Bitcoin'den Japonya rekoru: "Sektör için tarihi bir an"https://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/4866081-bitcoinden-japonya-rekoru-sekt%C3%B6r-i%C3%A7in-tarihi-bir
Bitcoin'den Japonya rekoru: "Sektör için tarihi bir an"
Bitcoin'in fiyatı geçen yıl iki katından fazla arttı (AP)
Kripto para biriminin son iki hafta içinde yüzde 25 oranındaki fiyat artışının ardından Bitcoin, Japon yeni karşısında rekor seviyeye ulaştı.
Bitcoin'in son dönemdeki yeniden yükselişi, Japonya'nın para biriminin diğer itibari para birimleri karşısında değer kaybettiği bir döneme denk geldi.
Yenin değer kaybetmesi, halihazırda bir resesyonda olan Japon ekonomisi için zorlu zamanlar devam ederken gerçekleşti. Japonya Merkez Bankası, likidite genişlemesi yoluyla baskıyı hafifletmeye çalıştı ve bu da merkezi olmayan sistemi ve sabit arzı nedeniyle bu tür ekonomik önlemlere karşı bağışıklığı olan Bitcoin karşısında yenin değerinin daha da düşmesine yardımcı oldu.
Çoğu büyük kripto borsası tarafından kullanılan ABD doları karşısında Bitcoin halihazırda yaklaşık 52 bin dolar değerinde ve bu 68 bin doların biraz üzerindeki tüm zamanların en yüksek seviyesinden hâlâ çok uzakta.
Son haftalarda Bitcoin'in fiyatı, Bitcoin için spot borsa yatırım fonlarının (ETF) ilk kez onaylanmasıyla kripto alanına yeni bir yol sunan kurumsal yatırımcılardan gelen yeni girişlerle arttı.
Piyasa gözlemcileri, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'nun (SEC) ocakta aldığı kararı bu sektör için "tarihi" bir an diye nitelendirildi.
ETF'lerin onaylanmasından bu yana milyarlarca dolar kripto piyasasına aktı ve Bitcoin fiyatının 10 bin dolardan fazla artmasını sağladı.
Yatırım firması Fineqia International'da araştırma analisti olan Matteo Greco, "Piyasa ivmesi, Bitcoin ETF'lerine yönelik yüksek taleple beslenmeye devam etti" dedi.
Geçen hafta boyunca, Bitcoin ETF'lerine kümülatif net giriş yaklaşık 2,3 milyar dolara ulaşarak bir önceki hafta kaydedilen 1,2 milyar doları neredeyse ikiye katladı ve halihazırda yaklaşık 5 milyar dolar olan başlangıçtan bu yana toplam net girişin neredeyse yarısını oluşturdu.
Çok uluslu bankacılık kuruluşu Standard Chartered'ın son tahminleri, bu yıl kripto piyasasına 50 milyar ila 100 milyar dolar kurumsal yatırımın girebileceğini öngörürken, bankadaki bir analist bunun önümüzdeki yıla kadar Bitcoin fiyatını 200 bin dolara çıkarabileceğini iddia etti.
Fiyat ivmesi, yaklaşan yarılanma olayı beklentisiyle de körüklendi. Bu olayda, kripto para madenciliğine verilen ödüllerin yarıya indiriliyor.
Yarılanmalar yaklaşık olarak her 4 yılda bir gerçekleşiyor ve öncekilerin hepsi rekor kıran rallilerden önce geliyor. Aralarında PlanB takma adlı kişinin de bulunduğu bazı analistler, yarılanmaların kripto para birimi için 4 yıllık bir fiyat döngüsünün temelini oluşturduğunu iddia ediyor.
Sıradaki yarılanma olayının 17 Nisan 2024'te gerçekleşeceği tahmin ediliyor.
Dünya Bankası Başkanı, gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden 800 milyon kişilik istihdam açığı konusunda uyarıda bulunduhttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5261874-d%C3%BCnya-bankas%C4%B1-ba%C5%9Fkan%C4%B1-geli%C5%9Fmekte-olan-%C3%BClkeleri-tehdit-eden-800-milyon-ki%C5%9Filik
Dünya Bankası Başkanı, gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden 800 milyon kişilik istihdam açığı konusunda uyarıda bulundu
Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Washington’daki Dünya Bankası Genel Merkezi’nde Reuters’a röportaj verdi. (Reuters)
Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Ortadoğu’daki savaşın gölgesinde küresel iş gücü piyasasında yaklaşan krize dikkat çekerek, önümüzdeki yıllarda gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden büyük bir istihdam açığı bulunduğu uyarısında bulundu.
Reuters’a konuşan Banga, 10 ila 15 yıl içinde gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık 1,2 milyar kişinin çalışma çağına ulaşacağını, ancak mevcut ekonomik eğilimler doğrultusunda bu ülkelerin en fazla 400 milyon yeni iş oluşturabileceğini belirtti. Banga, bu durumun yaklaşık 800 milyonluk bir istihdam açığına yol açacağını ifade etti.
Mastercard’ın eski CEO’su Banga, Kovid-19 pandemisinden bu yana küresel ekonominin art arda kısa vadeli şoklarla karşı karşıya kaldığını ve bu nedenle uzun vadeli sorunlara odaklanmanın zorlaştığını dile getirdi. Ortadoğu’daki son gelişmelerin de bu tabloyu ağırlaştırdığını belirten Banga, “Aynı anda hem yürümeli hem de sakız çiğnemeliyiz” sözleriyle, kısa vadeli krizlerle mücadele edilirken istihdam yaratma, elektriğe erişimi genişletme ve temiz su temini gibi yapısal önceliklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Savaşın etkileri, bu hafta Washington’da düzenlenen Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) bahar toplantılarına da yansıdı. Binlerce yetkilinin katıldığı toplantılar, ABD-İsrail ile İran arasındaki artan gerilimlerin gölgesinde gerçekleşiyor. Bu durumun küresel büyümeyi yavaşlatabileceği ve enflasyonist baskıları artırabileceği değerlendiriliyor. Ekonomik etkinin boyutunun, geçen hafta ilan edilen geçici ateşkesin ne kadar sürdürülebileceğine bağlı olduğu belirtilirken, Hürmüz Boğazı’ndaki fiilî İran ablukasının devam etmesi küresel enerji arzında benzeri görülmemiş aksamalara yol açıyor. Ayrıca Hizbullah ile İsrail arasında Lübnan cephesinde süren çatışmalar da bölgesel gerilimi artıran unsurlar arasında yer alıyor.
İş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi
Dünya Bankası bünyesindeki Kalkınma Komitesi, iş gücü piyasasındaki zorluklarla mücadele kapsamında, gelişmekte olan ülkelerle iş birliği içinde yatırım ve istihdam yaratımını engelleyen düzenleyici süreçlerin sadeleştirilmesine yönelik planlar açıkladı. Bu çerçevede, lisans verme süreçlerinde şeffaflığın artırılması, yolsuzlukla mücadele, iş ve arazi yasalarının güncellenmesi, şirket kuruluşlarının kolaylaştırılması, lojistik hizmetlerin iyileştirilmesi ve ticaret sistemlerinin geliştirilmesi gibi adımlar öne çıkıyor.
Banga, gençler için nitelikli iş fırsatları yaratılması konusunda somut ilerleme sağlanabileceğine dair iyimser olduğunu ifade etti. Banga, bu sürecin gençlerin yaşam koşullarını iyileştireceğini ve özel sektörün bu talebi karşılamasına alan açacağını belirtti. Ancak istihdam açığının azaltılamaması halinde, düzensiz göçte artış ve küresel istikrarsızlığın derinleşmesi gibi ciddi sonuçlar doğabileceği uyarısında bulundu. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2025 itibarıyla dünya genelinde yerinden edilmiş kişilerin sayısı 117 milyonu aşmış durumda.
Banga ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde bazı şirketlerin küresel ölçekte büyümeye başladığına dikkat çekti. Bu kapsamda Reliance Industries ve Mahindra Group ile Dangote Group gibi örneklerin, bu ekonomilerdeki büyüme potansiyeline işaret ettiğini vurguladı.
Su ve özel sektör yatırımları önceliklerin başında geliyor
İstihdam dosyasına paralel olarak su sektörü de giderek daha fazla öncelik kazanıyor. Dünya Bankası, diğer kalkınma bankalarıyla iş birliği içinde, 1 milyar kişinin güvenli temiz suya erişimini sağlamayı hedefleyen bir girişim başlatmaya hazırlanıyor. Aynı zamanda Afrika’da 300 milyon haneye elektrik ulaştırılması ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmaların da sürdüğü belirtiliyor.
Banga, istihdam yaratımını destekleyen fiziki altyapının geliştirilmesine odaklanmayı sürdürdüklerini ve özellikle Bangkok’ta yapılacak toplantılar kapsamında özel sektör yatırımlarını artırmaya yönelik çabaların yoğunlaştırıldığını ifade etti. Banga, yatırım açısından öne çıkan beş temel sektörü; altyapı, küçük çiftçilere yönelik tarım, temel sağlık hizmetleri, turizm ve katma değerli imalat sanayi olarak sıraladı. Bu alanların, yapay zekâ gelişmelerinden doğrudan etkilenme riskinin daha düşük olduğu değerlendiriliyor.
Banga, iş gücü açığının kapatılmasının uluslararası kuruluşların tek başına üstesinden gelebileceği bir mesele olmadığını vurgulayarak, “Bunu tek başımıza başaramayız. Bu süreci başlatmalı ve zamanla büyüyüp genişlemesine imkân tanımalıyız; böylece 800 milyonluk dev istihdam açığını azaltabiliriz” ifadelerini kullandı.
Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?https://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5261863-h%C3%BCrm%C3%BCz-bo%C4%9Faz%C4%B1-ablukas%C4%B1-petrol-ak%C4%B1%C5%9F%C4%B1n%C4%B1-nas%C4%B1l-etkiler
Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?
Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
ABD ordusu bugün saat 14.00’ten itibaren İran limanlarına yönelik ve bu limanlardan çıkan deniz trafiğini yasaklayacağını açıkladı. Bu adımın, günlük yaklaşık 2 milyon varil İran petrolünün küresel piyasalara girişini engelleyerek arz sıkıntısını artırması bekleniyor.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, planlanan abluka ve olası etkilerine ilişkin ayrıntılar şöyle:
Hafta sonu İslamabad’da ABD ile İran arasında yapılan barış görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, donanmanın ‘Hürmüz Boğazı’na girmeye veya buradan çıkmaya çalışan tüm gemilere yönelik abluka uygulamasına başlayacağını’ duyurdu.
Daha sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukanın yalnızca İran’a giden ve İran’dan çıkan gemilerle sınırlı olacağını açıkladı. Buna İran’ın Arap Körfezi ve Umman Denizi’ndeki tüm limanları da dahil. CENTCOM, İran dışındaki limanlara gidip gelen gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin engellenmeyeceğini ve seyrüsefer serbestisinin korunacağını vurguladı.
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise Trump’ın açıklamalarına karşılık, askeri gemilerin boğaza yaklaşmasının ateşkes ihlali sayılacağını ve buna ‘kararlı ve sert’ şekilde karşılık verileceğini bildirdi. Öte yandan emekli amiral Gary Roughead, İran’ın Körfez’deki gemilere ateş açabileceği veya ABD güçlerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerinin altyapısını hedef alabileceği uyarısında bulundu.
Bunun petrol akışı üzerindeki etkileri neler?
İran sevkiyatlarının engellenmesi, küresel piyasalar açısından önemli bir petrol kaynağının devre dışı kalmasına yol açacak. İran, mart ayında günlük 1,84 milyon varil ham petrol ihraç ederken, nisan ayı itibarıyla bu rakamın günlük 1,71 milyon varil seviyesinde olduğu, 2025 yılı genel ortalamasının ise 1,68 milyon varil olduğu bildirildi.
Buna karşın, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından önce İran üretimindeki keskin artış, denizdeki petrol stoklarının neredeyse rekor seviyelere ulaşmasına yol açtı. Kpler verilerine göre, bu ayın başlarında tankerlerde taşınan toplam İran petrolü miktarı 180 milyon varili aşmış durumda.
Peki ya Körfez’deki diğer üreticilerden gelen petrol akışları ne durumda?
Hürmüz Boğazı üzerinden deniz trafiği, savaşın başlangıcından bu yana uygulanan İran ablukasının etkisiyle, geçen hafta ABD ile İran arasında varılan iki haftalık ateşkese rağmen neredeyse durma noktasında kalmaya devam ediyor.
Petrol tankerlerinin büyük bölümünün bugün boğazdan geçişten kaçındığı gözlendi.
Pakistan bandıralı iki tanker dün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt’ten yük almak üzere Körfez’e giriş yaptı. Aynı gün Liberya bandıralı çok büyük bir ham petrol tankeri de daha erken saatlerde boğazı geçti.
Buna karşılık Malta bandıralı bir diğer dev tanker, Irak ham petrolü yüklemek ve Vietnam’a taşımak üzere dün boğazdan geçmeye çalıştı, ancak geri dönerek Umman Körfezi açıklarında demirledi.
Cumartesi günü ise tam yüklü üç tanker Hürmüz Boğazı’nı geçerek, ABD ile İran arasında sağlanan ateşkes sonrası Körfez’den ayrılan ilk gemiler oldu.
Kpler verilerine göre, geçen salı itibarıyla Körfez içinde yaklaşık 172 milyon varil ham petrol ve rafine ürün taşıyan 187 tanker bulunuyordu.
En çok etkilenen ithalatçı ülkeler hangileri?
Savaş öncesinde İran petrol ihracatının büyük bölümü, dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin’e yöneliyordu. Geçen ay ABD, yaptırımlarda sağladığı bir muafiyetle Hindistan dahil bazı alıcıların İran petrolü ithal etmesine imkân tanıdı.
Gemi takip verilerine göre Hindistan’ın, yaklaşık yedi yıl aradan sonra İran’dan ilk ham petrol sevkiyatını bu hafta teslim alması bekleniyor. Söz konusu veriler London Stock Exchange Group ve Kpler tarafından paylaşıldı.
Savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyordu. Bu sevkiyatların büyük kısmının, dünyanın en büyük ithalat bölgesi olan Asya’ya yöneldiği belirtiliyor.
New York Borsası’ndaki yatırımcılar, 8 Nisan’da piyasa kapanmadan önce çalışıyor. (AFP)
Küresel piyasalar, işlemlerin açılışını temkinli bir beklentiyle karşılamaya hazırlanıyor. Yatırımcılar, beklenmedik bir jeopolitik şok ile kritik bir bilanço sezonunun kesiştiği hassas bir döneme girerken, risk algısında belirgin bir artış gözleniyor. Geçtiğimiz çarşamba günü yaşanan yükselişin ateşkes beklentilerine dayanmasına karşın, İslamabad görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması risk iştahından ziyade korunma stratejilerinin yeniden öne çıkmasına neden oldu.
İslamabad’daki müzakerelerin anlaşma sağlanamadan sona ermesi, jeopolitik risk priminin işlemlerin ilk dakikalarından itibaren vadeli piyasalara yeniden yansımasına yol açacak. Geçtiğimiz hafta ‘takip günü’ olarak nitelenen yükselişi kutlayan ve S&P 500 endeksinde yüzde 2,5’lik artış gören piyasaların, hızlı kâr realizasyonları veya düzeltme hareketleriyle karşılaşabileceği değerlendiriliyor. Yatırımcılar, süregelen gerilimin son dönemde oluşan büyüme iyimserliğini zayıflatmasından endişe ediyor.
Petrol ve alüminyum mercek altında
Siyasi müzakerelerde yaşanan başarısızlık, emtia piyasalarını fiyat seviyeleri açısından gerçek bir sınavla karşı karşıya bırakırken, enerji ve endüstriyel metaller diplomatik çözümlerin yokluğuna en duyarlı sektörler olarak öne çıkıyor.
Hürmüz Boğazı ve 3 boyutlu yazıcıyla üretilmiş petrol boru hattını gösteren harita (Reuters)
Petrol piyasasında analistler, jeopolitik risk priminin işlemlerin açılışıyla birlikte yeniden belirleyici olmasını bekliyor. Siyasi tıkanıklığın sürmesi, özellikle Hürmüz Boğazı başta olmak üzere uluslararası deniz ticaret yollarına yönelik tehditlerin devam ettiği anlamına geliyor. Bu durum, Brent petrol kontratlarının fiyat hareketlerinin talep dinamiklerinden ziyade arz kesintisi endişeleriyle şekillenmesine yol açabilir. Söz konusu tablo, küresel enflasyon üzerinde ilave baskı oluştururken, ham petrol akışının istikrarını yalnızca piyasa meselesi olmaktan çıkarıp uluslararası ekonomik güvenlik konusu haline getiriyor.
Metaller tarafında ise özellikle alüminyum, mevcut gerilim ortamında öne çıkan başlıca emtialardan biri olarak dikkat çekiyor. Ortadoğu’da küresel üretimin yaklaşık yüzde 9’unu sağlayan büyük eritme tesislerinin hedef alınması, arz tarafında belirsizlikleri artırıyor. Küresel üreticilerin olası arz daralmasına nasıl tepki vereceği yakından izlenirken, eritme süreçlerinde kullanılan enerjinin maliyetindeki artış da fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Bu durum, ağır sanayi ve otomotiv gibi sektörlere yayılabilecek maliyet artışlarıyla birlikte zincirleme bir etki yaratma potansiyeli taşıyor. Böylece söz konusu emtiaların performansı, küresel ekonominin jeopolitik gerilimlere karşı dayanıklılığına ilişkin önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.
Likidite baskısı ve jeopolitik riskler arasında ‘altın’
İslamabad müzakerelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasına ve askeri gerilimin artmasına rağmen, altın piyasasında temkinli bir bekleyiş hâkim. Analistler, işlemlerin dalgalı bir seyirle açılmasını beklerken, piyasayı yönlendiren unsurlar arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. Bir yandan diplomatik sürecin çökmesi, savaş dönemlerinde geleneksel ‘güvenli liman’ olarak görülen altına talebi artırıyor. Öte yandan bu yükseliş, bazı büyük yatırımcıların diğer varlık sınıflarındaki olası zararlarını karşılamak amacıyla altın pozisyonlarını satarak nakde dönmesiyle sınırlanabilir.
Seul’deki Hana Bank Genel Merkezi’nde bulunan döviz işlem odasında Asya piyasalarının endekslerini gösteren ekran (AP)
Buna ek olarak yatırımcılar, artan gerilimin enflasyon beklentileri üzerindeki etkisini yakından izliyor. Enerji fiyatlarının siyasi tıkanıklık nedeniyle yüksek seviyelerde kalması, büyük merkez bankalarının sıkı para politikalarını daha uzun süre sürdürmesine yol açabilir. Bu durum, yüksek tahvil getirileri karşısında elde tutma maliyetinin artması nedeniyle altın üzerinde teknik baskı oluşturuyor. Bununla birlikte, Goldman Sachs gibi uluslararası finans kuruluşlarındaki analistler, merkez bankalarının alımları ve yatırımcıların itibari para birimlerindeki dalgalanmalardan korunma arayışı sayesinde altının uzun vadeli yükseliş trendinin sürdüğü görüşünde birleşiyor. Bu çerçevede, haftanın ilk işlem günü, değerli metalin mevcut jeopolitik şoku ne ölçüde absorbe edebileceği açısından kritik bir test olarak görülüyor.
Bankacılık sektörü testi
Goldman Sachs ve JPMorgan Chase gibi büyük bankalar, birinci çeyrek finansal sonuçlarını pazartesi ve salı günleri açıklamaya başlıyor. Analistler, asıl odak noktasının geçmiş çeyrek kârlarından ziyade bankaların ileriye dönük beklentileri olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede temel soru, banka yöneticilerinin savaşın kredi verme iştahı ve yılın ikinci yarısındaki sermaye yatırımları üzerindeki olası etkilerinden ne ölçüde endişe duyduğu olarak öne çıkıyor.
Çarşamba günkü ‘ralli’ sona mı erdi?
Teknik açıdan analistler, NASDAQ Composite endeksinin geçtiğimiz haftaki kazanımlarını koruyup koruyamayacağını yakından izliyor. Müzakerelerdeki başarısızlık, teknik destek seviyelerinin test edilmesine yol açabilir. Eğer piyasalar sert bir düşüşle açılır ve işlem hacimleri cuma günkü seviyeleri aşarsa, rallinin henüz ilk haftasında başarısızlığa uğraması ihtimali gündeme gelebilir.
Tokyo’daki borsa ekranının önünden geçen bir yaya (EPA)
Genel olarak değerlendirildiğinde, yarınki açılış yalnızca diplomatik bir başarısızlığa tepki değil, aynı zamanda küresel ekonominin Ortadoğu’da uzun sürebilecek bir savaş senaryosuna ne ölçüde dayanabileceğine dair kapsamlı bir yeniden fiyatlama süreci olarak görülüyor. Yatırımcılar artık büyüme verilerinden çok, Washington’da Muhammed el-Cudan başkanlığında yapılacak toplantılardan gelebilecek ‘güven verici mesajlara’ odaklanmış durumda. Bu mesajların, dalgalı seyreden piyasalarda dengeyi yeniden kurmada belirleyici olabileceği değerlendiriliyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة