Suudi Arabistan 2024 bütçesinde aldığı proaktif önlemlerle ekonomisini dış şoklardan korumayı hedefliyor

Sektörel stratejik planların daha hızlı hayata geçirilmesi için 333 milyar doların üzerinde harcama yapılması hedefleniyor

Suudi Arabistan'ın 2024 bütçe beklentileri küresel ekonomideki gelişmeler ve zorluklar karşısında olumlu (SPA)
Suudi Arabistan'ın 2024 bütçe beklentileri küresel ekonomideki gelişmeler ve zorluklar karşısında olumlu (SPA)
TT

Suudi Arabistan 2024 bütçesinde aldığı proaktif önlemlerle ekonomisini dış şoklardan korumayı hedefliyor

Suudi Arabistan'ın 2024 bütçe beklentileri küresel ekonomideki gelişmeler ve zorluklar karşısında olumlu (SPA)
Suudi Arabistan'ın 2024 bütçe beklentileri küresel ekonomideki gelişmeler ve zorluklar karşısında olumlu (SPA)

Riyad, Suudi Arabistan ekonomisinin karşılaşabileceği zorluklarla başa çıkma ve gelişmelere ayak uydurma becerisini geliştirmek ve finansal sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla birtakım proaktif önlemler aldı. Bu proaktif önlemlerin alınmasında olumlu hava, Suudi Arabistan’ın yaklaşık 1,2 trilyon riyallik (333 milyar dolar) harcama ve gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 1,9'una denk gelen 79 milyar riyallik (21 milyar dolar) bütçe açığına karşın 1,1 trilyon riyal (312 milyar dolar) değerinde gelir elde etmeyi hedeflediği 2024 bütçesinin ön açıklamasında yer alan rakamlara da yansıdı.

Petrol dışı sektörün ekonomik büyümede temel bir itici güç haline gelmesi, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu çerçevesindeki en önemli hedeflerinden biri olan petrolden uzaklaşarak ekonomiyi çeşitlendirme hedefini başarıyla gerçekleştirdiğini gösterdi.

Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre petrol dışı sektördeki faaliyetlerin bu yıl içinde yüzde 5,9 oranında büyümesi bekleniyor. Bu oran, bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 6,1'e ulaşmıştı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, birkaç gün önce ABD merkezli Fox News televizyon kanalına verdiği röportajda, petrol dışı sektörün Suudi Arabistan’ın GSYİH’na katkısının arttığına ve bunun da Suudi Arabistan ekonomisinin 2022 yılında G20 ülkeleri arasında en yüksek büyüme oranına ulaşmasına yardımcı olduğuna dikkati çekti. Petrol dışı sektörün aynı zamanda 2023 yılında G20 içinde ikinci en yüksek büyüme oranını kaydeden sektör olduğunu belirten Veliaht Prens, bu sektörde Hindistan ile Suudi Arabistan arasında iyi bir rekabet olduğunu da sözlerine ekledi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan ekonomisinin, petrole bağımlılığı azaltmak, gelir kaynaklarını çeşitlendirmek ve rekabet gücünü artırmak için çeşitli reformların uygulanmasının ardından bir dönüşüme tanık olduğunu açıkladı.

Reformlar

Uzmanlara göre Suudi Arabistan hükümeti tarafından gerçekleştirilen reformlar, petrol dışı sektör faaliyetlerinin GSYİH’daki büyümeye katkıda bulunmasını sağlarken ülkenin genel bütçe performansına da olumlu yansıdı.

Ekonomist Ahmed eş-Şehri, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede reformların, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve petrol gelirlerine bağımlılığın azaltılması sayesinde petrol dışı sektör faaliyetlerinin bütçe performansı üzerindeki rolünü güçlendiğini belirtti.

Suudi Arabistan ekonomisinin mali bolluk ve yüksek döviz rezervleriyle desteklenen etkili reform ve kriz önleme politikaları uyguladığını söyleyen Şehri, Suudi Arabistan ekonomisinin sağlam ve güçlü temeller üzerine inşa edildiğini ve bunun da devletin 2024 yılı genel bütçesine yansıdığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan ekonomi uzmanı Ahmed el-Cubeyr, Suudi Arabistan hükümetinin, ülke ekonomisine yön verebilmek için özel sektörün desteğiyle ülke ekonomisini küresel krizlerden korumaya yönelik reformları hayata geçirdiğini söyledi.

GSYİH’daki büyümenin sürmesi için ekonomiyi çeşitlendirme ve petrol dışı sektörü destekleme politikasının genel bütçe performansı üzerindeki etkisine değinen Cubeyr, Suudi Arabistan hükümetinin, 2030 Vizyonu kapsamındaki büyük projelere, programlara ve girişimlere harcama yapmaya devam ettiğini vurguladı.

Küresel ekonomideki gelişmeler ve zorluklara rağmen 2024 bütçe beklentilerinin olumlu olduğunun altını çizen ekonomi uzmanı, Suudi Arabistan hükümetinin, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üye ülkeleri ve OPEC dışı bazı üretici ülkelerden oluşan OPEC+ ülkelerinin petrol piyasalarının istikrarı ve dengesini desteklemek adına aldığı tedbir amaçlı önemleri güçlendirmek amacıyla gönüllü olarak petrol üretiminde kesintiye gitmeyi sürdürdüğünü kaydetti.

Ekonomi alanından kaynaklar, 2024 bütçesindeki açığın savunma, eğitim ve sağlık gibi önemli sektörlere yapılan harcamaların artmasından kaynaklandığını ve petrol dışı sektördeki önemli büyüme sayesinde gelirlerin beklenenden daha yüksek olmasının beklendiğini söylediler.

Al Rajhi Capital Şirketi, hükümetin 2023 bütçesi için gelir tahmininin brent ham petrol varil fiyatını 82 dolardan hesapladığını, petrol dışı gelirlerin büyümenin önemli bir itici gücü olmasının beklendiğini ve böylece ilerleyen dönemde artan harcamaların destekleneceğini açıkladı.

Maliye Bakanlığı, ekonomik büyüme tahminini yüzde 3,1’den yüzde 0,03’e düşürdü. Bakanlıktan yapılan açıklamada, bunun Suudi Arabistan’ın petrol üretiminde gönüllü olarak yaptığı petrol kesintisinden kaynaklandığı belirtildi. Bunun yanında GSYİH büyümesinin gelecek yıl yüzde 4,4, 2025 yılında yüzde 5,7 ve 2026 yılında yüzde 5,1 olması bekleniyor.

Suudi Arabistan hükümeti, ülke ekonomisini geliştirmek, çeşitlendirmek ve bir yandan finansal sürdürülebilirliği korurken diğer yandan kesintisiz büyümeyi devam ettirmek amacıyla mali ve ekonomik yönlerde reformları sürdürmeyi planladığını açıkladı.

Suudi Arabistan, 2024 bütçesine ilişkin ön açıklamada, harcamaların ve mali kontrolün verimliliğini ve etkinliğini artırmaya, kamu maliyesinin sürdürülebilirliğine, ekonomik ve mali reformların uygulanmasına ve 2030 Vizyonu hedeflerine ulaşmaya yönelik çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Yurtiçi yatırım

Bütçe ön açıklamasına göre hükümet, özel sektörü güçlendirerek yurtiçi yerel yatırımların artmasını teşvik etmenin yanı sıra vatandaşlara ve bölge sakinlerine sağlanan hizmetlerin kalitesini yükseltmeye çalışmaya devam ederken ülkenin tüm bölgelerini kapsayacak şekilde iyileştirecek.

Açıklama Suudi Arabistan ekonomisinin kapasitesini artırmak için gerçekleştirdiği proaktif yapısal ve mali reformları yansıtırken bu reformalar, GSYİH’da büyüme oranlarına ulaşılmaya devam edilmesine, petrol dışı sektörün performansının iyileştirilmesine, istihdam sayısının artmasına, sosyal koruma sistemine verilen desteğin sürmesine, mali sürdürülebilirlik programı hedeflerine ulaşmaya ve büyük programlar ve projelerle sektörel ve bölgesel stratejilerin uygulanmasını hızlandırmayı amaçlayan geliştirmelere yönelik harcamaların doğru yerlere yapılmasına katkıda bulundu.

Hükümet, tüm bu reformların yerli üretimin artmasına, yatırımcıları çekmeye, ekonominin canlanmasına ve bunun yanında finansal alanı büyüterek ve hükümet rezervleri oluşturarak kamudaki mali performansın geliştirilmesine katkıda bulunduğunu, böylece ekonominin küresel krizlerle başa çıkma becerisinin arttığını vurguladı.

Reformlar aynı zamanda ulusal varlık fonlarının güçlendirilmesine yönelik çalışmaların yanı sıra kamu borcunun sürdürülebilir seviyelerde kalmasını ve kamu mali yapısında ilerleyen dönemde ortaya çıkabilecek ya da ekonomideki büyümeyi etkileyebilecek zorlukların üstesinden gelinmesini sağlayacak.

Ekonominin çeşitlendirilmesi

Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, hükümetin 2030 Vizyonu kapsamındaki programları ve projeleri hayata geçirmeye devam ederek ülke ekonomisini geliştirmek, çeşitlendirmek ve finansal sürdürülebilirliği korurken büyümeyi devam ettirmek amacıyla reformları sürdüreceğini vurguladı. Bakan Cedan, aynı zamanda gelecek vaat eden sektörleri geliştirilmesine, yatırımcılar için cazibenin artırılmasına, sektörlerin teşvik edilmesine ve yerel üretimin ve petrol dışı ihracatın artırılmasına katkıda bulunan girişimler ve stratejiler başlatıldığını da sözlerine ekledi.

Petrol dışı sektör GSYİH’sinin orta vadede yüksek ve sürdürülebilir oranlarda büyümesini sağlayan yapısal reformlara devam edilmesinin yanı sıra Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve kalkınma fonlarının oynadığı etkin role dikkati çeken Bakan Cedan, ülkenin karşı karşıya olduğu mali ve ekonomik risklerin analiz edilmesi sürecinin, bu tür risklerle başa çıkacak etkili politikaların ve stratejilerin hayata geçirilmesine katkıda bulunduğundan mevcut durumu anlamada hayati öneme sahip olduğunun altını çizdi. Tüm dünyayı etkileyen krizlere, bunlara eşlik eden zorluklara ve bunların Kovid-19 salgınının yansımaları ve küresel tedarik zincirlerini olumsuz etkileyen jeopolitik gerilimler nedeniyle küresel ekonomideki yavaşlama üzerindeki etkisine rağmen Suudi Arabistan ekonomisinin, hükümetin attığı sağlam adımlar sayesinde elde edilen finansal alan ve gelecekte ortaya çıkabilecek krizleri kontrol altına almaya olanak tanıyan sürdürülebilir kamu borç seviyeleriyle güçlü bir mali konuma sahip olduğunu söyledi.

Bakan Cedan’a göre Suudi Arabistan ekonomisinin ek harcamalardaki esnek yapısı da projelerin ve stratejilerin uygulama süresinin uzatılabilmesi sayesinde orta vadede harcama seviyesinin kontrol edilmesine katkıda bulunuyor. Bunun 2030 Vizyonu kapsamındaki pek çok reformun ve sektörel ve bölgesel stratejilerin bir sonucu olduğunu belirten Maliye Bakanı, hükümetin vatandaşları yerel ve küresel olumsuz ekonomik etkilerden korumayı amaçlayan sosyal destek ve koruma sisteminin güçlendirilmesine büyük önem verdiğini de belirtti

GSYİH büyümesi

Bakan Cedan, gelecek yılla ilgili ön tahminlere göre GSYİH’nın özel sektörün ekonomik büyümeye öncülük etmeye devam edeceği ve iş fırsatlarının artmasına ve işgücü piyasasında istihdam olanaklarının oluşturulmasına katkıda bulunacağı beklentisiyle petrol dışı sektörle desteklenerek yüzde 4,4 oranında büyümesinin beklendiğini söyledi. Cedan, ticaret dengesinin iyileştirilmesinin ve 2030 Vizyonu kapsamındaki programların ve projelerin hayata geçirilmeye devam edilmesinin yanı sıra sektörel ve bölgesel stratejiler, büyük kalkınma projeleri ve ekonomik faaliyetlerin orta vadede pozitif büyüme oranlarına ulaşmasının öngörüldüğünü kaydetti. Ülke ekonomisindeki toparlanmanın orta vadede gelir tarafında olumlu gelişmelere yol açmasının beklendiğini ifade eden Maliye Bakanı, bu toparlanmanın, kamu mali durumunun sürdürülmesi ve istikrara kavuşturulması amacıyla orta vadeli planlama sürecinin geliştirilmesine yönelik mali sürdürülebilirlik programı çerçevesinde hükümetin aldığı ekonomik reformların işe yaradığını gösterdiğini vurguladı. Bir yandan da gelir kaynaklarını çeşitlendirerek, harcama verimliliğini artırarak ve özel sektörün büyümesini teşvik ederek ekonomik büyüme oranlarının korunmasının hedeflendiğini vurgulayan Bakan Cedan, hükümetin, beklenen bütçe açığını finanse etmek ve 2024 yılında vadesi gelen anaparayı geri ödemek için onaylanmış yıllık plan doğrultusunda borçlanmaya devam ettiğini ve bir y andan önümüzdeki yıllara ait anapara borcunun ödenmesi için piyasa koşullarına göre uygun fırsatları araştırırken diğer yandan ek finansman operasyonları gerçekleştirdiğini belirtti.

Bakan Cedan’ın aktardığına göre Suudi Arabistan hükümeti, piyasaların verimliliğini korumak ve derinliğini artırmak amacıyla finansman kanallarını çeşitlendirmek, sermaye projelerini ve altyapıyı finanse etmek gibi ekonomik büyümeye katkıda bulunacak alternatif devlet borçlanma programlarını uygulamak için piyasa fırsatlarından yararlanmak amacıyla bazı stratejik projeleri de finanse etmeyi sürdürüyor.

Maliye Bakanı Cedan, 2023 Vizyonu hedeflerine ulaşmayı sağlayabilecek ekonomik ve sosyal getirisi olan bazı programların ve projelerin daha hızlı uygulanması için yapılan harcamaların artırılması sonucunda kamu borç portföyünün daha da büyümesinin beklendiğini de kaydetti.



ESCWA: Savaş Arap bölgesinde 150 milyar dolarlık kayba neden olabilir

Rarity adlı petrol tankeri, Maskat’taki Sultan Kabus Limanı’na demirliyor (Reuters)
Rarity adlı petrol tankeri, Maskat’taki Sultan Kabus Limanı’na demirliyor (Reuters)
TT

ESCWA: Savaş Arap bölgesinde 150 milyar dolarlık kayba neden olabilir

Rarity adlı petrol tankeri, Maskat’taki Sultan Kabus Limanı’na demirliyor (Reuters)
Rarity adlı petrol tankeri, Maskat’taki Sultan Kabus Limanı’na demirliyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA), Arap bölgesinde benzeri görülmemiş ekonomik kayıplara dikkat çeken ciddi bir uyarı yayınladı. Komisyona göre sadece iki haftalık sürede bölge gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yaklaşık 63 milyar doları (Yüzde 1,6) buharlaştı. Bu kayıp, enerji piyasalarında yaşanan sarsıntılar ve uluslararası ticaret ile havayolu ulaşımındaki aksaklıklarla bağlantılı olup, ESCWA üyesi 21 ülkeyi modern tarihinin en ciddi ekonomik testlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

ESCWA’nın “Çatışma ve Sonuçları: Arap Bölgesinde Krizin Şiddetinin Artışı” başlıklı raporu, olası senaryoları detaylı bir şekilde analiz ediyor. Rapor, ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı sadece bir ay sürerse, bölgesel kayıpların 150 milyar dolara kadar çıkabileceğini ve bu miktarın bölge GSYH’sının Yüzde 3,7’sine denk geldiğini öngörüyor. Böyle bir durumda kısa süreli şoklar, kronik yapısal krizlere dönüşebilir.

fvdf
Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)

ESCWA’nın 21 üyesi Arap ülkeleri şunlar: Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Tunus, Cezayir, Cibuti, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Somali, Irak, Umman, Filistin, Katar, Kuveyt, Lübnan, Libya, Mısır, Fas, Moritanya ve Yemen.

Körfez ülkeleri krizin merkezinde

Rapor, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin doğrudan finansal kayıpların en büyük kısmını üstlendiğini vurguluyor. Bu ekonomiler yapısal olarak sağlam olsa da, çatışma nedeniyle yerel borsaların piyasa değeri düşerken, devlet tahvili getiri farkları genişledi. Bu durum, jeopolitik risklerin arttığını ve devlet borç sigorta maliyetlerinin yükseldiğini gösteriyor.

gffrg
Patapsco Nehri’nde bir yük gemisinin üzerinde konteynerler (AP)

Enerji sektöründe ESCWA, etkilenen ülkelerde petrol üretiminde ilk iki haftada günlük 20 milyon varil azalma yaşanacağını varsaydı. Bu azalma, ihracat yollarındaki lojistik aksaklıklardan kaynaklanıyor. Sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarikinde özellikle Katar’ın rolü öne çıkıyor; Katar dünya ihtiyacının Yüzde 19’unu sağlıyor. Nakliye ve ihracat sorunları Avrupa’da gaz fiyatlarını Yüzde 80 oranında yükseltti ve uzun süreli tedarik kesintisi endişelerini artırdı.

Hürmüz Boğazı… Küresel ticarette felç

ESCWA, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin tarihsel bir düşüşle Yüzde 97 oranında azaldığını belgeledi. Bölge limanlarına günlük gelen gemi sayısı 137’den yalnızca 5’e düştü. Bu stratejik aksaklık, günlük yaklaşık 2,4 milyar dolar değerinde mal akışının durmasına ve savaş riskine karşı sigorta primlerinin astronomik şekilde yükselmesine neden oldu. Sadece ilk iki haftada birikmiş ticari kayıplar yaklaşık 30 milyar dolara ulaştı; çatışma bir ay sürerse bu kaybın 60 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Havacılık ve turizm sektörü

Rapora göre havacılık ve turizm, “operasyonel şoklardan” en çok etkilenen sektörler arasında. Sadece 12 gün içinde 9 bölgesel ana havaalanında 18.400’den fazla uçuş iptal edildi. ESCWA, havayolu şirketlerinin ilk kayıplarını 1,9 milyar dolar olarak tahmin ederken, savaş bir ay sürerse bu rakam 3,6 milyar dolara ulaşabilir. Büyük havayolu şirketleri güzergâh değişikliğine gitmek zorunda kaldı; bu durum yakıt tüketimini artırıp uçuş sürelerini uzattı ve ciddi operasyonel kayıplara yol açtı. Turist sayısındaki azalma ülkelere göre Yüzde 10 ile Yüzde 95 arasında değişiyor.

Bölgesel etki haritası

Savaşın etkileri yalnızca çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmadı; ekonomik ve sosyal derinlikleri de etkiledi. Lübnan: Doğrudan şoklardan en çok etkilenen ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. 816 binden fazla kişi insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Lübnan ekonomisi 2019’dan bu yana Yüzde 40 küçüldü; altyapı ve temel hizmetler ciddi baskı altında.

dfvf
Denver Uluslararası Havalimanı’nda United Airlines gişesinde self servis check-in kioskları önünde yolcular (AP)

Mısır ve Tunus: Enerji ithalatçısı bu ekonomiler ciddi mali baskılar ve devam eden enflasyonla karşı karşıya. ESCWA, yakıt ithalat faturalarının yıllık yaklaşık 6,8 milyar dolar artabileceğini belirtiyor; bu, ulusal bütçelere büyük yük bindiriyor ve yaşam standardını tehdit ediyor.

Filistin, Sudan, Yemen, Somali: Halihazırda süregelen çatışmalar ve yapısal zayıflıklarla mücadele eden ülkeler, yüksek yoksulluk ve işsizlik oranlarıyla karşı karşıya.

Rapor, insani yardıma ihtiyaç duyan kişi sayısının 82 milyon, çatışmalardan etkilenen nüfusun ise 210 milyon olduğunu belirtiyor. Bu durum, ülkelerin yeni ekonomik şoklarla başa çıkma kapasitesini büyük ölçüde sınırlıyor.

Aylık krizden stratejik felçe

ESCWA iki temel senaryo öngörüyor:

30 Günlük Savaş Senaryosu: Enflasyon artışı ve Körfez’de petrol dışı sektörlerde yavaşlama.

Bölgesel Şok Senaryosu (1 Yıl): Küresel enerji tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin aksaması. Bu senaryo bölgeyi yoksulluk ve eğitim açısından on yıllar geriye götürebilir.

fvrb
Katar’ın Ras Laffan Endüstri Şehri’ndeki sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri (AP)

ESCWA, bu senaryoların gerçekleşme olasılığı düşük görünse de, etkilerinin yönetimi için yüksek düzeyde bölgesel hazırlık ve acil uluslararası koordinasyon gerektiğini vurguluyor. Bu “stratejik felç”, küresel sistemin istikrarını da tehdit ediyor.


Yatırımcılar savaşın zirvesinde neden altından kaçıyor?

Altın külçeleri üretmek için eritilmeden önce altın takıların hazırlanması, Viyana’daki bir rafineride (AFP)
Altın külçeleri üretmek için eritilmeden önce altın takıların hazırlanması, Viyana’daki bir rafineride (AFP)
TT

Yatırımcılar savaşın zirvesinde neden altından kaçıyor?

Altın külçeleri üretmek için eritilmeden önce altın takıların hazırlanması, Viyana’daki bir rafineride (AFP)
Altın külçeleri üretmek için eritilmeden önce altın takıların hazırlanması, Viyana’daki bir rafineride (AFP)

Rekor yükselişlerin ardından altın ve gümüşün yatırım gündeminin zirvesine yerleştiği bir dönemin ardından, değerli metaller piyasası sert bir satış dalgası ve hızlanan fiyat düşüşleriyle sarsıldı. Böylece altın ve gümüş, artan enflasyon beklentilerinin son kurbanları arasına girdi.

“Kara Perşembe” olarak nitelenen günde, altın ve gümüş vadeli kontratları tarihlerinin en sert günlük düşüşlerinden birini kaydetti. Altın yüzde 5,9 (ons başına 289 dolar) gerilerken, gümüş sadece yedi işlem gününde yaklaşık yüzde 20 değer kaybetti. Altın fiyatları cuma günü de düşüşünü sürdürerek son 15 yılın en kötü haftalık performansını sergiledi. Bu gerilemede, ABD-İran savaşı kaynaklı ekonomik risklere yönelik artan endişeler etkili oldu.

Altın, Ekim 2008’den bu yana en kötü aylık performansına doğru ilerliyor. Buna karşın, 2026 yılı genelinde hâlâ yüzde 5’in üzerinde artıda bulunuyor; bu da savaş öncesinde güçlü bir yükseliş yaşandığını ortaya koyuyor.

Peki, jeopolitik krizler tırmanırken “güvenli limanlar” neden değer kaybediyor?

Bu düşüşün temel nedeni, enflasyon beklentilerindeki değişim ve küresel faiz indirimlerine yönelik umutların zayıflaması. Altın genellikle düşük faiz ortamında cazip hale gelirken, Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı enerji şoku, ABD ve Avrupa’daki merkez bankalarının politika alanını daralttı.

fgbgf
Bir çalışan, Seul’deki Kore Altın Borsası mağazasında altın külçelerini sergiliyor (AFP)

Bu hafta merkez bankalarından gelen mesajlar, faizlerin yatırımcıların beklediği kadar hızlı düşmeyebileceğine işaret etti. Bu durum, getiri sağlamayan altını elde tutmanın “fırsat maliyetini” artırarak yatırımcıları daha yüksek getiri sunan tahvillere yöneltti.

Fonlardan çıkış hızlandı

Baskı yalnızca para politikası ve büyük yatırımcılarla sınırlı kalmadı; bireysel yatırımcılar da satış dalgasına katıldı. Verilere göre, dünyanın en büyük altın borsa yatırım fonu olan SPDR Gold Shares (GLD)’dan cuma gününe kadar üst üste altı gün net çıkış yaşandı.

Bu süreçte yaklaşık 10,5 milyon dolarlık çıkış, geçen yıl tek günde görülen 36,8 milyon dolarlık girişle kıyaslandığında sınırlı görünse de, asıl önemli olan “psikolojik dönüşüm”. Daha önce altını “sarsılmaz güvenli liman” olarak gören bireysel yatırımcıların algısı değişiyor.

dcfv
İki kişi, İstanbul’daki Kapalıçarşı’da bir kuyumcu dükkânının önünde altın takılara bakıyor (AFP)

Ocak ayında ons fiyatı 5300 doları aşarken alıma yönelen yatırımcılar, artık altının enflasyona karşı korunma aracı olmaktan ziyade enflasyon beklentilerinin “mağduru” haline geldiğini düşünüyor. Bu da yatırımcıların dolara ve sabit getirili varlıklara yönelmesine neden olarak fiyatlar üzerinde ek baskı yaratıyor.

Zorunlu satışlar ve likidite ihtiyacı

Analistlere göre satışların önemli bir bölümü, altına olan güvenin tamamen kaybolmasından değil, piyasalardaki likidite ihtiyacından kaynaklanıyor. Hisse senedi ve döviz piyasalarındaki kayıplar nedeniyle birçok yatırımcı, altın varlıklarını “nakit kaynağı” olarak kullanıyor.

ddfv
Bir kilogram ağırlığında bir altın külçe ve damgalı bir altın sikke, Dubai’deki bir kuyumcu mağazasında sergileniyor (Reuters)

Bu çerçevede yapılan zorunlu satışlar, altının kriz dönemlerinde bile hızlı nakde çevrilebilen bir varlık olarak görülmesine yol açarken, aynı zamanda fiyat düşüşlerini de hızlandırıyor.

“Akıllı para” da pozisyon azaltıyor

Kurumsal yatırımcılar ve hedge fonları da değerli metallerdeki pozisyonlarını azaltmaya başladı. Piyasalardaki yüksek oynaklık ve hisse senetlerindeki düşüşler, bazı yatırımcıları kâr realizasyonu yapmaya veya diğer piyasalardaki zararlarını telafi etmek için altın satmaya yöneltti.

Uzmanlara göre mevcut tabloda, jeopolitik risk priminden ziyade likidite ihtiyacı belirleyici faktör haline gelmiş durumda.

Merkez bankaları alım tarafında

Buna karşılık, merkez bankaları altın alımlarını sürdürerek piyasada denge unsuru olmaya devam ediyor. Özellikle People’s Bank of China, alımlarını art arda 16’ncı aya taşıyarak şubat ayında yaklaşık 25 ton altın ekledi ve rezervlerini rekor seviyeye çıkardı.

Bu alımlar, rezervleri çeşitlendirme ve dolara bağımlılığı azaltma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

Yeni oyuncular sahneye çıkıyor

2026’nın ilk çeyreğinde yalnızca geleneksel alıcılar değil, yeni merkez bankaları da altın piyasasına giriş yaptı. Bank of Korea ilk kez altın ETF’lerini rezerv portföyüne dahil etmeyi planladığını açıklarken, Bank Negara Malaysia uzun bir aranın ardından önemli bir alım gerçekleştirdi.

Bu gelişmeler, merkez bankalarının fiyat düşüşlerini uzun vadeli bir “alım fırsatı” olarak gördüğüne işaret ediyor.

2026 için görünüm

Bazı gelişmekte olan ülkelerin, artan enerji maliyetleri ve kur baskıları nedeniyle altın alımlarını yavaşlatabileceği öngörülüyor. Ancak genel beklenti, 2026 yılında merkez bankalarının toplam net alımlarının 750–900 ton aralığında kalması yönünde.

Bu durum, bireysel ve kurumsal satışlara rağmen altın fiyatları için güçlü bir taban oluşturabilir.

Düşüş dalgası diğer metallere de yayıldı

Satış baskısı yalnızca altın ve gümüşle sınırlı kalmadı. Platin ve paladyum bu ay sırasıyla yüzde 17 ve yüzde 15 değer kaybederken, bakır ve alüminyum gibi sanayi metalleri de geriledi.

Analistler, bu düşüşü küresel büyüme beklentilerinin yeniden değerlendirilmesine bağlıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki arz risklerine rağmen, yaklaşan küresel resesyonun talebi azaltacağı beklentisi, metallerin cazibesini zayıflatıyor.


ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyor

ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
TT

ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyor

ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)

İran Savaşı, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin şimdiye kadar açıkladığı savunma stratejisini değiştirmedi, ancak bu stratejiyi zorlu bir sınava tabi tuttu.

Teorik düzeyde, Trump’ın Monroe Doktrini’ne getirdiği ek yaklaşıma göre ‘vatanı ve Batı Yarımküre’yi korumak, ardından Hint ve Pasifik Okyanusları’nda Çin’i caydırmak ve Ortadoğu’daki uzun soluklu ve maliyetli angajmanı azaltmak’ şeklindeki daha ilan edilen öncelik sıralaması halen geçerliliğini koruyor.

Ancak pratik düzeyde, Washington’ın İran’a karşı savaşı desteklemek için Asya sahnesinden savaş araçlarının ve savunma sistemlerinin yanı sıra denizde ve karada gelişmiş operasyon yeteneğine sahip kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldığı görülüyor. İşte kafa karışıklığının özü burada yatıyor. Mesele artık Asya'nın öncelik olup olmadığına dair entelektüel bir tartışma değil, daha acil bir pratik soruna dönüştü: Ortadoğu'daki her büyük kriz ABD'yi Asya'daki hazır kuvvetlerinden ödünç almaya zorluyorsa, Çin'e karşı caydırıcılık stratejisi nasıl sürdürülebilir? Bu durum Tokyo, Taipei ve Seul'ü endişelendirirken Pekin'e, “ABD güçlü olsa da cepheler yoğunlaştığında her zaman güvenilebilecek bir ortak değildir” diye tekrarlamak için değerli bir propaganda malzemesi sunuyor.

Asya'ya verilen öncelik artık sarsılmaz değil

Resmî belgeler halen Trump'ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi çerçevesinde Batı Yarımküre'de ABD'nin hakimiyetini yeniden tesis etmek için Monroe Doktrini'ne getirdiği eklemelerden açıkça bahsediyor. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi ise, Hint ve Pasifik bölgelerinde ana önceliğin ‘güç yoluyla barış’ olduğunu vurgularken, müttefiklerle yük paylaşımını artırarak diğer sahalarda ABD desteğinin ‘belirleyici ancak sınırlı’ olmasını öngörüyor.

vb
Japonya'nın Okinawa kentinde düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey model helikopterden inerken, 31 Ocak 2025 (New York Times)

Teorik olarak bu, Ortadoğu’nun Trump’ın dış politikasında sürekli bir yıpratma alanı olmadığı, aksine uzun soluklu savaşlara kıyasla daha az siyasi ve askeri maliyetle, kararlı hamlelerle yönetilmesi gereken bir saha olduğu anlamına geliyor. Ancak İran Savaşı, bu düzenlemenin sınırlarını ortaya çıkardı. Öyle ki Başkan Trump, bir yandan yeni bir ‘kara savaşı’ istemediğini tekrarlarken diğer yandan ABD'nin ‘gerekli olanı’ yapacağını söylüyor. Reuters ise Washington’ın Ortadoğu’ya binlerce deniz piyadesi ve denizciyi daha gönderdiğini, bunların bölgede halihazırda bulunan 50 binden fazla askere katılacağını duyurdu. Angajmanı azaltma söylemi ile operasyonel genişlemenin gerçekleri arasındaki bu çelişki, müttefiklerin gözünde Asya'ya verilen öncelik inandırıcılığını zayıflatıyor.

Asya'dan ne getirildi?

Konuşmalar, Güney Kore'den Patriot füzelerinin nakledilme olasılığıyla ve bunun Kore Yarımadası'ndaki siyasi anlamlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Japonya'dan gelen gelişmiş bir deniz-amfibi gücünü de kapsıyordu. Askeri raporlar, amfibi hücum gemisi USS Tripoli’nin, Japonya'nın Okinawa kentinde konuşlu olan ve Batı Pasifik'teki en önemli ABD hızlı müdahale araçlarından biri olarak kabul edilen deniz keşif birimi ‘31. Birim’ üyeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru yola çıktığını teyit etti. Ayrıca izlemelerden elde edilen verileri üç gemiden ve yaklaşık 2 bin 200 deniz piyadesinden oluşan USS Tripoli görev grubunun, bölgeye giderken Güneydoğu Asya'daki Malakka Boğazı'ndan geçtiğine işaret etti. Bu hamle, söz konusu görev gücünün aslen Asya'daki ada ve kıyı çatışmaları senaryoları için, yani Tayvan veya Japonya'yı çevreleyen denizlerdeki olası herhangi bir krize doğrudan yakın bir ortam için tasarlanmış olmasından dolayı önem taşıyor.

scfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz perşembe akşamı Beyaz Saray'da Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'yi ağırladı (Reuters)

ABD’nin Asya’daki müttefiklerinin bu konudaki endişesi abartılı sayılmaz. Çünkü bu, sadece bir nakliye gemisi ya da rutin bir asker rotasyonu meselesi değil, tam bir caydırıcılık aracının hassas bir bölgeden başka bir bölgeye yeniden yönlendirilmesi meselesi. USS Tripoli sadece bir amfibi platformu değil, aynı zamanda ‘hafif uçak gemisi’ olarak da kullanılabilen bir saldırı gemisi ve daha önce gemide çok sayıda F-35B savaş uçağı konuşlandırma konsepti test edildi. Bu kapasite Asya'dan çekildiğinde, verilen mesaj sadece asker sayısıyla değil, ayrılan gücün niteliğiyle de ölçülür.

Japonya'dan sevk edilen gelişmiş amfibi kuvvetlerin yanı sıra, WSJ gazetesi, Washington'ın Kaliforniya'dan da Wasp sınıfı amfibi hücum gemisi USS Boxer ve 2 bin 500 askerden oluşan 11. Deniz Piyade Birimi’nin yeniden konuşlandırıldığını bildirdi. Bu durum, savaşın artık Asya'daki askeri varlıkların yeniden konuşlandırılmasıyla sınırlı kalmadığını, aksine Amerika kıtasından da takviye kuvvetlerin çağrıldığına işaret ediyor.

Mühimmat ve hazır bulunuşluk eksikliği

Artık bu durum, araştırma merkezlerinin ve uzmanların dikkatini çekmeye başladı. Brooking Enstitüsü'ne göre Washington, gemilerden hava savunma sistemlerine ve Okinawa'daki deniz piyadelerine kadar askeri kaynaklarını Asya'dan Ortadoğu'ya yeniden konuşlandırdığı sürece Japonya pek de rahat edemeyecek. Zira mevcut kaosun, rakipler tarafından dayatıldığı kadar Washington’ın bizzat kendisi tarafından da kaynaklandığı düşünülüyor.

dvfd
USS Boxer amfibi hücum gemisi, ABD Deniz Piyadeleri'nden oluşan görev gücüyle birlikte Ortadoğu'ya doğru seyrediyor (Arşiv - AFP)

ABD Devlet Hesap Verebilirlik Ofisi (GAO) tarafından yayınlanan yeni bir araştırma, operasyonel ihtiyaçlar ile modernizasyon ve sürdürülebilirlik arasında denge kurmanın zorluğu nedeniyle, son yirmi yıl içinde ABD'nin askeri hazırlık durumunun kötüleştiği uyarısında bulundu.

Washington Post gazetesi ise İran'la savaşın ‘ABD'nin Çin'e karşı caydırıcılığının zayıflamasına’ yol açtığını yazdı. Gazeteye göre Ortadoğu'da harcanan hava savunma füzelerinden destroyerlere, ikmal gemilerine ve hatta keşif araçlarına kadar tüm kaynaklar, Pasifik'te kullanılamaz hale geliyor. Bu argüman, askeri harekete ilkesel bir reddetmeden değil, hazırlık durumuna ilişkin ‘bakım, eğitim ve uzun vadeli stokların tamamı başka sahalarda tüketiliyorsa, Çin gibi büyük bir rakibi nasıl caydırabiliriz?’ sorusundan yola çıktığı için daha fazla ağırlık kazanıyor.

Bununla birlikte daha da hassas bir boyut daha var; o da uzun menzilli mühimmatların tükenmesi. Financial Times gazetesi, Tayvan’ın İran savaşında ABD’nin JASSM-ER ve Tomahawk füzelerini yoğun bir şekilde tüketmesini endişeyle izlediğini, bunun gelecekte Çin ile yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ABD’nin hazırlık durumunu zayıflatmasından korktuğunu bildirdi.

Pekin ve 2027 yılı

Bu tablonun merkezinde, son yıllarda Çin’in Tayvan’a yönelik hazırlıklarının hızlandığına dair tahminlerle ilişkilendirilen 2027 yılı öne çıkıyor. ABD’nin en son istihbarat değerlendirmeleri, Pekin’in şu anda o yıl Tayvan’ı ilhak etmeyi planlamadığını belirtse de Tayvan Savunma Bakanı Wellington Koo, birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, Çin’İn yarattığı tehdidin ‘baskıcı ve çok ciddi’ olduğunu, ancak etkili bir caydırıcılığın herhangi bir saldırıyı maliyetli ve başarı şansı düşük hale getirebileceğini vurguladı. Bu, meselenin artık sabit bir tarih değil, ‘ABD ne kadar dağınık görünürse, Pekin bu caydırıcılığın sınırlarını o kadar test etmeye meyilli’ şeklindeki değişken bir caydırıcılık denklemi olduğu anlamına geliyor.

fev
ABD Başkanı Donald Trump, Güney Kore'de yapılacak görüşme öncesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (DPA)

Müttefiklerin endişeleri ve Trump’ın Çin ziyaretinin ertelenmesi de bu bağlamda anlaşılabilir. Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in bu ayın sonlarında yapılacak bir zirvede Tayvan, gümrük vergileri, yarı iletkenler ve nadir toprak elementleri gibi konuları görüşmesi planlanıyordu. Ancak İran’a yönelik savaş öncelikler listesini altüst etti ve ziyaret birkaç hafta ertelendi.

Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı olan ve aynı zamanda Çin’den çekinen Japonya için denklem daha da karmaşık görünüyor. Zira Japonya ne Washington ile olan ittifakını zayıflatmak ne de İran ile olan çatışmanın ABD’nin dikkatini tamamen üzerine çeken bir kara deliğe dönüşmesini istiyor.

Sonuç olarak, İran savaşı Trump’ın stratejisindeki ‘Çin önceliğini’ ortadan kaldırmadı, ancak bunun değişebilir bir öncelik olduğunu ve dokunulmaz olmadığını ortaya koydu. Güney Kore'den savunma bataryaları nakledilirken, USS Tripoli gemisi Okinawa'da konuşlu deniz piyadeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru hareket ederken ve uzmanlar bunun hazırlık ve caydırıcılık üzerindeki etkisine karşı uyarırken, soru Washington'ın öncelikleri hakkında söyledikleriyle daha az, cepheler çoğaldığında gerçekten neyi koruyabileceğiyle daha fazla ilgili olmaya devam ediyor. İşte Pekin'in bugün izlediği ve ABD’nin Asya'daki müttefiklerinin korktuğu da tam bu!