Güvenli liman arayışında dolar, altının cazibesini nasıl boğdu?

Dolar, İran ile savaşın başlamasından bu yana yüzde 2,5 değer kazandı

Güney Kore wonu, Çin yuanı, Japon yeni ve ABD doları banknotları (Reuters)
Güney Kore wonu, Çin yuanı, Japon yeni ve ABD doları banknotları (Reuters)
TT

Güvenli liman arayışında dolar, altının cazibesini nasıl boğdu?

Güney Kore wonu, Çin yuanı, Japon yeni ve ABD doları banknotları (Reuters)
Güney Kore wonu, Çin yuanı, Japon yeni ve ABD doları banknotları (Reuters)

Ortadoğu’daki gerilimler küresel ölçekte ekonomik durgunluk endişelerini artırırken, ABD doları tartışmalı bir istisna olarak öne çıkıyor. Enerji arzındaki mevcut şok, dolar endeksine göre Amerikan para biriminin değerini yaklaşık yüzde 2,5 artırdı ve doları savaşların yarattığı kriz ortamından en fazla fayda sağlayan para birimi konumuna getirdi. İlk bakışta kriz dönemlerinde mantığa aykırı gibi görünen bu yükseliş, karmaşık bir ekonomik denkleme dayanıyor. Bu denklem, ‘yeşil para’ olarak bilinen ABD dolarını küresel dalgalanmalar karşısında zorunlu bir güvenli liman haline getiriyor.

Dolar, güvenli liman para birimi ve piyasaların itici gücü

Bu yükselişin temelinde, doların küresel finans piyasalarında rakipsiz bir ‘güvenli liman’ para birimi olma özelliği yatıyor. Belirsizlik dönemlerinde, özellikle de hayati öneme sahip geçiş yollarının kapanma riski ortaya çıktığında, dünya genelindeki yatırımcılar yüksek riskli varlıklardan hızla çıkarak dolar likiditesine yöneliyor. Bu nedenle nakdi koruma eğilimi, piyasa dalgalanmalarından ürken sermayeyi zorunlu olarak dolara yönlendiriyor. Doların gücü de ABD finans sisteminin derinliğinden ve diğer ekonomilere kıyasla şokları absorbe etme kapasitesinin yüksek olmasından kaynaklanıyor.

fvgthy
Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri ve kargo gemileri sıralanırken bir adam sahilde yürüyor. (AP)

Ancak mesele yalnızca psikolojik bir güvenli liman etkisiyle sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası ticaretin yapısıyla da doğrudan bağlantılı. Dolar, petrol ve doğalgazın küresel ölçekte fiyatlandırılmasında başlıca referans para birimi olmayı sürdürüyor. Bu nedenle çatışmaların yol açtığı her enerji fiyatı artışıyla birlikte Amerikan para birimine yönelik küresel talep de otomatik olarak yükseliyor. Enerji ithalatçısı ülkeler, özellikle Asya ve Avrupa ekonomileri, artan ithalat faturalarını ödeyebilmek için daha fazla dolar satın almak zorunda kalıyor. Bu durum ise zaten rezervlerinin erimesiyle karşı karşıya olan bu ülkelerin para birimleri karşısında doların değerini yukarı yönlü baskılayan sürekli bir talep yaratıyor.

Altının gizemi

Doların yükselişine karşılık altın piyasalarında ise dikkat çekici bir ‘paradoks’ yaşandı. ‘Sarı metal’, jeopolitik gerilimi kazançlarını artırmak için kullanmakta başarısız oldu. Askerî operasyonların başlamasının hemen ardından ons fiyatı 5 bin 296 dolardan 5 bin 423 dolara yükselen altın, daha sonra yoğun satış dalgasıyla karşılaştı ve fiyatı 5 bin 85 dolara geriledi.

f8p0
Seul’deki Kore Altın Borsası mağazasında bir çalışan altın külçelerini sergiliyor. (AFP)

Metals Daily CEO’su Ross Norman CNBC’ye yaptığı açıklamada, doların güçlenmesi ve ABD hazine tahvili getirilerinin artmasının altının cazibesini azalttığını belirtti. Norman’a göre yatırımcılar, yüksek faiz ortamında gelir getirmeyen altın yerine getirisi olan Amerikan varlıklarını daha çekici buluyor.

Norman ayrıca petrol fiyatlarındaki yükselişin uzun süreli enflasyona ve muhtemelen faiz artışlarına yol açabileceğini ifade etti. Bunun da merkez bankalarının, petrol ve doğal gaz için hayati öneme sahip bir deniz geçidi olan Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimalinin etkilerini sınırlamaya çalıştığı bir dönemde gerçekleştiğini söyledi.

Yüksek faiz oranları, devlet tahvilleri gibi getiri sağlayan varlıkların cazibesini artırırken, altın gibi getiri sağlamayan değerli metallerin görece çekiciliğini azaltıyor.

Norman, “Altın ve gümüş fiyatlarındaki hareketler şu anda zayıf görünüyor, ancak son birkaç ayda gördüğümüz büyük dalgalanmaların ardından bunun normal bir durum olması muhtemel” değerlendirmesinde bulundu.

Bir başka açıklamaya göre ise çatışmalar, yatırımcılar arasında panik satışlarını tetikliyor. Bu durum, fiyatlar düşerken yatırımcıların pozisyonlarını kapatmaya zorlayan ani bir likidite akışı yaratıyor. Bu değerlendirme, Al Ramz şirketinin araştırma bölüm başkanı Amer Halawi’ye ait.

Halawi CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Bir likidite krizi yaşanması durumunda insanlar durumu anlayana kadar her şey satılır ve yatırımlar daha uygun varlıklara yeniden yönlendirilir” dedi.

Doların yükselişinin nedenlerinden biri de faiz oranları

Öte yandan AFP, mevcut koşullar altında ABD dolarının rakip para birimleri karşısında yükselmesinin arkasındaki nedenleri ele aldı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre bu yükseliş üç temel unsura dayanıyor:

- Likidite ve güvenli liman özelliği: Dolar, yüksek likiditeye sahip güvenli liman arayan yatırımcıların ilk tercihi olmayı sürdürüyor. Uluslararası ticarette ve merkez bankalarının rezervlerinde en çok tercih edilen para birimi olma özelliğini koruyor.

vfgthy
İspanya'nın kuzeyinde terk edilmiş bir petrol sahasındaki petrol pompası (AFP)

- ABD’nin enerji bağımsızlığı: ABD, dünyanın en büyük ham petrol üreticisi olduğu için tedarik krizinden görece daha az etkileniyor. Ülke, enerji ihtiyacının yalnızca yüzde 8’ini Körfez bölgesinden ithal ederken, ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini Kanada’dan karşılıyor. Bu durum ABD ekonomisini petrol ve gaz ürünlerinde net ihracatçı konumuna getiriyor, ticaret dengesini güçlendiriyor ve Körfez petrolüne yüksek ölçüde bağımlı olan Avrupa ve Asya para birimlerine kıyasla dolara daha fazla dayanıklılık sağlıyor.

- Faiz beklentileri: Enerji maliyetlerindeki artışın enflasyon endişelerini artırması bekleniyor. Bu da ABD Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinin hızını yavaşlatmasına yol açabilir. Böyle bir senaryo ise diğer varlıklara kıyasla doların cazibesini artırıyor.

Trump’ın politikası ile savaşın gerçekliği arasında

Söz konusu gelişmeler, gaz fiyatlarını düşürmeyi ve ‘zayıf dolar’ yoluyla ihracatı desteklemeyi vaat eden Trump yönetiminin hedefleriyle çelişiyor. Bu bağlamda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Ocak 2026’nın sonunda yaptığı açıklamada yönetimin ‘güçlü dolar politikasına’ bağlı olduğunu vurguladı. Bessent, bu politikanın özünün vergi, ticaret ve düzenleyici politikalar yoluyla büyümeyi destekleyen bir ekonomik ortam oluşturmak olduğunu, böylece ABD’yi küresel sermaye için en cazip yatırım merkezi haline getirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Bu yaklaşımın, son dönemde doların değerinde yaşanan dalgalanmalara rağmen sürdürüleceğini belirtti.

cdfgrth
Irak’ın Basra kentindeki Zubeyr petrol sahasının yakınındaki tarım arazilerinin yanından geçen insanlar (Reuters)

Diğer yandan bazı uzmanlar, Trump’ın zayıf dolar söylemi ile Bessent’in politikaları arasındaki çelişki nedeniyle yönetimin yaklaşımını ‘tutarsız’ olarak nitelendiriyor. Finans analisti Kathleen Brooks ise önümüzdeki aylarda artması beklenen askeri harcamalar nedeniyle ABD bütçe açığının büyümesi halinde doların cazibesinin azalabileceği uyarısında bulundu. Brooks’a göre bu durum, yönetimi ekonomik güç ile jeopolitik gerçeklik arasında denge kurma konusunda ciddi bir ikilemle karşı karşıya bırakabilir.



İran'ın savaşı Pekin'e diplomatik kazanımlar sağlarken, aynı zamanda bir enerji krizi yükü de getiriyor

7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
TT

İran'ın savaşı Pekin'e diplomatik kazanımlar sağlarken, aynı zamanda bir enerji krizi yükü de getiriyor

7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)

Görünüşte, Çin İran savaşından en büyük kazanç sağlayan ülkelerden biri gibi görünüyor. ABD, Ortadoğu’ya yeniden askeri ve mali olarak müdahil olurken, uçak gemileri, füzeler ve hava savunma sistemlerini Asya’dan başka cephelere kaydırıyor. Bu sırada Asya’daki müttefiklerin, Washington’un “Hint ve Pasifik Okyanuslarını” stratejik öncelik olarak tutacağına dair güveni azalıyor.

Bu durum Çin’e önemli bir siyasi hediye sunuyor; çünkü deniz komşuluklarındaki göreceli baskıyı hafifletiyor ve Washington’un kaynaklarını dağıtarak güç kaybettiğine dair propaganda fırsatı veriyor. Ancak tablo eksiksiz değil. Çin, birçok Asya ekonomisine göre daha iyi hazırlıklı olsa da, dünyanın en büyük enerji ithalatçısı konumunda ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji, ülkenin ekonomik ve endüstriyel güvenliğinin kalbine dokunuyor. Dolayısıyla asıl soru, Pekin’in sadece kazanç sağlamakla kalıp kalmadığı değil; siyasi kazanımlarının yüksek enerji maliyeti, tedarik zincirlerindeki bozulma ve ABD’nin aksaklıklarını stratejik üstünlüğe çevirmedeki sınırlamaları karşısında dayanıp dayanamayacağıdır.

Caydırıcı denge

Çin’in ilk kazanımı siyasi ve stratejik nitelikte. Savaş, Washington’un Asya’dan Ortadoğu’ya gelişmiş savunma varlıklarını kaydırmasına yol açtı; bunlar arasında Güney Kore’deki THAAD sistemi de bulunuyor. Ayrıca Japonya ve Tayvan gibi Asya müttefiklerine silah ve mühimmat teslimatlarının gecikmesi endişeleri arttı.

Bu kayma, ABD yönetimlerinin yıllardır tekrarladığı “Çin’e karşı öncelik Asya’dır” mesajını zayıflatıyor ve Washington’un çoklu krizlerle boğulduğu, uzun vadeli olarak tek bir sahaya odaklanamayacağı anlatısını Pekin açısından güçlendiriyor. ABD’nin kendisinin de maliyeti hızla artıyor; Kongre’ye bildirilen tahminlere göre sadece savaşın ilk altı gününde maliyet 11,3 milyar doları aştı. Bu durum, ABD’nin bu müdahalenin sürdürülebilirliği konusunda şüpheleri artırıyor.

Saf bir Çin perspektifinden bakıldığında, özellikle maliyetli hava savunma ve füze karşı önlemlerinin ABD tarafından tüketilmesi, Pekin için olumlu bir haber. ABD, yalnızca 2025’te yaklaşık 600 Patriot füzesini üretmişken, medya tahminleri savaşın ilk iki haftasında yüzlerce füzenin kullanıldığını öne sürüyor. Bu durum, askeri tüketim hızı ile sanayi üretim kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Çin, Tayvan ve Güney Çin Denizi çevresinde caydırıcı dengeyi değerlendirirken bu tür göstergeleri yakından izliyor.

gthyj
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Eylül 2025’te Pekin’deki “Halk Salonu”nda İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ı kabul ederken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Sorun yalnızca ABD stoklarının azalması değil; Pekin’e sembolik ve operasyonel manevra alanı da sağlanıyor. Washington Post’un yayımladığı bir rapor, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki ihtilaflı alanlarda dolgu ve inşaat çalışmalarını artırdığını, bölgesel güçlerin ise daha gergin ve ABD’nin tüm cepheleri aynı anda güvence altına alabileceğine daha az inançlı olduğunu aktarıyor. Ancak bu alan açma durumu, Pekin’e açık bir zafer garantisi sunmuyor; sadece daha fazla baskı uygulama fırsatı veriyor.

Ekonomik değerlendirme

İkinci yol, ekonomik açıdan daha karmaşık. Çin, son yıllarda petrol ve diğer stratejik malların stoklarını artırmak için yoğun yatırımlar yaptı; bu, Şi Cinping’in sık sık tekrarladığı “en kötü senaryolar” uyarılarıyla uyumlu.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığı analize göre, Pekin’in petrol stokları şu an 1,1–1,4 milyar varil arasında, bazı tahminler ise 2 milyar varili aşıyor. Bu miktar, Çin’in günlük ithalatının 100 günü aşkın bölümünü karşılayabilir ve onu geçici arz şoklarına karşı diğer Asya ekonomilerinden daha iyi hazırlıklı hale getiriyor.

grth
Çin’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi, 12 Mart’ta Güvenlik Konseyi’nde İran’a yaptırım uygulanmasına karşı oy kullanırken (Reuters)

Buna ek olarak, Çin sadece stok biriktirmekle kalmadı, kriz yönetimi araçlarını da kullanıyor. Mart ayında rafine yakıt ihracatını durdurarak iç pazarı korudu, gübre stoklarını erken serbest bırakarak arz eksikliklerini ve fiyat artışlarını dengelemeye çalıştı. Büyük rafineriler ise daha az karlı petrokimyasal ürünler yerine yerel yakıt üretimine yöneldi. Bu adımlar, Çin’in dış şokların toplumsal ve endüstriyel iç yansımalarını önlemeye yönelik erken ve savunmacı bir mantıkla hareket ettiğini gösteriyor.

thyj67u
Şi, 14 Şubat’ta Pekin’de eski İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’yi kabul ederken (AP)

Ancak bu koruma mutlak değil; Çin’in petrol ithalatının yaklaşık üçte biri ve gaz ithalatının yaklaşık dörtte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Reuters, Çin’in petrol arzının yaklaşık yarısının Körfez bölgesinden geldiğini ve Asya’nın genelinde petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ının Ortadoğu’ya bağlı olduğunu bildiriyor. Bazı Çin veya İran sevkiyatları boğazdan geçmeye devam etse de, uzun süreli veya neredeyse tam bir kapanma nakliye ve sigorta maliyetlerini artırır, rafineri kâr marjlarını baskılar ve gaz, gübre, kükürt ve metanol gibi hammadde tedarik zincirlerini aksatır. Uluslararası Enerji Ajansı, mevcut durumu tarihin en büyük petrol tedarik kesintisi olarak nitelendiriyor ve bu ay dünya arzının günde yaklaşık 8 milyon varil azalmasının beklendiğini vurguluyor. Bu, sorunun artık geçici bir fiyat dalgalanması olmadığını gösteriyor.

ABD ile güç dengesizliği

İşte Çin’in kazancının sınırları burada ortaya çıkıyor. Pekin, savaşı diplomatik olarak kullanabilir ve bazı Asya ülkelerinin tam olarak ABD’ye bağımlı olmak yerine daha fazla “kendine yeterlilik” arayışına yönelmesini teşvik edebilir. Ayrıca kriz, Çin’in Rusya ile enerji bağlarını derinleştirmesine yol açabilir; geçtiğimiz yıl Sibirya-1 hattı üzerinden Çin’e yapılan ihracat 38,8 milyar metreküpe ulaştı ve Sibirya-2 projesi fiyat anlaşmazlıklarına rağmen gündemde duruyor. Çin’in rafinerileri de daha önce İran ve Rusya’dan ucuz petrol stokları biriktirmişti, bu kısa vadeli bir tampon sağladı.

Ancak bunların hepsini büyük bir stratejik kazanca çevirmek üç sınırlama ile karşılaşıyor:

Çin’in ABD’nin aksine küresel deniz ve askeri hareket özgürlüğü yok; enerji yollarını uzun süreli çatışmada güvence altına almak için yeterli değil.

ABD’nin dikkatinin dağılması Çin’in kapsamlı güç farkını ortadan kaldırmıyor; bu fark hem askeri yayılma, hem ittifak ağları, hem finansal ve denizcilik teknolojilerinde hâlâ mevcut.

Çin’in kendisi doğrudan çatışmaya girmekten çekiniyor; zira zaten yavaşlayan ekonomisi uzun ve maliyetli enerji şoklarını karşılamaya daha az hazır.

Bu nedenle Çin, şu ana kadar savaşı saldırgan biçimde kullanmaktan çok, risk yönetimine odaklanmış görünüyor. Bazı sevkiyatların geçişini güvence altına almak, yakıtı iç piyasada tutmak ve stokları dikkatli kullanmak gibi adımlar atıyor; ancak küresel güç dengelerini tersine çevirdiğine dair kendinden emin bir tutum sergilemiyor.

Sonuç

Özetle, Çin İran savaşından gerçekten fayda sağlıyor; ancak bu fayda doğrudan veya ücretsiz değil. ABD’nin dikkatinin dağılmasından, Asya’daki güvenin sarsılmasından ve ABD’nin tüketilmesinin açtığı boşluktan kazanç elde ediyor. Aynı zamanda, enerji güvenliği ve stokların endüstriyel esnekliğe dönüşümü konusunda ciddi bir sınavla karşı karşıya.

Bugün Çin, “endişeli kazanan” konumunda: diplomatik olarak daha güçlü, ancak ekonomik veya stratejik olarak sınırsız değil; dış şoklara karşı nispeten dayanıklı, fakat tamamen etkilenmez durumda değil.


Trump, stratejik petrol rezervinden 172 milyon varil petrolün serbest bırakılması talimatı verdi

Teksas eyaletindeki bir petrol sahasında bulunan petrol pompaları (AFP)
Teksas eyaletindeki bir petrol sahasında bulunan petrol pompaları (AFP)
TT

Trump, stratejik petrol rezervinden 172 milyon varil petrolün serbest bırakılması talimatı verdi

Teksas eyaletindeki bir petrol sahasında bulunan petrol pompaları (AFP)
Teksas eyaletindeki bir petrol sahasında bulunan petrol pompaları (AFP)

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Başkan Donald Trump’ın stratejik petrol rezervlerinden 172 milyon varil petrolün serbest bırakılmasına izin verdiğini açıkladı. Bu adımın, enerji fiyatlarındaki artışı kontrol altına almak ve küresel piyasaların güvenliğini sağlamak amacı taşıdığı bildirildi.

Wright resmî açıklamasında, serbest bırakmanın gelecek hafta başlayacağını ve tedarik işlemlerinin yaklaşık 120 gün süreceğini belirtti. Bu hamle, Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) üye 32 ülke arasında yapılan tarihî ve kapsamlı bir anlaşmanın parçası olarak, toplam 400 milyon varil petrol ve rafine ürünün serbest bırakılmasını kapsıyor.

İran’a caydırıcı bir mesaj

Wright, bu kararı doğrudan İran’ın hareketleriyle ilişkilendirerek, Tahran ve destekçilerinin uyguladığı ‘enerji şantajı’ döneminin sona erdiğini vurguladı. Wright, “Son 47 yıldır enerji güvenliğimizi tehdit etmeye ve Amerikalıları hedef almaya çalıştılar. Ancak Başkan Trump liderliğinde, Amerikalıların enerji güvenliğinin her zamankinden daha güçlü olduğunu dünyaya gösteriyoruz” dedi.

Wright ayrıca stratejik rezervin, serbest bırakılan miktardan daha fazlasıyla yeniden inşa edilmesine yönelik planları da açıkladı. ABD, önümüzdeki yıl boyunca depolara yerleştirmek üzere 200 milyon varil petrol satın almayı taahhüt etti; bu, serbest bırakılan miktardan yüzde 20 daha fazla. Wright, bu işlemin Amerikan vergi mükellefine herhangi bir maliyet yaratmayacağını, fiyat farkları ve vadeli işlemler üzerinden yapılacak stratejik alımlarla maliyetin karşılanacağını belirtti.


Uluslararası Enerji Ajansı’nın planı... ‘Rezerv’ variller petrol fiyatlarının yükselişini durdurmada başarılı olacak mı?

Doğu Çin’in Shandong eyaletindeki Qingdao limanında bir petrol tankeri ham petrol yükünü boşaltıyor. (AFP)
Doğu Çin’in Shandong eyaletindeki Qingdao limanında bir petrol tankeri ham petrol yükünü boşaltıyor. (AFP)
TT

Uluslararası Enerji Ajansı’nın planı... ‘Rezerv’ variller petrol fiyatlarının yükselişini durdurmada başarılı olacak mı?

Doğu Çin’in Shandong eyaletindeki Qingdao limanında bir petrol tankeri ham petrol yükünü boşaltıyor. (AFP)
Doğu Çin’in Shandong eyaletindeki Qingdao limanında bir petrol tankeri ham petrol yükünü boşaltıyor. (AFP)

Wall Street Journal, konuya vakıf yetkililere dayandırdığı haberinde, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) tarihindeki en büyük petrol rezervi açılımını değerlendirdiğini duyurdu. Söz konusu adım, mevcut çatışmanın yol açtığı piyasa dalgalanmalarını yatıştırmayı amaçlayan önleyici bir girişim olarak öne çıkıyor. Önerilen miktarın 182 milyon varili aştığı, bu rakamın 2022’deki Ukrayna krizinde gündeme gelen rezerv açılımıyla eşdeğer olduğu belirtiliyor; bu da uluslararası endişenin boyutunu yansıtıyor. G7 enerji bakanlarının ise planı hemen uygulama konusunda anlaşamadığı, IEA’nın durumu daha derinlemesine değerlendirmesini talep ettiği kaydedildi. Ancak planın sızması, Brent ve WTI ham petrol vadeli işlemlerinde geçici bir düşüşe yol açtı. Beyaz Saray’ın, savaşın sanki ‘son bulmuş’ gibi gösterilmesiyle piyasa aktörlerinin paniğini hafifletmeye çalıştığı ifade edildi.

Planın sızmasının ardından fiyatlarda yaşanan geçici düşüş, stratejik olarak bu rezerv açılımının sahadaki jeopolitik gerçeklerle ne kadar etkili olacağı sorusunu gündeme getirdi. Bu noktada, ‘Depolardaki variller, Hürmüz Boğazı’ndaki küresel petrol akışını telafi edebilir mi? Batılı ülkeler, deniz yollarının haftalarca veya aylarca tıkanması durumunda gerekli dayanıklılığı gösterebilir mi?’ soruları önem kazanıyor.

Acil durum rezervleri: Tarihle yüzleşmek için yeterli mi?

IEA’nın 32 üye ülkesi, ajansın koordine ettiği acil durum rezervlerinde toplam 1,2 milyar varil petrol bulunduruyor. Paris merkezli IEA, bugüne kadar beş kez bu tür rezerv açılımı müdahaleleri gerçekleştirdi: 1991 Birinci Körfez Savaşı öncesi, 2005’te Rita ve Katrina kasırgalarının ardından, 2011’de Libya iç savaşı sırasında ve 2022’de Ukrayna savaşının yol açtığı piyasa dalgalanmalarına karşı iki kez.

sdfhy
Kaliforniya’nın McKittrick kentindeki Belridge petrol sahasında bazı petrol pompaları çalışırken bazıları atıl durumda (AFP)

IEA üyeleri arasında en büyük rezerv ABD’de bulunuyor. Ülke, Meksika Körfezi kıyısı boyunca dört yüksek güvenlikli tesiste 700 milyon varilden fazla petrol depolayabiliyor. ABD Enerji Bakanlığı verilerine göre, bu depolar şu anda yaklaşık 415 milyon varil ile dolu; yani kapasitenin sadece yüzde 60’ı kullanılıyor. Bu durum, eski Başkan Joe Biden döneminde Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından yapılan rekor çekimlerle oluşmuştu.

Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin ise son yıllarda stratejik rezerv kapasitesini artırmış görünüyor. Columbia Üniversitesi’ne bağlı Küresel Enerji Politikası Merkezi tahminlerine göre, Çin’in stratejik stoklarında yaklaşık 1,4 milyar varil ham petrol bulunuyor.

Uluslararası bölünme: Geri çekilme bir zorunluluk mu yoksa bir kumar mı?

Diplomatik açıdan planın hayata geçirilmesi kolay ilerlemedi. G7 enerji bakanları dün yaptıkları toplantıda rezervlerin serbest bırakılması konusunda hemen anlaşamadı ve IEA’dan önce durumu kapsamlı şekilde değerlendirmesini talep etti. Fransa, grup içinde aceleci adımlara karşı çıkan başlıca ülkelerden biri olarak öne çıktı; Fransa Maliye Bakanı, grubun henüz rezervlerin çekilmesini gerektiren noktaya ulaşmadığını belirterek, diğer bazı ülkelerin koordineli serbest bırakma önerilerini desteklemesine rağmen temkinli olmayı tercih etti.

Pazartesi günü yapılan G7 maliye bakanları toplantısında da, stratejik petrol rezervlerinden çekim kararı için henüz uygun bir aşamaya gelinmediği vurgulandı; ancak bakanlar bu konuda hazır olduklarını ifade etti.

78o
Kaliforniya’daki Belridge petrol sahasında bulunan bir petrol pompası (AFP)

ABD cephesinde ise Başkan Donald Trump, Amerikan rezervlerinden petrol serbest bırakma konusunda tereddüt gösterdi. Trump ve Enerji Bakanı Chris Wright, yüksek enerji fiyatlarını geçici olarak değerlendirdi.

Diğer yandan Japonya petrol stoklarını çekime hazırlamak için depolama talimatları verdi; Nikkei gazetesi bu adımı, ülkenin bağımsız hareket edebileceğine işaret olarak yorumladı, ancak Japon hükümeti henüz resmi bir karar alınmadığını belirtti. Hindistan ise 9 Mart’ta yaptığı açıklamada, stratejik rezervlerinden çekim yapmayı planlamadığını duyurdu.

Rezervler krizi çözebilir mi?

EuroIntelligence sitesi, ABD yönetiminin bu savaşta asıl ‘rakiplerinin’ Brent ve WTI ham petrol fiyatları olduğunu belirtiyor. Şarku’l Avsat’ın EuroIntelligence’ten aktardığı analize göre esas sorun Hürmüz Boğazı’nda yatıyor; buradan günde yaklaşık 20 milyon varil, yani deniz yoluyla taşınan küresel ham petrol tüketiminin beşte biri geçiyor. Analiz, stratejik rezervlerden müdahale girişimlerinin büyük bir krizle karşılaşacağını vurguluyor. IEA üyesi ülkelerin toplam rezervleri, esasen deprem, büyük savaş veya benzeri acil durumlar için ayrılmış olup, petrol fiyatlarının 100 doları geçmesi durumunda sınırlı bir fiyat baskısı oluşturmak için kullanılmak üzere tasarlanmamış durumda. Hürmüz Boğazı’ndan tam bir arz kesintisi yaşanması halinde, mevcut rezervler dünya için yalnızca 120 gün yeterli olacak; bu süre sonunda Batının enerji ‘silahı’ tamamen tükenmiş olacak.

Durum, rezervlerin yapısal özellikleri göz önüne alındığında daha da karmaşıklaşıyor. EuroIntelligence, ülkeler arasında rezerv yönetiminde büyük farklılıklar bulunduğunu belirtiyor. Örneğin Fransa hükümetinin stoklar üzerinde tam kontrolü bulunurken, İngiltere’de hükümet doğrudan rezerv sahibi değil ve özel sektörün stoklarına bağımlı. Ayrıca rezervlerin önemli bir kısmı, operasyonların istikrarını korumak için boru hatları içinde bulunuyor; bu da rezervlerin hemen çekilmesini pratikte imkânsız kılıyor.

Buna ek olarak ‘yeniden doldurma’ sorunu da gündemde. Bugün çekilen her miktar için Batılı ülkeler daha sonra piyasadan petrol satın almak zorunda kalacak; bu da Körfez ülkeleri üretimlerini tekrar devreye sokarken piyasada ciddi bir satın alma baskısı yaratacak ve piyasayı teknik olarak ‘mat pozisyonuna’ sokarak kolay bir çıkış yolu bırakmayacak.

Lojistik ikilemi

Stratejik rezervlerin serbest bırakılmasının etkinliği tartışılırken, zaman faktörü ‘gizli fiziksel bir kısıt’ olarak öne çıkıyor. Rezervlerin açılması, yalnızca siyasi bir karar alınıp düğmeye basılmasıyla gerçekleşen bir işlem değil; lojistik açıdan karmaşık bir süreç ve petrolün piyasalara ulaşması en az iki-üç hafta sürüyor. Karar alındıktan sonra, tesislerin pompalama için hazırlanması gerekiyor, ardından boru hatlarıyla limanlara taşınması ve oradan rafinerilere sevk edilmesi aşamaları geliyor.

ABD Stratejik Petrol Rezervi’nden günlük maksimum çekim kapasitesi yaklaşık 4,4 milyon varil. ABD Enerji Bakanlığı verilerine göre, başkanlık kararının ardından petrolün depolardan açık piyasaya ulaşması 13 gün sürüyor. Ayrıca lojistik engeller de bulunuyor. Trump yönetimi, rezervleri tekrar doldurma çabası içindeydi ve başkan stokları ‘tam kapasite’ ile dolduracağını taahhüt etmişti; ancak rezervler, aynı anda hem petrol alıp hem çıkarmak üzere tasarlanmamış durumda. Eski Başkan Biden döneminde başlatılan çekimlerin tesislere zarar verdiği ve onarım çalışmalarının halen sürdüğü de bildirildi.

fgthyjuı
ABD’nin Shoreline kentindeki bir benzin istasyonunda benzin ve dizel fiyatlarını gösteren bir tabela (DPA)

Bu zaman farkı, piyasaların birkaç hafta boyunca ani dalgalanmalara karşı savunmasız kalacağı anlamına geliyor. Tüketiciler arz artışının somut etkisini hissetmeden önce geçen süre, stratejik rezervlerin daha çok ‘psikolojik bir caydırıcı’ işlevi görmesini sağlıyor; ani fiyat yangınlarını teknik olarak söndürmekten ziyade piyasaya güven verme aracına dönüşüyor.

Fiyatı belirleyen üç kısıtlama

Oil Price sitesi, fiyatları yalnızca masa başı kararlarla kontrol etmenin önünde üç temel engel bulunduğunu vurguluyor. Birincisi, Hürmüz Boğazı’ndan kaybedilen akışın yalnızca küçük bir kısmını telafi edebilen ‘fazla kapasitenin’ aşınması. İkincisi, talep esnekliği; ham petrol fiyatları varil başına yaklaşık 120 dolara yaklaşmış durumda ve tarihsel olarak bu seviye ‘resesyon tetikleyici’ olarak kabul ediliyor, şirketler ve tüketiciler faaliyetlerini zorunlu olarak kısıyor. Üçüncü engel ise ABD Stratejik Petrol Rezervi’nin 415 milyon varile düşmesi; bu, yirmi yıl önceki gücünü kaybettiği anlamına geliyor ve Washington’un uzun vadeli manevra kapasitesini sınırlıyor.

Analistler, diplomatik çözümler başarısız olursa ve yapısal tıkanıklık devam ederse karamsar senaryoların gündeme geleceğini belirtiyor. Bölgedeki petrol işleme altyapısı zarar görürse fiyatların varil başına 140 doları aşabileceği öngörülüyor. Bu durumda sorun yalnızca fiyat artışı değil; aynı zamanda ulaşım ve tarım sektörlerinin tamamen dizel gibi rafine ürünlere bağımlı olması nedeniyle küresel ölçekte varil sıkıntısı da yaşanacak. Bu bağlamda IEA’nın planı, analistlere göre piyasaya zaman kazandırmaya yönelik bir girişim gibi görünüyor. Zira kriz, deniz yolları sürekli güvence altına alınmadığı sürece ülkelerin kontrol kapasitesini aşıyor.