Suudi Arabistan, maden zenginliğine ilişkin tahminleri yüzde 90 artırarak 2,5 trilyon dolara çıkardı

Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Hureyf, Uluslararası Madencilik Konferansı’nın açılışında konuşuyor (Şarku’l Avsat)
Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Hureyf, Uluslararası Madencilik Konferansı’nın açılışında konuşuyor (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, maden zenginliğine ilişkin tahminleri yüzde 90 artırarak 2,5 trilyon dolara çıkardı

Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Hureyf, Uluslararası Madencilik Konferansı’nın açılışında konuşuyor (Şarku’l Avsat)
Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Hureyf, Uluslararası Madencilik Konferansı’nın açılışında konuşuyor (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan, tahmini değeri 9,3 trilyon riyali (2,5 trilyon dolar) aşan yer altı maden zenginliğinin keşfedildiğini duyurdu.

Bu, 2016’da 5 trilyon riyale (1,3 trilyon dolar) ulaşan önceki tahminlerle karşılaştırıldığında, maden zenginliğinde yaklaşık yüzde 90’lık bir artışı, gelecekte devasa ve sürdürülebilir bir ekonominin habercisi olan ‘yeni petrolü’ temsil ediyor.

Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Hureyf, 79 ülkeden bakanlar ve üst düzey yetkililerin katıldığı Uluslararası Madencilik Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşmada, yeni keşfedilen madenlerin büyüklüğüne değindi.

Suudi hükümeti, madencilik sektörünü ulusal ekonominin üçüncü direği haline getirecek şekilde geliştirmeyi amaçlıyor.

Ülke, sistemdeki yatırım hacmini genişletmek ve bu hedeflere ulaşmak için sermaye çekmek amacıyla mevzuat ve düzenlemelerde değişiklik yaptı.

Geçiş metalleri (Ağır metaller)

Bakan Hureyf, yeni keşfin, fosfat cevheri ve bakır, çinko, altın gibi diğer minerallerdeki büyük artışlara ek olarak, nadir toprak elementleri ve geçiş metallerinin yeni keşiflerini içeren ek miktarları temsil ettiğini söyledi.

Bakan, konuşmasına şu ifadelerle devam etti:

“Bu konuda açıklanan sonuçlar, son üç yılda dört katına çıkan, maden arama ruhsatlarının verilmesi konusunda büyük çabaların yanı sıra, arama ve madencilik jeolojik etüt çalışmalarında son yıllarda gösterilen çabaların bir sonucudur. Arama harcamalarının, kilometrekare başına 70 riyalden 180 riyal’e çıkarılmasına katkıda bulunan yeni madencilik yatırım sisteminden önceki altı yıl içindeki lisans sayısıyla karşılaştırıldığında, bu madencilik arama faaliyetlerine yatırım yapmanın fizibilitesini doğrulamaktadır.”

Bu yıl 33 arama sahasına erişim sağlayan, arama lisans programının beşinci ve altıncı turlarını duyuran Bakan, şu ifadeleri kullandı:

“Bu yıl ilk kez Cebel Saed’deki 4 bin metrekareden fazla alana yayılan maden kuşağından başlayarak ülke büyüklüğünde arama sahaları sunmaya başladık. Bu potansiyeli ortaya çıkarmak, konuşmaktan daha fazlasını gerektiriyor. Çalışmaya ihtiyacımız var.”

Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman bin Abdulaziz ise Uluslararası Madencilik Konferansı oturum aralarında yapılan bir diyalog oturumunda, Suudi Arabistan’ın iklim değişikliği sorunlarını ciddiye aldığını açıkladı.

Prens Abdulaziz, “Artık sadece petrol üretiminde lider ülke olarak değil, her türlü enerjiyi üreten bir ülke olarak anılmak istiyoruz” dedi.

Suudi Arabistan’ın enerji verimliliği standartları açısından ABD ve Avrupa Birliği’nin (AB) çok gerisinde olmadığını söyleyen Prens Abdulaziz, belki bu ülkelerle aralarında sadece 3-4 yıl, en fazla da 5 yıl fark olduğunu dile getirerek, ülkesinin 2030 yılına kadar tüm standartları karşılayabileceğini vurguladı.

Enerji Bakanı, “Suudi Arabistan, bölgesel bir karbon pazarına sahip olmayı umuyor, yerel ve bölgesel ihtiyaçları karşılama yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışıyor” diye ekledi.

Küresel maden talebi

Kamu Yatırım Fonu (PIF) Genel Müdürü Yasir er-Rumayyan, 2050 yılına kadar sıfır emisyon küresel hedeflerine ulaşmak için küresel maden talebinin 2040 yılına kadar altı kat artacağını söyledi.

Rumayyan, “Arap Kalkanı’nda araştırmayı tamamlamak için kalan 400 bin kilometrekarelik alan, bu maden kaynaklarına yönelik ek rezervuar ve malzemeleri içerecek” dedi.

PIF’a bağlı Ma’aden Şirketi’nin, altın keşfinden çinko ve lityum gibi diğer minerallere kadar genişlediğini de dile getiren Bakan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Ma’aden olarak, Manara Minerals Investment Company aracılığıyla Kamu Yatırım Fonu ile ortak yatırım projesine başladık. Ülke, halihazırda bazı temel metallere yatırım yaptı. Ma’aden ile Suudi Sovereign Company arasındaki ortak yatırım projesi olan Manara Minerals Investment Company’nin dünyanın çeşitli ülke ve bölgelerindeki yatırımları, bu on yılda 25 ile 30 milyar dolar arasında değişecek. Düşünce şu anda sıfır karbon emisyonu hedeflerine doğru ilerlemektedir.”

Şu anda özellikle petrol ve gazla ilgili çok büyük miktarda veriye sahip olduklarını söyleyen Rumayyan, “Bunlar arama çabalarımızda bize yardımcı olmak için kullanılabilir. İlk yüzeyi belirlememize yardımcı olacak bilgileri yapay zeka ve uygun algoritmalar kullanarak topluyoruz” dedi.

Küresel zorluklar

Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan ise konuşmasında madencilik sektörünün küresel olarak temiz enerjiye geçişle bağlantılı olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Uygun bir enerji geçişi için pillere, elektrikli arabalara ve hava pompalarına ihtiyaç vardır. Bunu geliştirmek için lityum, bakır, nadir metaller ve diğerlerine ihtiyaç duyulacaktır. Çeşitli unsurların birleşimine, bu sektörün geleceğini dikkate alan açık ve güçlü bir yasal çerçeveye ihtiyacımız var.

Önümüzdeki 16 yılda büyüme

Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim, ülkenin küresel ekonomiyle ilgili birçok sektörde önemli bir rol oynadığını ve bazı alanlardaki yüklerin kaldırılmasına etkili bir şekilde katkıda bulunduğunu belirtti.

İbrahim, madencilik sektöründe küresel zorluklar bulunduğunu ve bunların en belirginlerinin artan talep hacmi olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Önümüzdeki 16 yılda temiz enerjiye geçiş için nadir veya kritik minerallerde büyük bir büyüme yaşanacak. Bu da Suudi Arabistan’ın 3 milyon ton kobalt, bakır, lityum ve nadir elementlere sahip olduğunu gösteriyor.”

Ülkesinin temiz ve sürdürülebilir enerjinin yüzde 50’sine ulaşmak için yenilenebilir enerjiye öncelik verdiğini belirten İbrahim, “Suudi Arabistan, küresel ekonomiyle ilgili birçok sektörde önemli rol oynamakta ve her alanda çözüm sağlanmasına etkin bir şekilde katkıda bulunmaktadır” diye konuştu.

İbrahim, “Suudi Arabistan, dünyanın karşı karşıya olduğu büyük zorlukların hafifletilmesine yardımcı olmak için daha fazla çözüme katkıda bulunuyor” diye ekledi.

Keşif ve yatırım

Yatırım Bakanı Mühendis Halid el-Falih, ülkesinin kaynaklarını toplama, keşfetme ve arama yeteneğine sahip olduğunu dile getirdi.

Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika bölgesinin dünya maden kaynaklarının üçte birine sahip olduğunu belirten Falih, “Bölgede yeterli araştırma, keşif ve altyapı yatırımı yapılmıyor ve malzeme talebinin önümüzdeki yıllarda bugüne göre kat kat artması bekleniyor” dedi.

Falih ayrıca, “Önümüzdeki on yıllarda küresel tedarik zincirinin yeniden şekillendirilmesi, trilyonlarca dolar daha gerektirecek. Suudi Arabistan, Orta Asya ve Afrika’nın kapalı bölgelerinde mali ve lojistik zorluklarla karşı karşıya kalan ülkeler arasında bir bağlantı olacak” ifadelerini kullandı.

Güvenlik ve istikrarın önemi

Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve İklim İşleri Elçisi Adil el-Cubeyr de konuşmasında, “Suudi Arabistan’ın çevre yararına 70’ten fazla girişimi var ve bu alana çok fazla yatırım yaptı. Ekonomik kalkınmanın sağlanması ve yatırımların teşvik edilmesi açısından güvenlik ve istikrar son derece önemlidir” dedi.

Ulaşım sistemi

Ulaştırma ve Lojistik Bakanı Mühendis Salih bin el-Casir ise 2030 Vizyonu doğrultusunda ülkenin küresel lojistik merkezi konumunu geliştirmeye değindi. Ulaştırma ve lojistik sisteminin madencilik hareketini desteklemesine vurgu yapan Casir, endüstri stratejisinin ulaştırma ve lojistik hizmetlerine yönelik ulusal strateji hedeflerine ulaşmasını sağlamadaki rolünden bahsetti.

Diyalog oturumları

Konferansın oturum aralarında, madenlerin bugünü ve geleceğini tartışmak üzere, yetkililer ve uluslararası madencilik şirketlerinin başkanlarının geniş katılımıyla bir dizi diyalog oturumu düzenlendi.

Kanada merkezli madencilik şirketi Ivanhoe Mines’ın kurucusu ve CEO’su Robert Friedland, Suudi Arabistan’ın endüstri ve madencilikte önemli bir oyuncu olarak rolüne değindi. Friedland, ülkenin bu alanda dünyanın en önemli bölgelerinden biri olacağını söyledi.

Suudi İhracat-İthalat Bankası (Saudi EXIM) CEO’su Saad el-Halab ise ülkesinin proje sahipleri, kredi verenler ve yatırımcılara yönelik yatırımlar ile çeşitli olanaklar aracılığıyla madencilik sektöründeki riskleri azaltmak için çalıştığını bildirdi.

Arap Kalkanı’nda jeokimyasal araştırma

Suudi Arabistan Jeolojik Araştırmalar Kurumu CEO’su Mühendis Abdullah Şamrani, Arap Kalkanı bölgesinde toplam alanın yaklaşık 218 bin kilometre karesini kapsayan, ‘hassas’ jeokimyasal araştırmada toplanan verilerin yaklaşık yüzde 40’ının tamamlandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şamrani, ülkede 48’den fazla elementten oluşan yeni mineral elementlerin keşfedildiğini dile getirdi.

Şamrani, toplam alanın yaklaşık 180 bin kilometre karesini oluşturan, Arap Kalkanı projesinin ilk aşaması olan (havadan) jeofizik araştırmaların ise yüzde 30’unun tamamlandığını söyledi.

Genel Jeolojik Araştırma Programı Girişimi’ndeki jeokimyasal ve jeofizik araştırmalardan ve sondaj örneklerinden elde edilen tüm bilgilerin, çarşamba günü Riyad’da düzenlenen Uluslararası Madencilik Konferansı’nda açıklanacağını da sözlerine ekledi.

Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı, 700 bin kilometre kare alana sahip Arap Kalkanı bölgesinde jeolojik etüt çalışmalarının yüzde 30’unun tamamlandığını açıklamıştı.

Genel Jeolojik Araştırma Programı Girişimi, ülkede maden kaynaklarının araştırılmasını geliştirmek ve kolaylaştırmak için verilerin kalitesini ve jeolojik haritaların doğruluğunu artırmayı amaçlıyor.



Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
TT

Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)

ABD'li büyük bir havayolu şirketi, uçaklarında yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti sunmak üzere Amazon'la işbirliği yapmaya karar vererek Elon Musk'ın Starlink'ine sırt çevirdi.

Delta Air Lines, uçaklarında yüksek hızlı ve düşük gecikmeli internet hizmeti sunmak üzere şirketle uzun vadeli bir işbirliği başlattığını bu hafta duyurdu.

Delta hem iç hem de dış hat uçuşlarında şirketin alçak Dünya yörüngesindeki uydu ağı Amazon Leo'yu kullanacak.

Havayolu şirketi, yolcuların uçuş sırasında film ve TV programları izleyebileceğini, podcast ve sesli kitap dinleyebileceğini ve arkadaşları, aileleri ve iş arkadaşlarıyla bağlantıda kalabileceğini belirtti.

Delta, 2028'den itibaren ilk aşamada 500 uçakta Amazon Leo'yu kullanıma sunmayı planladığını açıkladı.

Delta'nın uçaklarına kurulacak sistem, şirketin en güçlü anteni olan Leo Ultra'nın havacılık sınıfı bir versiyonuyla çalışacak. Amazon bunun, türünün en hızlı ticari anteni olduğunu ifade ediyor.

Delta, "SkyMiles" üyelerine uçak içi Wi-Fi hizmetini ilk kez 2023'te T-Mobile kullanarak sunmuştu. Bu hizmet o zamandan beri 1150'den fazla uçağı kapsayacak şekilde genişletildi.

Delta'nın aksine diğer büyük ABD'li rakip havayolu şirketleri, yüksek hızlı internet hizmeti için Elon Musk'ın Starlink'iyle ortaklık kurmayı tercih etti.

Amazon Leo gibi Starlink de yüksek hızlı geniş bant sağlamak için alçak Dünya yörüngesindeki binlerce uydudan oluşan bir ağ kullanıyor.

Hem Southwest hem de United Airlines uçuşlarında kullanmak üzere Starlink Wi-Fi hizmeti için anlaşmalar yaparken, Emirates, British Airways ve Qatar gibi diğer küresel havayolları da Musk'ın internet hizmetini tercih ediyor.

Diğer yandan JetBlue da Amazon Leo'yla ortaklık kurdu. Hizmetin 2027'de kullanıma sunulması bekleniyor.

Delta'nın CEO'su Ed Bastian şu ifadeleri kullanıyor: 

Bu anlaşma, günümüz dünyasını birbirine daha iyi bağlamak için erişebileceğimiz en hızlı ve en uygun maliyetli teknolojiyi bize sunuyor ve hem çalışanlarımız hem de müşterilerimiz için gelecek yıllarda daha güçlü bağlar kurma hedefimizi paylaşan küresel bir liderle işbirliğimizi derinleştiriyor.

Independent Türkçe

 


BM: Çatışma, Arap bölgesinde 194 milyar dolarlık zarara yol açabilir

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
TT

BM: Çatışma, Arap bölgesinde 194 milyar dolarlık zarara yol açabilir

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), bölgedeki askeri çatışmaların başlamasından bu yana en karamsar değerlendirmesini yayımlayarak, Ortadoğu’daki askeri tırmanışın Arap bölgesinin kalkınma hedeflerini eşi görülmemiş risklerle karşı karşıya bıraktığını duyurdu. UNDP’ye göre, askeri etkiler yalnızca doğrudan çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmayacak. Zira bölgede yıllarca süren kalkınma kazanımları silinme tehlikesiyle karşı karşıya ve 2025’te elde edilen toplam büyümenin tamamını tehdit ediyor. UNDP’nin son tahminleri, artan gerilimin Arap ekonomilerine 120 ila 194 milyar dolar arasında mali kayıp yaşatabileceğini, bu kaybın bölgenin toplam gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 3,7 ila 6’sına denk geldiğini gösteriyor.

Mali kayıplar, işsizlik oranlarında yaklaşık 4 puanlık keskin bir artışa yol açacak. Bu durum, 2025’te Arap bölgesinde yaratılan toplam istihdamdan daha fazla olan 3,6 milyon iş kaybı anlamına geliyor.

UNDP’nin ‘Ortadoğu’da Askeri Tırmanış: Arap Bölgesi Üzerindeki Ekonomik ve Sosyal Etkiler’ başlıklı değerlendirmesi, bölgedeki yapısal kırılganlıkları ortaya koyarak, kısa süreli bir askeri tırmanışın bile uzun vadede derin ve geniş kapsamlı sosyoekonomik etkiler doğurabileceğine işaret ediyor.

Tıkanmış enerji arterleri

Değerlendirme, askeri çatışmanın bölgesel deniz taşımacılığı üzerindeki etkilerini analiz ederek, stratejik deniz yollarındaki aksaklıkların ekonomik krizin ‘ana geçiş kanalı’ olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Rapor, özellikle Hürmüz Boğazı’na dikkat çekiyor; dünya petrol ve gaz arzının yüzde 20’sinin bu boğazdan geçtiği belirtilerek, bölgenin fiilen ‘kapanma’ durumuna girdiği ve bunun enerji ve temel mal akışlarını aksatarak petrol fiyatlarını onlarca yılın en yüksek seviyelerine çıkardığı vurgulanıyor.

fdvff
Umman Körfezi kıyısındaki Şarika Emirliği’nin Khor Fakkan kentinde bir gemi tersanesinin önünde oturan insanlar (AFP)

Raporun kullandığı simülasyon modellerine göre, ‘şiddetli aksaklık ve enerji şoku’ senaryosunda bu kritik deniz yollarının kapanması veya darboğaza girmesi, ticaret maliyetlerinde 100 katı bulan dramatik artışlara yol açabilir. Lojistik tıkanıklık, tedarikçileri nakliye rotalarını çatışma bölgelerinden uzaklaştırmaya zorladı ve üretim sektörlerinde kâr marjlarının daralmasına neden oldu.

UNDP, söz konusu aksaklığın bölgesel gıda güvenliği ve ilaç tedarik zincirlerini doğrudan tehdit ettiğini, özellikle bu deniz yollarına tamamen bağımlı ülkeler için ciddi risk oluşturduğunu bildirdi.

Körfez ve Levant bölgesi şok yaşıyor

Değerlendirme, etkilerin bölge genelinde homojen olmadığını, ana alt bölgelerin yapısal farklılıkları nedeniyle sonuçların belirgin şekilde değiştiğini ortaya koyuyor. Tahminlere göre, makroekonomik kayıpların en büyük kısmı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ve Levant bölgesinde yoğunlaşıyor.

KİK ülkeleri için en ciddi senaryolar, GSYİH’nin yüzde 5,2 ila 8,5 oranında kaybedilebileceğini öngörüyor. Bu tahminler doğrultusunda, askeri tırmanışın devam etmesi durumunda üretimin durması nedeniyle 3,1 milyon iş kaybı riski bulunuyor.

bfd
Bahreyn’in Manama kentinde İran’a ait bir insansız hava aracının saldırısı sonucu hasar gören bina (Reuters)

Levant bölgesinde (Lübnan, Ürdün, Irak ve Suriye) etkiler rakamların ötesine geçerek ciddi bir insani kriz oluşturuyor. Değerlendirme, bu bölgenin ‘yeni yoksulluk merkezi’ haline geleceğini ve 2,85 ila 3,30 milyon kişinin daha yoksulluk sınırına itilmesinin beklendiğini, bu rakamın Arap bölgesindeki toplam yoksulluk artışının yüzde 75’inden fazlasını temsil ettiğini belirtiyor.

Lübnan özelinde UNDP, insani yardım zincirlerinin kesintiye uğramasıyla birlikte mülteciler ve yerinden edilmiş kişiler için ‘sessiz bir çöküş’ uyarısı yaparken, eğitim ve sağlık sektörlerinin artık asgari hizmetleri sunamaz hale geldiğine dikkat çekiyor.

Geriye dönme

Bölge genelinde, İnsani Gelişme Endeksi ile ölçülen insanî gelişme seviyesinin yaklaşık yüzde 0,2 ila 0,4 oranında düşmesi bekleniyor. Bu düşüş, insanî gelişme alanında sağlanan ilerlemenin neredeyse yarı yıl ila bir yıl kadar geriye gitmesine eşdeğer bir gerilemeyi temsil ediyor.

er
Acil Durum Mutfağı girişiminden gönüllüler, Lübnan’daki yerinden edilmiş insanlar için yemek hazırlıyor. (AFP)

Para politikası istikrarına yönelik riskler

Teknik değerlendirme, krizin devam etmesinin Arap bölgesinde para istikrarını ciddi şekilde tehdit ettiğini vurguluyor. Raporda, Levant ve Kuzey Afrika’daki yerel para birimleri üzerindeki artan baskılar nedeniyle, ithal kaynaklı enflasyonun kötüleşmesi durumunda merkez bankalarının zor kararlar almak zorunda kalabileceği; bu kararlar arasında faiz oranlarını artırmanın da olabileceği ifade ediliyor. Değerlendirme, bu adımın enflasyonla mücadele aracı olmasına rağmen, devlet borçlarının geri ödenme yükünü artıracağı ve gelecekte hükümetlerin temel kamu hizmetleri ile kalkınma programlarını finanse etme kapasitesini azaltabileceği uyarısında bulunuyor.

Hava yollarında sorun

Değerlendirme, sivil havacılık ve hava lojistiği sektörlerinde ciddi aksaklıklar yaşandığını ortaya koyuyor. Bazı hava sahalarının kapanması ve uçuş rotalarının çatışma bölgelerinden uzaklaştırılması, işletme maliyetlerinde önemli artışlara yol açtı. Rapor, bu durumun bölgesel turizm sektöründe ciddi kayıplara neden olduğunu vurguluyor; turizm, Ürdün, Mısır ve Körfez ülkeleri gibi ülkelerde gelir çeşitlendirmesinin temel direğini oluşturuyor ve binlerce işin kaybı riski yaratıyor.

sdvsd
Kuveyt Havayolları’na ait bir uçuşun iptal edildiğini gösteren kalkış panosunun yanında boş bir koltuk (Reuters)

Stratejik politikaların değiştirilmesi gerekliliği

UNDP Arap Ülkeleri Bölge Ofisi Direktörü Abdullah ed-Derderi, değerlendirmeyi sunarken, “Bu kriz, bölge ülkeleri için mali, sektörel ve sosyal politika seçeneklerini kökten yeniden gözden geçirme çağrısı niteliğindedir; çünkü bu durum, bölgenin kalkınma yolunda önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor” dedi. Derderi ayrıca, elde edilen bulguların, ekonomilerin çeşitlendirilmesini teşvik edecek bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi ihtiyacını ortaya koyduğunu belirtti. Bu bağlamda, enerji üretimine dayalı büyümeye bağımlılığın azaltılması, üretim altyapısının genişletilmesi, ticaret ve lojistik sistemlerinin güvence altına alınması ve ekonomik ortaklıkların artırılması gerektiğini vurguladı. Amaç, bölgenin şoklara ve çatışmalara karşı kırılganlığını azaltmak.


Suudi Arabistan’ın kara taşımacılığı sektörü, tedarik kesintilerini önleyerek açığın yüzde 60’ını karşılıyor

Dammam’daki Kral Abdulaziz Limanı’nda bekleyen bir tren (Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi)
Dammam’daki Kral Abdulaziz Limanı’nda bekleyen bir tren (Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi)
TT

Suudi Arabistan’ın kara taşımacılığı sektörü, tedarik kesintilerini önleyerek açığın yüzde 60’ını karşılıyor

Dammam’daki Kral Abdulaziz Limanı’nda bekleyen bir tren (Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi)
Dammam’daki Kral Abdulaziz Limanı’nda bekleyen bir tren (Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi)

Küresel ekonomi, deniz ticaret yollarındaki aksaklıklar nedeniyle artan baskılarla karşı karşıya kalırken, Suudi Arabistan’da kara ve demir yolu taşımacılığı sektörü bölgesel ticaret rotalarını yeniden şekillendirmeyi başardı. Sektör, yalnızca bir transit geçiş hattı olmaktan çıkarak, krizleri yüksek verimlilikle yönetebilen ‘egemen bir dağıtım merkezine’ dönüştü. Lojistik uzmanları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi tarafından sağlanan son düzenleyici kolaylıkların, temel mal tedarikindeki açığın yüzde 40 ila 60’ını karşılayacak anlık kapasite oluşturduğunu belirtti. Bu gelişmenin, ülkenin bölge için lojistik bir güven unsuru olarak konumunu güçlendirdiği ifade edildi.

Bu rol, bir dizi düzenleyici kararla pekiştirildi. Söz konusu adımlar arasında üçüncü taraflara yük taşımacılığı sözleşmesi yapılmasına izin verilmesi, kamyonların kullanım süresinin 22 yıla kadar uzatılması ve Körfez ülkelerinden boş soğutmalı kamyonların girişine izin verilmesi yer aldı. Ayrıca Kral Abdulaziz Limanı’nda ‘Körfez depolama bölgeleri’ girişimi başlatılırken, günlük 2 bin 500’den fazla konteyner taşıyan tren seferlerinin kapasitesi de artırıldı.

Uzmanlar, bu adımların geçici çözümler olmanın ötesinde, Hürmüz Boğazı krizi kaynaklı baskılar karşısında stratejik bir yanıt niteliği taşıdığını vurguladı. Bu sayede Suudi Arabistan’ın, küresel krizlerin en zorlu dönemlerinde lojistik hizmetleri etkin şekilde yönetebildiği ve limanları ile kara taşımacılığı ağlarını, çevre ülkelerin ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmesi için kritik bir merkez haline getirdiği ifade edildi.

Anlık koşulları altında verimlilik

Lojistik uzmanı Hasan Âl Helil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kamyonların kullanım süresinin uzatılmasının piyasa baskılarına karşı esnek bir düzenleyici yanıt olduğunu belirtti. Âl Helil’e göre bu adım, yeni yatırımlara ihtiyaç duyulmadan ek operasyonel kapasite sağlarken, kısa vadede filonun kapasitesini yüzde 10 ila 18 arasında artırabilir. Ayrıca taşıma maliyetlerini yüzde 15’e kadar düşürerek arz-talep dengesizliğinin azaltılmasına ve fiyat istikrarının desteklenmesine katkı sağlayabilir.

Ancak aynı zamanda bu yaklaşımın, daha eski araçlarda artan yakıt tüketimi ve bakım maliyetleri ile arıza risklerinin yükselmesi gibi zorluklar doğurduğuna dikkat çekti. Bu durumun kontrol altına alınmaması halinde orta vadede toplam taşıma maliyetlerini artırabileceğini vurgulayan Âl Helil, dengenin sağlanabilmesi için sıkı teknik denetim gerektiğini ifade etti. Buna göre kamyonların verimliliğinin yüzde 80 ila 90 seviyelerinde korunması ve daha düşük emisyonlu, modern filolara geçişin hızlandırılması önem taşıyor.

Öte yandan lojistik uzmanı Neşmi el-Harbi, söz konusu kararı kriz yönetimi açısından etkili bir taktik olarak değerlendirdi. El-Harbi, mevcut büyük filodan yararlanılarak piyasaya hızlı kapasite sağlanmasının hedeflendiğini belirtirken, dengenin araçların kullanım süresini sınırlamakla değil, sıkı teknik denetimlerle sağlanabileceğini vurguladı. Bu sayede operasyonların güvenlik ve sürdürülebilirlik standartlarından ödün verilmeden sürdürülebileceğini ifade etti.

Kapasite tekelinin kırılması

Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi, yeni bir düzenleyici kararla, lisanslı işletmelere üçüncü taraflar adına yük taşımacılığı için geçici olarak sözleşme yapma imkânı tanındığını ve uygulamanın önümüzdeki eylül ayına kadar süreceğini açıkladı. Söz konusu adımın, operasyonel varlıkların kullanım verimliliğini artırmayı ve piyasa esnekliğini güçlendirmeyi hedeflediği belirtildi.

Bu çerçevede Âl Helil, kararın özel şirket filolarının genel taşımacılık sistemine dahil edilmesiyle varlık kullanımını artırdığını ifade etti. Âl Helil’e göre bu durum, toplam taşımacılık arzını yüzde 25’e kadar yükseltirken, operasyonel varlıkların kullanım oranını yaklaşık yüzde 30 artırabilir. Bunun da taşıma maliyetlerinde yüzde 8 ila 15 arasında düşüş sağlaması bekleniyor.

dfvdfsv
(foto altı) Suudi Arabistan Demiryolları’na (SAR) ait bir yük treni (SPA)

Âl Helil ayrıca, bu iyileşmenin özellikle gıda ve tüketim malları gibi taşımaya bağlı sektörlerde fiyat dalgalanmalarını azaltabileceğini, fiyat oynaklığını yüzde 12’ye kadar düşürebileceğini belirtti. Bunun yanı sıra, artan nakliye maliyetlerinden kaynaklanan enflasyonist baskıların da sınırlanmasına katkı sağlayabileceğini vurguladı.

Öte yandan el-Harbi, söz konusu kararın daha ileri bir etki yarattığını belirterek, piyasadaki ‘kapasite tekelleşmesini kırdığını’ ifade etti. El-Harbi, filoya sahip her işletmenin potansiyel bir taşımacılık hizmet sağlayıcısına dönüşmesi sayesinde boş seferlerin azaldığını, operasyonel verimliliğin arttığını ve ‘ithal enflasyon’ olarak tanımlanan baskıların absorbe edilmesine katkı sağlandığını söyledi. Ayrıca, Hürmüz Boğazı krizinin etkilerinin nihai tüketiciye yansımasının önüne geçildiğini dile getirdi.

Demiryolu taşımacılığı ve eksik halka

Söz konusu adımlar yalnızca kara yollarıyla sınırlı kalmadı, demir yolu bağlantılarının güçlendirilmesini de kapsadı. Bu çerçevede Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi, Suudi Arabistan Demiryolları’na (SAR) ek istasyonlarda konteyner trenleri işletme lisansı verdi. Halihazırda bu trenler günlük 2 bin 500’den fazla standart konteyner taşırken, Doğu bölgesindeki limanları Ürdün sınırındaki el-Hadise geçiş noktasına bağlayan uluslararası bir lojistik koridor da devreye alındı.

Bununla birlikte, elde edilen ilerlemeye rağmen Âl Helil, rakamların daha da artırılmasını engelleyen bir ‘eksik halka’ bulunduğuna dikkat çekti. Âl Helil’e göre bu sorun; terminal altyapılarındaki entegrasyon eksikliği, istasyonların sınırlı kapasitesi, limanlar ile trenler arasındaki zamanlama zorlukları ve operasyonel varlık yetersizliği gibi unsurlardan kaynaklanıyor.

El-Harbi de bu değerlendirmeye katılarak, temel sorunun iki ana noktada toplandığını ifade etti: Tren istasyonları ile depolar arasındaki son bağlantı ve gemilerin boşaltılması ile trenlere yükleme süreçleri arasındaki zaman uyumu. El-Harbi, doğu ile batıyı bağlayacak ‘kara köprüsü’ projesinin tamamlanmasının, kamyonlara bağımlılığı azaltarak deniz taşımacılığı üzerindeki baskıyı hafifletecek kalıcı çözüm olacağını belirtti.

Gıda güvenliği öncelikli bir konu

Gıda güvenliğine verilen önceliği yansıtan bir adım olarak, Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi, Körfez ülkelerinden boş soğutmalı kamyonların ülkeye girişine izin verdi. Bu araçların, hızlı bozulan ürünlerin taşınmasında kullanılacağı belirtildi. Âl Helil, söz konusu kararın soğuk zincir taşımacılığının verimliliğini artıracağını ve operasyonel kayıpları azaltacağını ifade etti. Âl Helil, bu adımın tedarik açığının yüzde 15 ila 35’ini karşılayabileceğini, kritik durumlarda ise bu oranın yüzde 40’a kadar çıkabileceğini öngördü.

svsd
Suudi Arabistan merkezli Red Sea International şirketine ait bir kara filosu (SPA)

El-Harbi, söz konusu kararı ‘can suyu’ olarak nitelendirdi. El-Harbi, özellikle Körfez ülkelerinin gıda ve ilaçta yüzde 80’in üzerinde ithalata bağımlı olduğu bir ortamda, bu adımın arz açığının yüzde 40 ila 60’ını karşılayabileceğini ifade etti. Ayrıca, Kızıldeniz limanlarının fiilen Körfez pazarlarının beslenmesinde ana çıkış noktalarından biri haline geldiğini belirtti.

Depolamadan transit geçişe

Kral Abdulaziz Limanı’nda başlatılan ‘Körfez depolama bölgeleri’ girişimi, akışların düzenlenmesinde en önemli araçlardan biri olarak öne çıktı. Proje kapsamında her Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkesi için özel operasyon alanları tahsis edilirken, depolama ücretlerinden 60 güne kadar muafiyet sağlanıyor.

Âl Helil, girişimin başarısının önceden planlama, akıllı saha yönetim sistemleri, gümrük işlemlerinin hızlandırılması ve limanın taşıma ağlarıyla entegrasyonu gibi ileri düzey operasyonel yönetim uygulamalarına bağlı olduğunu belirtti. Bu sayede hareketin akıcı olacağı ve tıkanıklığın önleneceği vurgulandı.

Öte yandan el-Harbi, muafiyetin etkin şekilde yönetilmediği takdirde bir zorluk haline gelebileceğini ifade etti. El-Harbi, yapay zekâ destekli ‘dinamik saha yönetimi’ ve gemiler limana gelmeden önce yapılan ‘ön gümrükleme’ uygulamalarının önemine dikkat çekti. Ayrıca, her ülkeye tahsis edilen alanların ‘egemen kuru limanlar’ gibi işlev görerek limanı yalnızca bir depolama noktası olmaktan çıkarıp bölgesel hızlı geçiş platformuna dönüştürdüğünü söyledi.

Hedefin üzerinde bir ekonomik getiri

Ekonomik açıdan, bu adımların etkisi yalnızca tedarik sürekliliğiyle sınırlı kalmıyor. Âl Helil, uygulamaların lojistik sektörünün gayri safi yurtiçi hasıladaki katkısını artırdığını, yatırımları çektiğini, yeniden ihracat hareketliliğini canlandırdığını ve operasyonel maliyetleri düşürdüğünü belirtti. Ayrıca bu adımların kaliteli istihdam olanakları yarattığını vurguladı.

Öte yandan el-Harbi, en büyük kazancın doğrudan göstergelerin ötesinde olduğunu ifade etti. El-Harbi’ye göre, 2025’te konteyner elleçlemede yüzde 10,6’lık bir artışla 8,3 milyon konteynere ulaşılmış olsa da, asıl etki Suudi Arabistan’ın bölge için bir ‘lojistik güvenlik vanası’ olarak konumunu pekiştirmesinde yatıyor. Bu durum, uluslararası yatırımcı güvenini artırırken, Vizyon 2030 hedeflerini de destekliyor.

edrfe
Dammam’daki Kral Abdulaziz Limanı (Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi)

Sonuç olarak, bu kolaylıklar Suudi Arabistan’ın yalnızca acil bir krizi yönetmekle kalmadığını, aynı zamanda entegre bir ulaştırma sistemi aracılığıyla bölgesel ticaret haritasındaki rolünü yeniden şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Ülke, şokları absorbe edebilen ve zorlukları fırsata dönüştürebilen bir lojistik merkez haline gelerek kıtalararası bağlantıyı güçlendiriyor ve en zor koşullarda bile mal akışını güvence altına alıyor.