Sudan’da kaynaklar ve yağmalanan zenginlikler için çatışma

Çatışan taraflar, ekonomik ve stratejik kabiliyetleri kontrol ederek uluslararası alanda tanınmayı hedefliyor

Görsel: Peter Reynolds
Görsel: Peter Reynolds
TT

Sudan’da kaynaklar ve yağmalanan zenginlikler için çatışma

Görsel: Peter Reynolds
Görsel: Peter Reynolds

Şerif Muhammed

Sudan’da ordu ile ayrılıkçı paramiliter grup Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında patlak veren iç savaş üçüncü yılını doldururken, ufukta barışçıl bir çözüm umudu görünmüyor. Bu savaş, savaşan tarafları meşruiyet kazanma umuduyla nüfuzlarını genişletmek için savaşmaya itiyor.

Sudan ordusu ve HDK, son aylarda kendi destekleri hükümetlerin kurulduğunu duyurdu. Sudan’da çatışan taraflar, dünyanın en kötü insani krizlerinden birine ve savaş suçlarına yol açan çatışmanın ardından uluslararası tanınma arayışına girdiler. Başta ABD, Suudi Arabistan ve Mısır'ın öncülüğündeki çabalar olmak üzere Sudan’da savaşı sona erdirmek için yapılan diplomatik çabalar çıkmaza girdi.

Londra King's Koleji Güvenlik Çalışmaları Fakültesi'nde kıdemli öğretim üyesi olan Dr. Andreas Krieg, “Sudan savaşında meşruiyet ve kaynaklar aynı madalyonun iki yüzüdür” değerlendirmesinde bulundu. Dr. Krieg, Al Majalla’ya verdiği röportajda, “Sudan ordusu ve HDK, savaş çabalarını finanse eden, nüfusu besleyen ve sadakat ağlarını sürdüren kaynaklar üzerinde kontrol sahibi olmadan hükümeti güvenilir bir şekilde destekleyemezler. Petrol ihracatı, altın satışı, tarımsal fazlalıklar veya gümrük gelirleri yoluyla işleyen bir ekonomi sergileyebilenler, iktidarı ele geçirme konusunda daha güçlü bir iddiaya sahip olacaklar” ifadelerini kullandı.

Sudan’da iç savaş, ordunun ve HDK adlı ayrılıkçı paramiliter grubun arasında üçüncü yılını doldururken, barışçıl bir çözüm umudu görünmüyor. Bu çatışma, savaşan tarafları meşruiyet kazanma umuduyla etkilerini genişletmek için savaşmaya itiyor.

Dr. Krieg: Tamamen ekonomik açıdan bakıldığında, HDK ülkenin en değerli doğal kaynaklarını kontrol ederken, ordu ise bu kaynakların uluslararası pazarlara ulaşmasını sağlayan limanları, kurumları ve altyapıyı kontrol ediyor.

Doğu'da limanlar ve tarım, Batı'da altın ve petrol

Halen üstünlüğü elinde bulunduran ordu, hayati önem taşıyan Kızıldeniz kıyılarını, tarım ürünlerini, kamu hizmetlerini, petrol taşımacılığı altyapısını, Sudan'ın elektriğinin çoğunu üreten hidroelektrik barajlarını, uluslararası yardımı ve başkent Hartum'u kontrol ediyor.

gy
Görsel: Peter Reynolds

Darfur ve Kordofan’da HDK, Sudan'ın altın ve hayvancılık zenginliklerinin yanı sıra, akasya ağaçlarından elde edilen ve esas olarak tatlandırıcılar ve diğer ürünlerin üretiminde kullanılan bir madde olan arap zamkının (akasya sakızı) çıkarıldığı alanların çoğunu kontrol ediyor. Dünyadaki arap zamkının yaklaşık yüzde 80'i Sudan tarafından karşılanıyor.

Dr. Krieg, değerlendirmesinde, “Tamamen ekonomik açıdan bakıldığında, HDK ülkenin en değerli doğal kaynaklarını kontrol ederken, ordu ise bu kaynakların uluslararası pazarlara ulaşmasını sağlayan limanları, kurumları ve altyapıyı kontrol ediyor” diye ekledi.

RANE Sahra Altı Afrika Güvenlik Analisti Muzungu: HDK'nın varlıkları önemli gelirler sağlasa da Sudan ordusu limanlar, finans kurumları, tarım arazileri ve devlet altyapısı üzerindeki kontrolü, ona daha güçlü bir stratejik temel sağlıyor.

Sudan Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) Sudan'daki petrol kaynakları için savaşıyor. Bu kaynakların kontrolü, iki taraf arasındaki çatışmada belirleyici bir dönüm noktası olabilir.

Dr. Krieg, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Her iki tarafın da tanınması, meşruiyet, davranış ve uluslararası hukuka olduğu kadar kaynakların kontrolüne de bağlı. Ancak bu çıkmaz durum uzarsa, petrol, onu kontrol edenlerin Sudan’da meşru bir hükümet olarak kendilerini tanıtmak için kullanabilecekleri güçlü bir araç haline gelecek. Şu anda, uluslararası anlamda meşruiyet Sudan ordusunda kalmaya devam ediyor. Sudan ordusu, Sudan'ın Birleşmiş Milletler’deki (BM) resmi koltuğunu elinde tutuyor ve bir devlet kurumu olarak görülmeye devam ediyor.”

Orduya uluslararası destek

Sudan ordusunun HDK'dan çok daha fazla uluslararası siyasi destek gördüğü açık. İran, Sudan ordusuna silah ve insansız hava araçları (İHA) tedarik ederek, HDK'nın savaşta ilerleme kaydettiği ve Afrika'nın üçüncü büyük ülkesinde başkent Hartum da dahil olmak üzere daha fazla toprağın kontrolünü ele geçirdiği bir dönemde dengeleri değiştirdi.

vfgth
Sudan'ın başkenti Hartum'un 800 kilometre doğusundaki çöldeki Ariab altın madeni, 3 Ekim 2011 (AFP)

Bu güçlü dış destek, Sudan ordusunun son zamanlarda elde ettiği zaferlerle taçlandırıldı. Mart ayında Hartum'un kontrolünü geri alan ve kısa süre sonra aynı adı taşıyan eyalet üzerindeki hakimiyetini güçlendiren ordu ayrıca HDK'dan, ihracat gelirlerinin önemli bir kaynağı ve Sudan'ın büyük bir kısmına gıda sağlayan başlıca tarım merkezi olan el-Cezire eyaletinin kontrolünü de geri aldı.

Tehdit Değerlendirme ve Değişim Ağı'nda (RANE) Sahra Altı Afrika Güvenlik Analisti Hellen Abatoni Muzungu, konuyla ilgili Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, “HDK'nın varlıkları önemli gelirler sağlasa da Sudan ordusu limanlar, finans kurumları, tarım arazileri ve devlet altyapısı üzerindeki kontrolü, ona daha güçlü bir stratejik temel sağlıyor” dedi.

Afrika'nın üçüncü büyük altın üreticisi olan Sudan’da bu kıymetli metal Darfur'un Libya, Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti ile olan sınırlarından kaçak olarak getiriliyor.

Sudan ordu, bu yıl hükümetini önemli bir ticaret yolu olan Kızıldeniz'deki Port Sudan'dan Hartum'a taşımayı planlıyor. Bu, ordunun üstünlüğünü sağlamak için atılan sembolik bir adım. Şehir harabeye döndükten sonra bu taşınma konusunda şüpheler var.

Darfur’dan altın kaçakçılığı

Çatışmaların yoğun olduğu ve kıtlık riskinin arttığı el-Faşir şehri hariç, Batı Darfur eyaleti şu anda HDK'nın kontrolü altında bulunan en önemli bölgelerden biri. HDK, bölgedeki sivillere karşı yıllarca süren ve yüzbinlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesine neden olduğu düşünülen zulümlerin ardından, 2017 yılından bu yana Kuzey Darfur'daki altın madenleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmış durumda.

Eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir'in iktidarı döneminde Darfur, isyancılarla aynı etnik gruba mensup kişilere karşı yürütülen yakıp yıkma kampanyasından büyük zarar gördü. O dönemde Cancavid milisleri olarak bilinen HDK, belirli toplulukları hedef alarak onlara sürekli hava saldırıları düzenledi.

dft
Başkent Hartum'un kuzeydoğusundaki Sudan çölünde bir altın madeni üretim hattında çalışan Sudanlı bir adam, 3 Ekim 2011 (AFP)

Burhan ve Hamideti, 2019 yılının nisan ayında Beşir’i devirmek için güçlerini birleştirdi ve onun 30 yıllık diktatörlüğüne son verdi. Ancak üç yıl sonra, aynı ay içinde, ikisi birbirine düşman oldu. O zamandan beri savaşın finansmanı için altın kaçakçılığı yapıldığına inanılıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Afrika’nın üçüncü büyük altın üreticisi olan Sudan’da bu kıymetli metal Darfur'un Libya, Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti ile olan sınırlarından kaçak olarak getiriliyor. HDK, bu metali ‘uluslararası pazarlar aracılığıyla yurt dışına kaçak olarak çıkarmakla’ suçlanıyor.

“RANE Sahra Altı Afrika Güvenlik Analisti Muzungu:

HDK'nın Kordofan üzerindeki kontrolünü güçlendirmesinin, mali tabanını ve siyasi etkisini genişletmesi, paralel hükümet yapılarını güçlendirmesi, çıkmazı derinleştirmesi ve Sudan ordusunun ulusal otorite iddiasını zayıflatacağı düşünülüyor.

Sudan ordusu geçtiğimiz haziran ayında Libya komutanına sadık savaşçıların HDK ile birlikte çatışmalara katıldığını duyurdu. Kenya, bu yılın başlarında HDK ve destekçilerinin kontrol ettikleri bölgeleri yönetmek üzere sözde birlik hükümetini ilan eden bir anlaşma imzaladıkları bir toplantıya ev sahipliği yaptı.

Kordofan’ın stratejik önemi ve petrol

Kordofan, Sudan ordusunun kontrolündeki Hartum eyaleti ile HDK'nın kontrolündeki Darfur arasında yer alıyor. Son aylarda, iki tarafın petrol zengini olan bu eyaletin kontrolünü ele geçirmek için rekabet etmesi nedeniyle, bölge şiddetli çatışmalara sahne oluyor. HDK şu anda Kordofan'ın kuzey, batı ve güney bölgelerini kontrol ediyor.

Sudan ordusu Kordofan'da galip gelirse, bu durum onları Darfur'daki HDK kalelerini tehdit edecek güçlü bir konuma getirecek. Eğer aksi bir durum olur ve HDK eyaletin kontrolünü ele geçirirse, Hartum'un kontrolünü geri kazanmaya bir adım daha yaklaşmış olacak.

gthy
Sudan’ın başkenti Hartum'un kuzeydoğusundaki Ariab çölündeki bir maden ocağından toplanan altın parçaları, 3 Ekim 2011 (AFP)

Muzungu, HDK'nın Kordofan eyaleti üzerindeki kontrolünü güçlendirmesinin (ki zaten büyük bir kısmını kontrol ediyor) mali tabanını ve siyasi nüfuzunu genişleteceğini, bunun da paralel hükümet yapılarını güçlendireceğini, çıkmazı derinleştireceğini ve Sudan ordusunun ulusal otorite iddiasını zayıflatacağını söyledi.

Kordofan'ın kontrolü, Sudan'ın petrol arzının büyük bir kısmının kontrolü anlamına da geliyor. Dr. Krieg, Kordofan'daki petrol sahalarının kontrolünün, pratik açıdan güç dengesini kesinlikle değiştireceğini belirtti. Petrol, Sudan'ın en önemli stratejik kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü sadece iç tüketime yakıt sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomisi neredeyse tamamen Sudan'ın boru hatları üzerinden kuzeye ham petrol pompalamaya bağlı olan Güney Sudan’dan transit ücretleri de elde ediyor.

Dr. Krieg: Sudan’ın toplumsal yapısı Libya’dan daha karmaşık. Kabile ağları, etnik milisler ve değişen ittifaklar, doğu-batı arasında net bir ayrışma olasılığını ortadan kaldırıyor. Sudan, birden fazla derebeyliğe bölünme riskiyle karşı karşıyadır.

Sudan’ı geçen bir boru hattı, Kızıldeniz kıyısına 150 bin varilden fazla petrol taşıyor.

Dr. Krieg, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Port Sudan'a petrol akışının kesintisiz olmasını garanti edebilen taraf, hem ulusal hem de bölgesel düzeyde daha güçlü bir müzakere pozisyonuna sahip olacaktır. Orta ve uzun vadede, bu kontrol daha büyük bir diplomatik etkiye dönüşebilir. Güney Sudan gibi komşu ülkeler ve Çin gibi uluslararası yatırımcılar, petrol üretimini sürdüren otoriteyle anlaşmak zorunda kalacaklar. Bu durum, doğudaki petrol terminallerinin kontrolünün uluslararası tüccarları Bingazi'deki ayrılıkçı yönetimle anlaşmaya zorladığı Libya'daki deneyimi hatırlatıyor.”

Sudan umudunu yitirirken Libya senaryosu mu tekrarlanacak?

Libya, Muammer Kaddafi rejiminin 2011 yılında devrilmesinden ve öldürülmesinden bu yana, biri BM tarafından tanınan Trablus'ta, diğeri Temsilciler Meclisi’nin (TM) desteklediği Bingazi'de olmak üzere iki yönetim tarafından yönetiliyor.

 Her hükümet farklı varlıkları kontrol ediyor. Sudan'daki iki rakip hükümet uzun süre kutuplaşmış pozisyonlarını sürdürürse, bu bölünme benzer bir durum yaratacak ve siyasi geçiş ve ekonomik toparlanmayı neredeyse imkansız hale getirecek bir senaryo ortaya çıkacaktır. RANE’den Muzungu, “Her iki taraf da kesin bir zafer elde edemezse, kaynakların ve toprakların bu bölünmesi kalıcı hale gelecek ve iki rakip hükümetin yıllarca bir arada var olmasına yol açacak” yorumunda bulundu.

dfgt
Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir’deki hayvan pazarından çıkan yangından dumanlar yükseliyor, 1 Eylül 2023 (AFP)

Sudan’daki savaş on binlerce kişinin hayatına mal oldu, 12 milyondan fazla insanı yerinden etti ve 30 milyondan fazla insanı gıda yardımına muhtaç bıraktı. Ayrıca ekonomiyi de çok kötü bir duruma düşürdü. Mevcut durum uzun süre devam ederse, Libya'daki ikilemle benzer şekilde daha da kötüye gitmesi kaçınılmaz olacak.

Sudan'daki sosyal yapı, kabile ağları, etnik kökenli milisler ve değişken ittifaklar nedeniyle Libya'dakinden daha karmaşık olduğunu düşünen Dr. Krieg, bu durum, doğu ile batı arasında net bir ayrım yapılmasını zorlaştırıyor. Sudan, iki uyumlu devletin ortaya çıkması yerine, her biri farklı kaynaklara ve dış destekçilere dayanan çok sayıda feodal beyliğe bölünme riskiyle karşı karşıya.

Dr. Krieg’e göre bu anlamda, Libya ile yapılan karşılaştırma Sudan krizinin derinliğini yansıtmayabilir, zira Sudan sadece iki paralel hükümetle karşı karşıya değil, aynı zamanda rakip savaş ağalarının kaynakları tükettiği uzun süreli bir kaos olasılığıyla da karşı karşıya.



Warsh'ın ilk Fed toplantılarında parasal sıkılaştırma sinyalleri ABD tahvil getirileri yükseltti

New York Borsası'nda çalışan borsa simsarları (AP)
New York Borsası'nda çalışan borsa simsarları (AP)
TT

Warsh'ın ilk Fed toplantılarında parasal sıkılaştırma sinyalleri ABD tahvil getirileri yükseltti

New York Borsası'nda çalışan borsa simsarları (AP)
New York Borsası'nda çalışan borsa simsarları (AP)

ABD tahvil getirileri dün ABD Merkez Bankası (Fed) açıklamalarının ardından yükseldi. Fed yetkililerinin bir kısmının yıl bitmeden faiz artırımı yapılabileceğine işaret etmesi üzerine yatırımcılar para politikasına ilişkin beklentilerini yeniden değerlendirdi.

Fed’in açıklamaları, politika yapıcıların federal fon faiz oranının bu yıl ve önümüzdeki iki yıl boyunca birkaç ay öncesine kıyasla daha yüksek seviyelerde kalacağını öngördüğünü ortaya koydu. Yüksek faiz oranları enflasyonun dizginlenmesine katkı sağlarken ekonomik aktiviteyi yavaşlatabilir ve finansal varlıkların fiyatları üzerinde baskı oluşturabilir.

Konut kredisi ile hane halkı ve şirket borçlanma maliyetleri için belirleyici bir gösterge niteliği taşıyan ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi, salı günkü kapanışta yüzde 4,43 olan seviyesinden yüzde 4,45'e yükseldi. Para politikası beklentileriyle daha yakından ilişkili olan 2 yıllık tahvil getirisi ise yüzde 4,05'ten yüzde 4,14'e çıktı.

Bu artış, Fed'in ‘nokta grafiğinin’ 18 yetkiliden 9'unun yıl sonundan önce en az bir faiz artışı beklediğini göstermesinin ardından gerçekleşti. Yeni Fed Başkanı Kevin Warsh'ın yönetiminde düzenlenen ilk toplantıda ise hiçbir üye beklenti açıklaması yapmadı.

Küresel tahvil piyasalarındaki yükselen getiriler, yatırımcılar arasında enflasyonist baskıların süreceğine ve bunun ekonomik yavaşlamaya yol açarak farklı varlık sınıflarının değerlemelerini olumsuz etkileyeceğine dair endişeleri artırıyor.


İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.


Suudi Arabistan ve Rusya: ‘Petrol varilinin’ ötesine geçen ve küresel ekonomik dengeyi kuran stratejik ortaklık

Suudi Arabistan ve Rusya: ‘Petrol varilinin’ ötesine geçen ve küresel ekonomik dengeyi kuran stratejik ortaklık
TT

Suudi Arabistan ve Rusya: ‘Petrol varilinin’ ötesine geçen ve küresel ekonomik dengeyi kuran stratejik ortaklık

Suudi Arabistan ve Rusya: ‘Petrol varilinin’ ötesine geçen ve küresel ekonomik dengeyi kuran stratejik ortaklık

Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkiler, enerji piyasalarındaki geleneksel iş birliği çerçevesini aşarak yatırım, teknoloji, sanayi ve uzay alanlarını da kapsayan çok boyutlu bir ortaklığa doğru ilerleyen stratejik bir dönüşüm sürecine girdi. Bu gelişme, iki ülke arasında artan koordinasyonun küresel ekonomi dengeleri içindeki etkisini güçlendirirken, son derece dalgalı bir jeopolitik ortamda enerji piyasalarına daha fazla istikrar kazandırıyor.

İkili ilişkilerdeki bu ivme, Suudi Arabistan’ın St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nda ana onur konuğu olarak öne çıktığı bir döneme denk geldi. Bu durum, Riyad’ın büyük uluslararası ekonomik etkinliklerdeki güçlü varlığını ortaya koyarken, aynı zamanda Riyad ile Moskova arasındaki karşılıklı güven düzeyini de teyit etti. Forum, yatırım, teknoloji ve sanayi alanlarında iş birliğini daha da genişletecek çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptının imzalanmasına zemin hazırlayarak, ortaklığın daha stratejik bir seviyeye taşınmasına katkı sağladı.

Ekonomi uzmanlarına göre Suudi-Rus ortaklığı artık yalnızca iki ülke arasındaki sınırlı bir ilişki olmaktan çıkmış durumda. Bu ortaklık, özellikle enerji piyasalarında sağladığı istikrar ve ekonomik çeşitlendirme çabalarına verdiği destekle, uluslararası ekonomik sistemde dengeleyici bir unsur haline geldi. Bu durum, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedefleriyle uyumlu şekilde petrol dışı sektörlerin payını artırma ve bilgi transferini yerelleştirme hedeflerine de katkı sunuyor.

Bu bağlamda, Suudi Arabistan Şura Meclisi üyesi Fadl bin Saad el-Buaynin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın son yıllarda ekonomik ilişkilerini denge ve farklı küresel ekonomik güçlere açıklık ilkeleri temelinde yeniden şekillendirdiğini belirtti. El-Buaynin, Rusya’nın enerji piyasalarındaki ağırlığı nedeniyle önemli bir ortak olduğunu, bu nedenle Moskova ile iş birliğinin güçlendirilmesinin iki ülkenin çıkarlarına hizmet eden ve küresel piyasa istikrarını artıran stratejik bir tercih olduğunu ifade etti.

El-Buaynin, Riyad ile Moskova arasındaki koordinasyonun gerek ikili düzeyde gerekse OPEC+ ittifakı çerçevesinde petrol piyasalarında belirgin bir denge sağladığını ve jeopolitik gerilimlerin yol açtığı sert dalgalanmaları azalttığını vurguladı. Bu iş birliği modelinin yalnızca enerji sektöründe değil, daha geniş ekonomik ve kalkınma alanlarında da etkinliğini kanıtladığını söyledi.

Son dönemde St. Petersburg Ekonomi Forumu kapsamında üzerinde uzlaşılan başlıca iş birliği alanlarının ekonomi, enerji, gıda güvenliği, savunma sanayii ve teknoloji olduğunu belirten el-Buaynin, ayrıca iki ülke arasında seyahat ve hareketliliğin kolaylaştırılmasına yönelik önemli anlaşmaların da hayata geçirildiğini kaydetti.

Madencilik, teknoloji ve uzay alanlarının ikili iş birliğinde temel sütunlar olduğuna dikkat çeken el-Buaynin, bu alanların her iki taraf için de stratejik önem taşıdığını ifade etti. Madencilik sektörünün Suudi Arabistan’da en gelecek vaat eden alanlardan biri olduğunu ve ekonomik çeşitlendirme hedefleri kapsamında öncelik taşıdığını belirterek, bu alanın Rusya ile ortak çalışma için önemli bir kesişim noktası oluşturduğunu söyledi. Ayrıca yapay zekâ, dijital dönüşüm ve uzay teknolojileri gibi teknik iş birliği alanlarının da Vizyon 2030 çerçevesinde yüksek değerli geleceğin sektörleri arasında yer aldığını vurguladı.

El-Buaynin, anlaşmalar aşamasından uygulama sürecine geçişin önemine dikkat çekerek, bu mutabakatların hayata geçirilmesindeki kararlılığın somut ekonomik etkiler yaratacağını ve önümüzdeki dönemde iş birliğine daha fazla ivme kazandıracağını, bunun da iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı güçlendireceğini ifade etti.

Nitelikli ikili iş birliği

Suudi Arabistan’ın güneyindeki Cizan’da bulunan eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Başen, Suudi Arabistan ile Rusya arasında ikili iş birliğinin mümkün olan en üst seviyeye çıkarılmasına yönelik giderek artan bir eğilim bulunduğunu belirterek, bunun nitelikli bir ekonomi ve sanayi entegrasyonu için sağlam bir zemin oluşturduğunu ifade etti. Başen, bu sürecin aynı zamanda bölgede ve Avrupa’da yaşanan jeopolitik zorluklara karşı ortak bir yol haritası oluşturduğunu, bunun da bölgesel ve küresel düzeyde daha fazla ekonomik istikrarın korunmasına katkı sağladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Başen, Riyad ile Moskova arasındaki ilişkilerin son dönemde çeşitli alanlarda hızlanan bir ivme kazandığını, bunun da geçmiş yıllarda imzalanan bir dizi anlaşmanın devamı niteliğinde olduğunu ifade etti. Ayrıca iki ülke arasındaki OPEC+ ittifakı çerçevesindeki düzenli koordinasyonun, küresel enerji piyasalarının istikrarına katkı sunduğunu, özellikle ABD-İran savaşı gibi jeopolitik gerilimlerin etkilerinin hissedildiği bir dönemde bu iş birliğinin öneminin arttığını belirtti. Başen, teknoloji, sanayi, uzay ve uydu teknolojileri alanlarında da iş birliğine yönelik eğilimin güçlendiğini vurguladı.

 cfvcfv
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak ile birlikte St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nda (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)

Başen’e göre, Vizyon 2030 kapsamında yer alan birçok program, Rusya ile kurulan ortaklıklarla geniş bir uyum ve entegrasyon imkânı buldu. İkili iş birliğinin artık uzun vadeli stratejik bir çizgiye oturduğunu belirten Başen, bunun hem siyasi hem ekonomik boyut taşıdığını ve hızla değişen jeopolitik koşullar içinde yeni bir gerçeklik oluşturduğunu söyledi. Bu sürecin ekonomik çeşitlendirme ve siyasi istikrar açısından daha geniş bir alan açtığını da ifade etti.

Ayrıca Başen, Suudi-Rus Ortak Hükümet Komitesi’nin bugüne kadar toplam değeri 70 milyar doları aşan 70’ten fazla ortak projenin hayata geçirilmesine katkı sağladığını belirtti. St. Petersburg Ekonomi Forumu kapsamında iki ülke arasında imzalanan 13 anlaşma ve mutabakat zaptının, ekonomik çeşitliliği artırma, ortak yatırımları genişletme ve ileri teknoloji transferini yerelleştirme yönünde net bir iradeyi ortaya koyduğunu ifade etti. Başen, bu gelişmelerin iki ülkenin küresel ve bölgesel düzeyde daha güçlü bir konum elde etmesine yardımcı olacağını ve siyasi istikrarı destekleyen daha dengeli uluslararası ilişkilerin inşasına katkı sağlayacağını söyledi.

Riyad ve Moskova ekonomik istikrarı sağlıyor

Suudi Arabistan Ticaret Odaları Federasyonu eski başkanı Mühendis Abdullah el-Mebti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ile Rusya arasında piyasadaki arz-talep dengesini düzenlemek amacıyla üretimin artırılması veya azaltılmasına ilişkin ortak kararlar üzerinden tam ve sürekli bir koordinasyon bulunduğunu, bunun hem üreticilerin hem de tüketicilerin çıkarına uygun adil fiyatların oluşmasını sağladığını ifade etti. El-Mebti, bu iş birliğinin öneminin, iki ülkenin dünyanın en büyük petrol üreticileri ve ihracatçıları arasında yer almasından kaynaklandığını belirtti. Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 kapsamında ekonomik çeşitlendirme, yatırım çekme ve teknoloji transferini yerelleştirme hedeflerinin, Rusya’yı Krallık için uluslararası ilişkilerde dengeli bir yapı kurma çabasında hayati bir ortak haline getirdiğini söyledi.

El-Mebti ayrıca, Suudi-Rus uyumunun petrol fiyatlarında çöküşü ya da ‘kontrolsüz yükselişleri’ önleyen bir güvenlik şemsiyesi oluşturduğunu, iki ülkenin birlikte hareket etmesinin küresel ekonomik durgunluğu engelleyerek enerji arzının güvenli biçimde sürmesini sağladığını ifade etti. Bu koordinasyonun yalnızca enerjiyle sınırlı kalmadığını, küresel ekonomik istikrarı hedefleyen çeşitli ekonomik anlaşmalar yoluyla daha geniş bir çerçeveye yayıldığını da sözlerine ekledi.

Madencilik, teknoloji ve uzay

El-Mebti, madencilik, teknoloji ve uzay alanlarının bugün Suudi-Rus iş birliğinin geleceğini şekillendiren temel sütunlar haline geldiğini belirterek, iki ülkenin ekonomik çeşitlendirmeyi güçlendirmeyi amaçlayan ortak yatırım anlaşmalarını hayata geçirmek için yoğun bir şekilde çalıştığını ifade etti. Bu süreçte bilgi transferine yönelik mutabakatların uygulanması ve iki taraf arasında tedarik zincirlerinin esnekliğinin artırılması da eş zamanlı olarak ilerliyor.

Madencilik sektörüne ilişkin olarak el-Mebti, Rusya’nın özellikle jeolojik etüt ve maden arama faaliyetlerindeki tarihi birikimi ve ileri düzey tecrübesi sayesinde Suudi Arabistan için geniş fırsatlar sunduğunu söyledi. Moskova ile kurulacak ortaklığın, Krallık’taki maden kaynaklarının değerlendirilmesine önemli katkı sağlayacağını ve nadir metaller alanında ortak yatırım imkânlarını genişleteceğini vurguladı. Suudi Arabistan’ın sunduğu büyük ölçekli yatırım fırsatlarının, büyük Rus madencilik şirketleri için de önemli bir çekim merkezi haline geldiğini ifade etti.

Teknoloji alanında ise son gelişmelerin iki ülke arasında özellikle yapay zekâ ve dijital dönüşüm teknolojilerinin entegrasyonuna odaklanan umut verici iş birliği fırsatları oluşturduğunu belirtti. Bu iş birliğinin, Suudi Arabistan’da sanayi ve madencilik sektörlerinin operasyonel verimliliğini ve rekabet gücünü artırmayı hedeflediğini söyledi. Bu bağlamda el-Mebti, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Rusya Doğrudan Yatırım Fonu arasındaki stratejik ortaklığın önemine dikkat çekerek, bu yapının ileri teknoloji alanlarına yatırım yapmak ve bu teknolojileri yerelleştirmek amacıyla oluşturulmuş özel yatırım fonları aracılığıyla somutlaştığını ifade etti.

Uzay sektörüne ilişkin olarak da el-Mebti, iki ülke arasındaki tarihi iş birliğinin yeni bir aşamaya geçtiğini belirterek, uzay araştırmalarına yönelik imzalanan anlaşmaların ortak çalışmanın yeni bir çerçevesini oluşturduğunu söyledi. Bu kapsamda Rusya Federal Uzay Ajansı (Roscosmos) ile yürütülen koordinasyonun sürdüğünü, Suudi personelin uzay görevleri için eğitildiğini ve uydu navigasyon sistemlerinin geliştirilmesi ve işletilmesinde teknik ortaklığın devam ettiğini kaydetti.

Yatırımlar ve ticaret

El-Mebti, Riyad ile Moskova arasındaki mevcut ticaret hacminin yaklaşık 4 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın önümüzdeki yıllarda Rusya’dan doğrudan yatırımlar kapsamında yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir sermaye çekmesinin beklendiğini ifade etti. El-Mebti, iki ülkenin bu rakamları yeni ortak projeler aracılığıyla sürekli bir büyüme eğilimine taşımayı hedeflediğini, Suudi-Rus İş Konseyi’nin ise ikili ticaret hacmini önümüzdeki yıllarda 12 milyar dolara çıkarma yönünde stratejik bir hedef belirlediğini söyledi.

El-Mebti değerlendirmesinin sonunda, Riyad ile Moskova arasındaki güçlü iş birliğinin küresel ekonomi ve enerji piyasalarının istikrarı açısından vazgeçilmez bir temel oluşturduğunu vurguladı. Bu koordinasyonun arz ve talep dengesini hassas biçimde koruduğunu belirten el-Mebti, ortaklığın genişletilmesinin gıda güvenliğini güçlendirdiğini, teknoloji ve tarım gibi kritik sektörlerde yatırımların çeşitlenmesine katkı sağladığını ifade etti. Ayrıca bu sürecin, jeopolitik dalgalanmaların iki ülkenin ekonomik büyümesine etkisini azalttığını söyledi. El-Mebti, bu iş birliğinin önemini üç ana başlıkta özetleyerek; bunların ‘enerji piyasalarında istikrarın sağlanması, gıda güvenliğinin güçlendirilmesi ve petrol dışı yatırımların belirgin şekilde artırılması’ olduğunu kaydetti.

Köklü bir ortaklık

Suudi ekonomist Dr. İbrahim el-Ömer de yaptığı açıklamada, “Riyad ile Moskova arasındaki ortaklık, petrolden öte küresel ekonomik istikrara uzanan bir çerçeveye sahip. Suudi-Rus ilişkisi artık yalnızca petrol variline bağımlı değil, ancak petrol hâlâ bu ilişkinin omurgasını oluşturmakta” ifadelerini kullandı.

El-Ömer, bu ortaklığın operasyonel boyutuna ilişkin değerlendirmesinde, Suudi Arabistan ve Rusya’nın OPEC+ ittifakının iki temel sütunu olarak sekizli grup kararlarını yönlendirdiğini belirtti. 2025 yılı içinde alınan kararlarla üretim kotalarının günlük yaklaşık 3 milyon varil artırıldığını, bunun küresel talebin yaklaşık yüzde 3’üne denk geldiğini ifade eden el-Ömer, bu artışların kademeli, kontrollü ve gerektiğinde durdurulabilir ya da tersine çevrilebilir nitelikte olduğunu söyledi.

Son dönemdeki krizlere de değinen el-Ömer, ABD-İran savaşı sırasında gerilimin arttığını ve mayıs ayında Hürmüz Boğazı’ndaki tedarik akışlarının bozulduğunu hatırlatarak, üzerinde uzlaşılan üretim artışlarının büyük kısmının Suudi Arabistan ve Rusya tarafından karşılandığını belirtti. Buna göre iki ülke arasındaki koordinasyonun, piyasa dalgalanmalarını sınırlayan, enflasyon baskılarını azaltan ve enerjiye bağımlı ekonomileri jeopolitik şoklardan koruyan bir güvenlik mekanizması işlevi gördüğünü ifade etti.

El-Ömer’e göre bu iş birliğinde ağırlık merkezi giderek klasik emtia ticaretinden sanayi, teknoloji transferi ve bilgi paylaşımına kaymakta. El-Ömer, enerji sektörünün -geleneksel, yenilenebilir ve nükleer tüm boyutlarıyla- halen ön planda olduğunu ancak artık sanayi, madencilik, dijital ekonomi, yapay zekâ ve uzay bilimleri gibi alanlara geniş bir alan açtığını söyledi. Bu çerçevede, Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı’nın Rusya ziyaretinde, 50 bin kilometrekarelik bir alanda maden arama fırsatlarının ele alındığını, ayrıca 1 milyar dolarlık ortak teknoloji platformu kurulması ve Rusya’nın uzay alanındaki tecrübesinden yararlanılarak ortak uzay iş birliğinin geliştirilmesinin gündeme geldiğini aktardı.

El-Ömer, bu gelişmelerin, Suudi-Rus Ortak Hükümet Komitesi tarafından yürütülen kurumsal bir sürecin sonucu olduğunu, komitenin son olarak geçen yıl aralık ayında Riyad’da dokuzuncu toplantısını gerçekleştirdiğini belirtti. İki ülke arasında 70’ten fazla ortak projenin toplam değerinin 70 milyar doları aştığını, petrol dışı ticaret hacminin ise 2016’da 1,84 milyar riyalden (yaklaşık 490,6 milyon dolar) 2024’te 12,5 milyar riyale (yaklaşık 3,3 milyar dolar) yükseldiğini ifade etti. Ayrıca St. Petersburg Ekonomi Forumu kapsamında imzalanan 13 yeni anlaşmanın da bu ivmeyi desteklediğini söyledi.

Değerlendirmesinin sonunda el-Ömer, Riyad ile Moskova arasındaki stratejik iş birliğinin artık yalnızca iki ülkeyi ilgilendiren ikili bir mesele olmaktan çıktığını, küresel sistemde dengeleyici bir unsur haline geldiğini vurguladı. Bu ortaklığın Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedeflerine katkı sunduğunu, petrol dışı sektörlerin payını artırdığını ve bilgi ekonomisinin yerelleştirilmesini desteklediğini belirterek, bunun yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte ekonomik istikrara katkı sağlayan bir yapı oluşturduğunu ifade etti.