Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

Fed, arz şoklarına karşı koymak için 8 milyar dolarlık bir ‘para basma makinesini’ devreye soktu

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
TT

Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)

Hala Sağbini

Dünya, koronavirüs salgınının ardından ‘kolay para’ sayfasını kapatmaya hazırlanırken, Ortadoğu’daki çatışma ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel para piyasalarını yeniden karıştırdı. En dar noktasında genişliği 29 deniz milini aşmayan bu boğazdan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve gaz geçiyor; bu miktar, dünya tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor. Bugün, tehditler ve saldırılar nedeniyle bu kritik geçiş hattının tıkanmasıyla hükümetler, acil durum desteği adı altında tekrar milyarlarca dolar pompalamak zorunda kaldı.

Bu tablo, salgın sırasında uygulanan geniş çaplı hükümet müdahalesi senaryosunu tekrar ederken, merkez bankalarını hem enflasyon hem de derin bir durgunluk arasında ‘çifte kâbusla’ karşı karşıya bırakıyor.

Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)

Bu gelişme, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Aralık 2025’te, niceliksel sıkılaştırma programını sonlandırıp bütçesini 6,5 trilyon dolar seviyesinde sabitleyeceğini açıklamasından sadece birkaç ay sonra yaşandı. Bu adım, ‘parasal normale dönüş’ sürecinin son halkası olarak değerlendirilmişti.

Söz konusu bütçe hâlâ salgın öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 60 üzerinde; Aralık 2019’da 2,44 trilyon dolardı. Ancak, petrol altyapısına yönelik doğrudan saldırılar farklı bir tablo ortaya koydu. Salgın sırasında likidite bireylere destek için yönlendirilmişken, bugün hükümetler kaynaklarını enerji altyapısındaki hasarları onarmak ve özellikle Hürmüz Boğazı’nda takılı kalan dünya gübre ihracatının yüzde 30’u dikkate alınarak gıda tedarik zincirlerini güçlendirmek için kullanıyor.

Fed, piyasalar açılmadan önce 8,07 milyar dolar likidite sağladığını duyurdu. Bu adım, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yarattığı güven kaybı endişeleri arasında, Wall Street’in açılışı öncesinde piyasalar için bir nakit yastığı sağlama amacı taşıyan yeni bir niceliksel gevşeme döneminin başladığına işaret ediyor.

 ABD Merkez Bankası (FED) binası (Reuters)ABD Merkez Bankası (Fed) binası (Reuters)

Likidite yarışı

Fed bu sürecin tek aktörü değildi. Hürmüz Boğazı’ndaki abluka sürerken, büyük ekonomik güçler, fiyat şoklarını hafifletmek ve tedarik zincirlerinin durmasını önlemek için doğrudan mali destek paketleri açıkladı. Örneğin Avrupa Komisyonu, sanayi şirketlerini aşırı gaz maliyetlerinden korumak ve toplu işten çıkarmaları önlemek amacıyla 45 milyar euro değerindeki Enerji İstikrar Fonu’nu devreye aldı.

Japonya, çatışma bölgesinden uzakta alternatif nakliye maliyetlerini desteklemek ve stratejik petrol stoklarını güvence altına almak için 3,2 trilyon yen (yaklaşık 21 milyar dolar) değerinde acil durum paketi uygulamaya koydu. Bu adım, yerel yakıt fiyatlarının istikrarını koruma hedefi taşıyor. İngiltere ise haneler ve küçük işletmeler için ‘enerji kredisi’ niteliğinde 12 milyar sterlin ayırdı; bu adım, sıvılaştırılmış gaz kesintisi nedeniyle ısınma ve elektrik faturalarındaki beklenen artışa karşı önlem olarak planlandı.

Filipinler ise ulaşım ve tarım sektörlerine doğrudan destek olarak 850 milyon dolarlık kaynak ayırdı. Bu önlem, merkez bankasının hedeflerinin üzerinde gerçekleşen enflasyon nedeniyle, yaşam maliyetlerindeki artışın yol açabileceği sosyal huzursuzlukları önlemeyi amaçlıyor.

Geri dönmek

Mevcut durumun ciddiyeti, 2020-2022 yılları arasında dünyada yaşanan tarihî likidite hacmi göz önüne alınmadan anlaşılamaz. Koronavirüs salgınının zirve yaptığı dönemde, Fed’in bütçesi rekor seviyeye çıkarak 9 trilyon dolara ulaştı; bu, ABD gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 35’ine denk geliyor.

Büyük merkez bankaları da bu sürecin dışında kalmadı. Avrupa Merkez Bankası, Acil Alım Programı (PEPP) kapsamında 1,8 trilyon eurodan fazla likidite sağlarken, İngiltere Merkez Bankası’nın tahvil alımları yaklaşık 895 milyar sterlini buldu.

Likidite hamlesi yalnızca Atlantik’in iki yakasında sınırlı kalmadı. Uzak Doğu’da Japonya Merkez Bankası bütçesi rekor kırarak 730 trilyon yen sınırını aştı; bu, ülke gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 135’ine denk geliyor. Çin Halk Bankası ise küresel ticaretin aksamasını önlemek için 1,2 trilyon yuan (yaklaşık 174 milyar dolar) sağladı.

Bugün bu rakamlar, finans çevrelerinde korkutucu bir referans noktası olarak görülüyor; analistler, petrol varil fiyatının 130 dolara dayanmasıyla birlikte bu merkez bankalarının yeniden büyük miktarlarda para pompalayarak piyasayı destekleme olasılığından endişe duyuyor.

Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)

Enflasyon ve durgunluk arasında

‘Çifte kâbus’ olarak tanımlanan durum, para politikası yapıcılarının neredeyse tamamen hareket kabiliyetini kaybetmesine işaret ediyor. Bir yandan fiyatlardaki patlama, faizlerin sert şekilde artırılmasını gerektiren ‘ithal enflasyon’ baskısı yaratırken; diğer yandan maliyetlerdeki keskin artış, gelirinin yüzde 88’ini gıda, enerji ve barınmaya harcayan düşük gelirli kesimler üzerinde ağır bir yük oluşturuyor ve bu durum, tüketici borçlarında kriz riskini artırıyor. ABD’de, çatışmanın ilk 100 saatinde bütçe açığının 3,7 milyar dolar artması dikkat çekerken, 10 yıllık tahvil getirileri de 31 baz puan yükseldi.

Bu çelişkili tablo, faiz artışlarını etkisiz bir araç haline getiriyor. Zira faiz artırımı kapalı bir boğazı açamazken, faiz indirimi ise kontrol edilmesi zor bir enflasyon dalgasını tetikleyebilir. Bu nedenle analistler, dalgalı seyreden tahvil piyasalarını desteklemek amacıyla teknik nitelikli bir niceliksel gevşeme sürecine yeniden dönülebileceğini öngörüyor.

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)

‘Coğrafya’ para politikasını belirlediğinde

Para politikalarında zorunlu gevşemeye dönüş, merkez bankalarının bağımsızlığını tartışmaya açarken, küresel tahvil piyasalarında kalıcı bozulma riskini de beraberinde getiriyor. 2025 sonuna kadar bilançoları küçültmek ve fazla likiditeyi çekmek için yoğun çaba harcayan merkez bankaları, bugün jeopolitik zorunlulukların ‘rehinesi’ haline gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası deniz yollarının açılıp kapanmasına ilişkin kararların, döviz kurları ve enflasyon üzerindeki etkisinin; ABD istihdam verileri ya da Jerome Powell ve Christine Lagarde’ın açıklamalarından daha belirleyici hale geldiği görülüyor.

Bu gelişmelerle birlikte dünya, ‘enflasyonla mücadele’ döneminden çıkarak daha geniş çaplı bir ‘kriz yönetimi’ sürecine giriyor. Ortaya çıkan tablo, 1970’lerin stagflasyon dönemini hatırlatırken, mevcut krizi daha karmaşık kılan önemli farklar bulunuyor. Bugün maliyet yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmıyor; küresel havacılık sektöründeki aksamalar ve bölgedeki büyük teknoloji veri merkezlerinin zarar görmesi gibi etkiler de krizi derinleştiriyor.

Yaşananlar, ekonomik belirsizliğin en üst seviyeye ulaştığı bir döneme işaret ediyor. Geleneksel ekonomi teorileri sahadaki gelişmeler karşısında yetersiz kalırken, merkez bankaları bir yandan fiyat artışlarını kontrol altına almaya çalışıyor, diğer yandan ise zaten pandemi döneminden kalma yüksek borç yükü altındaki ekonomilere yeni likidite sağlamak zorunda kalıyor. Sonuç olarak, küresel para politikasının yönünü artık ekonomik göstergelerden çok jeopolitik gelişmeler belirliyor; ekonomi ise giderek bu sürecin pasif izleyicisi konumuna itiliyor.



Çin, Ukrayna savaşı sonrası Rus enerji sektörünün finansal can damarına nasıl dönüştü?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’de Çin liderinin resmi konutu olan Zhongnanhai yerleşkesinde yürürken görülüyor - Eylül 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’de Çin liderinin resmi konutu olan Zhongnanhai yerleşkesinde yürürken görülüyor - Eylül 2025 (Reuters)
TT

Çin, Ukrayna savaşı sonrası Rus enerji sektörünün finansal can damarına nasıl dönüştü?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’de Çin liderinin resmi konutu olan Zhongnanhai yerleşkesinde yürürken görülüyor - Eylül 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’de Çin liderinin resmi konutu olan Zhongnanhai yerleşkesinde yürürken görülüyor - Eylül 2025 (Reuters)

Çin, 2022’de Ukrayna’daki savaşın başlamasından bu yana Rus petrolü ve gazı alımlarını dikkat çekici ölçüde artırdı. Bu gelişme, Moskova ile Pekin’in savaşın başlamasından yalnızca birkaç gün önce ilan ettiği “sınırsız ortaklık” çerçevesinde gerçekleşti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Enerji alanındaki iddialı ilişkiler dosyası, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında çarşamba günü Pekin’de gerçekleştirilecek zirvenin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Görüşmeler, küresel enerji tedarik haritasında yaşanan dramatik dönüşümlerin gölgesinde yapılıyor.

Doğal gaz sektöründe Rus enerji devi Gazprom, yaklaşık 3 bin kilometre uzunluğundaki “Sibirya’nın Gücü” boru hattı üzerinden Çin’e gaz sevkiyatı gerçekleştiriyor. Toplam değeri 400 milyar dolara ulaşan ve 30 yıllık tarihi anlaşma kapsamında yürütülen proje, 2019’un sonunda devreye alınmıştı.

Bu hat üzerinden yapılan ihracat, 2025 yılında yaklaşık dörtte bir oranında artarak 38,8 milyar metreküpe ulaştı ve hattın başlangıçta planlanan yıllık 38 milyar metreküplük kapasitesini aştı.

Putin’in geçen yıl eylül ayında Çin’e yaptığı ziyaret sırasında iki ülke, bu güzergâhtan yıllık sevkiyatı ilave 6 milyar metreküp artırarak toplamda 44 milyar metreküpe çıkarma konusunda anlaşmıştı. Buna paralel olarak, Şubat 2022’de yapılan bir başka anlaşma kapsamında Çin, Rusya’nın Uzak Doğu’daki Sahalin Adası’ndan geçecek boru hattı aracılığıyla 2027’ye kadar yılda 10 milyar metreküpe kadar gaz satın almayı taahhüt etmişti. Daha sonra bu hedef 12 milyar metreküpe yükseltildi.

Buna rağmen Rusya’nın Çin’e yaptığı gaz ihracatı, Moskova’nın 2018 ve 2019 yıllarında Avrupa’ya yıllık sevk ettiği rekor düzeydeki 177 milyar metreküplük hacimle karşılaştırıldığında hâlâ sınırlı kalıyor.

Avrupa’ya alternatif arayışı ve Sibirya’nın gücü 2 müzakereleri

Rusya’nın Avrupa Birliği’nin gaz ithalatındaki payı, Ukrayna savaşı sırasında özellikle boru hattı sevkiyatlarında sert şekilde geriledi. Rusya geçen yıl Avrupa Birliği’nin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedarikçileri arasında yüzde 16’lık payla ikinci sıradaki yerini korusa da birlik için ana tedarikçi konumundaki ABD ile arasındaki fark önemli ölçüde açıldı.

Bu tablo karşısında Rusya ile Çin, Moğolistan üzerinden yılda 50 milyar metreküp gaz taşıma kapasitesine sahip yeni “Sibirya’nın Gücü 2” boru hattı projesi için karmaşık müzakereleri sürdürüyor. Gazprom’un 2020’den bu yana fizibilite çalışması yürüttüğü proje, Rusya’nın Avrupa’daki ana pazarını kaybetmesinin ardından Çin’e yönelmesiyle birlikte stratejik önem kazandı.

f4t5y
Çin’in Şangay kentindeki bir mağaza, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trumpın portrelerinin de aralarında bulunduğu, geleneksel Çin tarzında hazırlanmış ünlü figürlere ait görseller satıyor (EPA)

Gazprom CEO’su Alexey Miller, projeye ilişkin “hukuken bağlayıcı bir memorandum” imzalandığını açıklasa da nihai sözleşme henüz sonuçlandırılamadı.

Öte yandan Rusya’nın Çin’e deniz yoluyla yaptığı LNG ihracatı geçen yıl yüzde 18,2 artarak 9,79 milyon tona yükseldi. Çin gümrük verilerine göre Rusya, Avustralya ve Katar’ın ardından Çin’in üçüncü büyük LNG tedarikçisi oldu. Çin ise dünyanın deniz yoluyla taşınan en büyük gaz ithalatçısı konumunda bulunuyor.

2026’nın başında petrol satışlarında rekor artış

Petrol sektöründe ise Çin, deniz ve boru hatları üzerinden taşınan Rus petrolünün en büyük müşterileri arasında yer almayı sürdürüyor. Batı yaptırımlarına rağmen Rus petrol ihracatı yüksek seviyelerini korudu.

Çin’in Rusya’dan yaptığı petrol ithalatı 2025 yılında günlük yaklaşık 2,01 milyon varile, toplamda ise 100,72 milyon tona ulaştı. Bu rakam önceki dönemlere kıyasla yüzde 7,1’lik hafif bir gerilemeye işaret etse de, Rus petrolü Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 20’sini oluşturdu.

2026’nın ilk aylarında ise Rusya Devlet Başkanı’nın dış politika danışmanı Yuri Ushakov, Rus petrol ihracatının yılın ilk çeyreğinde yüzde 35 artarak 31 milyon tona ulaştığını açıkladı.

grthyu67
İnsanlar, Gazprom tarafından Gulf of Finland kıyısında, Saint Petersburg’da kurulan dev Rusya bayrağının indirildiği sahil boyunca yürürken görülüyor (EPA)

Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin, ağırlıklı olarak Doğu Sibirya-Pasifik Okyanusu (ESPO) ham petrolünü satın alıyor. Bu petrol, Rus petrol sahalarını Çin rafinerilerine ve Rusya’nın Uzak Doğu’daki Kozmino Limanı’na bağlayan 4 bin 70 kilometrelik ESPO boru hattının “Skovorodino-Mohe” kolu üzerinden taşınıyor.

Rus petrol boru hattı işletmecisi Transneft, Kozmino Limanı üzerinden yapılan ihracatı artırmak amacıyla hattın kapasitesini genişletmek için çalışmalar yürüttüğünü ve projeyi 2029’a kadar tamamlamayı hedeflediğini açıkladı.

Çin ayrıca Pasifik Okyanusu’ndaki Sahalin Adası’ndan gelen petrolü de tüketiyor. Özellikle Sahalin karışımı ile “Sokol” petrol türleri öne çıkıyor. ESPO karışımı sevkiyatlar ise Temmuz 2025’te ihracat kapasitesinin günlük 1 milyon varile çıkarılmasının ardından yüksek seviyelerini korudu. Transneft hâlihazırda ihracatı bu seviyede sürdürüyor.

Bunlara ek olarak Rusya, Kazakistan üzerinden geçen “Atasu-Alaşankou” boru hattı aracılığıyla Çin’e petrol ihracatını yıllık 2,5 milyon ton artırma konusunda anlaşmaya vardı. Böylece toplam sevkiyat hacmi 12,5 milyon tona yükseldi.


İran'a yönelik saldırının askıya alınmasının ardından petrol fiyatları %2 düştü

Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler (AFP)
Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler (AFP)
TT

İran'a yönelik saldırının askıya alınmasının ardından petrol fiyatları %2 düştü

Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler (AFP)
Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Ortadoğu'daki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelere alan açmak için İran'a yönelik planlanan askeri operasyonu askıya aldığını duyurmasının ardından, petrol fiyatları bugün gerçekleşen Asya işlemlerinde %2'den fazla değer kaybetti.

Temmuz vadeli Brent ham petrolü kontratları 3,01 dolar veya %2,7 oranında düşerek varil başına 109,09 dolara geriledi.

Haziran vadeli ABD hafif petrolü WTI ise 1,38 dolar veya %1,3 kayıpla 107,28 dolardan işlem gördü. Haziran vadeli bu kontratın işlem süresi bugün dolarken, en aktif kontrat olan Temmuz vadeliler %2 düşüşle varil başına 102,32 dolara geriledi. Her iki gösterge petrolde bir önceki seansta mayıs başı ve nisan sonundan bu yana en yüksek seviyelerini kaydetmişti.

Trump: Anlaşma için çok iyi bir fırsat var

Başkan Trump dün yaptığı açıklamada, ABD'nin Tahran'ın nükleer silah edinmesini engelleyecek bir anlaşmaya varması için "çok iyi bir fırsat" olduğunu söyledi. Bu açıklamalar, Trump'ın görüşmelere şans tanımak amacıyla askeri harekâtı askıya aldığını duyurmasından birkaç saat sonra geldi.

Gelişmeleri değerlendiren KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, şunları kaydetti:

"Trump'ın sinyalleri ani baskıyı bir nebze hafifletmiş olsa da temel riskler varlığını koruyor. Piyasa şu an Trump'ın açıklamalarının gerçek bir yumuşama hamlesi mi yoksa sadece taktiksel bir ateşkes mi olduğunu izliyor. İran'ın nasıl yanıt vereceği, sahada fiilen nelerin yaşanacağı ve Hürmüz Boğazı'ndaki tanker hareketliliği, petrol fiyatlarının gelecekteki yönünü belirleyen ana unsurlar olacaktır."

Ortadoğu'da devam eden çatışmalar, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin taşındığı hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanmasına yol açtı ve arz kesintisi endişelerini ciddi şekilde artırdı.

Pakistan'ın ara buluculuk diplomasisi sürüyor

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün yaptığı açıklamada, Tahran'ın pozisyonunun Pakistan aracılığıyla ABD'ye iletildiğini belirtti, ancak daha fazla ayrıntı vermedi. İsmini açıklamak istemeyen Pakistanlı bir yetkili ise İslamabad'ın iki taraf arasında yeni bir teklif köprüsü kurduğunu doğruladı, ancak ilerlemenin hala yavaş olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre, Washington müzakereler süresince İran petrol ihracatına yönelik yaptırımları askıya almayı kabul etti. Ancak Amerikalı bir yetkili bu iddiayı tamamen yalanladı.

Rus petrolü muafiyeti uzatıldı, ABD stokları alarm veriyor

Diğer kontratlar ve diplomatik dosyalara bakıldığında; ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, "enerji sektöründe en çok zarar gören" ülkelerin deniz yoluyla Rus petrolü almaya devam edebilmeleri için yaptırım muafiyetini 30 gün daha uzattı.

ABD iç piyasasında ise Enerji Bakanlığı verileri, geçtiğimiz hafta Stratejik Petrol Rezervi'nden (SPR) 9,9 milyon varil ile rekor düzeyde bir çekim yapıldığını gösterdi. Böylece toplam stoklar yaklaşık 374 milyon varile gerileyerek Temmuz 2024'ten bu yana en düşük seviyesine indi.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol da süregelen sevkiyat aksamaları ve askeri operasyonlar nedeniyle ticari petrol stoklarının hızla eridiği ve kritik seviyedeki bu stokların artık sadece birkaç haftalık ihtiyacı karşılayabileceği konusunda uyarıda bulundu.


Sibirya’nın Gücü 2 Petrol Boru Hattı projesi, Putin ve Şi görüşmelerinin ana gündem maddesi

Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)
Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)
TT

Sibirya’nın Gücü 2 Petrol Boru Hattı projesi, Putin ve Şi görüşmelerinin ana gündem maddesi

Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)
Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bugün Çin'in başkenti Pekin'e resmi bir ziyarette bulunuyor. Kremlin, Rusya'nın Çin'e yönelik enerji ihracatını önemli ölçüde artırmayı hedefleyen bu ziyarete büyük bir umut bağlıyor.

Moskova'nın "görülmemiş derecede yüksek seviyede" olarak tanımladığı ikili ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan zirve, Putin'in Çin'e gerçekleştirdiği 25. ziyaret olma özelliğini taşıyor. Bu durum, Rus lider ile Çinli mevkidaşı Şi Cinping arasındaki kişisel bağların derinliğini de gözler önüne seriyor. Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump’ın dokuz yıl aradan sonra Çin’e yaptığı ilk ziyaretten sadece birkaç gün sonraya gerçekleşmesi ile diplomatik açıdan ayrı bir siyasi önem kazanmış durumda.

İki lider arasındaki "ciddi ve detaylı" görüşmelerin odak noktasını, ertelenen ve yıllık 50 milyar metreküp kapasiteye sahip olması planlanan «Sibirya'nın Gücü 2» gaz boru hattı projesi oluşturuyor. Bu proje, daha önce Avrupa'yı besleyen Rus yataklarındaki doğalgazı doğuya, yani Çin'e taşımayı amaçlıyor.

Analistler, Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı işgalin dördüncü yılında Rusya'da derinleşen ekonomik sorunlar göz önüne alındığında, Putin ve Şi'nin projede nihai bir anlaşmaya varma olasılığını yüksek görüyor. Bu proje, Avrupa pazarında kaybedilen ihracat payının bir kısmını telafi etmek adına Moskova'nın elindeki tek gerçek fırsat olarak değerlendiriliyor. Taraflar geçtiğimiz eylül ayında bir mutabakat zaptı imzalamış ve toplam fiyat ile satın alma taahhüt miktarı konusundaki anlaşmazlıklar sürse de Gazprom mühendisleri teknik tasarımlar üzerinde çalışmaya başlamıştı.

İran savaşı ve enerji şoku Çin'i çeşitlendirmeye itiyor

Mevcut jeopolitik koşullar, iki ülkenin yakınlaşmasında kritik bir rol oynuyor. Rusya, Çin'in ham petrol ithalatının yüzde 20'sini karşılayarak halihazırda ülkenin en büyük tedarikçisi konumunda bulunsa da Pekin yönetimi, tarihsel olarak enerji ihtiyacını güvenceye almak için Ortadoğu ve İran'a bağımlı durumdaydı. Nitekim Çin'in ithal ettiği petrolün üçte biri, gazın ise dörtte biri, şu anda ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşı nedeniyle kapalı olan Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor.

Bu kapanışın yol açtığı enerji krizi, Çin genelinde ciddi yakıt kıtlığına neden oldu. Bu durum, geçtiğimiz nisan ayında enflasyon oranlarında gözle görülür bir artışa ve yerel ekonomik faaliyetlerde ani yavaşlamaya yol açtı. Yaşanan bu şok, Pekin'e tedarik kaynaklarını çeşitlendirmesi ve Rus enerjisine aşırı bağımlılık konusundaki endişelerini bir kenara bırakması için güçlü bir motivasyon sağlıyor; her ne kadar uzmanlar Rusya'nın, Çin'in Ortadoğu'dan gelen tüm tedarikini tek başına ikame edemeyeceğini düşünse de.

Bu göstergelere rağmen piyasa gözlemcileri, «Sibirya'nın Gücü 2» hattındaki gaz fiyatının bu ziyaret sırasında netleşip netleşmeyeceği konusunda bazı şüpheler taşıyor. Pekin yönetimi, fiyatın Rusya iç pazarındaki gibi düşük ve sübvansiyonlu seviyelerde olması konusunda ısrar ediyor. Ayrıca Çin'in gaz tüketiminin halihazırda zirve noktasına ulaşmış olabileceği yönündeki endişeleri, uzun vadeli satın alma taahhütlerine girme konusunda tereddüt yaratıyor.

Buna rağmen uzmanlar, anlaşmanın imzalanması için mevcut zamanlamanın ideal olduğu görüşünde. Zira Çin, enerji açığını kapatmak için acilen kaynağa ihtiyaç duyarken, Rusya ise bütçesini finanse etmek adına yeni gelir kapıları aradığı kritik bir dönemeçten geçiyor.

Diplomatik koordinasyon ve masadaki 40 belge

Diplomatik cephede Kremlin, iki lider arasındaki düzenli yıllık görüşmeler dizisinin devamı olan bu ziyaretten büyük beklentiler içerisinde. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre liderlerin bu yıl çok taraflı zirvelerde üç kez daha bir araya gelmesi planlanıyor.

Rusya Devlet Başkanı'nın Siyasi Danışmanı Yuri Uşakov, Rusya ve Çin'in dış politika pozisyonlarının "esas itibarıyla aynı" olduğunu vurguladı. Uşakov, iki ülke arasındaki güçlü ilişkilerin Ortadoğu krizinin ortasında uluslararası ilişkilerde istikrara katkı sağladığını belirterek, Rusya'nın güvenilir bir enerji tedarikçisi, Çin'in ise sorumlu ve ana tüketici rolünü sürdürdüğünü ifade etti.

39 yetkiliden oluşan üst düzey Rus heyetinin yarın Çinli mevkidaşlarıyla kapsamlı görüşmeler yapması bekleniyor. Putin ve Şi, yaklaşık 40 ortak belge ve anlaşmanın imza törenine başkanlık edecek. Zirve, küresel meselelerin daha esnek bir ortamda ele alınacağı gayri resmi bir toplantıyla sona erecek.

Rusya Devlet Başkanı'nın ajandası, tarihi bağların derinliğini yansıtan sembolik bir buluşmaya da ev sahipliği yapacak. Putin, Çin'e 2000 yılında yaptığı ilk ziyaret sırasında henüz 10 yaşındayken kendisiyle fotoğraf çektiren Çinli  mühendisle bir araya gelecek. Çin Dışişleri Bakanlığı, bu adımın Pekin ile Moskova arasındaki stratejik ortaklığı daha derin seviyelere taşımak için gerçek bir fırsat olacağını vurguladı.