Küresel tedarik haritası yeniden şekilleniyor... Rota Suudi Arabistan’ı gösteriyor

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: Operasyonel esneklik ve güçlü altyapı, Suudi Arabistan’ı uluslararası sermayenin odak noktası haline getiriyor

Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)
Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)
TT

Küresel tedarik haritası yeniden şekilleniyor... Rota Suudi Arabistan’ı gösteriyor

Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)
Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)

Küresel tedarik zincirlerinin, artan jeopolitik gerilimler ve hayati geçiş hatlarındaki aksaklıkların etkisiyle benzeri görülmemiş bir yeniden yapılanma sürecinden geçtiği bir dönemde, özellikle Hürmüz Boğazı krizi bu dönüşümün başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu gelişmeler ışığında Suudi Arabistan, Doğu ile Batı arasında köprü kuran stratejik coğrafi konumu ve Vizyon 2030 hedefleri kapsamında güçlendirdiği gelişmiş lojistik altyapısı sayesinde ticari akışların yeniden konumlandırılmasında önemli aktörlerden biri olarak dikkat çekiyor. Bu durum, ülkeyi küresel şirketlerin lojistik yatırımları için başlıca merkezlerden biri haline getiriyor.

Söz konusu yeni tablo, yalnızca krizlere verilen geçici bir yanıt olmanın ötesine geçerek, daha güvenli ve istikrarlı merkezler arayan büyük uluslararası lojistik şirketleri için stratejik bir fırsata dönüşmüş durumda.

Uzmanlara göre, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarına olan bağımlılığın artması ve alternatif taşımacılık güzergâhlarının devreye alınmasıyla birlikte ülke, uluslararası tedarik zinciri haritasında kilit bir merkez ve sınır ötesi lojistik yatırımların yeni dönemine açılan bir üs konumunu pekiştiriyor.

Küresel lojistik merkezi

Lojistik hizmetleri uzmanı Neşmi el-Harbi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, büyük krizlerin yatırım haritalarını yeniden şekillendirdiğini, Hürmüz Boğazı’nın da bu durumun istisnası olmadığını belirtti. El-Harbi, “Ticari gemiler giderek artan şekilde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarına güvenli bir alternatif olarak yöneliyor. Bu da ülkenin altyapısının esnekliğini yansıtan bir lojistik dönüşüme işaret ediyor” dedi.

El-Harbi’ye göre bu somut dönüşüm, küresel lojistik şirketlerine açık bir mesaj veriyor: Suudi Arabistan yalnızca bir tüketim pazarı değil, aynı zamanda Vizyon 2030’un da hedeflediği üzere küresel bir lojistik merkez. Harbi, ülkenin Körfez lojistik entegrasyonu stratejisini devreye alarak komşu ülkeler için adeta bir can damarı haline geldiğini, ayrıca Körfez pazarlarına kendi toprakları üzerinden yönelen mallar için gümrük kolaylıkları ve vergi muafiyetleri içeren istisnai düzenlemeler yaptığını ifade etti.

Küresel şirketlerin her zaman öngörülebilir ve güvenilir bir ortam aradığını vurgulayan el-Harbi, “Krizin bu aşamasında Suudi Arabistan’ın sundukları, bu dengeyi sağladığını kanıtladı” değerlendirmesinde bulundu.

El-Harbi ayrıca Riyad’ın benzersiz bir stratejik coğrafi avantaja sahip olduğunu belirterek, “İki deniz cephesine (Basra Körfezi ve Kızıldeniz) sahip olması, bu kriz sürecinde birçok komşu ülkeye kıyasla öne çıkmasını sağladı” dedi.

Boru hattı

El-Harbi, Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’nın ihracatının, Doğu-Batı Boru Hattı’ndan sağlanan destekle günlük 3,8 milyon varile yükseldiğini açıkladı. Günlük yaklaşık 7 milyon varil kapasiteye sahip olan ve 1980’li yıllarda bu amaçla inşa edilen hat, bugün uzmanlar tarafından ‘dahiyane bir hamle’ olarak değerlendiriliyor.

Bölgesel entegrasyon kapsamında ise Şarika Limanı ile Umman ve Kuveyt limanlarıyla anında lojistik bağlantı anlaşmaları imzalandığını belirten el-Harbi, yük akışlarının Umman Denizi’nden Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarına yönlendirilerek buradan kara yoluyla taşındığını ifade etti. El-Harbi, “Bu operasyonel esneklik, ülkeyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri” dedi.

El-Harbi, önümüzdeki dönemde tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılacağını öngörerek, mevcut krizin Körfez lojistik entegrasyonu açısından gerçek bir dönüm noktası oluşturduğunu belirtti. El-Harbi ayrıca, daha esnek ve uyum kabiliyeti yüksek yeni güzergâhların ortaya çıktığını dile getirdi.

Krizlerin inovasyonu zorunlu kıldığını vurgulayan el-Harbi, Suudi Arabistan’da akıllı takip sistemleri ve risk yönetimi uygulamalarının kullanımında önemli bir artış beklediğini söyledi.

Körfez ülkelerinin artık krizin boyutunun yeni bir düşünce tarzı gerektirdiğinin farkında olduğunu belirten el-Harbi, “Hiç kimse koşulların çatışma öncesi döneme döneceğini öngörmüyor” dedi. El-Harbi, Suudi Arabistan’ın mevcut krizden önce de lojistik altyapısını Vizyon 2030 doğrultusunda geliştirdiğini, son gelişmelerin bu yaklaşımın doğruluğunu teyit ederek süreci hızlandırdığını ifade etti. Ülkedeki lojistik sektörünün, küresel ölçekte benzeri görülmemiş bir büyüme ve merkezleşme sürecine girdiğini sözlerine ekledi.

Operasyonel kapasite

Dijital dönüşüm ve lojistik hizmetler uzmanı Zeyd el-Cerba ise Suudi Arabistan’ın yalnızca ‘istisnai coğrafi konuma sahip bir ülke’ olarak değil, aynı zamanda ‘coğrafyayı operasyonel kapasiteye dayalı bir stratejiye ve giderek artan bir lojistik nüfuza dönüştürmeyi başaran bir aktör’ olarak öne çıktığını belirtti. El-Cerba, birçok kesimin Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklara risk penceresinden baktığı bir dönemde, Riyad’ın ‘sakin ama kararlı bir şekilde farklı bir gerçeklik inşa ettiğini; alternatif güzergâhlar, daha hazırlıklı limanlar, daha yüksek kapasiteli havalimanları ve bölgeye daha geniş hareket alanı sağlayan, tıkanma riskini azaltan bir lojistik bağlantı ağı kurduğunu’ ifade etti.

El-Cerba, Suudi Arabistan’ın avantajının yalnızca aynı anda hem Basra Körfezi’ne hem de Kızıldeniz’e kıyısı olmasından ibaret olmadığını vurgulayarak, ‘asıl farkın bu iki hattı pratikte birbirine bağlayabilme kapasitesinde yattığını, bunun da sadece coğrafi değil, nadir bulunan bir stratejik üstünlük olduğunu’ söyledi.

El-Cerba’ya göre Kızıldeniz limanları üzerinden gelen mallar, ülke içindeki ulaşım ağı aracılığıyla Körfez pazarlarına taşınabiliyor ve aynı şekilde ters yönde de akış sağlanabiliyor. El-Cerba bu durumun Suudi Arabistan’ı lojistik denklemde yalnızca bir taraf olmaktan çıkarıp, sistemi yeniden birbirine bağlayan bir köprü konumuna taşıdığını dile getirdi.

Lojistik krizlerde çözümün yalnızca deniz taşımacılığıyla sınırlı olmadığını belirten el-Cerba, “Deniz yollarındaki risk arttıkça hava kargo ve çok modlu taşımacılığın değeri de yükselir” dedi. Bu çerçevede Suudi Arabistan’ın da geri planda kalmadığını ifade eden el-Cerba, artan kargo kapasitesi ve genişletilen altyapısıyla ülke havalimanlarının, bölgenin ihtiyaç duyduğu operasyonel esnekliğin önemli bir parçası haline geldiğini sözlerine ekledi.

Havacılık pazarı

El-Cerba ayrıca, bazı Körfez hava yolu şirketlerinin Suudi Arabistan’daki havalimanlarından yararlanmaya yöneldiğine dikkat çekerek, bunun önemli bir gerçeği ortaya koyduğunu belirtti: “Riyad artık yalnızca havacılık ve hizmetler için büyük bir pazar değil, aynı zamanda alternatiflere olan ihtiyacın arttığı dönemlerde bölgesel hareketliliği destekleyebilen bir operasyon merkezi haline gelmiştir.”

El-Cerba’ya göre tüm bu unsurlar, Suudi Arabistan’ı küresel lojistik şirketlerinin odağına yerleştiriyor. El-Cerba, mevcut kriz sırasında ortaya koyduğu performans ve rekabet avantajlarıyla öne çıkan ülkenin; kıtalar arasında bağlantı sağlayan stratejik coğrafi konumu, Basra Körfezi ve Kızıldeniz’e açılan iki deniz cephesi, modern limanlar, entegre ulaşım ağları ve stratejik boru hatlarını kapsayan gelişmiş altyapısı sayesinde yatırımcılar için cazip bir merkez haline geldiğini ifade etti.

El-Cerba, esnek kamu politikalarının da bu çekiciliği artırdığını vurgulayarak, “Gümrük kolaylıkları ve süreçlerin hızlandırılması gibi uygulamalar, Suudi Arabistan’ın sunduğu açık ve net stratejik çerçeveyle birleştiğinde, ülkeyi tedarik zinciri yönetiminde istikrar ve verimlilik arayan şirketler için güvenilir ve ölçeklenebilir bir ortam haline getiriyor” dedi.



Çin, Ukrayna savaşı sonrası Rus enerji sektörünün finansal can damarına nasıl dönüştü?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’de Çin liderinin resmi konutu olan Zhongnanhai yerleşkesinde yürürken görülüyor - Eylül 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’de Çin liderinin resmi konutu olan Zhongnanhai yerleşkesinde yürürken görülüyor - Eylül 2025 (Reuters)
TT

Çin, Ukrayna savaşı sonrası Rus enerji sektörünün finansal can damarına nasıl dönüştü?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’de Çin liderinin resmi konutu olan Zhongnanhai yerleşkesinde yürürken görülüyor - Eylül 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’de Çin liderinin resmi konutu olan Zhongnanhai yerleşkesinde yürürken görülüyor - Eylül 2025 (Reuters)

Çin, 2022’de Ukrayna’daki savaşın başlamasından bu yana Rus petrolü ve gazı alımlarını dikkat çekici ölçüde artırdı. Bu gelişme, Moskova ile Pekin’in savaşın başlamasından yalnızca birkaç gün önce ilan ettiği “sınırsız ortaklık” çerçevesinde gerçekleşti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Enerji alanındaki iddialı ilişkiler dosyası, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında çarşamba günü Pekin’de gerçekleştirilecek zirvenin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Görüşmeler, küresel enerji tedarik haritasında yaşanan dramatik dönüşümlerin gölgesinde yapılıyor.

Doğal gaz sektöründe Rus enerji devi Gazprom, yaklaşık 3 bin kilometre uzunluğundaki “Sibirya’nın Gücü” boru hattı üzerinden Çin’e gaz sevkiyatı gerçekleştiriyor. Toplam değeri 400 milyar dolara ulaşan ve 30 yıllık tarihi anlaşma kapsamında yürütülen proje, 2019’un sonunda devreye alınmıştı.

Bu hat üzerinden yapılan ihracat, 2025 yılında yaklaşık dörtte bir oranında artarak 38,8 milyar metreküpe ulaştı ve hattın başlangıçta planlanan yıllık 38 milyar metreküplük kapasitesini aştı.

Putin’in geçen yıl eylül ayında Çin’e yaptığı ziyaret sırasında iki ülke, bu güzergâhtan yıllık sevkiyatı ilave 6 milyar metreküp artırarak toplamda 44 milyar metreküpe çıkarma konusunda anlaşmıştı. Buna paralel olarak, Şubat 2022’de yapılan bir başka anlaşma kapsamında Çin, Rusya’nın Uzak Doğu’daki Sahalin Adası’ndan geçecek boru hattı aracılığıyla 2027’ye kadar yılda 10 milyar metreküpe kadar gaz satın almayı taahhüt etmişti. Daha sonra bu hedef 12 milyar metreküpe yükseltildi.

Buna rağmen Rusya’nın Çin’e yaptığı gaz ihracatı, Moskova’nın 2018 ve 2019 yıllarında Avrupa’ya yıllık sevk ettiği rekor düzeydeki 177 milyar metreküplük hacimle karşılaştırıldığında hâlâ sınırlı kalıyor.

Avrupa’ya alternatif arayışı ve Sibirya’nın gücü 2 müzakereleri

Rusya’nın Avrupa Birliği’nin gaz ithalatındaki payı, Ukrayna savaşı sırasında özellikle boru hattı sevkiyatlarında sert şekilde geriledi. Rusya geçen yıl Avrupa Birliği’nin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedarikçileri arasında yüzde 16’lık payla ikinci sıradaki yerini korusa da birlik için ana tedarikçi konumundaki ABD ile arasındaki fark önemli ölçüde açıldı.

Bu tablo karşısında Rusya ile Çin, Moğolistan üzerinden yılda 50 milyar metreküp gaz taşıma kapasitesine sahip yeni “Sibirya’nın Gücü 2” boru hattı projesi için karmaşık müzakereleri sürdürüyor. Gazprom’un 2020’den bu yana fizibilite çalışması yürüttüğü proje, Rusya’nın Avrupa’daki ana pazarını kaybetmesinin ardından Çin’e yönelmesiyle birlikte stratejik önem kazandı.

f4t5y
Çin’in Şangay kentindeki bir mağaza, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trumpın portrelerinin de aralarında bulunduğu, geleneksel Çin tarzında hazırlanmış ünlü figürlere ait görseller satıyor (EPA)

Gazprom CEO’su Alexey Miller, projeye ilişkin “hukuken bağlayıcı bir memorandum” imzalandığını açıklasa da nihai sözleşme henüz sonuçlandırılamadı.

Öte yandan Rusya’nın Çin’e deniz yoluyla yaptığı LNG ihracatı geçen yıl yüzde 18,2 artarak 9,79 milyon tona yükseldi. Çin gümrük verilerine göre Rusya, Avustralya ve Katar’ın ardından Çin’in üçüncü büyük LNG tedarikçisi oldu. Çin ise dünyanın deniz yoluyla taşınan en büyük gaz ithalatçısı konumunda bulunuyor.

2026’nın başında petrol satışlarında rekor artış

Petrol sektöründe ise Çin, deniz ve boru hatları üzerinden taşınan Rus petrolünün en büyük müşterileri arasında yer almayı sürdürüyor. Batı yaptırımlarına rağmen Rus petrol ihracatı yüksek seviyelerini korudu.

Çin’in Rusya’dan yaptığı petrol ithalatı 2025 yılında günlük yaklaşık 2,01 milyon varile, toplamda ise 100,72 milyon tona ulaştı. Bu rakam önceki dönemlere kıyasla yüzde 7,1’lik hafif bir gerilemeye işaret etse de, Rus petrolü Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 20’sini oluşturdu.

2026’nın ilk aylarında ise Rusya Devlet Başkanı’nın dış politika danışmanı Yuri Ushakov, Rus petrol ihracatının yılın ilk çeyreğinde yüzde 35 artarak 31 milyon tona ulaştığını açıkladı.

grthyu67
İnsanlar, Gazprom tarafından Gulf of Finland kıyısında, Saint Petersburg’da kurulan dev Rusya bayrağının indirildiği sahil boyunca yürürken görülüyor (EPA)

Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin, ağırlıklı olarak Doğu Sibirya-Pasifik Okyanusu (ESPO) ham petrolünü satın alıyor. Bu petrol, Rus petrol sahalarını Çin rafinerilerine ve Rusya’nın Uzak Doğu’daki Kozmino Limanı’na bağlayan 4 bin 70 kilometrelik ESPO boru hattının “Skovorodino-Mohe” kolu üzerinden taşınıyor.

Rus petrol boru hattı işletmecisi Transneft, Kozmino Limanı üzerinden yapılan ihracatı artırmak amacıyla hattın kapasitesini genişletmek için çalışmalar yürüttüğünü ve projeyi 2029’a kadar tamamlamayı hedeflediğini açıkladı.

Çin ayrıca Pasifik Okyanusu’ndaki Sahalin Adası’ndan gelen petrolü de tüketiyor. Özellikle Sahalin karışımı ile “Sokol” petrol türleri öne çıkıyor. ESPO karışımı sevkiyatlar ise Temmuz 2025’te ihracat kapasitesinin günlük 1 milyon varile çıkarılmasının ardından yüksek seviyelerini korudu. Transneft hâlihazırda ihracatı bu seviyede sürdürüyor.

Bunlara ek olarak Rusya, Kazakistan üzerinden geçen “Atasu-Alaşankou” boru hattı aracılığıyla Çin’e petrol ihracatını yıllık 2,5 milyon ton artırma konusunda anlaşmaya vardı. Böylece toplam sevkiyat hacmi 12,5 milyon tona yükseldi.


İran'a yönelik saldırının askıya alınmasının ardından petrol fiyatları %2 düştü

Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler (AFP)
Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler (AFP)
TT

İran'a yönelik saldırının askıya alınmasının ardından petrol fiyatları %2 düştü

Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler (AFP)
Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Ortadoğu'daki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelere alan açmak için İran'a yönelik planlanan askeri operasyonu askıya aldığını duyurmasının ardından, petrol fiyatları bugün gerçekleşen Asya işlemlerinde %2'den fazla değer kaybetti.

Temmuz vadeli Brent ham petrolü kontratları 3,01 dolar veya %2,7 oranında düşerek varil başına 109,09 dolara geriledi.

Haziran vadeli ABD hafif petrolü WTI ise 1,38 dolar veya %1,3 kayıpla 107,28 dolardan işlem gördü. Haziran vadeli bu kontratın işlem süresi bugün dolarken, en aktif kontrat olan Temmuz vadeliler %2 düşüşle varil başına 102,32 dolara geriledi. Her iki gösterge petrolde bir önceki seansta mayıs başı ve nisan sonundan bu yana en yüksek seviyelerini kaydetmişti.

Trump: Anlaşma için çok iyi bir fırsat var

Başkan Trump dün yaptığı açıklamada, ABD'nin Tahran'ın nükleer silah edinmesini engelleyecek bir anlaşmaya varması için "çok iyi bir fırsat" olduğunu söyledi. Bu açıklamalar, Trump'ın görüşmelere şans tanımak amacıyla askeri harekâtı askıya aldığını duyurmasından birkaç saat sonra geldi.

Gelişmeleri değerlendiren KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, şunları kaydetti:

"Trump'ın sinyalleri ani baskıyı bir nebze hafifletmiş olsa da temel riskler varlığını koruyor. Piyasa şu an Trump'ın açıklamalarının gerçek bir yumuşama hamlesi mi yoksa sadece taktiksel bir ateşkes mi olduğunu izliyor. İran'ın nasıl yanıt vereceği, sahada fiilen nelerin yaşanacağı ve Hürmüz Boğazı'ndaki tanker hareketliliği, petrol fiyatlarının gelecekteki yönünü belirleyen ana unsurlar olacaktır."

Ortadoğu'da devam eden çatışmalar, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin taşındığı hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanmasına yol açtı ve arz kesintisi endişelerini ciddi şekilde artırdı.

Pakistan'ın ara buluculuk diplomasisi sürüyor

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün yaptığı açıklamada, Tahran'ın pozisyonunun Pakistan aracılığıyla ABD'ye iletildiğini belirtti, ancak daha fazla ayrıntı vermedi. İsmini açıklamak istemeyen Pakistanlı bir yetkili ise İslamabad'ın iki taraf arasında yeni bir teklif köprüsü kurduğunu doğruladı, ancak ilerlemenin hala yavaş olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre, Washington müzakereler süresince İran petrol ihracatına yönelik yaptırımları askıya almayı kabul etti. Ancak Amerikalı bir yetkili bu iddiayı tamamen yalanladı.

Rus petrolü muafiyeti uzatıldı, ABD stokları alarm veriyor

Diğer kontratlar ve diplomatik dosyalara bakıldığında; ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, "enerji sektöründe en çok zarar gören" ülkelerin deniz yoluyla Rus petrolü almaya devam edebilmeleri için yaptırım muafiyetini 30 gün daha uzattı.

ABD iç piyasasında ise Enerji Bakanlığı verileri, geçtiğimiz hafta Stratejik Petrol Rezervi'nden (SPR) 9,9 milyon varil ile rekor düzeyde bir çekim yapıldığını gösterdi. Böylece toplam stoklar yaklaşık 374 milyon varile gerileyerek Temmuz 2024'ten bu yana en düşük seviyesine indi.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol da süregelen sevkiyat aksamaları ve askeri operasyonlar nedeniyle ticari petrol stoklarının hızla eridiği ve kritik seviyedeki bu stokların artık sadece birkaç haftalık ihtiyacı karşılayabileceği konusunda uyarıda bulundu.


Sibirya’nın Gücü 2 Petrol Boru Hattı projesi, Putin ve Şi görüşmelerinin ana gündem maddesi

Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)
Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)
TT

Sibirya’nın Gücü 2 Petrol Boru Hattı projesi, Putin ve Şi görüşmelerinin ana gündem maddesi

Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)
Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bugün Çin'in başkenti Pekin'e resmi bir ziyarette bulunuyor. Kremlin, Rusya'nın Çin'e yönelik enerji ihracatını önemli ölçüde artırmayı hedefleyen bu ziyarete büyük bir umut bağlıyor.

Moskova'nın "görülmemiş derecede yüksek seviyede" olarak tanımladığı ikili ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan zirve, Putin'in Çin'e gerçekleştirdiği 25. ziyaret olma özelliğini taşıyor. Bu durum, Rus lider ile Çinli mevkidaşı Şi Cinping arasındaki kişisel bağların derinliğini de gözler önüne seriyor. Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump’ın dokuz yıl aradan sonra Çin’e yaptığı ilk ziyaretten sadece birkaç gün sonraya gerçekleşmesi ile diplomatik açıdan ayrı bir siyasi önem kazanmış durumda.

İki lider arasındaki "ciddi ve detaylı" görüşmelerin odak noktasını, ertelenen ve yıllık 50 milyar metreküp kapasiteye sahip olması planlanan «Sibirya'nın Gücü 2» gaz boru hattı projesi oluşturuyor. Bu proje, daha önce Avrupa'yı besleyen Rus yataklarındaki doğalgazı doğuya, yani Çin'e taşımayı amaçlıyor.

Analistler, Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı işgalin dördüncü yılında Rusya'da derinleşen ekonomik sorunlar göz önüne alındığında, Putin ve Şi'nin projede nihai bir anlaşmaya varma olasılığını yüksek görüyor. Bu proje, Avrupa pazarında kaybedilen ihracat payının bir kısmını telafi etmek adına Moskova'nın elindeki tek gerçek fırsat olarak değerlendiriliyor. Taraflar geçtiğimiz eylül ayında bir mutabakat zaptı imzalamış ve toplam fiyat ile satın alma taahhüt miktarı konusundaki anlaşmazlıklar sürse de Gazprom mühendisleri teknik tasarımlar üzerinde çalışmaya başlamıştı.

İran savaşı ve enerji şoku Çin'i çeşitlendirmeye itiyor

Mevcut jeopolitik koşullar, iki ülkenin yakınlaşmasında kritik bir rol oynuyor. Rusya, Çin'in ham petrol ithalatının yüzde 20'sini karşılayarak halihazırda ülkenin en büyük tedarikçisi konumunda bulunsa da Pekin yönetimi, tarihsel olarak enerji ihtiyacını güvenceye almak için Ortadoğu ve İran'a bağımlı durumdaydı. Nitekim Çin'in ithal ettiği petrolün üçte biri, gazın ise dörtte biri, şu anda ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşı nedeniyle kapalı olan Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor.

Bu kapanışın yol açtığı enerji krizi, Çin genelinde ciddi yakıt kıtlığına neden oldu. Bu durum, geçtiğimiz nisan ayında enflasyon oranlarında gözle görülür bir artışa ve yerel ekonomik faaliyetlerde ani yavaşlamaya yol açtı. Yaşanan bu şok, Pekin'e tedarik kaynaklarını çeşitlendirmesi ve Rus enerjisine aşırı bağımlılık konusundaki endişelerini bir kenara bırakması için güçlü bir motivasyon sağlıyor; her ne kadar uzmanlar Rusya'nın, Çin'in Ortadoğu'dan gelen tüm tedarikini tek başına ikame edemeyeceğini düşünse de.

Bu göstergelere rağmen piyasa gözlemcileri, «Sibirya'nın Gücü 2» hattındaki gaz fiyatının bu ziyaret sırasında netleşip netleşmeyeceği konusunda bazı şüpheler taşıyor. Pekin yönetimi, fiyatın Rusya iç pazarındaki gibi düşük ve sübvansiyonlu seviyelerde olması konusunda ısrar ediyor. Ayrıca Çin'in gaz tüketiminin halihazırda zirve noktasına ulaşmış olabileceği yönündeki endişeleri, uzun vadeli satın alma taahhütlerine girme konusunda tereddüt yaratıyor.

Buna rağmen uzmanlar, anlaşmanın imzalanması için mevcut zamanlamanın ideal olduğu görüşünde. Zira Çin, enerji açığını kapatmak için acilen kaynağa ihtiyaç duyarken, Rusya ise bütçesini finanse etmek adına yeni gelir kapıları aradığı kritik bir dönemeçten geçiyor.

Diplomatik koordinasyon ve masadaki 40 belge

Diplomatik cephede Kremlin, iki lider arasındaki düzenli yıllık görüşmeler dizisinin devamı olan bu ziyaretten büyük beklentiler içerisinde. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre liderlerin bu yıl çok taraflı zirvelerde üç kez daha bir araya gelmesi planlanıyor.

Rusya Devlet Başkanı'nın Siyasi Danışmanı Yuri Uşakov, Rusya ve Çin'in dış politika pozisyonlarının "esas itibarıyla aynı" olduğunu vurguladı. Uşakov, iki ülke arasındaki güçlü ilişkilerin Ortadoğu krizinin ortasında uluslararası ilişkilerde istikrara katkı sağladığını belirterek, Rusya'nın güvenilir bir enerji tedarikçisi, Çin'in ise sorumlu ve ana tüketici rolünü sürdürdüğünü ifade etti.

39 yetkiliden oluşan üst düzey Rus heyetinin yarın Çinli mevkidaşlarıyla kapsamlı görüşmeler yapması bekleniyor. Putin ve Şi, yaklaşık 40 ortak belge ve anlaşmanın imza törenine başkanlık edecek. Zirve, küresel meselelerin daha esnek bir ortamda ele alınacağı gayri resmi bir toplantıyla sona erecek.

Rusya Devlet Başkanı'nın ajandası, tarihi bağların derinliğini yansıtan sembolik bir buluşmaya da ev sahipliği yapacak. Putin, Çin'e 2000 yılında yaptığı ilk ziyaret sırasında henüz 10 yaşındayken kendisiyle fotoğraf çektiren Çinli  mühendisle bir araya gelecek. Çin Dışişleri Bakanlığı, bu adımın Pekin ile Moskova arasındaki stratejik ortaklığı daha derin seviyelere taşımak için gerçek bir fırsat olacağını vurguladı.