Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşu yine TÜPRAŞ oldu

İSO'nun hazırladığı Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2022 Araştırması'na göre, TÜPRAŞ, üretimden satışlarda 418,4 milyar lirayla en büyük sanayi kuruluşu olma unvanını korudu

(AA)
(AA)
TT

Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşu yine TÜPRAŞ oldu

(AA)
(AA)

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, düzenlediği basın toplantısında, İSO'nun Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

Araştırmaya göre, Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ (TÜPRAŞ) üretimden satışlarda 418,4 milyar lirayla listede ilk sırayı alırken, 2021'de üçüncü sırada olan Star Rafineri 189,2 milyar lirayla ikinciliğe yükseldi. Geçen yıl ikinci sırada bulunan Ford Otomotiv ise 140,1 milyar liralık üretimden satışla 3'üncü oldu.

İstanbul Altın Rafinerisi (İAR) 87,8 milyar liralık üretimden satışla 4'üncü sırada yer alırken, İAR'ı, 69,5 milyar lirayla Ereğli Demir ve Çelik, 66,9 milyar lirayla İskenderun Demir ve Çelik izledi. İAR ile Ereğli Demir ve Çelik'in ikişer basamak yükselmesi dikkat çekti.

Toyota Otomotiv 65,9 milyar lirayla 7'nci, Arçelik 64,1 milyar lirayla 8'inci, Oyak-Renault 62,7 milyar lirayla 9'uncu, Tofaş 59,8 milyar lirayla 10'uncu sırada yer aldı. Toyota 3 basamak birden gerilerken, Arçelik, Oyak-Renault ve Tofaş'ın sıralamadaki yeri değişmedi.

İSO 500'ün üretimden satışları 4,5 trilyon liraya yükseldi

Toplantıda araştırmaya ilişkin açıklamalarda bulunan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO 500 çalışmasının açıklanma tarihini son yıllarda mayıs ayına çekmeyi başardıklarını, bu yıl Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle çalışmanın sonuçlarını gecikmeli olarak açıkladıklarını söyledi.

Türkiye'nin 500 büyük sanayi kuruluşunun üretimden satışlarının geçen yıl, 2021'e göre yüzde 119 artarak 4 trilyon 485 milyar liraya yükseldiğini dile getiren Bahçıvan, "Bu yüksek oranlı artışta, ihracattaki güçlü performansın yanı sıra canlı yurt içi talep, yükselen kur ve fiyatlar ile ihracat gelirlerinin TL karşılıklarındaki artışın belirleyici rol oynadığını söyleyebiliriz. 2022 yılının verileri yıl sonu tüketici enflasyonu ile arındırıldığında üretimden satışların reel olarak 2021 yılına göre yüzde 33,3 ile oldukça yüksek bir artış sergilediği görülüyor" dedi.

Bahçıvan, reel değişimleri hesaplarken yıl sonu TÜFE enflasyonunu kullandıklarını kaydederek, "Fakat diğer taraftan biliyoruz ki 2022 sonunda TÜFE enflasyonu yüzde 64,27 iken ÜFE enflasyonu yüzde 97,72'ye ulaşmıştı. Bu noktada sanayicinin ekonomik gerçeklerini yansıtan asıl enflasyonun ÜFE olduğunu hatırlatarak, ÜFE’nin çok daha hızlı arttığını ve üretici ile tüketici enflasyonu arasındaki makasın oldukça geniş olduğunu vurgulamak istiyorum. Nitekim yıl sonu ÜFE enflasyonu kullanıldığında, üretimden satışlardaki reel artış yüzde 10,8'e iniyor" açıklamasında bulundu.

500 büyük sanayi kuruluşundan 98 milyar dolarlık ihracat

Erdal Bahçıvan, üretimden satışların 50'lik gruplara göre dağılımına bakıldığında; ilk 50 kuruluşun uzun yıllardır yüzde 50 bandında seyreden ağırlığının bu yıl biraz daha arttığını ve yüzde 52'ye çıktığını, ilk 100 firmanın ise payının ise yüzde 65'lere ulaştığını bildirdi.

Türkiye'nin ihracatının 2022'de yüzde 12,9 artarak 254 milyar doları aştığını anımsatan Bahçıvan, "İSO 500'ün ihracatı ise yüzde 14,1'lik artışla 98 milyar dolara yaklaştı. İSO 500'ün ihracat artışı, Türkiye genelinin 1,2 puan üzerinde gerçekleşti. Böylece hem Türkiye hem de İSO 500 tarihindeki en yüksek ihracat rakamına ulaşılmış oldu. İSO 500'ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payına baktığımızda bu oranın yüzde 40'lar civarında olduğunu görüyoruz" şeklinde konuştu.

Bahçıvan, 500 büyük sanayi kuruluşunun 2022'de faaliyet karının yüzde 96 artarak 671 milyar liraya çıktığını belirterek, buna karşılık faaliyet karlılığı oranının yüzde 14,8'den yüzde 12,8'e gerilediğini bildirdi.

Erdal Bahçıvan, "Faiz, amortisman ve vergi öncesi karın yüzde 100'e yakın bir artışla 808 milyar liraya yükseldiğini görüyoruz. Aynı yılda FAVÖK karlılığı oranı, aynen faaliyet karlılığında olduğu gibi 2,1 puan düşüşle yüzde 17,5'ten yüzde 15,4'e geriledi. Yine vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 121 artarak 485 milyar liraya yükseldi. Ancak satış karlılığı oranı 0,2 puan düşüşle yüzde 9,3'e indi. Bu da bize tüm karlılık rasyolarında geçen yıla göre daha düşük bir kar yılı geçirildiğini gösteriyor" açıklamasında bulundu.

Sanayi şirketlerinin son 10 yıldaki üretim faaliyeti dışı gelirlerinin toplam içerisindeki payında yaşanan düşüşe işaret eden Bahçıvan, "Görüldüğü üzere söz konusu bu oran, son 5 yılda yüzde 88 düzeyinden yüzde 23'lere kadar gerilemiş durumda. Bu da bize sanayicinin son yıllarda giderek daha fazla esas faaliyetlerine odaklandığını ve karını gerçek işinden elde ettiğini gösteriyor" diye konuştu.

Finansman giderlerindeki azalış dikkati çekti

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, finansman giderlerinin uzun yıllardan beri İSO 500'ün en dikkat edilen unsurlarından olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:

İSO 500'ün finansman giderlerinin 2022'de yüzde 32,6 artarak 277 milyar liraya yükseldiğini görüyoruz. Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı belirgin bir düşüş göstererek yüzde 61,1'den yüzde 41,3'e inmiş durumda. Yıllardan beri hep işaret ettiğimiz ve 2018'de yüzde 89'lara kadar çıkan bu oranın yüzde 40'lara gerilemiş olması dikkat çekiyor. Görüldüğü üzere 2022'de finansman giderleri işletmelere çok daha az yük olmuş. Ancak burada 2022'nin düşük faiz ortamı ve kredi kullanımını sıkı şartlara bağlayan düzenlemelerin de etkili olduğunu unutmamak gerekiyor. O günkü finansal koşullar, bugünkü faiz ve krediye erişim koşullarıyla karşılaştırıldığında aradaki makasın ne kadar yüksek olduğu biliniyor. Dolayısıyla finansman giderlerinin faaliyet karına oranındaki görece iyileşmenin, ne kadar sürdürülebilir olduğunu gelecek yıl açıklayacağımız 2023 yılı İSO 500 verilerinde daha net bir şekilde göreceğiz.

İSO 500'ün aktif toplamı 3,9 trilyon liraya, toplam borcu 2,5 trilyon liraya yükseldi

Erdal Bahçıvan, 2022'de İSO 500'ün aktif toplamının yüzde 83 artarak 3,9 trilyon liraya yükseldiğini belirterek, "Aktifler içerisinde ana kalemler incelendiğinde, dönen varlıklar yüzde 78 artışla 1,4 trilyon liradan 2,5 trilyon liraya; duran varlıklar ise yüzde 95 artışla 706 milyar liradan 1,4 trilyon liraya yükselmiş durumda. 2022’de özkaynaklar 624 milyar liradan 1,4 trilyon liraya yükselerek yüzde 124 artarken; toplam borçlar 1,5 trilyon liradan 2,5 trilyon liraya çıkarak yüzde 67 büyüdü" diye konuştu.

İSO 500 kuruluşlarında borçların payının yüzde 70,7'den yüzde 64,3'e gerilediğini, öz kaynakların payının yüzde 29,3'ten yüzde 35,7'ye çıktığını vurgulayan Bahçıvan, mali borçların yüzde 64 artışla 1,3 trilyon liraya, diğer borçların da yüzde 70'e yakın yükselişle 1,2 trilyon liraya yükseldiği anlattı.

Bahçıvan, "Ticari borç kullanımının artmasından, firmaların kaynak ihtiyacını finans kuruluşları dışında, kendi içlerinde borçlanarak çözmeye çalıştıklarını anlıyoruz" şeklinde konuştu.

En büyük 500 kuruluşun kısa vadeli mali borçlarındaki artışın yüzde 99, uzun vadeli borçlarındaki yükselişin ise yüzde 37 olduğunu aktaran Bahçıvan, kısa vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payının ilk kez yüzde 50 bandını aşarak yüzde 52,1'e ulaştığını söyledi.

 



BAE, OPEC ve OPEC+’tan çekildiğini açıkladı

OPEC logosunun önünde bir petrol platformu maketi (Reuters)
OPEC logosunun önünde bir petrol platformu maketi (Reuters)
TT

BAE, OPEC ve OPEC+’tan çekildiğini açıkladı

OPEC logosunun önünde bir petrol platformu maketi (Reuters)
OPEC logosunun önünde bir petrol platformu maketi (Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), bugün (Salı) yaptığı açıklamada, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC+ ittifakından ayrılma kararı aldığını duyurdu. Kararın 1 Mayıs 2026 itibarıyla yürürlüğe gireceği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Birleşik Arap Emirlikleri Haber Ajansı WAM’dan aktardığı habere göre bu karar BAE’nin uzun vadeli stratejik ve ekonomik vizyonuyla uyumlu olup, enerji sektöründeki dönüşümün bir parçası olarak yerel enerji üretimine yönelik yatırımların hızlandırılmasını içeriyor. Aynı zamanda ülkenin küresel enerji piyasalarının geleceğini öngören, sorumlu ve güvenilir bir üretici rolüne olan bağlılığını pekiştiriyor.

WAM’a göre karar, BAE’nin üretim politikası ile mevcut ve gelecekteki kapasitesine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme sonrasında alındı. Ulusal çıkarların gerektirdiği bu adım, ülkenin piyasanın acil ihtiyaçlarını karşılamaya etkin biçimde katkı sağlama hedefiyle örtüşüyor. Körfez bölgesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki jeopolitik dalgalanmaların arz dinamiklerini etkilemeye devam ettiği bir dönemde, temel göstergeler küresel enerji talebinin orta ve uzun vadede artmayı sürdüreceğine işaret ediyor.

Küresel enerji sisteminin istikrarının, esnek, güvenilir ve makul maliyetli arzın sağlanmasına bağlı olduğu vurgulanan açıklamada, BAE’nin talepteki değişimlere verimli ve sorumlu şekilde yanıt verebilmek için yatırımlarını artırdığı, bu kapsamda arz güvenliği, maliyet etkinliği ve sürdürülebilirliğin önceliklendirildiği ifade edildi.

WAM, kararın onlarca yıllık yapıcı iş birliğinin ardından geldiğini belirterek, BAE’nin OPEC’e 1967’de Abu Dabi üzerinden katıldığını ve 1971’de federasyonun kurulmasının ardından üyeliğini sürdürdüğünü hatırlattı. Bu süre zarfında ülkenin, küresel petrol piyasasının istikrarına katkı sağladığı ve üretici ülkeler arasındaki diyaloğu güçlendirdiği ifade edildi.

Açıklamada, bu adımın enerji politikalarının evrimini yansıttığı ve piyasa dinamiklerine daha esnek yanıt verilmesini amaçladığı kaydedildi. BAE’nin OPEC’ten ayrılmasının ardından da piyasaya “kademeli ve ölçülü” üretim artışlarıyla katkı sunmaya devam edeceği belirtildi.

BAE, geniş ve rekabetçi kaynak tabanı sayesinde, enerji kaynaklarının geliştirilmesi için ortaklarıyla iş birliğini sürdüreceğini, bunun da ekonomik büyüme ve çeşitlenmeyi destekleyeceğini vurguladı.

Ülke ayrıca, OPEC ve OPEC+ çerçevesindeki çabaları takdir ettiğini, örgütte bulunduğu süre boyunca önemli katkılar ve fedakârlıklar yaptığını ifade etti. Ancak artık odağın ulusal çıkarlar, yatırımcılar ve ithalatçı ortaklara yönelik taahhütler ile piyasa ihtiyaçlarına kaydırılacağı belirtildi.

BAE, üretim politikalarında sorumluluk ilkesine bağlı kalacağını ve küresel arz-talep dengelerini gözeterek piyasa istikrarını desteklemeyi sürdüreceğini yineledi.

Ayrıca ülkenin, petrol ve gazın yanı sıra yenilenebilir enerji ve düşük karbon çözümlerini de kapsayan enerji değer zincirine yatırım yapmayı sürdüreceği, bunun enerji sisteminin uzun vadeli dönüşümüne katkı sağlayacağı ifade edildi.

BAE, elli yılı aşkın iş birliği için ortaklarına teşekkür ederken, küresel enerji piyasalarının istikrarını destekleme konusundaki aktif rolünü sürdüreceğini vurguladı. Açıklamada, bu kararın BAE’nin piyasa istikrarına olan bağlılığını değiştirmediği, aksine değişen piyasa koşullarına daha hızlı ve etkili yanıt verme kapasitesini güçlendirdiği kaydedildi.


Küresel hisse senetleri ‘bekleme modunda’... Japon Yeni, Hürmüz müzakerelerinin durgunluğuna rağmen değerini koruyor

(foto altı) Tokyo Borsası’nda Nikkei endeksinin hisse senedi fiyatlarını gösteren elektronik panonun önünden geçen bir kadın (AFP)
(foto altı) Tokyo Borsası’nda Nikkei endeksinin hisse senedi fiyatlarını gösteren elektronik panonun önünden geçen bir kadın (AFP)
TT

Küresel hisse senetleri ‘bekleme modunda’... Japon Yeni, Hürmüz müzakerelerinin durgunluğuna rağmen değerini koruyor

(foto altı) Tokyo Borsası’nda Nikkei endeksinin hisse senedi fiyatlarını gösteren elektronik panonun önünden geçen bir kadın (AFP)
(foto altı) Tokyo Borsası’nda Nikkei endeksinin hisse senedi fiyatlarını gösteren elektronik panonun önünden geçen bir kadın (AFP)

Küresel hisse senetleri Ortadoğu’daki jeopolitik kargaşayı değerlendirirken istikrarını korudu. Öte yandan, Japonya Merkez Bankası’nın faiz oranlarını sabit tutmasının ardından yen değer kazandı. Ancak, oylamada yaşanan bölünme, savaş nedeniyle enflasyonist baskılar konusunda endişeleri gündeme getirdi.

Beklendiği üzere Japonya Merkez Bankası, kısa vadeli faiz oranlarını yüzde 0,75’te tutmaya karar verdi. Ancak, kurulun dokuz üyesinden üçü, borçlanma maliyetlerinin artırılmasını önerdi. Bu, Ortadoğu'daki çatışmaların yarattığı enflasyonist baskılara karşı bankanın endişelerini yansıtıyor. Piyasalar şimdi, İran'a karşı süregeldiği tahmin edilen savaşın faiz artırımı yolundaki etkilerini görmek için Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın açıklamalarına odaklanacak.

Yen biraz değer kazanarak 159,21 dolara yükseldi, ancak yatırımcılar, bu seviyenin 160’ı aşmasının Tokyo’nun dövizi desteklemek amacıyla müdahalede bulunmasına yol açabileceğinden endişe ediyor. Diğer yandan, Japonya’nın Nikkei endeksi, önceki seansta yeni zirveler gördükten sonra yüzde 0,5 oranında geriledi.

HSBC Asya Baş Ekonomisti Fred Neumann, “Japonya Merkez Bankası için zor bir karar oldu” diyerek, merkez bankası yetkililerinin karşılaştığı gerilimleri vurguladı. Japonya’nın yalnızca enerji fiyatlarının şok etkisiyle politika sıkılaştırma zorunluluğu yaşayan bir ülke olmadığını belirten Neumann, “Bugün Japonya Merkez Bankası'nın mesajı, politikayı yakında değilse de zaman içinde sıkılaştırmaya hazır olduğu yönünde” dedi.

Piyasalar gelişmeleri yakından izliyor

Güncel jeopolitik gelişmelerde ABD, Ortadoğu’daki savaşı çözmek için Tahran’ın sunduğu en son öneriyi gözden geçiriyordu. Ancak bir Amerikan yetkilisi, Başkan Donald Trump'ın öneriden memnun olmadığını, çünkü İran’ın nükleer programına değinilmediğini belirtti. Bu durum, iki aydır süren çatışmayı çıkmaza sokarak, Hürmüz Boğazı üzerinden enerji ve diğer önemli sevkiyatların durmasına yol açtı ve petrol fiyatlarını varil başına 100 doların üzerinde tutmaya devam etti.

Borsalarda ise Japonya dışındaki Asya-Pasifik bölgesindeki daha geniş MSCI Endeksi, dün kaydettiği tarihi seviyenin yakınında yüzde 0,22 düşüş gösterdi. Endeks, mart ayında yüzde 13,5’lik bir düşüşün ardından, nisan ayında yüzde 17’lik bir artışa yöneliyor.

Küresel para politikaları ise bu hafta dikkatle izlenecek. ABD Merkez Bankası (Fed), İngiltere Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası’nın, Japonya Merkez Bankası’nın kararlarının ardından açıklama yapması bekleniyor. Tüm bu merkez bankalarının faiz oranlarını sabit tutmaları ve politikacıların fiyat baskıları konusundaki açıklamaları üzerine odaklanılması öngörülüyor.

Döviz piyasasında, euro 1,1716 dolar seviyesinde dengelendi, dolar endeksi ise 98,498 seviyesinde kaydedildi. Mart ayında savaşın patlak vermesiyle güvenli liman olarak doların değer kazandığı, ancak İran-ABD görüşmelerindeki tıkanıklık sonrası doların çoğu kazancını kaybettiği ve son günlerde ise istikrar kazandığı belirtiliyor.

Savaş ayrıca, petrol fiyatlarında önemli bir artışa yol açarak enflasyonu körükledi ve küresel büyüme beklentilerine gölge düşürdü. Hürmüz Boğazı’nın kapanması başlıca risklerden biri olarak öne çıkıyor. Brent petrol vadeli işlemleri, varil başına 109,19 dolara yükselerek son üç haftanın en yüksek seviyesine yaklaştı.

Bunun yanı sıra, yatırımcılar bu hafta, Microsoft, Alphabet, Amazon, Meta ve Apple gibi teknoloji devlerinin gelir raporlarına odaklanacak. Bu raporlar, nisan ayında yapay zekâ alanındaki güçlü yükselişi test etme fırsatı sunacak.

Ameriprise’in baş stratejisti Anthony Saglimbeni, “Hisse senedi piyasasındaki iyimserlik ile tahvil ve petrol piyasalarındaki daha temkinli sinyaller arasındaki fark, jeopolitik gelişmelerin halen risk yönetiminde aktif ve önemli bir değişken olduğunu gösteriyor” dedi.


Vizyon 2030, Suudi Arabistan’ı petrol tedarikçisi olmaktan çıkarıp küresel bir enerji merkezi haline getiriyor

(foto altı) Suudi Arabistan’daki güneş enerjisi santrallerinden biri (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan’daki güneş enerjisi santrallerinden biri (SPA)
TT

Vizyon 2030, Suudi Arabistan’ı petrol tedarikçisi olmaktan çıkarıp küresel bir enerji merkezi haline getiriyor

(foto altı) Suudi Arabistan’daki güneş enerjisi santrallerinden biri (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan’daki güneş enerjisi santrallerinden biri (SPA)

Suudi Arabistan, onlarca yıldır dünyanın en güvenilir enerji tedarikçilerinden biri olarak sahip olduğu konumu korumakla yetinmeyip, enerji kaynaklarıyla olan ilişkisini yeniden tanımlama yoluna gitti. Ülke, mevcut kaynakların en yüksek verimle nasıl değerlendirilebileceği sorusuna odaklanarak değişen küresel enerji düzenine uyum sağlamayı hedefledi.

Bu yaklaşımın temelini Vizyon 2030 oluşturdu. Söz konusu vizyon, petrol ve doğal gazın değerini artırırken aynı zamanda enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve yenilenebilir enerjiye geçişi stratejik bir fırsat olarak değerlendirdi. Bu dönüşümün en somut adımlarından biri, petrol ve madencilikten sorumlu bakanlığın yeniden yapılandırılarak Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı adını alması oldu. Bu değişiklik, enerji anlayışının yalnızca petrol ve gazla sınırlı kalmayıp yenilenebilir kaynakları da kapsayan daha geniş bir yapıya evrildiğini gösterdi.

Doğası gereği elverişli bir arazi

Suudi Arabistan’ın enerji dönüşümünde coğrafi avantajlarının dikkatli bir değerlendirme sonucunda stratejik bir fırsata dönüştürüldüğü belirtiliyor. Ülkenin güneş enerjisi projeleri için elverişli iklimi, rüzgâr enerjisi yatırımlarına uygun geniş arazileri ve hidrojen enerjisi geliştirilmesine imkân tanıyan çeşitlendirilmiş coğrafi yapısı, bu dönüşümün temel dayanakları arasında gösteriliyor. Bu süreç aynı zamanda güçlü yatırım kapasitesi ve birikmiş araştırma altyapısıyla destekleniyor.

Bu çerçevede Ulusal Yenilenebilir Enerji Programı, Kral Selman Yenilenebilir Enerji Girişimi ve Ulusal Yenilenebilir Enerji Veri Merkezi gibi girişimler hayata geçirildi. Bu programları, güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri izledi ve elektrik üretim verimliliğinin artırılması hedeflendi.

Sonuç olarak, yenilenebilir enerji üretim kapasitesi 2020’de 3 gigavattan 2025’te 46 gigavata yükseldi. Sektörde toplam 64 proje bulunurken, bunların 40’ı güneş enerjisi, 9’u rüzgâr enerjisi ve 15’i enerji depolama projelerinden oluşuyor.

Hidrojen

NEOM bünyesinde, dünya üzerinde benzeri olmayan bir proje olarak yeşil hidrojen üretimi geliştiriliyor. Bu projenin, günlük 600 ton üretim kapasitesiyle küresel ölçekte ilk ve en büyük yeşil hidrojen girişimlerinden biri olduğu belirtiliyor.

sdvefrgtbh
Suudi Arabistan’daki Oxagon şehri (NEOM)

Bu dönüşümü desteklemek amacıyla Yanbu merkezli Yeşil Hidrojen Merkezi’nin ilk aşaması da devreye alındı. Proje kapsamında yenilenebilir enerjiyle elektrik üretim tesisleri, suyun tuzdan arındırılması için tesisler, elektroliz üniteleri, yeşil amonyağa dönüştürme tesisleri ve ihracata yönelik özel bir liman altyapısı kuruluyor. Bu altyapının, yeşil hidrojen üretim zincirinin tüm aşamalarını entegre ederek sürdürülebilir enerji ihracatına katkı sağlaması hedefleniyor.

Pil yarışı... Suudi Arabistan liderliğe yaklaşıyor

Suudi Arabistan’da enerji depolama sektörü, dikkat çekici bir gelişim ivmesiyle öne çıkıyor. Ülke, küresel ölçekte batarya depolama projelerinin maliyet yarışında Çin ile neredeyse aynı seviyeye yaklaşarak önemli bir rekabet konumuna ulaştı. Dört saatlik depolama kapasitesine sahip projelerde maliyetin kilovat başına 409 dolar seviyesinde olduğu, Çin’de ise bu rakamın 404 dolar olduğu bildirildi.

Enerji depolama projelerinde toplam kapasitenin 30 gigavat-saat seviyesine ulaştığı, bunun 8 gigavat-saatlik kısmının ise elektrik şebekesine bağlandığı ifade ediliyor. Bu veriler, ülkenin büyük ölçekli enerji depolama altyapısını hızla geliştirdiğini gösteriyor.

Öte yandan enerji sektöründe önemli bir yenilik olarak Saudi Aramco, petrol dışı enerji uygulamalarında dünyanın ilk örneklerinden biri olan bir yenilenebilir enerji depolama sistemini devreye aldı. Sistem, doğal gaz sahalarındaki üretim faaliyetlerini desteklemek için geliştirildi ve 1 megavat-saat kapasiteye sahip. Bu teknoloji, 5 kuyunun 25 yıl boyunca çalışmasını destekleyebiliyor ve Suudi Arabistan’a ait bir patent üzerine kurulu. Geleneksel güneş enerjisi çözümlerine alternatif olarak geliştirilen sistem, zorlu iklim koşullarında yüksek verimlilik ve değişen enerji ihtiyaçlarına akıllı yanıt verebilme özelliğiyle öne çıkıyor.

SPARK... Endüstri değer haline geldiğinde

Vizyon 2030, üretimin tek başına yeterli olmadığını; asıl katma değerin sanayi geliştirme, tedarik zincirlerini yerelleştirme ve yerli içerik oranını artırmada bulunduğunu kabul etti. Bu yaklaşım doğrultusunda, enerji ve sanayi alanında yeni bir endüstriyel ekosistem oluşturma hedefi öne çıktı. Bu kapsamda Kral Selman Enerji Şehri (SPARK) projesi hayata geçirildi. Yaklaşık 12 milyar riyali (3,2 milyar dolar) aşan yatırım büyüklüğüne sahip olan proje, 60’tan fazla yerli ve uluslararası yatırımcıyı bünyesine çekti.

Stratejik bir konumda yer alan SPARK, enerji kaynaklarına ve ihracat ile nakliye ağlarına yakınlığı sayesinde lojistik avantaj sunuyor. Ayrıca hızlı erişim sağlayan bir kuru liman altyapısına da sahip. Proje kapsamında şu ana kadar 7 fabrika faaliyete geçirilirken, 14 yeni fabrikanın inşasının sürdüğü bildirildi. Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ın enerji merkezli sanayi dönüşümünü hızlandıran önemli adımlar arasında gösteriliyor.

Denge, aşırılık yok

Dünya petrol ve doğal gazın alternatiflerine doğru bir dönüşüm sürecine girerken, Suudi Arabistan farklı bir yaklaşım benimsiyor. Bu yaklaşımda, enerji dönüşümünün aşırı hızlı ilerlemesinin küresel enerji güvenliği ve ekonomik büyüme açısından riskler doğurabileceği değerlendirmesi öne çıkıyor. Ayrıca yenilenebilir enerji kaynaklarının tek başına tüm kalkınma ihtiyaçlarını karşılamada yeterli olmayabileceği görüşü dile getiriliyor.

Bu çerçevede ülke, petrol ve gaz arama ve geliştirme yatırımlarını sürdürmeye devam ediyor. Bu projeler arasında en dikkat çekici olanlardan biri, Ortadoğu’nun en büyüklerinden biri olarak kabul edilen Jafurah Gaz Sahası geliştirme projesi olarak öne çıkıyor. Bu saha, gaz değer zincirinin ve petrokimya endüstrilerinin güçlendirilmesinde stratejik bir rol oynuyor.

Bu strateji doğrultusunda Suudi Arabistan, bir yandan küresel enerji arz güvenliğini desteklerken diğer yandan karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik teknolojilere yatırım yapmayı sürdürüyor. Böylece ülke, hem enerji üretiminde merkezi bir aktör hem de sürdürülebilir enerji dönüşümünde dengeli bir model sunan bir ‘entegre enerji merkezi’ olarak konumlanıyor.