Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi

Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi
TT

Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi

Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi

Tunus Meclisi’nin yaklaşık üçte ikisinin oyları ile seçilen Yusuf Şahid başkanlığındaki yeni Tunus hükümeti, Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid Sibsi önünde yemin etti.
Ancak Meclis’teki sosyalist ve ulusalcı muhalefet, Turizm Bakanlığı’na Roni Trablusi’nin getirilmesi nedeniyle yeni hükümete karşı büyük bir kampanya başlattı. Çünkü Roni Trablusi; Fransa ile Kuzey Afrika ülkeleri arasında turizm ve hava taşımacılığı sektörlerinde yatırımları bulunan Yahudi asıllı bir Tunus- Fransa vatandaşı.
Tunus’un yeni turizm bakanı olan Trablusi, 1958 yılından bu yana bakan olan ilk Yahudi.
Cerbe adasında ikamet eden Tunus Yahudi azınlığının lideri olan, her yıl tüm dünyadan Yahudilerin hac amacıyla ziyaret ettikleri eski ve ünlü El-Gariba Sinagogu’nda düzenlenen törenleri yöneten Jozef Peres Trablusi’nin çocukları olarak Roni ve kardeşi Elie Trablusi’nin finans ve iş dünyasında sahip oldukları şöhret yaklaşık 25 yıla uzanıyor.
El-Gariba etkinliklerinin; türünün en önemli ve önde gelen kültürel ve dini etkinlik olduğuna ve her yıl dünyanın her yerinden binlerce Yahudinin bu amaçla Cerbe adasında bulunan bu eski sinagogu ziyaret ettiğine dikkat çekmeliyiz.
Trablusi’nin 2002’den bu yana oynadığı politik rol
Doksanlı yılların ortalarında Oslo ve Washington’da Filistin-İsrail Barış Antlaşması’nın imzalanması, Tunus makamlarının İsrail’deki Ben Gurion Uluslararası Havaalanı’ndan kalkan uçakların Cerbe-Cercis Uluslararası Havaalanına inmesine izin vermesi ile bu dini etkinliğe katılım zirveye ulaştı.
İsrail’den gelen ilk ziyaretçi topluluğunun büyük bir çoğunluğu Tunus ve Fas asıllı İsraillilerden oluşuyordu. Tunus asıllı ve o zamanlar İsrail’in Dışişleri Bakanı olan Silvan Şalom da kafiledeydi.
Jozef Trablusi’nin büyük oğlu Roni, 2002 yılının Nisan ayında El-Gariba Sinagogu’nu hedef alan intihar saldırısının ardından siyasi alanda öne çıkmaya başladı. Babası ile birlikte yerli ve uluslararası basına yaptıkları açıklamada, intihar saldırısının olumsuz etkilerini sınırlama çabalarında Tunus makamlarını desteklediklerini belirtmişlerdi. Bu saldırı; 20’den fazla kişinin hayatını kaybetmesine ve çoğunluğu Alman turistlerin oluşturduğu onlarca kişinin yaralanmasına neden olmuştu.
Turizm alanındaki faaliyetleri
Terörist saldırının ardından kurulan tüm Tunuslu hükümetler, her yıl Mayıs ayında düzenlenen El-Gariba Sinagogu Hac sezonu boyunca başta Yahudi ya da İsrailli turistlerin kaldıkları oteller olmak üzere adada büyük güvenlik önlemleri almaya dikkat etti.
Roni ve kardeşi Elie Trablusi bu süre içerisinde, etkinliğin reklamını yapmak, dünyanın her yerinden Tunus-İsrail ve Fransa-İsrail gibi çifte vatandaşlığa sahip Yahudi turistleri cezbetmek için hükümet tarafından görevlendirilen turizm şirketlerinin başında yer aldılar. 60 yıldır Fransa’da daimi oturma izni bulunan ya da çifte vatandaşlık sahibi diğer Tunus Yahudilerinden olan Trablusi ve babası eski Tunus Cumhurbaşkanı Zeynelabidin bin Ali döneminden itibaren yoğun bir şekilde politik alanda boy göstermeye başlamışlardı.
Ayrıcalıklı İlişkiler
Dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da; Roni, kardeşi Elie ve babasının eski Tunus rejimine yakın isimlerden olmaları ve eski rejimin önde gelen yetkililerinin birçoğu ile aralarında siyasi ilişkilerin ve çıkarların var olması.
Başta El-Garibe Sinagogu, Cerbe adası ve tarihi eserler olmak üzere ülkedeki Yahudilere ait dini anıtlarına düzenledileri ziyaretlerde her zaman Başbakan ve Turizm bakanına eşlik eden heyetin başında yer almışlardı.
Bu nedenle; Roni’nin yeni turizm bakanı seçilmesini memnuniyetle karşılayanların başında, Selahaddin Meavi ile El-Ticani Haddad gibi Zeynelabidin bin Ali döneminde Turizm bakanlığı yapmış dostları gelmekte.
Bu noktada; 2011 yılında Bin Ali rejiminin devrilmesinin ardından ülkenin yaşadığı güvenlik açığı ve siyasi kaos nedeniyle, hükümetin eski sinagoga düzenlenen yıllık ziyaretleri durdurmak zorunda kaldığına da işaret edelim.
2012-2013 yıllarında liderliğini Tunuslu Yahudilerin dini lideri Jozef Trablusi ve Tunus Yahudi lobisi lideri Gabrielle Kabla’nın çabalarıyla Sinagog ziyaretleri tekrar başlatılmıştı.
Tunus’taki Yahudi lobisini çoğunluğu Fransa çifte vatandaşlığı olan iş insanları, gazeteciler ve politikacılardan oluşuyor.
O günden itibaren Roni, başta 2012-2013 Nahda hükümeti Başbakanı Hamadi el-Cibali, Ali el-Ureydi ve bazı bakanlar olmak üzere İslamcı Nahda Hareketi partisinini siyasi liderleri ve Bin Ali’nin eski muhalifleri ile ilişkilerini genişletmişti.
Bu liderler arasında ayrıca Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’nin damadı ve eski Dışişleri Bakanı Dr. Refik Abdusselam ve liberal çizgideki “Demokratik Blok Partisi” liderlerinden İlyas Fahfah da yer almakta.
Trablusi’nin seçimlerde adaylığı
Roni Trablusi’nin siyasete olan ilgisi, 2011 yılında Fransa’da bağımsız bir listenin başkanlığını yapması ve Avrupa’daki Tunus göçmenlerinin temsilcisi olarak geçici Meclis üyeliğine adaylığını koyması ile başladı.
Trablusi, Nahda’nın zaferi ile sonuçlanan bu seçimlerde başarısız olduktan sonra başkent Tunus’un otellerinden birinde, Nahda Genel Sekreteri sıfatıyla Hammadi El-Cibali’nin düzenlediği ilk genel toplantıya katılan gurbetçi Tunuslu işadamlarının başında yer aldı.
Hammadi bu toplantıda başbakan seçildiğini açıklamış ve ekonomi, sosyal ve siyasi programını kamuoyu ile paylaşmıştı. Aynı şekilde Roni Trablusi; 2011 yılındaki “Aralık İntifadası”ndan önce Nahda’nın en önde gelen düşmanı iken Ekim 2013 seçimleri sonrasında iktidara gelmeleri ile Cibali ve arkadaşlarını güçlü bir şekilde desteklemekle dikkatleri üzerine çekenlerin arasında yer almıştı. Ardından ulusalcı ve İslamcı aktivistlerin tüm itirazlarına, radikal dini cemaatlerin tüm tehditlerine rağmen Roni Trablusi ve babası hükümetten, İsrail heyetinin katılımı ile El-Gariba Sinagogu ve Tunusta’ki diğer dini anıtlara düzenlenen yıllık ziyaretleri yeniden başlatma iznini almayı başardılar.
2014 hükümetine adaylığı
İki solcu muhalif Şükrü Beleyid ve Muhammed Brahmi’nin uğradıkları saldırı sonucu hayatlarını kaybetmelerinin ve Tunus’ta 2013 yazında yaşanan olaylar sonucunda Nahda ve ortaklarının kurmuş olduğu hükümetin devrilmesinin ardından bağımsız hükümetin başbakanı El-Mehdi Cuma, yaptığı açıklama ile Trablusi’yi Turizm Bakanlığı’na aday göstermişti. Ancak Cuma ve ekibi, Bin Ali rejimi ile gelişmiş ilişkileri ve Tunus ile Fransa pasaportunun yanında İsrail pasaportunu da taşıması nedeniyle Trablusi’yi hedef alan kampanyanın ardından geri adım atmak zorunda kaldı. Daha sonra Nahda ile dostluğunu sürdürmesine rağmen Roni Trablusi, 2014 seçimlerinda aday olmaktan kaçındı. Buna karşılık kardeşi Elie’nin adı, Nahda Hareketi’nin en güçlü rakibi olan ve o zamanlar mevcut Cumhurbaşkanı Baci Kaid Sibsi’nin liderliğini yaptığı Nida Tunus Partisi’ne ait listenin başında yer aldı.
İsrail vatandaşlığı tartışması
Roni Trablusi sadece Yahudi asıllı bir aileden olması nedeniyle değil aynı zamanda İsrail vatandaşlığına sahip olduğu için de eleştiriliyor. Ama eleştirilerin odağında hükümette Turizm Bakanlığı yapması ile başta El-Gariba Hac sezonu olmak üzere Tunus’taki Yahudi turist pazarını tekelinde bulunduran bir iş insanı olması yer alıyor.
Muhalifler, Trablusi’nin Fransa’da sahibi olduğu seyahat ve turizm şirketlerinin çıkarına hizmet edeceğinden tarafsız bir Turizm Bakanı olamayacağını vurguluyorlar.
Buna ek olarak bazı muhalifler Trablusi’nin Cerbe adasındaki en önemli otellerden birinin sahibi olduğu iddiasını dillendiriyor. Trablusi’nin tayin kararını eleştirenler arasında sol muhalefet, Sosyalist liderler ve mecliste 15 milletvekili bulunan “Ulusal Cephe” yer alıyor.
Ulusal Cephe resmi bildirisinde; Trablusi’nin bakanlığa getirilmesini, İsrail ve Batılı başkentlere hoş görünmek ve İsrail ile ilişkileri normalleştirmek için atılmış bir adım olarak niteledi. Dubai’de yaşayan büyük Tunuslu iş kadını ve medya patronu Buseyna Cebnun da buna benzer bir açıklamada bulunarak Roni Trablusi’nin yakın kadın akrabalarından birinin İsrail Savunma Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerinden biri ile evli olduğunu iddia etti.
Tartışma yaratan isimlerden Hukuk Meclisi üyesi Yasin El-Ayari de sahip olduğu söylenen turizm şirketleri nedeniyle yeni bakana karşı yürütülen kampanyaya katıldı.
Trablusi’nin Tunus’ta bir radyo kanalına yapmış olduğu ve İsrail vatandaşlığına sahip olduğu iddialarını yalanlayan kısa açıklamasına rağmen avukat, parlamenter, ulusalcı siyasi aktivistlerden oluşan bir grup ise başta Trablusi’nin atamasından sorumlu İdari mahkeme olmak üzere tüm ilgili mahkemelere başvuracaklarını açıkladı.
Aynı şekilde Arap milliyetçisi bazı dernekler, atama kararına karşı hem siyaset hem de medya alanında yurt çapında kampanyalar düzenleme ve kararın iptali için yargıya başvurmakta kararlı olduklarını deklare ettiler.
Gerçekten de bir grup avukat ve ulusalcı siyasi aktivist, hükümetin düşürülmesi ve birkaç ay önce Fransız bir televizyon kanalına ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararını destekleyen bir açıklama yaptığı ve Tunus ve İsrail arasında kapsamlı bir şekilde siyasi ilişkilerin normalleştirilmesi talebinde bulunduğu iddiasıyla Trablusi’nin azledilmesi talebi ile Tunus yargısına başvurdu.
Ama basın mensubu Ebu Bekir El-Sağir gibi Roni Trablusi’nin bazı dostları, yeni Bakan’ın başarılı olmasının nedeninin, laiklerden İslamcılara siyasi tarafların birçoğu ile kurmuş olduğu ilişkilere ve sahip olduğu aktif ve canlı kişiliğe bağlı olduğunu belirtiyorlar.
Eski Turizm Bakanı El-Ticani Haddad ise mahkeme kararı ile görevinden azledilmemek için Trablusi’nin geçici olarak şirketinin ya da şirketlerinin yönetiminden çekilebileceğini ifade etti.
Tunus hükümetinde Yahudiler
1962 Cerbe doğumlu Roni Trablusi’nin Tunus’da bakanlık görevi verilen ilk Yahudi olmadığına da hatırlatmalıyız. Yaklaşık 60 yıl önce de Tunus’ta Yahudi asıllı iki kişi Konut ve Donanım Bakanlığı ve Kamu İşleri Bakanlığı yapmışlardı. Birincisi; 1954 yılındaki Fransa’ya bağlı özerklik döneminde Tahir bin Ammar hükümetinde görev yapan Albert Besses’ti.
İkincisi ise Habib Burgiba’nın 1956 ve 1957 dönemlerinde kurduğu ilk hükümette bakanlık yapan Andre Baroş. Tunus’da Beyler yönetiminin sona ermesinin ardından 1957 yılının Temmuz ayında Burgiba’nın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Andre Baroş, 1958 baharına kadar hükümetteki yerini korumuştu.
Buna ek olarak; Burgiba Andre Baroş’a başkent Tunus’u mimari açıdan modernleştirme görevini de vermişti. Ama Beroş’un başında olduğu bakanlığın modernleştirme gerekçesi ile Tunus’un tarihi sınırlarını yıkması, ayrıca Tunus sahil şehirleri Sfaks, Bizerte, Susa ve Burgiba’nın memleketi Munastır’daki surları da yıkmayı planlaması nedeniyle Tunus içerisinde ve dışarısındaki tarihçilerin ve kültürden sorumlu yetkililerin protestoları nedeniyle Beroş’u görevinden uzaklaştırmıştır.
Roni Trablusi’ye dönecek olursak, acaba kendisi pragmatikliği, güler yüzlülüğü ve ilişkileri ile kendisini siyasette ve medyada bekleyen savaşı kazanabilecek mi yoksa hükümet bu konuda yine geri adım mı atacak?
Afrika’daki en eski Yahudi Sinagogu El-Garibe
Yunan, Roma gibi çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan, yüz ölçümü yaklaşık 500 kilometrekare olan Cerbe Adası'nda Afrika'nın en eski sinagogunun yanı sıra 366 cami ve mescit bulunuyor.
Garibe Sinagogu'nun Kudüs'ün M.Ö 597 ile 586 yılları arasında Babil Kralı II. Nebukadnezar tarafından iki kez işgale uğramasının ardından bazı Yahudi ailelerin göç etmesiyle kurulduğuna inanılıyor.
Müslümanlar ve Yahudiler tarafından çeşitli isimlerle anılan ada, "Camiler Adası", "Havra Adası", "Garibe Adası" diye de biliniyor. Çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan adada, denizden gelecek tehlikelere karşı Müslümanlar tarafından yer altında inşa edilen mescitler ve tarihi kuleler bulunuyor.
Nüfusu yaklaşık 160 bin olan adanın çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor. Cerbe'deki yerli halk Yahudi nüfusunun bin 500 civarında olduğunu belirtiyor.
Tunus’un Cerbe adasında yer alan (başkent Tunus’un 500 km güney doğusunda) El-Garibe Sinagogu, Afrika’nın en eski sinagogu ve dünyadaki en eski Yahudi mabetlerinden biri sayılmakta ve kuruluş tarihi 2500 yıl öncesine uzanmakta. Her yıl Mayıs ayında düzenlenen ve üç gün süren geleneksel Hac mevsiminde burada muhafaza edilen Tevrat’tan bereket ummak için binlerce Yahudi bu eski sinagogu ziyaret etmektedir. Kaynaklar; ada halkından olmayan yabancı bir kızın evini tamamen yakıp kül eden bir yangından hiçbir şekilde zarar görmeden kurtulması nedeniyle ada halkının bu kızı uğurlu ve kutsal kabul ettiğini ve bu görüşün sinagogun yabancı kadın anlamına gelen El-Garibe adının kökenini açıklayan görüşlerden biri olduğuna işaret etmekte.
Cerbe’nin en büyük kentlerinden Houmat El-Souk yakınlarında bulunan El-Hara El-Sagira köyünde yer alan sinagog, Arap-Doğulu mimari üslubu ile öne çıkmakta. Ayrıca sinagog birincisi daha çok beyaz ve mavi renklerin hakim olduğu, içerisinde ziyaretçilerin en önemli dini ritüelleri yerine getirdikleri dua evinin yer aldığı ve ibadet için tahsis edilen, diğeri ise ziyaret mevsiminde Tunus müziği ve halk ezgileri eşliğinde kutlamaların yapıldığı ve ziyafetlerin düzenlendiği iki binadan oluşmakta.
11 Nisan 2002 yılında sinagog, 21 kişinin (14 Alman ve iki Fransız turist ile beş Tunuslu) hayatını kaybettiği bir intihar saldırısına uğradı. Bu saldırı ile kutlamalara katılmak için 11 sinagoga ev sahipliği yapan Cerbe adasını ziyaret eden turistleri ve ziyaretçilerin sayısının büyük oranda geriledi. O günden itibaren Tunus makamları her yıl düzenlenen El-Gariba hac sezonunda üst düzey güvenlik önlemleri almaya başladı. Hatta 2011 yılında ülkenin yaşadığı güvenlik ve siyasi koşullar nedeniyle kutlamalar iptal edildi.
Bu noktada, Tunuslu Yahudilerin bir zamanlar Arap dünyasındaki en büyük azınlık gruplarından birini oluştururken Tunus’un 1956 yılındaki bağımsızlığının ardından sayıları 100 bine ulaşan bu grubun sayısı gerileyerek bugün iki binin altına düştü.
Günümüzde Tunuslu Yahudiler Cerbe adası, başkent Tunus ve diğer birkaç şehirde yaşamaktadırlar.



ABD, İran'la "müzakerelerdeki çıkmazı kırmak" için hava saldırıları planlıyor

ABD'ye ait bir KC-135 yakıt ikmal uçağı, İran limanlarının abluka altında olduğu sırada bir P-8 Poseidon deniz devriye uçağının yakıt ikmali yapıyor (CENTCOM)
ABD'ye ait bir KC-135 yakıt ikmal uçağı, İran limanlarının abluka altında olduğu sırada bir P-8 Poseidon deniz devriye uçağının yakıt ikmali yapıyor (CENTCOM)
TT

ABD, İran'la "müzakerelerdeki çıkmazı kırmak" için hava saldırıları planlıyor

ABD'ye ait bir KC-135 yakıt ikmal uçağı, İran limanlarının abluka altında olduğu sırada bir P-8 Poseidon deniz devriye uçağının yakıt ikmali yapıyor (CENTCOM)
ABD'ye ait bir KC-135 yakıt ikmal uçağı, İran limanlarının abluka altında olduğu sırada bir P-8 Poseidon deniz devriye uçağının yakıt ikmali yapıyor (CENTCOM)

ABD merkezli Axios sitesi, üç farklı kaynağın verdiği bilgiye dayandırdığı haberinde, ABD Merkez Komutanlığı’nın (CENTCOM) İran’a yönelik “kısa ve yoğun” bir dizi saldırı planı hazırladığı öne sürüldü. Haberde planın amacının, Tahran ile yürütülen müzakerelerdeki tıkanıklığı kırmak olduğu iddia edildi.

Şarku’l Avsat’ı Axiostan aktardığına göre söz konusu plana göre, hedef alınabilecek noktalar arasında altyapı unsurlarının da bulunduğu ve bu saldırıların ardından İran’a yeniden müzakere masasına dönme ve daha esnek bir tutum sergileme baskısı yapılmasının hedeflendiği belirtildi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Axios’a yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer programına ilişkin ABD kaygılarını giderecek bir anlaşmayı kabul edene kadar ülkeye deniz ablukası uygulanacağını söyledi. Trump, Tahran’ın önce ambargonun kaldırılması ve ardından nükleer görüşmelere geçilmesi yönündeki önerisini ise reddettiğini ifade etti.

Trump, deniz ablukasının “bombalamadan daha etkili” olabileceğini savunarak, İran’ın ekonomik olarak zor durumda kaldığını ve daha kötü bir tabloyla karşılaşacağını dile getirdi. Ayrıca İran’ın nükleer silah sahibi olmasına kesinlikle izin vermeyeceğini vurguladı.

Trump’ın, İran’a yönelik baskıyı artırmak için deniz ablukasını temel araç olarak gördüğü, ancak Tahran geri adım atmazsa askerî seçeneğin de masada kalabileceği belirtildi. Trump’ın Axios ile yaptığı telefon görüşmesinde ise doğrudan askerî planlar hakkında ayrıntı vermekten kaçındığı ifade edildi.

İran tarafında ise resmi açıklamalar daha sert bir tona işaret etti. İranlı bir güvenlik kaynağı, ABD’nin deniz ablukasının “yakında eşi benzeri görülmemiş pratik adımlarla” karşılık bulacağını söyledi. Ayrıca İran Silahlı Kuvvetleri’nin diplomasiye zaman tanımak için itidalli davrandığı, ancak sabrın sınırsız olmadığı ve ablukanın sürmesi halinde “cezalandırıcı bir karşılık” verilebileceği ifade edildi.


Trump'a suikast girişiminde bulunmakla suçlanan Allen, saldırıdan birkaç dakika önce selfie çekti

Cole Thomas Allen, saldırıyı gerçekleştirmeden önce otel odasında selfie çekiyor (AP)
Cole Thomas Allen, saldırıyı gerçekleştirmeden önce otel odasında selfie çekiyor (AP)
TT

Trump'a suikast girişiminde bulunmakla suçlanan Allen, saldırıdan birkaç dakika önce selfie çekti

Cole Thomas Allen, saldırıyı gerçekleştirmeden önce otel odasında selfie çekiyor (AP)
Cole Thomas Allen, saldırıyı gerçekleştirmeden önce otel odasında selfie çekiyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump’a suikast girişiminde bulunmakla suçlanan kişinin, saldırıyı gerçekleştirmeden dakikalar önce otel odasında selfie çektiği bildirildi.

Savcılar dün yaptıkları açıklamada, Cole Thomas Allen’ın cumartesi günü saat 20.30’dan kısa süre sonra saldırıyı gerçekleştirdiğini belirtti. Allen’ın Hilton Washington’deki odasından inerek, Trump ve üst düzey yetkililerin katıldığı medya yemeğinin düzenlendiği alt kattaki salona girmeye çalıştığı belirtildi.

Cole Thomas Allen, saldırıyı gerçekleştirmeden önce otel odasında selfie çekiyor (AP)Cole Thomas Allen, saldırıyı gerçekleştirmeden önce otel odasında selfie çekiyor (AP)

31 yaşındaki zanlının güvenlik görevlileriyle yaşanan arbede sonrası etkisiz hale getirildiği, olay sırasında silah sesleri duyulduğu ancak ölen olmadığı kaydedildi.

Savcılara göre Allen, saldırıdan önceki son dakikalarını Trump’ın bulunduğu yere ilişkin haberleri takip ederek, silahlarını hazırlayarak ve otel odasında aynanın karşısında cep telefonuyla selfie çekerek geçirdi. Fotoğrafta siyah kıyafetler giydiği, kırmızı kravat taktığı, elinde bıçak, omuz kılıfı ve yetkililerin mühimmat çantası olduğunu belirttiği bir çanta bulunduğu görülüyor.

Şüphelinin odasından ayrılmasının ardından, arkadaşları ve ailesine eylemini açıklayan bir metin içeren zamanlanmış e-postalar gönderildiği ifade edildi.

Savcılar, “hayal edilemeyecek derecede kötü niyetli” olarak nitelendirdikleri saldırıya ilişkin hazırlıkların ayrıntılarını, Washington’daki federal mahkemeye sundukları ve zanlının kefaletle serbest bırakılmamasını talep ettikleri dilekçeyi de paylaştı. Dilekçede, “Mahkeme sanığı yargılama süresince tutuklu tutmalıdır” ifadesine yer verilerek, suçların siyasi niteliğinin ve suç işleme motivasyonunun devam etmesinin bu talebi güçlendirdiği vurgulandı.

Kaliforniya eyaletinde yaşayan ve yüksek eğitimli bir öğretmen olduğu belirtilen Allen’ın, Chicago üzerinden geçen manzaralı bir tren hattını kullanarak Washington’a geldiği ve yanında tüfek, tabanca ile çok sayıda bıçaktan oluşan bir cephanelik taşıdığı kaydedildi.

Savcılar ayrıca Allen’ın yolculuk sırasında doğa manzaralarına ilişkin notlar tuttuğunu, örneğin, Pennsylvania ormanlarını “küçük akan derelerle dolu geniş bir hayali diyar” olarak tanımladığını aktardı.

Şüphelinin otele giriş yaptıktan sonra güvenlik zafiyetine şaşırdığını belirterek, “Birden fazla silahla içeri girdim ve kimse beni tehdit olarak görmedi” şeklinde not yazdığı ifade edildi.

Ailesi ve arkadaşlarına gönderdiği e-postada “en üstten en alt düzeye kadar” yetkilileri hedef alacağını belirten Allen’ın, ABD Gizli Servisi veya diğer güvenlik görevlileri ile oteldeki misafirleri öldürmemeyi umduğunu belirttiği kaydedildi.

Mahkeme belgelerine göre Allen, otel girişine ulaştığında paltosunu çıkararak metal dedektörlerinden hızla geçti ve tüfeğini ateşlemeye hazır hale getirdi. Zanlının, yemeğin düzenlendiği salona çıkan merdivenlere doğru ateş açtığı, ardından bir Gizli Servis ajanının beş el ateş ettiği ancak Allen’ın vurulmadığı ve yere düşürülerek etkisiz hale getirildiği ifade edildi.

Dosyada, zanlının dizinden hafif yaralandığı, ancak silahla vurulmadığı bilgisine de yer verildi.


Trump, İran'a "uzun vadeli ambargo" uygulamayı değerlendiriyor

Tahran'da yeni Yüksek Lider Mücteba Hameney'e destek amacıyla yetkililer tarafından dün düzenlenen miting sırasında arabanın üzerindeki bir asker (EPA)
Tahran'da yeni Yüksek Lider Mücteba Hameney'e destek amacıyla yetkililer tarafından dün düzenlenen miting sırasında arabanın üzerindeki bir asker (EPA)
TT

Trump, İran'a "uzun vadeli ambargo" uygulamayı değerlendiriyor

Tahran'da yeni Yüksek Lider Mücteba Hameney'e destek amacıyla yetkililer tarafından dün düzenlenen miting sırasında arabanın üzerindeki bir asker (EPA)
Tahran'da yeni Yüksek Lider Mücteba Hameney'e destek amacıyla yetkililer tarafından dün düzenlenen miting sırasında arabanın üzerindeki bir asker (EPA)

ABD’li kaynaklar, Donald Trump’ın İran limanlarına yönelik ablukayı aylarca uzatmayı değerlendirdiğini bildirdi. Bu adımın, Tahran’a “hızla akılcı davranması” ve bir anlaşmaya varması yönünde baskı yapılırken, savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaların durakladığı ve Hürmüz Boğazı’nda gerilimin arttığı bir dönemle eş zamanlı geldiği ifade edildi.

Kaynaklara göre Trump, aralarında Chevron’un da bulunduğu enerji şirketlerinin yöneticileriyle, ablukanın uzaması halinde piyasaların nasıl sakinleştirilebileceğini görüştü. Bu gelişme, İran’ın nükleer dosyasına ilişkin görüşmelerin savaşın sona ermesi ve deniz taşımacılığı konularının çözümünden sonraya bırakılmasını öneren bir teklif sunmasının sonrasında geldi.

Trump dün yaptığı açıklamada, İran’ın “nükleer olmayan bir anlaşmayı nasıl imzalayacağını bilmediğini” söyledi. Paylaşımına elinde otomatik tüfek tuttuğu bir fotoğrafını da ekleyen Trump, “Artık nazik adam yok” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Washington’u ablukaya ve iç bölünmelere dayanarak İran’ı teslim olmaya zorlamaya çalışmakla suçladı ve askeri ile siyasi yetkililer arasında “birlik” bulunduğunu vurguladı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi Alaeddin Burucerdi ise Babülmendeb Boğazı’nın kapatılabileceği tehdidinde bulundu. İran devlet televizyonu ise bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, ABD’nin “deniz korsanlığı” olarak nitelendirdiği eylemlerinin sürmesi halinde “benzeri görülmemiş bir yanıt” verileceğini belirtti.

Denizcilik verileri, dün en az altı geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini ve bunların çoğunun İran karasularını kullandığını gösterdi. Bu sayı, savaş öncesinde günlük 125 ila 140 geçişe kıyasla oldukça düşük kaldı. ABD Hazine Bakanlığı ise denizcilik şirketlerini, geçiş karşılığında İran’a herhangi bir ücret ödememeleri konusunda uyardı.