moskova’da üretilen ucuz zenginleştirilmiş uranyuma olan bu bağımlılığından yararlanarak üzerinde baskı oluşturacağından ve kişisel hedef ve kazanımlara ulaşmak için satışları durdurma tehdidinde bulunacağından endişe ettiklerini dile getirdi.

Analistler, bunun enerjiyi genellikle jeopolitik bir araç olarak kullanan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için makul bir strateji olduğunu söylüyor.

ABD Senatosu Enerji Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Joseph Manchin, “Değerlerimize sahip olmayan ülkelere rehin tutulamayız, ancak olan bu” yorumunda bulundu.

Temiz enerji danışmanlık şirketi GHS Climate’in yöneticisi James Krellenstein ise, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bir yıldan fazla bir süre sonra, Biden yönetiminin bu bağımlılığı sona erdirmek için bir planının olmaması açıklanamaz. Ohio’daki santrifüj tesisini bitirerek ABD’nin Rus zenginleştirmiş uranyumuna olan bağımlılığının neredeyse tamamını ortadan kaldırabiliriz” dedi



Suudi Arabistan'a ilk çeyrekte 7 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım girişi oldu

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ın genel görünümü (AFP)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ın genel görünümü (AFP)
TT

Suudi Arabistan'a ilk çeyrekte 7 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım girişi oldu

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ın genel görünümü (AFP)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ın genel görünümü (AFP)

Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu'nun yayımladığı son verilere göre ülkede 2026 yılının ilk çeyreğinde net doğrudan yabancı yatırım (DYY) girişleri yıllık bazda yüzde 2,4 gerileyerek yaklaşık 23,1 milyar riyale (6,16 milyar dolar) düştü. Bu rakam, 2025'in aynı döneminde kaydedilen 23,7 milyar riyal (6,32 milyar dolar) seviyesinin altında kaldı.

İstatistik raporuna göre net DYY girişleri 2025'in dördüncü çeyreğine kıyasla ise yüzde 51,9 azaldı. Daha önce güncellenen verilere göre söz konusu dönemde net yatırım girişleri 48 milyar riyal (12,8 milyar dolar) ile zirveye ulaşmıştı.

Yatırım girişlerinde artış

Net yatırım girişlerindeki gerilemeye rağmen, veriler Suudi ekonomisine yönelik brüt doğrudan yabancı yatırım girişlerinin 2026'nın ilk çeyreğinde olumlu bir performans sergilediğini ortaya koydu.

Buna göre, ilk çeyrekte ülkeye giren toplam doğrudan yabancı yatırım 26,6 milyar riyale (7,09 milyar dolar) ulaştı. Bu rakam, 2025'in aynı dönemindeki 26 milyar riyale (6,93 milyar dolar) kıyasla yıllık bazda yüzde 2,4 artış anlamına geliyor.

Bununla birlikte, brüt yatırım girişleri bir önceki çeyreğe göre yüzde 49,9 geriledi. 2025'in son çeyreğinde toplam yatırım girişleri 53,1 milyar riyal (14,16 milyar dolar) olarak kaydedilmişti.

Yurt dışına çıkan yatırımlarda yükseliş

Öte yandan, doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin yurt dışına çıkan sermaye akımları (ödenen temettüler, kredi ve alacak geri ödemeleri ile yabancı ortakların yatırımlarını sonlandırmaları dahil) 2026'nın ilk çeyreğinde yıllık bazda yüzde 50,6 artarak 3,5 milyar riyale (933,3 milyon dolar) yükseldi.

Bu kalem, 2025'in ilk çeyreğinde 2,3 milyar riyal (613,3 milyon dolar) düzeyindeydi.

Çeyreklik bazda ise yurt dışına çıkan yatırım akımları, 2025'in son çeyreğinde kaydedilen 5,2 milyar riyale (1,38 milyar dolar) kıyasla yüzde 31,8 azaldı.

Doğrudan yabancı yatırım, yurt dışında yerleşik ekonomik aktörlerin Suudi Arabistan'da uzun vadeli yatırım ilişkisi kurmasını ve işletme üzerinde kalıcı bir etkiye sahip olmasını ifade ediyor. Bu kapsamda yabancı yatırımcının şirketin oy haklarının en az yüzde 10'una sahip olması gerekiyor.

Net doğrudan yabancı yatırım akışı ise belirli bir dönemde ülkeye giren toplam yatırım ile ülkeden çıkan yatırım arasındaki farkı ifade ediyor.


ABD Merkez Bankası'nın para politikasını sıkılaştırmasıyla altın, 2008 sonundan bu yana en büyük aylık düşüşünü yaşama yolunda ilerliyor

Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında sergilenen mücevherler (AFP)
Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında sergilenen mücevherler (AFP)
TT

ABD Merkez Bankası'nın para politikasını sıkılaştırmasıyla altın, 2008 sonundan bu yana en büyük aylık düşüşünü yaşama yolunda ilerliyor

Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında sergilenen mücevherler (AFP)
Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında sergilenen mücevherler (AFP)

Altın fiyatları, Ortadoğu'daki gerilimlere bağlı endişelerin azalması ve yüksek enflasyonu dizginlemek amacıyla ABD faiz oranlarının artırılacağına dair beklentilerin güçlenmesiyle bugün yüzde 1'den fazla değer kaybetti. Altın böylece, Ekim 2008'den bu yana en büyük aylık kaybını kaydetmeye hazırlanıyor.

Spot altının ons fiyatı, TSİ 05:21 itibarıyla yüzde 1,5 düşüşle 3956,92 dolara geriledi. Bu seyir devam ederse, üst üste dördüncü aylık kaybını yaşayacak olan altın, ay başından bu yana yaklaşık yüzde 12,7 değer kaybetmiş olacak. ABD altın vadeli işlemleri (Ağustos teslimatlı) ise yüzde 1,7 düşüşle 3969,30 dolara geriledi.

Değerli metal, İran ile yaşanan savaşın enerji fiyatlarında keskin bir artışa yol açmasıyla tetiklenen enflasyon endişeleri ve sıkı para politikası beklentilerinin ardından, 2024 yılından bu yana ilk, Haziran 2013'te sona eren çeyrekten bu yana ise en büyük çeyreklik kaybını kaydetmeye doğru gidiyor.

Marex analisti Edward Meir, durumu şu sözlerle değerlendirdi: "Yüksek enflasyon, yüksek faiz beklentileri ve güçlü dolar; altın fiyatlarını normalde yukarı taşıyan tüm pozitif etkenleri gölgede bırakıyor."

Altın geleneksel olarak enflasyona karşı korunma aracı olarak görülse de faiz oranlarının yüksek olduğu ortamlarda getiri sağlamayan bir varlık olması nedeniyle cazibesini yitiriyor. Yatırımcılar, ABD Merkez Bankası'nın (FED) bu yıl üç faiz artırımına daha gitmesini bekliyor. CME FedWatch aracına göre piyasalar, eylül ayı toplantısında faiz artırımı ihtimalini yüzde 64 civarında fiyatlıyor.

Piyasalar, FED'in faiz politikasına dair yeni ipuçları için bu hafta açıklanacak ADP özel sektör istihdam raporu ve tarım dışı istihdam verilerini bekliyor. Bu arada ABD dolarının üst üste ikinci ayda da değer kazanması, altını diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar için daha pahalı hale getiriyor.

Enerji piyasalarında ise Tahran tarafından herhangi bir görüşme planlanmadığı teyit edilmesine rağmen, ABD ile İran arasında Doha'da yapılabilecek olası görüşmelerin sonuçları beklenirken, petrol fiyatları 2020'den bu yana en büyük çeyreklik kaybını kaydetmeye hazırlanıyor.

Analist Meir, altın fiyatlarının yılın ikinci yarısında 3500 ile 4400 dolar aralığında hareket etmesini beklediğini ifade etti. Diğer değerli metallere bakıldığında; gümüş yüzde 2 düşüşle 57,13 dolara, platin yüzde 1,1 düşüşle 1557,21 dolara, paladyum ise yüzde 0,4 düşüşle 1208,17 dolara geriledi. Her üç metal de hem aylık hem de çeyreklik bazda kayıplarla karşı karşıya.


Bütçe anlaşmazlığı, Erbil ile Bağdat arasındaki petrol anlaşmalarını tehdit ediyor

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)
TT

Bütçe anlaşmazlığı, Erbil ile Bağdat arasındaki petrol anlaşmalarını tehdit ediyor

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)

Bağdat ile Erbil arasında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki petrol sahalarının yönetimine ilişkin olumlu uzlaşı sinyalleri ortaya çıkarken, kriz bu kez federal bütçe ve karşılıklı mali yükümlülükler başlığında yeniden alevlendi. Gerilim, IKBY Başbakanı Mesrur Barzani’nin, Bağdat’ın Erbil’den her ay 120 milyar Irak dinarı (91 milyon dolar) tutarında sabit bir ödeme talep etmesinin meşruiyetini ve hukuki dayanağını sert ifadelerle sorgulamasının ardından tırmandı. Bu gelişmeye eş zamanlı olarak IKBY Maliye Bakanlığı, federal hükümetin son yedi yılda IKBY’nin bütçe payından yaklaşık 48 trilyon Irak dinarı (36,6 milyar dolar) kesinti yaptığını açıkladı.

Söz konusu gelişmeler, ABD’nin son dönemde yürüttüğü yoğun diplomatik temasların ardından yaşandı. Kürt siyasetçiler, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın haziran ayı ortasında Erbil’e gerçekleştirdiği ziyarette, IKBY ile Ali ez-Zeydi başkanlığındaki yeni federal hükümet arasında uzun süredir devam eden petrol anlaşmazlığının çözüm ihtimalini ele aldığını belirtti. Kaynaklar, uluslararası çevrelerde Bağdat’taki yeni yönetimin kronik sorunları aşabileceğine yönelik temkinli bir iyimserlik bulunduğunu, ancak doğal kaynakların yönetimini düzenleyecek kalıcı bir federal yasanın yakın vadede çıkarılmasının beklenmediğini ifade etti.

‘Sabit kesinti’ tartışması

120 milyar Irak dinarı tutarındaki ödemeye ilişkin hukuki ihtilafın ayrıntılarını değerlendiren IKBY Maliye Bakanlığı Hukuk Müşaviri Havari Kemal, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Bağdat’ın son uygulamalarının taraflar arasındaki anlaşmazlığı daha da derinleştirdiğini ve hem IKBY hem de Irak genelinde çifte ekonomik krize yol açtığını söyledi. Kemal, Ali ez-Zeydi hükümetine, “Taraflar arasındaki çözümsüz dosyaları yeniden ele alması ve anlaşmazlıkların çözümünde anayasayı temel referans olarak esas alması” çağrısında bulundu.

SGBFG
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026 tarihinde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı ağırladı. (Hükümet Basın Bürosu)

Mesrur Barzani de yerel basına yaptığı açıklamada, “120 milyar Irak dinarının federal hükümete iade edilmesinin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını” belirterek, “Yasada yer alan hüküm, petrol dışı gelirlerin yarısının federal hükümete devredilmesini öngörüyor. Söz konusu 120 milyar dinar ise önceki Irak hükümetinin kabinesi tarafından alınmış bir kararla belirlenmişti” dedi. Konunun şu anda yeniden değerlendirildiğini ifade eden Barzani, “Irak genelinde, özellikle de IKBY’de yerel gelirlerin artmasını umuyorum. Gelirler arttıkça IKBY’nin katkısı da artacak” diye konuştu.

Kemal ise 2019 tarihli 6 sayılı Federal Mali Yönetim Kanunu’nun 29. maddesinin bu konuda açık olduğunu vurgulayarak, petrol dışı federal gelirlerin (gümrükler, sınır kapıları ve limanlardan elde edilen gelirler gibi) yarısının, fiilen tahsil edilen tutara göre değişken bir oran üzerinden federal hükümete aktarılacağını, bunun sabit ve önceden belirlenmiş 120 milyar Irak dinarı tutarında bir ödeme anlamına gelmediğini söyledi. IKBY’de iki tür gelir bulunduğunu belirten Kemal, “Yerel gelirler tamamen bölge yönetimine aittir. Federal nitelikteki petrol dışı gelirlerin ise bölgede tahsil edilen kısmının yarısı federal hükümete aktarılır” ifadelerini kullandı.

Petrol dışı federal gelirler, gümrükler, limanlar, sınır kapıları ve benzeri, federal yönetimin yetki alanına giren egemenlik gelirlerini kapsarken; gelir vergileri ve belediye gelirleri ise yerel gelirler arasında değerlendiriliyor.

VBFRBGFRT
Mesud Barzani ve Mazlum Abdi, Erbil’de ABD’nin Suriye Özel Temsilci Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Arşiv – Kürdistan Demokrat Partisi)

Kürt petrol uzmanı Dr. Govend Şirvani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu 120 milyar dinar rakamının kaynağına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Şirvani, bu tutarın iki yıl önce iki tarafın maliye bakanlıkları arasındaki ön tahminler ve mutabakatlar doğrultusunda belirlendiğini, o dönemde fiilen elde edilen gelirlerin yarısını temsil ettiğini söyledi. Ancak son dönemdeki jeopolitik gerilimlerin bölgedeki ticaret akışını azalttığını ve IKBY ile Irak genelinde gümrük gelirlerinde ciddi düşüş yaşandığını belirten Şirvani, bu nedenle Erbil’in fiilen gerçekleşen gelirlerin yarısını gönderdiğini ifade etti. Buna karşın Bağdat’ın, gerçek gelirlerdeki düşüşü dikkate almadan eski sabit tutarın kesilmesinde ısrar ettiğini aktardı.

Ekonomist Helovan Hasni ise Bağdat’ın sabit mali yükümlülükte ısrar etmesinin son dönemde varılan petrol mutabakatlarını zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Mevcut koşullar altında IKBY’nin bu tutarı aylık olarak karşılamasının mümkün olmadığını belirten Hasni, bunun ancak memur maaşları, kamu çalışanlarının gelirleri ve temel hizmetler pahasına sağlanabileceğini ifade etti.

Hasni, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Bağdat’ın bu sabit kesinti ısrarı ikili ilişkileri ciddi şekilde zedeleyecek ve son petrol anlaşmalarını tehlikeye atacak” dedi. Ekonomik bir soru yönelten Hasni, “Eğer bölgesel koşullar düzelir ve IKBY’deki petrol dışı federal gelirler aylık 400 milyar dinar seviyesini aşarsa, Bağdat yine sadece 120 milyar dinarla mı yetinecek, yoksa gelir artışına paralel olarak daha fazlasını mı talep edecek?” ifadelerini kullandı.

Hasni ayrıca, bütçe yasasında yer alan ve fiilen gerçekleşen gelirlerin yarısının devredilmesini öngören düzenlemeye tam uyulmasının her iki taraf için de en adil ve mantıklı çözüm olduğunu vurguladı. Mevcut koşullarda sabit bir rakamın sürdürülmesinin Erbil için sürdürülemez olduğunu belirten Hasni, bunun ancak vatandaşların yaşam giderleri ve temel kamu hizmetlerinden fedakârlık edilerek karşılanabileceği uyarısında bulundu.

‘Gerçek harcama’ tuzağı

Bu bağlamda IKBY Maliye Bakanlığı, net rakamlarla tabloyu ortaya koyarak federal hükümetin son yedi yılda IKBY’nin toplam mali payının yalnızca yüzde 42’sini gönderdiğini açıkladı.

Bakanlığın resmi verilerine göre, egemenlik ve zorunlu harcamalar düşüldükten sonra IKBY’nin hak ettiği bütçe payı 79 trilyon Irak dinarını (yaklaşık 60,3 milyar dolar) aştı. Ancak Bağdat’ın bu tutardan yalnızca 33 trilyon dinarını (yaklaşık 25,2 milyar dolar) gönderdiği ve bu miktarın da yalnızca kamu çalışanlarının maaşları için kullanıldığı belirtildi. Buna karşılık federal hükümetin, IKBY’nin anayasal haklarından 48 trilyon dinardan (36,6 milyar dolar) fazlasını alıkoyduğu ifade edildi. Bakanlık, söz konusu dönemde herhangi bir işletme ya da yatırım harcamasının finanse edilmediğini, ayrıca 2019-2023 yılları arasında gönderilen ödemelerin büyük bölümünün Bağdat tarafından Erbil’in borcu olarak kayda geçirildiğini bildirdi.

SDFBFB
Irak Petrol Bakanlığı (Bakanlığın internet sitesi)

IKBY Maliye Bakanlığı Hukuk Müşaviri Havari Kemal ise bu rakamlara ilişkin Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Biz bu kesintilerin anayasal güvence altındaki hakkımız olduğunu talep ediyoruz. Şu anda konu federal hükümetin gündeminde ve anayasal yükümlülüklere ne ölçüde uyacağına bağlı” ifadelerini kullandı.

Yapısal bozukluk

Krizin mali kökenlerine ilişkin olarak, IKBY Basın Enformasyon Dairesi tarafından Şarku’l Avsat’a sağlanan analiz raporunda, son yirmi yılın bütçe kalemleri incelenerek hem IKBY hem de ülke genelindeki mali istikrarı tehdit eden ciddi bir yapısal bozukluğa dikkat çekildi. Raporda, söz konusu sorunun temelinde “egemenlik harcamaları” kalemindeki olağanüstü genişleme ve sabit bütçe tahsisleri yerine ‘fiili harcama’ mekanizmasının getirilmesi olduğu ifade edildi.

‘Fiili harcama’ mekanizmasının, IKBY’nin yasal olarak bütçede belirlenmiş payını doğrudan alamaması anlamına geldiği belirtilen raporda, Erbil’e aktarılan tutarın Bağdat’ın sahada gerçekleştirdiği harcamalara göre değiştiği kaydedildi. Buna göre, Basra’da bir yatırım projesinin durması ya da federal hükümetin idari gerekçelerle harcamalarını azaltması halinde IKBY’nin payının da otomatik olarak düştüğü, bunun da bölgenin anayasal haklarını kağıt üzerinde kalan ve fiilen eriyen rakamlara dönüştürdüğü ifade edildi. Bu durumun özellikle kamu çalışanlarının maaşlarını, Erbil’in kontrolü dışında kalan değişkenlere bağımlı hale getirdiği vurgulandı.

Hükümet raporuna göre, egemenlik harcamalarının şişmesi nedeniyle IKBY yılda 8,7 trilyon Irak dinarı (6,59 milyar dolar) tutarında katkı sağlamak zorunda kalıyor. Ayrıca Irak’ın egemen borçlarının ödenmesinde yüzde 12,67’lik payı gereği yıllık 1,6 trilyon dinar (1,21 milyar dolar) daha ödemekle yükümlü tutuluyor. Buna karşılık IKBY’nin dış kredilerden aldığı payın yalnızca 62,4 milyar dinar (47,2 milyon dolar) olduğu belirtilen raporda, ‘çarpıcı bir mali paradoks’ olarak, bölgenin aldığı her 1 dolarlık krediye karşılık federal hükümetin başka bölgelerde yürüttüğü projelerden kaynaklanan borçlar için 26 dolar ödediği ifade edildi.

Siyasi baskının perde arkası

Kürt siyaset ve ekonomi analisti Dr. Saman Şali ise söz konusu karmaşık dosyanın ‘geçici uzlaşmalarla değil, Erbil ile Bağdat arasında kalıcı ve sağlam mutabakatlarla’ çözülmesi gerektiğini vurguladı. Şali, mevcut anlaşmazlıkların, geçmiş federal hükümetlerin bütçe ve maaş dosyalarını IKBY üzerinde siyasi ve ekonomik baskı aracı olarak kullanmasının bir sonucu olarak biriktiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şali, Erbil’in geçmişte çalışan maaşları ve operasyonel giderlerini karşılamak için bağımsız petrol ihracatına yöneldiğini hatırlatarak, “Ancak 2023’ten itibaren bölge petrolü ve gelirlerini Bağdat’a teslim etme konusunda tam bir uyum gösterdi; buna rağmen federal hükümet karşı yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmedi” dedi.

Yeni Başbakan Ali ez-Zeydi liderliğinde kurulan hükümetle birlikte IKBY bütçe kalemlerine dokunulmayacağı ve maaş kesintilerine gidilmeyeceğine dair olumlu işaretler ve açıklamalar bulunduğunu belirten Şali, buna rağmen 120 milyar dinarlık sabit kesinti kararının derhal gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Şali ayrıca, bu dosyanın karşılıklı inceleme ve denetim mekanizmalarına tabi tutulması gerektiğini, federal gelirlerin gerçek miktarının ve yasal olarak aktarılması gereken yarısının net şekilde belirlenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. Federal hükümete, her yıl sonunda denetlenmiş kesin hesaplarını açıklama çağrısı yapan Şali, böylece gelir ve giderlerde şeffaflığın sağlanabileceğini söyledi. Ayrıca, IKBY’ye yönelik biriken mali kesintilerin yapılandırılarak ödenmesini önererek, iki taraf arasında yirmi yılı aşkın süredir devam eden kaynak krizinin sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı.