Roosevelt'ten Avrupa'ya, otomobil fabrikaları askeri sanayiye geri dönüyor

Avrupa ekonomisinin yeniden silahlanması: Milyarlarca dolarlık yeni bir fırsat

Paris'in batısındaki Passy semtindeki bir otomobil fabrikasının üretim hattında çalışan bir işçi, 15 Nisan 2026 (AFP)
Paris'in batısındaki Passy semtindeki bir otomobil fabrikasının üretim hattında çalışan bir işçi, 15 Nisan 2026 (AFP)
TT

Roosevelt'ten Avrupa'ya, otomobil fabrikaları askeri sanayiye geri dönüyor

Paris'in batısındaki Passy semtindeki bir otomobil fabrikasının üretim hattında çalışan bir işçi, 15 Nisan 2026 (AFP)
Paris'in batısındaki Passy semtindeki bir otomobil fabrikasının üretim hattında çalışan bir işçi, 15 Nisan 2026 (AFP)

Nazareth Seferian

ABD, 1940'lı yılların başında İkinci Dünya Savaşı sırasında müttefiklere destek sağlamak amacıyla askeri üretimini yoğunlaştırırken Başkan Franklin Roosevelt Amerikalılara “Böylece ülkemiz, halkımızın olması gerektiğini ilan ettiği gibi, demokrasinin cephaneliği olacaktır” diye seslenmişti. Bu çaba, diğer sanayi sektörlerinin yanı sıra sivil otomobil üreticilerinin askeri üretime dönüştürülmesini de kapsıyordu. General Motors, M1 Carbine tüfekleri ve M18 Hellcat tank avcılarının, Ford, B-24 Liberator bombardıman uçaklarının ve Cadillac, M5 ile M24 Chaffee hafif tanklarının üretimine katkıda bulundu.

Şimdi 80 yılı aşkın bir sürenin ardından tarih bazı sayfalarını yeniden açıyor gibi görünmektedir. ABD gazetesi Wall Street Journal (WSJ) kısa bir süre önce ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkililerinin General Motors ve Ford'un üst düzey yöneticileriyle görüşerek onlardan askeri üretimdeki rollerini genişletmelerini talep ettiğini haberleştirdi.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin geçtiğimiz nisan ayında yaptığı tahmine göre ABD, İran'la yaşanan savaşın ateşkesin öncesindeki otuz dokuz gününde çeşitli temel mühimmat stoklarının yüzde elliden fazlasını tüketti. Bu mühimmatların büyük bölümü kırk ay veya daha uzun teslimat süresi gerektirdiğinden yeni siparişler tüketilen stokları ancak yıllar içinde karşılayabilir. Bu yüzden ABD Başkanı Trump, Pentagon’un tedarik ekibi için mevcut üretim kapasitesini genişletmeye çalışıyor.

Avrupa'nın yeniden silahlanma planı (Readiness 2030) çerçevesinde, 2030 yılına kadar 800 milyar euroluk ek savunma harcaması hedefi belirliyor.

Bu yolda ABD yalnız değildir. Avrupalılar da askeri kapasitelerini artırmak amacıyla otomotiv şirketleriyle iş birliği arayışındadır. Peki bu somut olarak nasıl bir görünüm sergiliyor?

Harcamalardaki artışlar

Dünya Bankası verileri, AB ülkelerinin askeri harcamalarını 1960'lardaki gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 4'ü iken 2018 yılında yüzde 1,3'e indirdiğini gösteriyor. O tarihten bu yana bu harcamalar istikrarlı bir şekilde artmaya başladı. Ardından Donald Trump'ın yeniden Beyaz Saray’a dönmesi, Avrupa Birliği’ni (AB) bu konuda daha hızlı hareket etmeye itti. Askeri harcamalar 2024 yılında yüzde 1,7'ye ulaşırken Avrupa'nın yeniden silahlanma planı ya da diğer adıyla ‘Readiness 2030’ (Hazırlık 2030) çerçevesinde 2030 yılına kadar 800 milyar euroluk ek savunma harcaması hedeflendi. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Brüksel'deki ‘Savunma Zirvesi’nde AB üyesi 27 ülkenin liderine hitaben, “Avrupa, hiçbirimizin hayatında böyle bir büyüklükte görmediği açık ve yakın bir tehlikeyle karşı karşıya” ifadelerini kullandı.

Von der Leyen, sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Özgür ve egemen bir Ukrayna'nın ve güvenli ve müreffeh bir Avrupa'nın geleceği tehlikede."

fvdfd
Fransa'nın Bourges kentinde, Alman ve Fransız ortak yapımı bir Caesar topçu sistemi, 21 Mart 2025 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Avrupa’nın planı, AB ülkelerinin savunmanın kamu finansmanını desteklemek amacıyla İstikrar ve Büyüme Paktı'ndaki (İGPa) ulusal istisna maddesini kullanmasını öneriyor. Bu da GSYİH'nin yüzde 1,5'ine eşdeğer ek finansmanın serbest bırakılmasına imkanı tanır.

Bununla birlikte üretim kapasitesinin genişletilmesi yalnızca kararlarla gerçekleşmez; bunun için savunma sektörüne geçişi fiilen yapabilecek fabrikalara ihtiyaç vardır. Bu nedenle bu esnekliğe sahip sektörlerin dahil edilmesi mantıklı bir seçenek olarak öne çıkıyor. Bu durum, Çinli elektrikli araç üreticileriyle rekabet etmekte zorlanan Avrupa otomotiv sektörü için müjdeli bir haber niteliği taşıyabilir. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA), AB'de üretilen araçların ihracatının 2025 yılında yüzde 43 gerilediğini, buna karşın Çin'in ithalatının artmayı sürdürdüğünü bildirdi.

Geçtiğimiz yıl ilk kez Avrupa, Çin'de üretilen bir milyondan fazla araç ithal etti. Öte yandan Beyaz Saray'ın 2025 yılında açıkladığı gümrük tarifeleri, Avrupa'dan ABD'ye araç ihracatını yüzde 21,4 oranında düşürdü. Bu ortamda çeşitli Avrupalı üretim şirketleri savunma üretimine geçiş yönünde dikkat çekici adımlar açıkladı. Renault, ocak ayında askeri insansız hava araçları (İHA) geliştirmek amacıyla Turgis Gaillard şirketiyle iş birliği yaptığını duyurdu. Fransız gazetesi La Tribune'a göre bu ortaklık ilk yılında 600 adet taktik insansız hava aracı üretebilir. Fransa Savunma Bakanlığı'nın sonuçları olumlu değerlendirmesi halinde aylık 600 insansız hava aracı üretimiyle on yıllık ve bir milyar euroluk bir sözleşmeye zemin hazırlayabileceği bildirildi. Renault ise mart ayında bu kez Belçika merkezli John Cockerill grubuyla ortaklık kurarak muharebe alanlarında keşif amacıyla tasarlanmış bir insansız kara aracı ya da robotu için prototip geliştirme projesini duyurdu.

NATO üyesi olan Avrupa ülkelerinin savunmaya yatırdığı her euro, Avrupa içindeki değer zincirinin farklı sektörlerinde 1,59 ile 1,94 euro arasında üretim hareketliliği yaratıyor.

İtalya İşletmeler ve Made in Italy Bakanı Adolfo Urso, geçtiğimiz yıl mart ayında ülkesinin otomotiv ve savunma sektörleri arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik bir sanayi planı başlatmaya hazır olduğunu açıkladı. Urso, bu sektörler arasındaki iş birliğinin, ülkedeki araç üretiminin düşmesinin beklendiği bir dönemde bileşenler ve üretim alanlarında büyüme fırsatları sunacağına dikkati çekti.

Bundan bir yıl sonra İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, özellikle Ortadoğu'daki hızlı gelişmeler ve uluslararası ortamın bozulması karşısında ulusal güvenliği güçlendirmek amacıyla ülkesinin savunma sanayisinde üretimi hızlandırmaya çağırdı. Aynı süreçte İtalyan savunma şirketi Leonardo, Avrupa'nın önde gelen zırhlı araç üreticilerinden birinin tam sahibi haline gelerek Iveco Group'un savunma birimini yaklaşık 1,6 milyar euroya satın aldı.

vd
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Fransa'da bilinmeyen bir yerde askeri teçhizat üretim fabrikasında çalışan kadınlar, Aralık 1939 (AFP)

Bu anlaşma, KNDS ile birlikte topçu sistemi geliştirme ve AB desteğiyle geleceğin Avrupa tankını tasarlayan MARTE projesine katılım gibi Avrupa ortaklıkları eşliğinde kara sistemleri sektöründeki konumunu güçlendirmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçasını oluşturuyor.

Almanya, savunma harcamalarını yüzde 24 artırarak 114 milyar dolara çıkarmasıyla kıtanın öncüsü konumunda ve onlarca yıldır ilk kez GSYİH'nin yüzde 2,3'üne ulaşıyor. Son dönemdeki görece kısıtlı harcamaların ardından Almanya bu giderleri borçlanmayla finanse edebiliyor. Fransa gibi diğer Avrupa güçleri içinse bu seçenek oldukça uzak görünüyor.

Alman şirketi Rheinmetall, 2025 yılında otomotiv fabrikalarından ikisini askeri amaçlı üretime yönlendireceğini açıklamıştı. Bu dönüşümün sağladığı mali kazanımlar, şirketi savunma sektörünü daha kapsamlı biçimde keşfetmeye yöneltti. Raporlar, Rheinmetall'ın silah ve mühimmat iş kolunun faaliyet kârının 2024 yılının ilk dokuz ayında neredeyse iki katına çıkarak 339 milyon euroya ulaştığına, buna karşın otomotiv bölümünün kârının yüzde 3,8 gerileyerek 74 milyon euroya düştüğüne işaret ediyor. Şirket, geçtiğimiz nisan ayında 300 milyon euroluk İHA üretimi ve küçük muharebe birimi sistemlerinin modernizasyonunu da kapsayan yaklaşık 1,3 milyar euroluk çok daha büyük bir anlaşmayı Alman hükümetiyle imzaladığını duyurdu. Rheinmetall hissesi, Rusya'nın 2022'deki Ukrayna işgali sırasında 148 Euro civarında seyrederken mayıs ayı başlarında bin 380 euronun üzerine fırladı.

Sanayiye etkisi

Bu dönüşümün temel kaygılarından biri, işsizlik üzerinde olumsuz bir etkisi olması. Bir otomobil fabrikasında çalışan işçinin sahip olduğu bilgi ve beceriler, askeri teçhizat üreten bir fabrikadaki benzer bir role otomatik olarak aktarılamaz. Örneğin Osnabrück'teki Volkswagen fabrikası 2 bin 300 kişiye iş olanağı sağlıyor ve şirketin son üretim düşüşlerinin ardından askeri üretime geçmeyi değerlendirdiği bir dönemde bu çalışanların geleceği belirsiz bir hal alıyor. DW Español tarafından kısa bir süre önce yapılan bir haberde fabrikanın İşçi Konseyi Başkanı Jürgen Placke, bu dönüşümün her çalışan için iyi haberler getireceğine fazla güvenmediğini belirtti.

Placke, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hangi yönde ilerleyebileceğimizi, nereye yatırım yapabileceğimizi yakında bilmemiz gerekiyor. İnsanlara işin bitmediğini ve değişimlerin yaşanacağını bildirmeliyiz. Evet, korkmaya gerek olmayacağını umuyorum. Bunu başarabilirsek havanın görece hızlı düzeleceğini düşünüyorum; ama şu an büyük bir endişe söz konusu.”

Analistler, çoğu Avrupa ülkesinde otomotiv sektörünün savunma sanayisinden çok daha büyük olduğuna dikkati çekiyor. Almanya'da iki sektör arasındaki fark on kat olabiliyor. Bu durum, artan harcamalara karşın savunma üretiminin otomotiv şirketlerinin bugün karşılaştığı krizler için kapsamlı bir çözüm olmayacağına işaret ediyor.

Bununla birlikte Ernst & Young (EY) ve DekaBank'ın 2025 yılında yürüttüğü ortak bir araştırma çok daha iyimser bir tablo ortaya koydu. Araştırmanın tahminine göre Avrupa'daki silahlanma ve savunma teçhizatına yönelik yatırımların değer zinciri boyunca bu yatırımların toplam değerini aşan üretim ve hizmet çıktısı yaratacak. Daha somut bir ifadeyle Avrupalı NATO üyesi ülkelerin savunmaya yatırdığı her euro, Avrupa içindeki değer zincirinin farklı sektörlerinde 1,59 ile 1,94 euro arasında üretim hareketliliği yaratıyor. Ayrıca 665 bin ek iş imkanı yaratılması da bekleniyor. Bu gelişme, Avrupalı otomotiv tedarikçilerinin Çin rekabeti nedeniyle kıtada yaklaşık 350 bin otomotiv sektörü işinin kaybedilebileceği konusunda yakın zamanda uyarıda bulunduğu bir dönemde gerçekleşiyor.

Amerikan danışmanlık şirketi Kearney'nin Almanya ofisi, savunma harcamaları GSYİH'nin yüzde 2'sinde kalmaya devam ederse 2030 yılına kadar 163 bin, NATO'nun 2035 hedefi olan yüzde 3'e yükselmesi halinde ise 760 bin nitelikli işçiye ihtiyaç duyulacağına işaret ederek Avrupa'da bir istihdam patlamasının ufukta göründüğüne dikkati çekiyor.

effe
Almanya'nın Unterlüß semtindeki bir mühimmat üretim fabrikasında askeri bir araç içinde çalışan bir işçi, 24 Temmuz 2025 (Reuters)

Bazı durumlarda şirketler çalışanlarını aynı kurum içinde bir alandan diğerine aktarıyor. Rheinmetall'ın 2025 yılında sivil birimlerinden yaklaşık 100 çalışanı savunma sanayine transfer etmesi buna örnek gösterilebilir. Başka durumlarda ise şirketler, başka üreticilere ait fabrikaları ve işçileri devralmaktadır. Kara savunma sistemleri alanında faaliyet gösteren ve Alman KMW ile Fransız Nexter şirketlerinin birleşmesiyle kurulan KNDS, 2026 yılında faaliyetlerini durdurması beklenen Doğu Almanya'daki bir fabrikayı satın almayı planlanıyor.

Fabrika, tren üreticisi Alstom'a ait. Anlaşmanın, burada çalışan 700 işçinin KNDS bünyesinde çalışmaya devam etmesine imkân tanıması bekleniyor.

Stratejik vizyon

Bu dönüşümde stratejik niteliğini ortaya koyan bazı başarı öyküleri de bulunuyor. Almanya'nın Lebach şehrinde yirmi yıldır araç gövdesi üreten FWM şirketi, yıllar önce küçük savunma sektörü sözleşmeleri kabul etmeye başladı ve yakın zamanda çok daha güçlü bir güvenle savunma sanayisine girdi. Bugün savunma teknolojisi şirketin satışlarının yüzde 80'ini oluşturuyor. Şirket hatta diğer otomotiv şirketlerinden gelen yeni çalışanları dahi işe almak zorunda kaldı.

Genel Müdür Thomas Fox, DW News'e verdiği yakın tarihli bir röportajda savunma sektörüne hizmet etmenin büyük avantajlar taşıdığını belirtti. Yerel tedarikçilere her zaman öncelik tanındığını vurgulayan Fox, “Temelde yalnızca Alman şirketlerle rekabet ediyorsunuz. Otomotiv sanayisinde ise rekabet; Çin, Hindistan ve Doğu Avrupa'yı da kapsayan küresel bir nitelik taşıyor” ifadelerini kullandı.

Daha uzun planlama ufkundan ve bunun sağladığı öngörü kapasitesinden söz eden Fox, şunları da ekledi:

“Savunma sektöründe her zaman on yıllık perspektiften konuşulur. Bugün 2030'a uzanan siparişlerimiz var. Şu an 2040 yılına kadar uzanan sözleşmeler konuşuyoruz.”

Bununla birlikte analistler, çoğu Avrupa ülkesinde otomotiv sektörünün savunma sanayisinden çok daha büyük olduğuna dikkati çekiyor. Almanya'da bu fark on kata kadar çıkabiliyor. Bu durum, artan harcamalara karşın savunma sanayinin otomotiv şirketlerinin bugün karşılaştığı krizler için kapsamlı bir çözüm olmayacağını düşündürüyor. Daha geniş çaplı stratejik çerçevede değerlendirildiğinde bir gün Trump yönetimi de Rusya-Ukrayna savaşı da sona erecek. Bu durumda Avrupa, Beyaz Saray'da gerçek bir müttefik gördüğünde ya da doğudan gelen tehdit düzeyi azaldığında savunma harcamalarına yönelik taahhüdünü değiştirir mi? Bu sorunun cevabı önümüzdeki on yılda otomotiv şirketleri için son derece önem kazanabilir. Ancak şimdilik şirketler, mevcut krizlerinin tünelinin sonunda bir ışık olduğunu görebiliyor.



Savaşa rağmen İsrail ekonomisi nasıl hâlâ ayakta?

İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 
İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 
TT

Savaşa rağmen İsrail ekonomisi nasıl hâlâ ayakta?

İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 
İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 

Gazze savaşı, İran ve Lübnan'la çatışmalar ve iç siyasetteki kutuplaşmalara rağmen İsrail ekonomisi ciddi bir krize girmedi.

Savaş koşullarına rağmen ekonominin nasıl hâlâ ayakta kaldığını inceleyen Haaretz, bu dayanıklılığın arkasında teknoloji sektörü, savunma sanayisi ve küresel sermaye bağlantılarının bulunduğuna dikkat çekiyor.

Analize göre yatırımcılar, Binyamin Netanyahu yönetiminin yarattığı olumsuz siyasi atmosferin geçici olduğunu düşündüğünden döviz piyasası ve borsa canlı seyrediyor.

Radikal sağcı hükümetin 2023'te gündeme getirdiği, büyük protestolara yol açan yargı reformu paketinin yarattığı tartışmaların uzun vadede ortadan kalkacağı öngörülüyor.

Ayrıca piyasalar Gazze ve İran'daki çatışmaların bir noktada biteceği ve ekonomik normalleşme sürecinin başlayacağını fiyatlıyor.

Diğer yandan analizde, Haziran 2021'den Aralık 2022'ye kadar görev yapan Naftali Bennett-Yair Lapid liderliğindeki koalisyon hükümetinin de Netanyahu yönetimine sağlam bir ekonomi devrettiği belirtiliyor.

Netanyahu'nun ekibinin bütçeyi iyi yönettiği, savunma bütçesindeki rekor artışlarla sektördeki firmalara yatırımların çoğaldığı, bunun da verimlik ve büyümeyi hızlandırdığı değerlendirmesi paylaşılıyor.

Forbes'un analizinde de İran savaşının İsrail hava savunma sistemlerine, drone'larına ve uzun menzilli füzelerine uluslararası ilgiyi artırdığına işaret ediliyor. Bunun İsrail ekonomisini güçlendiren sipariş ve sermaye girişleri sağladığı vurgulanıyor.

Bloomberg'ün 7 Mayıs'taki haberinde, şekelin dolar karşısında 1993'ten bu yana en güçlü seviyesine ulaştığına dikkat çekilmişti.

Ancak şekelin fazla değer kazanması, ihracat ve sanayi sektörlerindeki daha küçük işletmeleri olumsuz etkiliyor.

Güçlü şekel enflasyonun düşmesini sağlasa da özellikle gelirlerini dolar olarak kazanan fakat maaş ve giderlerini şekelle ödeyen ihracat firmalarının rekabet gücünü zayıflatıyor.

İsrail Üreticiler Birliği Başkanı Avraham Novogrocki, ihracatın ülkenin ekonomik faaliyetlerinin yüzde 40'ını oluşturduğunu hatırlatarak, "Bu durum devlet gelirlerine ciddi zarar verecek. Acil önlem alınmazsa bunun bedelini tüm ekonomi ödeyecek" diyor.

Fitch Ratings de marttaki raporunda İsrail'in "A" kredi notunu korurken görünümü negatifte tutmuştu. Savaşın uzaması ve artan kamu borcunun uzun vadede büyüme ve mali açığı azaltma çabalarını baskılayabileceği uyarısında bulunulmuştu.

Independent Türkçe, Haaretz, Forbes, Reuters, Times of Israel


Washington-Pekin hattında ticaret diplomasisi hızlandı… Tesla, Meta, BlackRock gibi ABD devleri Çin’le yeni sayfa peşinde

Fotoğrafta, Donald Trump’ın ziyareti sırasında kendisine eşlik eden en önemli isimler görülüyor. (AP)
Fotoğrafta, Donald Trump’ın ziyareti sırasında kendisine eşlik eden en önemli isimler görülüyor. (AP)
TT

Washington-Pekin hattında ticaret diplomasisi hızlandı… Tesla, Meta, BlackRock gibi ABD devleri Çin’le yeni sayfa peşinde

Fotoğrafta, Donald Trump’ın ziyareti sırasında kendisine eşlik eden en önemli isimler görülüyor. (AP)
Fotoğrafta, Donald Trump’ın ziyareti sırasında kendisine eşlik eden en önemli isimler görülüyor. (AP)

ABD merkezli şirket yöneticileri, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında gerçekleştirilecek zirveden ticari kazanımlar elde etmeyi hedefliyor.

Meta’dan Tesla ve BlackRock’a kadar uzanan Amerikan iş dünyası heyeti, büyük ölçüde dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin ile yaşanan ticari sorunların çözülmesini isteyen şirketlerden oluşuyor.

Beyaz Saray’dan bir yetkili pazartesi günü yaptığı açıklamada, Tesla, BlackRock, Illumina, Mastercard ve Visa gibi şirketlerden 10’dan fazla üst düzey yöneticinin Trump’ın 14-15 Mayıs tarihlerindeki ziyaretine eşlik edeceğini bildirdi.

Trump’ın 2017’deki ziyaretinin aksine, bu kez daha küçük ölçekli hazırlanan heyette Çin’deki uzun vadeli ticari önceliklerini ilerletmek isteyen şirketler yer alıyor. Hazırlık sürecini bilen ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki kaynağa göre şirketler, büyük çaplı ticari anlaşmalardan ziyade düzenleyici engellerin kaldırılmasına odaklanıyor.

Rhodium Group jeostrateji uzmanı Reva Goujon, “Boeing ve Cargill dışında heyetteki şirketlerin çoğu, kritik girdilerin tedarikine ilişkin taleplerini iletmek amacıyla orada bulunuyor” dedi.

Goujon, bunun Washington yönetiminin “Çin’in yatırım yapılabilir bir ülke olarak görülmek istiyorsa güvenilir bir yatırım ortağı olması ve tedariki siyasi baskı aracı hâline getirmemesi gerektiği” yönündeki mesajlarını güçlendirebileceğini söyledi.

Düzenleyici onay beklentisi

Amerikan iş dünyası heyeti, zirvenin düzenleyici onaylar, pazara erişim ve yatırım fırsatları açısından olumlu siyasi atmosfer yaratmasını umuyor. Çünkü şirketler Çin’de yalnızca ticari anlaşmalar değil, aynı zamanda geniş kapsamlı operasyonel zorluklarla da karşı karşıya bulunuyor.

Illumina yaptığı açıklamada CEO’su Jacob Thaysen’ın Amerikan iş heyetinde yer almaktan onur duyduğunu belirtti. Şirket, ayrıntı vermeden bunun “ilişkileri güçlendirmek ve hassas talep teknolojilerinin geleceğini şekillendirmek için fırsat” olduğunu ifade etti.

Diğer şirketler ise zirveden beklentileri hakkında yorum yapmadı.

“Somut talep” şartı

Kaynaklardan biri, heyete katılım için temel şartın zirve sırasında veya sonrasında sonuç doğurabilecek “somut bir talep” ya da ön anlaşma potansiyeli olduğunu söyledi.

Başka bir kaynak ise Amerikan şirketlerinin zirveyi resmi duyuruların yapılacağı bir platformdan çok, Çin’de devam eden düzenleyici görüşmeleri hızlandırabilecek siyasi bir açılım olarak gördüğünü aktardı.

Örneğin Meta, geçen ay Çin’deki güçlü devlet planlama otoritesinin, 2 milyar doların üzerindeki Manus yatırımıyla ilgili geri adım atılması yönündeki talimatını çözmeye çalışıyor. Pekin yönetimi, yerel yapay zekâ girişimlerine yönelik Amerikan yatırımlarını daha sıkı denetlemeye başladı.

Tesla ve güneş enerjisi ekipmanları

Çin ayrıca güneş enerjisi ekipmanlarının ABD’ye ihracatına kısıtlama getirmeyi değerlendiriyor. Bu durum, Tesla gibi şirketlerin yeni fabrikalar kurma veya mevcut tesisleri genişletme planlarını tehdit ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Tesla’nın Çinli tedarikçilerden 2,9 milyar dolarlık güneş paneli ekipmanı satın almak istiyor. Bunlar arasında ihracat izni için Çin Ticaret Bakanlığı’na başvuran Suzhou Maxwell Technologies de bulunuyor.

Tesla ayrıca dünyanın en büyük otomobil pazarı olan Çin’de tam otonom sürüş destek sisteminin kullanımını genişletmek için düzenleyici onay almaya çalışıyor.

Şirketin CEO’su Elon Musk daha önce hem Amerikan hem Çin makamlarının uyguladığı teknoloji kısıtlamalarının yarattığı zorlukları kabul etmiş, ancak bu yıl Çin’den gerekli onayın alınacağı konusunda iyimser olduğunu söylemişti.

BlackRock ve Panama limanları

Larry Fink da Pekin’e, şirketinin liderlik ettiği konsorsiyumun Hong Kong merkezli CK Hutchison’dan satın almayı planladığı 23 milyar dolarlık liman anlaşmasının inceleme altında olduğu bir dönemde gidiyor.

Söz konusu anlaşma, Panama Kanalı yakınındaki iki limanı da kapsıyor. Pekin yönetimi, Washington’ın stratejik su yolundaki Çin etkisini azaltma girişimleri nedeniyle anlaşmayı eleştiriyor.

Teknoloji ve biyoteknoloji şirketleri

Heyette yer alan teknoloji şirketlerinden Coherent, Pekin’in yüksek performanslı optik çipler için gerekli olan indiyum ve benzeri materyallere getirdiği ihracat kontrolleriyle baş etmeye çalışıyor.

Illumina ise geçen yıl uygulanan ihracat yasağının kaldırılmasının ardından ticari faaliyetlerini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Ancak şirket hâlâ Çin’in “güvenilmez kuruluşlar” listesinde yer alıyor. Bu durum Çinli şirketleri, Illumina ürünlerini satın almak için hükümet onayı almaya zorluyor.

Washington ile Pekin arasındaki “biyogüvenlik” ve tedarik zinciri bağımlılığı gerilimi de giderek artıyor.

Finans kuruluşları Çin pazarına odaklandı

Mastercard ve Visa da zirveyi Çin’in sıkı şekilde düzenlenen ödeme sistemleri pazarındaki konumlarını güçlendirmek için fırsat olarak görüyor.

Bir kaynağa göre Mastercard, Çin’deki ortak girişiminde daha yüksek hisse payı elde edilmesi için ABD hükümetinin baskı yapmasını istiyor. Şirket, 2023 yılında Çin’de yuan cinsinden banka kartı işlemlerini yerel ortak NetsUnion ile gerçekleştirmek üzere onay alan ilk yabancı ödeme ağı olmuştu.

Bir başka kaynak ise Visa’nın, rakipleri Mastercard ve American Express gibi henüz yerel banka kartı işlemleri lisansı alamadığını, ancak gelecekte kurulacak bir ortak girişimde yüzde 100 mülkiyet hakkı talep ettiğini söyledi.

Wall Street’in Çin arayışı

Jane Fraser ve David Solomon da heyette yer alıyor. Wall Street şirketleri Çin sermaye piyasalarına daha fazla erişim sağlamaya çalışıyor.

Citigroup, Çin’de tamamen kendisine ait bir menkul kıymet aracılık lisansı için hâlâ onay bekliyor. Banka ayrıca Çin’in doğusundaki Zhejiang eyaletinde bulunan Haiyue Energy Group ile hukuki anlaşmazlık yaşıyor. Şirket, ABD yaptırımları nedeniyle dondurulan 27 milyon dolarlık ödeme konusunda Citibank’a dava açtı.

Tarım anlaşması beklentisi

Piyasa gözlemcilerine göre Çin ile ABD, zirve sırasında Pekin’in tahıl ve et alımlarını artırmasını kapsayan bir tarım anlaşmasına varabilir. Ancak uzmanlar, geçen ekim ayında üzerinde uzlaşılan anlaşmanın ötesinde büyük çaplı yeni soya fasulyesi alımları beklemiyor.


Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
TT

Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)

Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas’a göre uluslararası deniz taşımacılığının dalgalandığı bir dönemde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden sağladığı ihracat kapasitesi, küresel enerji fiyatlarını kontrol altında tutan stratejik bir denge unsuru haline geldi. Gidevillas, Avrupa için alternatif petrol akış yollarının gerçek değerinin, arz sürekliliğini sağlamak ve enflasyon baskılarını hafifletmek olduğunu söyledi.

Gidevillas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2025 yılında 88 milyar avroyu aşan Avrupa–Suudi Arabistan ticaret hacminin, krallığın Avrupa enerji güvenliğinde yapısal bir ortak haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Suudi Arabistan’ın dünyanın en esnek lojistik altyapılarından birine sahip olduğunu vurguladı.

Tek koridor bahsinin Sonu

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan’ın hem Basra Körfezi hem de Kızıldeniz üzerinden çift yönlü ihracat kapasitesi geliştirmesi, fiilen tek koridor bahsini ortadan kaldırdı. Bu durum, bölgesel gerilimlerin en yoğun olduğu dönemlerde bile enerji akışının kesintisiz sürmesini sağlıyor.

Bu stratejinin geçici bir tepki değil, küresel ölçekte Suudi Arabistan’ın stratejik değerini artıran yapısal bir hamle olduğunu belirtti.

Avrupa için enerji ve dönüşüm boyutu

Gidevillas, kısa vadede bu koridorun Avrupa için en önemli etkisinin enerji arz güvenliğinden çok fiyat istikrarı olduğunu, uzun vadede ise Suudi Arabistan’ın Avrupa enerji dönüşümünün kilit ortağı haline geldiğini söyledi.

Neom ve Yenbu gibi yeni ihracat merkezlerinin, geleceğin yeşil yakıt tedarik zincirlerinde Suudi Arabistan’ı merkez konuma taşıdığını ifade etti.

cdvfdfd
Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas. (X)

Ayrıca Suudi Arabistan’ın hidrojen ve amonyak ihracatını Avrupa’ya yönlendirdiğini, bunun da Avrupa’nın sanayide karbonsuzlaşma programını desteklediğini belirtti. Mısır üzerinden Avrupa elektrik şebekelerine entegrasyonun da düşük karbonlu enerjiye geçişi güçlendirdiğini ekledi.

Avrupa enerji maliyetlerine yapısal katkı

Gidevillas, Avrupa Birliği’nin Körfez bölgesinden petrol ithalatının yaklaşık yüzde 10 seviyesinde olduğunu hatırlatarak, Hürmüz Boğazı gibi kritik geçişlerde yaşanan aksaklıkların fiziksel arz kıtlığı yaratmaktan çok fiyatları yukarı çektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın sağladığı koridorun temel katkısının piyasa akışının sürekliliği olduğunu ve bunun Avrupa ekonomisini fiyat şoklarından koruduğunu vurguladı.

Enerji Krizleri ve Avrupa’nın Kırılganlığı

Analizde, 2022’deki Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan enerji krizi hatırlatıldı. O dönemde gaz arzındaki düşüşün Avrupa hükümetlerini yüz milyarlarca avroluk destek paketleri açıklamaya zorladığı belirtildi.

Bugün Hürmüz Boğazı gerilimiyle birlikte Avrupa’nın yeniden yüksek fiyat baskısıyla karşı karşıya olduğu, Suudi Arabistan’ın ise bu süreçte tüketiciyi enflasyon riskinden koruyan bir rol üstlendiği ifade edildi.

Egemen güvenilirlik ve Suudi rolü

Gidevillas, Suudi Arabistan’ın OPEC içindeki konumu ve günlük 12 milyon varile ulaşan üretim kapasitesi sayesinde küresel enerji piyasalarında istikrar sağlayan kilit aktör olduğunu söyledi.

Çift ihracat koridoru sayesinde tek bir deniz yoluna bağımlılığın ortadan kalktığını ve bunun yapısal bir güvenlik avantajı oluşturduğunu vurguladı.

Avrupa’nın kırılganlığına karşı Suudi esnekliği

Avrupa’nın dizel ve jet yakıtı tedarikinde dalgalanmalar yaşadığı, enerji bağımsızlığı konusunda zorluklarla karşı karşıya olduğu belirtilirken, Suudi Arabistan’ın hem üretim hem de petrokimya altyapısıyla en esnek enerji ortaklarından biri haline geldiği ifade edildi.

fdvfdb
Yanbu Ticari Limanı, Suudi Arabistan’ın önemli deniz geçitlerinden biridir. (Mawani)

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan yalnızca fiziksel enerji arzını değil, aynı zamanda küresel piyasalardaki jeopolitik baskıyı da dengeleyen bir “sigorta mekanizması” işlevi görüyor.

Gelecek perspektifi: Enerji dönüşümünde Suudi liderlik

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde Gidevillas, Suudi Arabistan’ın hidrokarbonlar alanındaki geleneksel rolünün yanı sıra yeşil hidrojen ve sürdürülebilir enerji üretiminde de küresel liderliğe ilerlediğini söyledi.

Bu dönüşümün, krallığın Avrupa için uzun vadeli stratejik ortak konumunu güçlendireceğini ve küresel enerji sisteminin geleceğinde merkezi bir rol oynayacağını belirtti.