Suudi Arabistan ve Rusya: ‘Petrol varilinin’ ötesine geçen ve küresel ekonomik dengeyi kuran stratejik ortaklık

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: İki enerji gücü arasındaki koordinasyon, piyasaları şoklardan koruyan bir emniyet supabı görevi görüyor

Suudi Arabistan ve Rusya: ‘Petrol varilinin’ ötesine geçen ve küresel ekonomik dengeyi kuran stratejik ortaklık
TT

Suudi Arabistan ve Rusya: ‘Petrol varilinin’ ötesine geçen ve küresel ekonomik dengeyi kuran stratejik ortaklık

Suudi Arabistan ve Rusya: ‘Petrol varilinin’ ötesine geçen ve küresel ekonomik dengeyi kuran stratejik ortaklık

Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkiler, enerji piyasalarındaki geleneksel iş birliği çerçevesini aşarak yatırım, teknoloji, sanayi ve uzay alanlarını da kapsayan çok boyutlu bir ortaklığa doğru ilerleyen stratejik bir dönüşüm sürecine girdi. Bu gelişme, iki ülke arasında artan koordinasyonun küresel ekonomi dengeleri içindeki etkisini güçlendirirken, son derece dalgalı bir jeopolitik ortamda enerji piyasalarına daha fazla istikrar kazandırıyor.

İkili ilişkilerdeki bu ivme, Suudi Arabistan’ın St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nda ana onur konuğu olarak öne çıktığı bir döneme denk geldi. Bu durum, Riyad’ın büyük uluslararası ekonomik etkinliklerdeki güçlü varlığını ortaya koyarken, aynı zamanda Riyad ile Moskova arasındaki karşılıklı güven düzeyini de teyit etti. Forum, yatırım, teknoloji ve sanayi alanlarında iş birliğini daha da genişletecek çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptının imzalanmasına zemin hazırlayarak, ortaklığın daha stratejik bir seviyeye taşınmasına katkı sağladı.

Ekonomi uzmanlarına göre Suudi-Rus ortaklığı artık yalnızca iki ülke arasındaki sınırlı bir ilişki olmaktan çıkmış durumda. Bu ortaklık, özellikle enerji piyasalarında sağladığı istikrar ve ekonomik çeşitlendirme çabalarına verdiği destekle, uluslararası ekonomik sistemde dengeleyici bir unsur haline geldi. Bu durum, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedefleriyle uyumlu şekilde petrol dışı sektörlerin payını artırma ve bilgi transferini yerelleştirme hedeflerine de katkı sunuyor.

Bu bağlamda, Suudi Arabistan Şura Meclisi üyesi Fadl bin Saad el-Buaynin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın son yıllarda ekonomik ilişkilerini denge ve farklı küresel ekonomik güçlere açıklık ilkeleri temelinde yeniden şekillendirdiğini belirtti. El-Buaynin, Rusya’nın enerji piyasalarındaki ağırlığı nedeniyle önemli bir ortak olduğunu, bu nedenle Moskova ile iş birliğinin güçlendirilmesinin iki ülkenin çıkarlarına hizmet eden ve küresel piyasa istikrarını artıran stratejik bir tercih olduğunu ifade etti.

El-Buaynin, Riyad ile Moskova arasındaki koordinasyonun gerek ikili düzeyde gerekse OPEC+ ittifakı çerçevesinde petrol piyasalarında belirgin bir denge sağladığını ve jeopolitik gerilimlerin yol açtığı sert dalgalanmaları azalttığını vurguladı. Bu iş birliği modelinin yalnızca enerji sektöründe değil, daha geniş ekonomik ve kalkınma alanlarında da etkinliğini kanıtladığını söyledi.

Son dönemde St. Petersburg Ekonomi Forumu kapsamında üzerinde uzlaşılan başlıca iş birliği alanlarının ekonomi, enerji, gıda güvenliği, savunma sanayii ve teknoloji olduğunu belirten el-Buaynin, ayrıca iki ülke arasında seyahat ve hareketliliğin kolaylaştırılmasına yönelik önemli anlaşmaların da hayata geçirildiğini kaydetti.

Madencilik, teknoloji ve uzay alanlarının ikili iş birliğinde temel sütunlar olduğuna dikkat çeken el-Buaynin, bu alanların her iki taraf için de stratejik önem taşıdığını ifade etti. Madencilik sektörünün Suudi Arabistan’da en gelecek vaat eden alanlardan biri olduğunu ve ekonomik çeşitlendirme hedefleri kapsamında öncelik taşıdığını belirterek, bu alanın Rusya ile ortak çalışma için önemli bir kesişim noktası oluşturduğunu söyledi. Ayrıca yapay zekâ, dijital dönüşüm ve uzay teknolojileri gibi teknik iş birliği alanlarının da Vizyon 2030 çerçevesinde yüksek değerli geleceğin sektörleri arasında yer aldığını vurguladı.

El-Buaynin, anlaşmalar aşamasından uygulama sürecine geçişin önemine dikkat çekerek, bu mutabakatların hayata geçirilmesindeki kararlılığın somut ekonomik etkiler yaratacağını ve önümüzdeki dönemde iş birliğine daha fazla ivme kazandıracağını, bunun da iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı güçlendireceğini ifade etti.

Nitelikli ikili iş birliği

Suudi Arabistan’ın güneyindeki Cizan’da bulunan eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Başen, Suudi Arabistan ile Rusya arasında ikili iş birliğinin mümkün olan en üst seviyeye çıkarılmasına yönelik giderek artan bir eğilim bulunduğunu belirterek, bunun nitelikli bir ekonomi ve sanayi entegrasyonu için sağlam bir zemin oluşturduğunu ifade etti. Başen, bu sürecin aynı zamanda bölgede ve Avrupa’da yaşanan jeopolitik zorluklara karşı ortak bir yol haritası oluşturduğunu, bunun da bölgesel ve küresel düzeyde daha fazla ekonomik istikrarın korunmasına katkı sağladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Başen, Riyad ile Moskova arasındaki ilişkilerin son dönemde çeşitli alanlarda hızlanan bir ivme kazandığını, bunun da geçmiş yıllarda imzalanan bir dizi anlaşmanın devamı niteliğinde olduğunu ifade etti. Ayrıca iki ülke arasındaki OPEC+ ittifakı çerçevesindeki düzenli koordinasyonun, küresel enerji piyasalarının istikrarına katkı sunduğunu, özellikle ABD-İran savaşı gibi jeopolitik gerilimlerin etkilerinin hissedildiği bir dönemde bu iş birliğinin öneminin arttığını belirtti. Başen, teknoloji, sanayi, uzay ve uydu teknolojileri alanlarında da iş birliğine yönelik eğilimin güçlendiğini vurguladı.

 cfvcfv
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak ile birlikte St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nda (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)

Başen’e göre, Vizyon 2030 kapsamında yer alan birçok program, Rusya ile kurulan ortaklıklarla geniş bir uyum ve entegrasyon imkânı buldu. İkili iş birliğinin artık uzun vadeli stratejik bir çizgiye oturduğunu belirten Başen, bunun hem siyasi hem ekonomik boyut taşıdığını ve hızla değişen jeopolitik koşullar içinde yeni bir gerçeklik oluşturduğunu söyledi. Bu sürecin ekonomik çeşitlendirme ve siyasi istikrar açısından daha geniş bir alan açtığını da ifade etti.

Ayrıca Başen, Suudi-Rus Ortak Hükümet Komitesi’nin bugüne kadar toplam değeri 70 milyar doları aşan 70’ten fazla ortak projenin hayata geçirilmesine katkı sağladığını belirtti. St. Petersburg Ekonomi Forumu kapsamında iki ülke arasında imzalanan 13 anlaşma ve mutabakat zaptının, ekonomik çeşitliliği artırma, ortak yatırımları genişletme ve ileri teknoloji transferini yerelleştirme yönünde net bir iradeyi ortaya koyduğunu ifade etti. Başen, bu gelişmelerin iki ülkenin küresel ve bölgesel düzeyde daha güçlü bir konum elde etmesine yardımcı olacağını ve siyasi istikrarı destekleyen daha dengeli uluslararası ilişkilerin inşasına katkı sağlayacağını söyledi.

Riyad ve Moskova ekonomik istikrarı sağlıyor

Suudi Arabistan Ticaret Odaları Federasyonu eski başkanı Mühendis Abdullah el-Mebti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ile Rusya arasında piyasadaki arz-talep dengesini düzenlemek amacıyla üretimin artırılması veya azaltılmasına ilişkin ortak kararlar üzerinden tam ve sürekli bir koordinasyon bulunduğunu, bunun hem üreticilerin hem de tüketicilerin çıkarına uygun adil fiyatların oluşmasını sağladığını ifade etti. El-Mebti, bu iş birliğinin öneminin, iki ülkenin dünyanın en büyük petrol üreticileri ve ihracatçıları arasında yer almasından kaynaklandığını belirtti. Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 kapsamında ekonomik çeşitlendirme, yatırım çekme ve teknoloji transferini yerelleştirme hedeflerinin, Rusya’yı Krallık için uluslararası ilişkilerde dengeli bir yapı kurma çabasında hayati bir ortak haline getirdiğini söyledi.

El-Mebti ayrıca, Suudi-Rus uyumunun petrol fiyatlarında çöküşü ya da ‘kontrolsüz yükselişleri’ önleyen bir güvenlik şemsiyesi oluşturduğunu, iki ülkenin birlikte hareket etmesinin küresel ekonomik durgunluğu engelleyerek enerji arzının güvenli biçimde sürmesini sağladığını ifade etti. Bu koordinasyonun yalnızca enerjiyle sınırlı kalmadığını, küresel ekonomik istikrarı hedefleyen çeşitli ekonomik anlaşmalar yoluyla daha geniş bir çerçeveye yayıldığını da sözlerine ekledi.

Madencilik, teknoloji ve uzay

El-Mebti, madencilik, teknoloji ve uzay alanlarının bugün Suudi-Rus iş birliğinin geleceğini şekillendiren temel sütunlar haline geldiğini belirterek, iki ülkenin ekonomik çeşitlendirmeyi güçlendirmeyi amaçlayan ortak yatırım anlaşmalarını hayata geçirmek için yoğun bir şekilde çalıştığını ifade etti. Bu süreçte bilgi transferine yönelik mutabakatların uygulanması ve iki taraf arasında tedarik zincirlerinin esnekliğinin artırılması da eş zamanlı olarak ilerliyor.

Madencilik sektörüne ilişkin olarak el-Mebti, Rusya’nın özellikle jeolojik etüt ve maden arama faaliyetlerindeki tarihi birikimi ve ileri düzey tecrübesi sayesinde Suudi Arabistan için geniş fırsatlar sunduğunu söyledi. Moskova ile kurulacak ortaklığın, Krallık’taki maden kaynaklarının değerlendirilmesine önemli katkı sağlayacağını ve nadir metaller alanında ortak yatırım imkânlarını genişleteceğini vurguladı. Suudi Arabistan’ın sunduğu büyük ölçekli yatırım fırsatlarının, büyük Rus madencilik şirketleri için de önemli bir çekim merkezi haline geldiğini ifade etti.

Teknoloji alanında ise son gelişmelerin iki ülke arasında özellikle yapay zekâ ve dijital dönüşüm teknolojilerinin entegrasyonuna odaklanan umut verici iş birliği fırsatları oluşturduğunu belirtti. Bu iş birliğinin, Suudi Arabistan’da sanayi ve madencilik sektörlerinin operasyonel verimliliğini ve rekabet gücünü artırmayı hedeflediğini söyledi. Bu bağlamda el-Mebti, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Rusya Doğrudan Yatırım Fonu arasındaki stratejik ortaklığın önemine dikkat çekerek, bu yapının ileri teknoloji alanlarına yatırım yapmak ve bu teknolojileri yerelleştirmek amacıyla oluşturulmuş özel yatırım fonları aracılığıyla somutlaştığını ifade etti.

Uzay sektörüne ilişkin olarak da el-Mebti, iki ülke arasındaki tarihi iş birliğinin yeni bir aşamaya geçtiğini belirterek, uzay araştırmalarına yönelik imzalanan anlaşmaların ortak çalışmanın yeni bir çerçevesini oluşturduğunu söyledi. Bu kapsamda Rusya Federal Uzay Ajansı (Roscosmos) ile yürütülen koordinasyonun sürdüğünü, Suudi personelin uzay görevleri için eğitildiğini ve uydu navigasyon sistemlerinin geliştirilmesi ve işletilmesinde teknik ortaklığın devam ettiğini kaydetti.

Yatırımlar ve ticaret

El-Mebti, Riyad ile Moskova arasındaki mevcut ticaret hacminin yaklaşık 4 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın önümüzdeki yıllarda Rusya’dan doğrudan yatırımlar kapsamında yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir sermaye çekmesinin beklendiğini ifade etti. El-Mebti, iki ülkenin bu rakamları yeni ortak projeler aracılığıyla sürekli bir büyüme eğilimine taşımayı hedeflediğini, Suudi-Rus İş Konseyi’nin ise ikili ticaret hacmini önümüzdeki yıllarda 12 milyar dolara çıkarma yönünde stratejik bir hedef belirlediğini söyledi.

El-Mebti değerlendirmesinin sonunda, Riyad ile Moskova arasındaki güçlü iş birliğinin küresel ekonomi ve enerji piyasalarının istikrarı açısından vazgeçilmez bir temel oluşturduğunu vurguladı. Bu koordinasyonun arz ve talep dengesini hassas biçimde koruduğunu belirten el-Mebti, ortaklığın genişletilmesinin gıda güvenliğini güçlendirdiğini, teknoloji ve tarım gibi kritik sektörlerde yatırımların çeşitlenmesine katkı sağladığını ifade etti. Ayrıca bu sürecin, jeopolitik dalgalanmaların iki ülkenin ekonomik büyümesine etkisini azalttığını söyledi. El-Mebti, bu iş birliğinin önemini üç ana başlıkta özetleyerek; bunların ‘enerji piyasalarında istikrarın sağlanması, gıda güvenliğinin güçlendirilmesi ve petrol dışı yatırımların belirgin şekilde artırılması’ olduğunu kaydetti.

Köklü bir ortaklık

Suudi ekonomist Dr. İbrahim el-Ömer de yaptığı açıklamada, “Riyad ile Moskova arasındaki ortaklık, petrolden öte küresel ekonomik istikrara uzanan bir çerçeveye sahip. Suudi-Rus ilişkisi artık yalnızca petrol variline bağımlı değil, ancak petrol hâlâ bu ilişkinin omurgasını oluşturmakta” ifadelerini kullandı.

El-Ömer, bu ortaklığın operasyonel boyutuna ilişkin değerlendirmesinde, Suudi Arabistan ve Rusya’nın OPEC+ ittifakının iki temel sütunu olarak sekizli grup kararlarını yönlendirdiğini belirtti. 2025 yılı içinde alınan kararlarla üretim kotalarının günlük yaklaşık 3 milyon varil artırıldığını, bunun küresel talebin yaklaşık yüzde 3’üne denk geldiğini ifade eden el-Ömer, bu artışların kademeli, kontrollü ve gerektiğinde durdurulabilir ya da tersine çevrilebilir nitelikte olduğunu söyledi.

Son dönemdeki krizlere de değinen el-Ömer, ABD-İran savaşı sırasında gerilimin arttığını ve mayıs ayında Hürmüz Boğazı’ndaki tedarik akışlarının bozulduğunu hatırlatarak, üzerinde uzlaşılan üretim artışlarının büyük kısmının Suudi Arabistan ve Rusya tarafından karşılandığını belirtti. Buna göre iki ülke arasındaki koordinasyonun, piyasa dalgalanmalarını sınırlayan, enflasyon baskılarını azaltan ve enerjiye bağımlı ekonomileri jeopolitik şoklardan koruyan bir güvenlik mekanizması işlevi gördüğünü ifade etti.

El-Ömer’e göre bu iş birliğinde ağırlık merkezi giderek klasik emtia ticaretinden sanayi, teknoloji transferi ve bilgi paylaşımına kaymakta. El-Ömer, enerji sektörünün -geleneksel, yenilenebilir ve nükleer tüm boyutlarıyla- halen ön planda olduğunu ancak artık sanayi, madencilik, dijital ekonomi, yapay zekâ ve uzay bilimleri gibi alanlara geniş bir alan açtığını söyledi. Bu çerçevede, Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı’nın Rusya ziyaretinde, 50 bin kilometrekarelik bir alanda maden arama fırsatlarının ele alındığını, ayrıca 1 milyar dolarlık ortak teknoloji platformu kurulması ve Rusya’nın uzay alanındaki tecrübesinden yararlanılarak ortak uzay iş birliğinin geliştirilmesinin gündeme geldiğini aktardı.

El-Ömer, bu gelişmelerin, Suudi-Rus Ortak Hükümet Komitesi tarafından yürütülen kurumsal bir sürecin sonucu olduğunu, komitenin son olarak geçen yıl aralık ayında Riyad’da dokuzuncu toplantısını gerçekleştirdiğini belirtti. İki ülke arasında 70’ten fazla ortak projenin toplam değerinin 70 milyar doları aştığını, petrol dışı ticaret hacminin ise 2016’da 1,84 milyar riyalden (yaklaşık 490,6 milyon dolar) 2024’te 12,5 milyar riyale (yaklaşık 3,3 milyar dolar) yükseldiğini ifade etti. Ayrıca St. Petersburg Ekonomi Forumu kapsamında imzalanan 13 yeni anlaşmanın da bu ivmeyi desteklediğini söyledi.

Değerlendirmesinin sonunda el-Ömer, Riyad ile Moskova arasındaki stratejik iş birliğinin artık yalnızca iki ülkeyi ilgilendiren ikili bir mesele olmaktan çıktığını, küresel sistemde dengeleyici bir unsur haline geldiğini vurguladı. Bu ortaklığın Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedeflerine katkı sunduğunu, petrol dışı sektörlerin payını artırdığını ve bilgi ekonomisinin yerelleştirilmesini desteklediğini belirterek, bunun yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte ekonomik istikrara katkı sağlayan bir yapı oluşturduğunu ifade etti.



ABD-İran gerilimi petrol fiyatlarını son bir ayın zirvesine çıkardı

Umman'ın Musandam kıyıları açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda gemi ve tankerler (Reuters)
Umman'ın Musandam kıyıları açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda gemi ve tankerler (Reuters)
TT

ABD-İran gerilimi petrol fiyatlarını son bir ayın zirvesine çıkardı

Umman'ın Musandam kıyıları açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda gemi ve tankerler (Reuters)
Umman'ın Musandam kıyıları açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda gemi ve tankerler (Reuters)

Petrol fiyatları, bugünkü işlemlerde ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı çevresinde artan askeri gerilimin küresel enerji arzına ilişkin endişeleri artırmasıyla, yaklaşık son bir ayın en yüksek seviyesine çıktı. Aynı zamanda boğazdan geçen petrol tankerlerinin sayısı son iki ayın en düşük seviyesine geriledi.

Brent petrolün varil fiyatı 1,50 dolar (%1,8) artışla 84,80 dolara yükselirken, ABD ham petrolü (WTI) 1,70 dolar (%2,2) değer kazanarak 79,84 dolardan işlem gördü. Her iki gösterge de seansın erken saatlerinde varil başına 2 doların üzerinde yükseldi. Brent petrol, bir önceki işlem gününde %9,6 artışla Mayıs 2020'den bu yana en yüksek günlük kazancını kaydetmişti.

Fiyatlardaki yükseliş, ABD güçlerinin üst üste üçüncü gece de İran hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemesi sonrasında gerçekleşti. ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik deniz ablukasının yeniden uygulamaya konulduğunu açıklarken, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerin korunması karşılığında geçişlerden %20 oranında ücret alınmasını önerdi.

Jeopolitik risk primi yeniden yükseldi

KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, son gelişmelerin petrol piyasasında jeopolitik risk primini yeniden artırdığını belirtti.

Waterer, "ABD'nin deniz ablukasını yeniden devreye sokması ve İran'ın buna verdiği karşılıklar, petrol piyasasında yeni bir risk primi oluşmasına neden oldu" değerlendirmesinde bulundu.

Hürmüz Boğazı'nın henüz tamamen kapanmadığını vurgulayan Waterer, tarafların farklı hedeflerinin küresel arz görünümünü daha da belirsiz hale getirdiğini ifade etti.

Tanker saldırısı endişeleri artırdı

Endişeler, Birleşik Arap Emirlikleri Savunma Bakanlığı'nın iki BAE tankerinin Umman karasularında, Hürmüz Boğazı'nın güney rotasında İran'a ait iki seyir füzesiyle vurulduğunu açıklamasıyla daha da arttı. Saldırıda Hindistan vatandaşı bir mürettebat yaşamını yitirirken, 8 kişi de yaralandı.

Denizcilik verileri ise son 24 saat içinde Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankeri sayısının son iki ayın en düşük seviyesine gerilediğini gösterdi. Bu durum, güvenlik risklerinin deniz taşımacılığını etkilemeye başladığına işaret ediyor.

Philip Nova analisti Priyanka Sachdeva, piyasaların dikkatle izlemesi gereken en önemli unsurun Hürmüz Boğazı'ndan geçen ham petrol akışı olduğunu söyledi.

Sachdeva, "Tanker trafiğinde somut bir aksama, gemi sayısında kalıcı bir düşüş ya da ihracat akışında ciddi bir kesinti yaşanması halinde petrol fiyatlarında yeni bir yükseliş dalgası görülebilir" yorumunda bulundu.

Buna karşılık, askeri gerilime rağmen petrol akışının sürmesi halinde fiyatları destekleyen jeopolitik risk priminin zamanla azalmasının beklendiğini ifade etti.

Husilerden yeni tehdit

Bölgedeki riskleri artıran bir diğer gelişmede ise Yemen'deki Husiler, Suudi Arabistan'ın kontrol ettikleri bir havalimanını bombaladığını öne sürerek, Suudi Arabistan'a füze saldırıları düzenlediklerini açıkladı.

Gabelli Funds Portföy Yöneticisi Simon Wong, Husilerin saldırılarını Kızıldeniz'deki Suudi petrol tesislerine yöneltmesi halinde bölgedeki petrol arzına ilişkin belirsizliklerin daha da artabileceğini söyledi.

Öte yandan Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre ajansın ABD'de gerçekleştirdiği ön ankete göre analistler, geçen hafta ülkenin ham petrol stoklarının gerilemesini, buna karşılık benzin ve distilat yakıt stoklarının artmasını bekliyor. Resmi verilerin bu tahminleri doğrulaması halinde söz konusu gelişmenin petrol fiyatlarına ilave destek sağlayabileceği değerlendiriliyor.


Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Donohoe: Suudi Arabistan büyüme modelini geliştirmenin ötesine geçerek kalkınma bilgisini ihraç ediyor

Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Donohoe: Suudi Arabistan büyüme modelini geliştirmenin ötesine geçerek kalkınma bilgisini ihraç ediyor
TT

Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Donohoe: Suudi Arabistan büyüme modelini geliştirmenin ötesine geçerek kalkınma bilgisini ihraç ediyor

Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Donohoe: Suudi Arabistan büyüme modelini geliştirmenin ötesine geçerek kalkınma bilgisini ihraç ediyor

Suudi Arabistan'da iş gücü piyasasında yaşanan dönüşüm artık yalnızca işsizlik oranının tarihi düşük seviye olan yüzde 2,8'e gerilemesi ya da çalışan Suudi vatandaşlarının yarısının özel sektörde istihdam edilmesiyle ölçülmüyor. Ülkenin beşeri sermaye ve teknoloji yatırımlarını uluslararası kurumların dikkatini çeken kalkınma modellerine dönüştürebilme kapasitesi de bu dönüşümün önemli göstergeleri arasında yer alıyor.

Dünyanın en büyük sanal sağlık hizmeti sağlayıcısı olarak kabul edilen Seha Sanal Hastanesi, dijital teknolojiler ve yapay zekâyı kullanarak sağlık hizmetlerinin kapsamını genişletmesi ve verimliliğini artırmasıyla bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Dünya Bankası, bu deneyimi bilgi ve inovasyona dayalı geleceğin ekonomisini yansıtan başarılı bir model olarak değerlendiriyor.

Bu değerlendirme, Dünya Bankası ile Suudi Arabistan İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın ortaklaşa hazırladığı "On Yıllık İlerleme: Suudi İş Gücü Piyasasındaki Dönüşüme Derinlemesine Bakış" başlıklı raporla da destekleniyor. Raporda ekonominin insan sermayesi, özel sektör ve dijital ekonomi ekseninde yeni bir aşamaya geçtiği belirtilirken, iş gücüne katılım oranının yüzde 67,1'e yükseldiği, çalışan Suudilerin yarısının özel sektörde görev yaptığı ve dijital ekonominin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payının yaklaşık yüzde 15'e ulaştığı kaydediliyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü (Chief Knowledge Officer))  Paschal  Donohoe, Suudi Arabistan'ın elde ettiği başarının ekonomik göstergelerin iyileştirilmesinin ötesine geçtiğini belirterek, ülkenin istihdam, beceri, inovasyon ve bilginin kamu hizmetlerinde kullanımını bir araya getiren, daha sürdürülebilir ve kapsayıcı bir kalkınma modeli oluşturduğunu söyledi.

Dünyanın ilgisini çeken sağlık modeli

Donohoe'nun övgü dolu değerlendirmesi, pazar günü Riyad'daki Seha Sanal Hastanesi'ne gerçekleştirdiği ziyaretin ardından geldi.

Hastanenin dijital sağlık hizmetlerini yerinde inceleyen Donohoe, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada tesisi, "teknolojinin insanın hizmetine sunulmasında gördüğüm en etkileyici modellerden biri" olarak nitelendirdi. Yapay zekânın sağlık hizmetlerine kapsamlı bir kalkınma vizyonu çerçevesinde entegre edilmesinin başarılı bir örneği olduğunu ifade etti.

Donohoe'ya göre Suudi sağlık sistemini küresel ölçekte öne çıkaran üç temel unsur bulunuyor. Bunların ilki, yapay zekânın hastalar ile en uzman doktorlar arasında anlık ve etkin iletişim kuracak şekilde başarıyla kullanılması. İkincisi, dijital bağlantının hastane içi ve dışındaki sağlık hizmetlerini kapsayacak biçimde genişletilebilmesi. Üçüncüsü ise ilgili kurumların hizmetlerin etkisini bilimsel doğrulukla ölçebilmesini sağlayan gelişmiş anlık takip ve denetim sistemleri.

Finansmandan bilgi paylaşımına

Donohoe, Suudi Arabistan ile Dünya Bankası arasındaki ilişkinin artık finansman ve teknik danışmanlık boyutunu aşarak bilgi üretimi ve deneyim paylaşımına dayandığını söyledi.

Riyad'da açılan ve bölgede türünün ilk örneği olan Bilgi Merkezi'nin, bu ortaklıkta yeni bir dönemin başlangıcını temsil ettiğini belirten Donohoe, merkezin başarılı Suudi uygulamalarını belgeleyerek geliştireceğini ve diğer ülkelerde uygulanabilecek kalkınma modellerine dönüştüreceğini ifade etti.

Suudi Arabistan'ın artık uluslararası deneyimlerden yararlanan bir ülke olmanın ötesine geçtiğini vurgulayan Donohoe, kalkınma bilgisinin üretilmesi ve paylaşılmasında aktif bir ortak haline geldiğini söyledi.

sdfvtrht
Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Paschal Donohoe, Şarku’l Avsat'a konuştu. (Turki El Akili)

Dünya Bankası'nın özellikle sağlık alanında Suudi kurumlarıyla iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini kaydeden Donohoe, Seha Sanal Hastanesi modelinin gelişmekte olan ülkelerin ve sağlık personeli yetersizliği yaşayan bölgelerin ihtiyaçlarına uyarlanmasının bölgesel ve küresel kalkınmaya katkı sağlayacağını dile getirdi.

Yeni bir yapısal ekonomik gerçeklik

Dünya Bankası'nın Suudi deneyimini başka ülkelere taşımaya ilgi göstermesinin temelinde, bunun tek bir proje ya da sektörün başarısından ziyade kapsamlı bir yapısal ekonomik dönüşümü yansıtması bulunuyor.

2030 Vizyonu kapsamında hayata geçirilen reformlar yalnızca yeni istihdam alanları oluşturmakla kalmadı; eğitim ile iş gücü piyasası arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirdi, özel sektörün rolünü güçlendirdi ve bilgi ile inovasyona dayalı ekonomik faaliyetlerin payını artırarak büyümeyi daha sürdürülebilir ve teknolojik dönüşümlere daha uyumlu hale getirdi.

Donohoe, bu dönüşümün öneminin insan yatırımı, verimlilik ve inovasyonu bir araya getirmesinden kaynaklandığını belirterek, dijital sağlık hizmetlerinin eğitim, beceri geliştirme ve dijital dönüşüm reformlarının somut sonucu olduğunu, yalnızca teknolojik bir proje olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Yapay zekâ sınavı

Yapay zekânın hızla gelişmesi dünya genelinde istihdamın geleceğine ilişkin kaygıları artırırken, Dünya Bankası önümüzdeki dönemde yaklaşık 1,2 milyar gencin iş gücü piyasasına katılacağını, buna karşılık yalnızca yaklaşık 400 milyon yeni iş oluşturulabileceğini öngörüyor.

Donohoe'ya göre Suudi Arabistan bu konuda farklı bir yaklaşım sergiliyor. Ülke, yapay zekâyı insanın yerine geçen bir unsur değil, verimliliği artıran ve yeni istihdam alanları oluşturan bir araç olarak kullanıyor.

Dijital becerilere erken dönemde yapılan yatırımların ve modern teknolojilerin eğitim ile mesleki gelişim programlarına entegre edilmesinin nitelikli insan kaynağının oluşmasına katkı sağladığını belirten Donohoe, dijital ekonominin GSYH içindeki payının da bu süreçte önemli ölçüde arttığını ifade etti.

Suudi Arabistan'ın özellikle dijital sağlık alanındaki yapay zekâ uygulamalarının, teknolojinin hem hizmet kalitesini yükseltebildiğini hem de geleceğin uzmanlık alanlarında yeni iş fırsatları oluşturabildiğini gösterdiğini söyledi.

Önemli olan sadece istihdam değil, nitelikli istihdam

Donohoe, iş gücü piyasalarının başarısının yalnızca oluşturulan iş sayısıyla değil, bu işlerin niteliği, sürdürülebilir gelir sağlaması, kariyer gelişimine imkân vermesi ve verimliliği artırmasıyla ölçülmesi gerektiğini vurguladı.

Son yıllarda küresel ekonomik yavaşlama ve artan yaşam maliyetlerinin, "nitelikli istihdam" konusunu dünya genelinde politika yapıcıların en önemli gündem maddelerinden biri haline getirdiğini belirtti.

Dünya Bankası'nın sağlık, turizm ve tarım gibi yüksek katma değerli sektörlerde kaliteli istihdamın artırılması için hükümetlerle birlikte çalıştığını ifade eden Donohoe, özel sektör yatırımlarını teşvik edecek düzenleyici çerçevenin güçlendirilmesine de destek verdiklerini söyledi.

Suudi Arabistan'ın bu alanda ileri düzey bir örnek oluşturduğunu belirten Donohoe, Riyad'daki Bilgi Merkezi'nin yalnızca deneyim paylaşımı için değil, iş kalitesini ve verimliliğini artıracak politika geliştirme açısından da önemli bir platform olacağını ifade etti.

Yeni dönemin lokomotifi özel sektör

Donohoe'ya göre kaliteli istihdamın artırılması, özel sektörün yatırım ve büyümenin ana motoru haline gelmesine bağlı.

İstihdam artışının gelecekte kamu harcamalarından ziyade özel sektör yatırımları sayesinde sürdürülebileceğini belirten Donohoe, Dünya Bankası analizlerinin Suudi özel sektörünün halihazırda birçok stratejik alanda önemli rol üstlendiğini ortaya koyduğunu söyledi.

Bununla birlikte, önümüzdeki dönemde özel sektörün yatırımlarını büyütmesi ve yeni istihdam oluşturabilmesi için daha fazla teşvik mekanizmasına ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

"Hiçbir ülke, ne kadar zengin olursa olsun, her şeyi yalnızca kamu sermayesiyle gerçekleştiremez." diyen Donohoe, Dünya Bankası'nın hükümetlerle birlikte yatırımcı güvenini artıracak ve uzun vadeli özel sermaye yatırımlarını teşvik edecek düzenlemeler üzerinde çalıştığını belirtti.

Donohoe, bunun 2030 Vizyonu'nun en güçlü yönlerinden biri olduğunu, çünkü Suudi Arabistan'ın özel sektörün ekonomik büyümede daha büyük rol üstlenmesine olanak sağlayan yatırım ortamını ve altyapıyı başarıyla oluşturduğunu ifade etti.

Küresel belirsizliklere rağmen dirençli büyüme

Suudi Arabistan'daki yapısal reformlar, jeopolitik ve ticari gerilimlerin küresel ekonomiyi zorladığı bir dönemde hayata geçiriliyor.

Dünya Bankası'nın tahminlerine göre bölge ekonomisinin büyüme beklentisi, çatışmaların ekonomik etkileri nedeniyle yaklaşık yüzde 4 seviyesinden yüzde 1,5-2,5 aralığına gerilemiş durumda.

Buna rağmen Donohoe, Suudi ekonomisinin tedarik zinciri sorunları, enflasyon baskısı ve küresel gıda fiyatlarındaki artış gibi olumsuzluklara karşı güçlü bir dayanıklılık sergilediğini söyledi.

Sağlık, eğitim ve istihdam alanlarında dayanıklılığın güçlendirilmesinin ekonomilerin zaman içinde şokları absorbe edebilmesini sağlayacağını belirten Donohoe, Suudi Arabistan'ın bilgi, inovasyon ve özel sektör ortaklığına dayalı yaklaşımı sayesinde küresel dönüşümlere uyum sağlayabilen esnek bir ekonomik model geliştirdiğini ifade etti.

Donohoe, bu nedenle Suudi Arabistan'ın artık yalnızca iş gücü piyasası ve ekonomi alanındaki başarılarıyla değil, diğer ülkelerin de yararlanabileceği bir kalkınma modeli sunmasıyla öne çıktığını sözlerine ekledi.


Asya Altyapı Yatırım Bankası yetkilisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Yapay zekâ, altyapı finansmanının haritasını yeniden çiziyor

Pekin’deki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) binasının önünden geçen bir adam (AFP)
Pekin’deki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) binasının önünden geçen bir adam (AFP)
TT

Asya Altyapı Yatırım Bankası yetkilisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Yapay zekâ, altyapı finansmanının haritasını yeniden çiziyor

Pekin’deki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) binasının önünden geçen bir adam (AFP)
Pekin’deki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) binasının önünden geçen bir adam (AFP)

Dünya genelindeki kalkınma finansmanı kuruluşları; dijital altyapı, enerji ve yapay zekâ alanlarındaki yatırım ihtiyaçlarının genişlemesiyle yeni bir dönemeçle karşı karşıya bulunuyor. Uluslararası tahminler, önümüzdeki yıllarda trilyonlarca dolarlık bir finansman açığı yaşanacağına işaret ediyor. Hükümetlerin bu yatırımların maliyetini tek başına karşılayamaz hale gelmesiyle birlikte, özellikle yükselen ekonomilerde stratejik projelerin uygulanmasını hızlandırmak adına çok taraflı finans kuruluşları, varlık fonları ve özel sermaye arasındaki ortaklıklara olan bağımlılık giderek artıyor.

Bu kapsamda, 100’den fazla üyesi bulunan Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) Baş Yatırım Sorumlusu Konstantin Limitovskiy, kalkınma finansmanının önümüzdeki on yılına yapay zekâ, varlık fonları ve modern altyapıdan oluşan üç temel itici gücün kesişim noktasının yön vereceğini belirtti. Limitovskiy, çok taraflı finans kuruluşlarının sermaye seferber etme, yatırıma uygun projeler hazırlama ve daha sürdürülebilir bir altyapıya dönüşümü destekleme konularında daha büyük bir rol oynaması gerekeceğini vurguladı.

Altyapı, geleneksel kavramın ötesine geçiyor

Şarku’l Avsat’a konuşan Limitovskiy, altyapı kavramının artık yalnızca yol, liman, havalimanı, su ve enerji şebekeleriyle sınırlı kalmadığını; fiber optik ağlar, denizaltı kabloları, veri merkezleri ve akıllı lojistik hizmetlerinin yanı sıra esnek enerji şebekeleri ile dijital sistemleri de kapsayacak şekilde genişlediğini belirtti.

Limitovskiy, bu alanların ekonomik büyümeyi hızlandırmada, kaynak kullanım verimliliğini artırmada ve toplumlara sunulan hizmetlerin kalitesini yükseltmede kritik bir rol oynamaya başladığını ifade etti. Teknolojik yeniliklerin, modern ekonomilerin büyüme rotalarını yeniden şekillendirdiğini; altyapı projelerinin planlama, inşa ve işletme yöntemlerini değiştirdiğini dile getirdi.

Yeni nesil altyapının sadece toplumları birbirine bağlamakla kalmayacağını, aynı zamanda performans, verimlilik, esneklik ve sürdürülebilirliği artırmaya odaklanacağını açıklayan Limitovskiy, bu durumun dijital uçurumun kapatılmasına ve daha fazla bireyin modern ekonomi fırsatlarından yararlanmasına katkı sağlayacağını vurguladı.

Yapay zekânın bu dönüşümün en önemli itici güçlerinden biri olduğunu belirten Limitovskiy, yapay zekâ kullanımının yaygınlaşmasının; bilgi işlem kapasitesine, veri depolamaya, güvenilir elektrik kaynaklarına, güvenlik ve koruma sistemlerine olan talebi artırdığına dikkat çekti. Dijital ekonominin temel altyapısının yüksek miktarda elektrik ve su tüketen varlıklara dayandığını ekleyen Limitovskiy, bu durumun projelerin daha ilk aşamalarından itibaren sürdürülebilirliği gözeten finansman metodolojilerinin benimsenmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Dijital uçurumun genişlemesinin getirdiği riskler

Limitovskiy, bağlantı ve dijital altyapı sorunları çözülmediği takdirde yapay zekâ devriminin ülkeler arasındaki mevcut uçurumları daha da derinleştirebileceği konusunda uyarıda bulunarak, birçok gelişmekte olan ekonominin dijital hizmetlere erişim ve bu hizmetlerin maliyetini karşılama hususunda hâlâ zorluklar yaşadığına dikkat çekti.

sderrtbht
Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) Baş Yatırım Sorumlusu Konstantin Limitovskiy

Limitovskiy, AIIB’nin rolünün, uygun standartları uygulayarak, riskleri yapılandırarak ve daha fazla sermaye çekerek bu projelere yönelik artan talebi finanse edilebilir yatırım fırsatlarına dönüştürmek olduğunu belirtti. Ayrıca, veri merkezlerinde enerji ve su tüketim verimliliğine odaklanılması gerektiğini vurguladı.

Hükümet bütçelerinin tek başına gelecekteki altyapı ihtiyaçlarını finanse etmeye yetmeyeceğini ekleyen Limitovskiy, bu durumun karmaşık riskleri üstlenme ve yapılandırma yeteneğine sahip, uzun vadeli bir sermaye kaynağı olarak varlık fonlarının önemini artırdığını ifade etti.

Körfez bölgesinin bu bağlamda özel bir öneme sahip olduğuna işaret eden Limitovskiy, bölgenin uzun vadeli kurumsal sermaye bolluğu ile teknoloji destekli, sürdürülebilir ve sınırlar arası bağlantıya uygun altyapı ihtiyacını bir arada barındırdığını açıkladı. Limitovskiy, AIIB’nin üye ülkelerin ihtiyaçları ile Körfez’in stratejik nitelikteki sermayesi arasında bir köprü görevi görebileceğini sözlerine ekledi.

Sonraki aşama

Limitovskiy, AIIB’nin önümüzdeki dönemdeki rolünün üç temel eksene dayandığını açıkladı. Bu eksenler; altyapı talebini uygulanabilir projelere dönüştürmeyi, özel sermayeyi çekmek için anlaşmaları yapılandırıp riskleri dağıtmayı ve teknolojik gelişmelerin hızla yaşandığı sektörlerde uzun vadeli standartlar belirlemeyi kapsıyor.

Limitovskiy, çok taraflı finansmanın önümüzdeki on yılına yapay zekâ, varlık fonları veya altyapının tek başına yön vermeyeceğini, aksine bunların birbiriyle ne kadar etkili bir şekilde ilişkilendirilebileceğinin belirleyici olacağını ifade ederek sözlerini tamamladı. Limitovskiy, asıl zorluğun teknoloji destekli ve iklim değişikliklerine karşı dirençli kurumsal çerçeveler inşa etmek, aynı zamanda uzun vadeli sermayeyi reel ekonominin ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde geniş ölçekte yönlendirmek olduğunu vurguladı.