Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi

Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi
TT

Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi

Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi

Tunus Meclisi’nin yaklaşık üçte ikisinin oyları ile seçilen Yusuf Şahid başkanlığındaki yeni Tunus hükümeti, Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid Sibsi önünde yemin etti.
Ancak Meclis’teki sosyalist ve ulusalcı muhalefet, Turizm Bakanlığı’na Roni Trablusi’nin getirilmesi nedeniyle yeni hükümete karşı büyük bir kampanya başlattı. Çünkü Roni Trablusi; Fransa ile Kuzey Afrika ülkeleri arasında turizm ve hava taşımacılığı sektörlerinde yatırımları bulunan Yahudi asıllı bir Tunus- Fransa vatandaşı.
Tunus’un yeni turizm bakanı olan Trablusi, 1958 yılından bu yana bakan olan ilk Yahudi.
Cerbe adasında ikamet eden Tunus Yahudi azınlığının lideri olan, her yıl tüm dünyadan Yahudilerin hac amacıyla ziyaret ettikleri eski ve ünlü El-Gariba Sinagogu’nda düzenlenen törenleri yöneten Jozef Peres Trablusi’nin çocukları olarak Roni ve kardeşi Elie Trablusi’nin finans ve iş dünyasında sahip oldukları şöhret yaklaşık 25 yıla uzanıyor.
El-Gariba etkinliklerinin; türünün en önemli ve önde gelen kültürel ve dini etkinlik olduğuna ve her yıl dünyanın her yerinden binlerce Yahudinin bu amaçla Cerbe adasında bulunan bu eski sinagogu ziyaret ettiğine dikkat çekmeliyiz.
Trablusi’nin 2002’den bu yana oynadığı politik rol
Doksanlı yılların ortalarında Oslo ve Washington’da Filistin-İsrail Barış Antlaşması’nın imzalanması, Tunus makamlarının İsrail’deki Ben Gurion Uluslararası Havaalanı’ndan kalkan uçakların Cerbe-Cercis Uluslararası Havaalanına inmesine izin vermesi ile bu dini etkinliğe katılım zirveye ulaştı.
İsrail’den gelen ilk ziyaretçi topluluğunun büyük bir çoğunluğu Tunus ve Fas asıllı İsraillilerden oluşuyordu. Tunus asıllı ve o zamanlar İsrail’in Dışişleri Bakanı olan Silvan Şalom da kafiledeydi.
Jozef Trablusi’nin büyük oğlu Roni, 2002 yılının Nisan ayında El-Gariba Sinagogu’nu hedef alan intihar saldırısının ardından siyasi alanda öne çıkmaya başladı. Babası ile birlikte yerli ve uluslararası basına yaptıkları açıklamada, intihar saldırısının olumsuz etkilerini sınırlama çabalarında Tunus makamlarını desteklediklerini belirtmişlerdi. Bu saldırı; 20’den fazla kişinin hayatını kaybetmesine ve çoğunluğu Alman turistlerin oluşturduğu onlarca kişinin yaralanmasına neden olmuştu.
Turizm alanındaki faaliyetleri
Terörist saldırının ardından kurulan tüm Tunuslu hükümetler, her yıl Mayıs ayında düzenlenen El-Gariba Sinagogu Hac sezonu boyunca başta Yahudi ya da İsrailli turistlerin kaldıkları oteller olmak üzere adada büyük güvenlik önlemleri almaya dikkat etti.
Roni ve kardeşi Elie Trablusi bu süre içerisinde, etkinliğin reklamını yapmak, dünyanın her yerinden Tunus-İsrail ve Fransa-İsrail gibi çifte vatandaşlığa sahip Yahudi turistleri cezbetmek için hükümet tarafından görevlendirilen turizm şirketlerinin başında yer aldılar. 60 yıldır Fransa’da daimi oturma izni bulunan ya da çifte vatandaşlık sahibi diğer Tunus Yahudilerinden olan Trablusi ve babası eski Tunus Cumhurbaşkanı Zeynelabidin bin Ali döneminden itibaren yoğun bir şekilde politik alanda boy göstermeye başlamışlardı.
Ayrıcalıklı İlişkiler
Dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da; Roni, kardeşi Elie ve babasının eski Tunus rejimine yakın isimlerden olmaları ve eski rejimin önde gelen yetkililerinin birçoğu ile aralarında siyasi ilişkilerin ve çıkarların var olması.
Başta El-Garibe Sinagogu, Cerbe adası ve tarihi eserler olmak üzere ülkedeki Yahudilere ait dini anıtlarına düzenledileri ziyaretlerde her zaman Başbakan ve Turizm bakanına eşlik eden heyetin başında yer almışlardı.
Bu nedenle; Roni’nin yeni turizm bakanı seçilmesini memnuniyetle karşılayanların başında, Selahaddin Meavi ile El-Ticani Haddad gibi Zeynelabidin bin Ali döneminde Turizm bakanlığı yapmış dostları gelmekte.
Bu noktada; 2011 yılında Bin Ali rejiminin devrilmesinin ardından ülkenin yaşadığı güvenlik açığı ve siyasi kaos nedeniyle, hükümetin eski sinagoga düzenlenen yıllık ziyaretleri durdurmak zorunda kaldığına da işaret edelim.
2012-2013 yıllarında liderliğini Tunuslu Yahudilerin dini lideri Jozef Trablusi ve Tunus Yahudi lobisi lideri Gabrielle Kabla’nın çabalarıyla Sinagog ziyaretleri tekrar başlatılmıştı.
Tunus’taki Yahudi lobisini çoğunluğu Fransa çifte vatandaşlığı olan iş insanları, gazeteciler ve politikacılardan oluşuyor.
O günden itibaren Roni, başta 2012-2013 Nahda hükümeti Başbakanı Hamadi el-Cibali, Ali el-Ureydi ve bazı bakanlar olmak üzere İslamcı Nahda Hareketi partisinini siyasi liderleri ve Bin Ali’nin eski muhalifleri ile ilişkilerini genişletmişti.
Bu liderler arasında ayrıca Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’nin damadı ve eski Dışişleri Bakanı Dr. Refik Abdusselam ve liberal çizgideki “Demokratik Blok Partisi” liderlerinden İlyas Fahfah da yer almakta.
Trablusi’nin seçimlerde adaylığı
Roni Trablusi’nin siyasete olan ilgisi, 2011 yılında Fransa’da bağımsız bir listenin başkanlığını yapması ve Avrupa’daki Tunus göçmenlerinin temsilcisi olarak geçici Meclis üyeliğine adaylığını koyması ile başladı.
Trablusi, Nahda’nın zaferi ile sonuçlanan bu seçimlerde başarısız olduktan sonra başkent Tunus’un otellerinden birinde, Nahda Genel Sekreteri sıfatıyla Hammadi El-Cibali’nin düzenlediği ilk genel toplantıya katılan gurbetçi Tunuslu işadamlarının başında yer aldı.
Hammadi bu toplantıda başbakan seçildiğini açıklamış ve ekonomi, sosyal ve siyasi programını kamuoyu ile paylaşmıştı. Aynı şekilde Roni Trablusi; 2011 yılındaki “Aralık İntifadası”ndan önce Nahda’nın en önde gelen düşmanı iken Ekim 2013 seçimleri sonrasında iktidara gelmeleri ile Cibali ve arkadaşlarını güçlü bir şekilde desteklemekle dikkatleri üzerine çekenlerin arasında yer almıştı. Ardından ulusalcı ve İslamcı aktivistlerin tüm itirazlarına, radikal dini cemaatlerin tüm tehditlerine rağmen Roni Trablusi ve babası hükümetten, İsrail heyetinin katılımı ile El-Gariba Sinagogu ve Tunusta’ki diğer dini anıtlara düzenlenen yıllık ziyaretleri yeniden başlatma iznini almayı başardılar.
2014 hükümetine adaylığı
İki solcu muhalif Şükrü Beleyid ve Muhammed Brahmi’nin uğradıkları saldırı sonucu hayatlarını kaybetmelerinin ve Tunus’ta 2013 yazında yaşanan olaylar sonucunda Nahda ve ortaklarının kurmuş olduğu hükümetin devrilmesinin ardından bağımsız hükümetin başbakanı El-Mehdi Cuma, yaptığı açıklama ile Trablusi’yi Turizm Bakanlığı’na aday göstermişti. Ancak Cuma ve ekibi, Bin Ali rejimi ile gelişmiş ilişkileri ve Tunus ile Fransa pasaportunun yanında İsrail pasaportunu da taşıması nedeniyle Trablusi’yi hedef alan kampanyanın ardından geri adım atmak zorunda kaldı. Daha sonra Nahda ile dostluğunu sürdürmesine rağmen Roni Trablusi, 2014 seçimlerinda aday olmaktan kaçındı. Buna karşılık kardeşi Elie’nin adı, Nahda Hareketi’nin en güçlü rakibi olan ve o zamanlar mevcut Cumhurbaşkanı Baci Kaid Sibsi’nin liderliğini yaptığı Nida Tunus Partisi’ne ait listenin başında yer aldı.
İsrail vatandaşlığı tartışması
Roni Trablusi sadece Yahudi asıllı bir aileden olması nedeniyle değil aynı zamanda İsrail vatandaşlığına sahip olduğu için de eleştiriliyor. Ama eleştirilerin odağında hükümette Turizm Bakanlığı yapması ile başta El-Gariba Hac sezonu olmak üzere Tunus’taki Yahudi turist pazarını tekelinde bulunduran bir iş insanı olması yer alıyor.
Muhalifler, Trablusi’nin Fransa’da sahibi olduğu seyahat ve turizm şirketlerinin çıkarına hizmet edeceğinden tarafsız bir Turizm Bakanı olamayacağını vurguluyorlar.
Buna ek olarak bazı muhalifler Trablusi’nin Cerbe adasındaki en önemli otellerden birinin sahibi olduğu iddiasını dillendiriyor. Trablusi’nin tayin kararını eleştirenler arasında sol muhalefet, Sosyalist liderler ve mecliste 15 milletvekili bulunan “Ulusal Cephe” yer alıyor.
Ulusal Cephe resmi bildirisinde; Trablusi’nin bakanlığa getirilmesini, İsrail ve Batılı başkentlere hoş görünmek ve İsrail ile ilişkileri normalleştirmek için atılmış bir adım olarak niteledi. Dubai’de yaşayan büyük Tunuslu iş kadını ve medya patronu Buseyna Cebnun da buna benzer bir açıklamada bulunarak Roni Trablusi’nin yakın kadın akrabalarından birinin İsrail Savunma Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerinden biri ile evli olduğunu iddia etti.
Tartışma yaratan isimlerden Hukuk Meclisi üyesi Yasin El-Ayari de sahip olduğu söylenen turizm şirketleri nedeniyle yeni bakana karşı yürütülen kampanyaya katıldı.
Trablusi’nin Tunus’ta bir radyo kanalına yapmış olduğu ve İsrail vatandaşlığına sahip olduğu iddialarını yalanlayan kısa açıklamasına rağmen avukat, parlamenter, ulusalcı siyasi aktivistlerden oluşan bir grup ise başta Trablusi’nin atamasından sorumlu İdari mahkeme olmak üzere tüm ilgili mahkemelere başvuracaklarını açıkladı.
Aynı şekilde Arap milliyetçisi bazı dernekler, atama kararına karşı hem siyaset hem de medya alanında yurt çapında kampanyalar düzenleme ve kararın iptali için yargıya başvurmakta kararlı olduklarını deklare ettiler.
Gerçekten de bir grup avukat ve ulusalcı siyasi aktivist, hükümetin düşürülmesi ve birkaç ay önce Fransız bir televizyon kanalına ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararını destekleyen bir açıklama yaptığı ve Tunus ve İsrail arasında kapsamlı bir şekilde siyasi ilişkilerin normalleştirilmesi talebinde bulunduğu iddiasıyla Trablusi’nin azledilmesi talebi ile Tunus yargısına başvurdu.
Ama basın mensubu Ebu Bekir El-Sağir gibi Roni Trablusi’nin bazı dostları, yeni Bakan’ın başarılı olmasının nedeninin, laiklerden İslamcılara siyasi tarafların birçoğu ile kurmuş olduğu ilişkilere ve sahip olduğu aktif ve canlı kişiliğe bağlı olduğunu belirtiyorlar.
Eski Turizm Bakanı El-Ticani Haddad ise mahkeme kararı ile görevinden azledilmemek için Trablusi’nin geçici olarak şirketinin ya da şirketlerinin yönetiminden çekilebileceğini ifade etti.
Tunus hükümetinde Yahudiler
1962 Cerbe doğumlu Roni Trablusi’nin Tunus’da bakanlık görevi verilen ilk Yahudi olmadığına da hatırlatmalıyız. Yaklaşık 60 yıl önce de Tunus’ta Yahudi asıllı iki kişi Konut ve Donanım Bakanlığı ve Kamu İşleri Bakanlığı yapmışlardı. Birincisi; 1954 yılındaki Fransa’ya bağlı özerklik döneminde Tahir bin Ammar hükümetinde görev yapan Albert Besses’ti.
İkincisi ise Habib Burgiba’nın 1956 ve 1957 dönemlerinde kurduğu ilk hükümette bakanlık yapan Andre Baroş. Tunus’da Beyler yönetiminin sona ermesinin ardından 1957 yılının Temmuz ayında Burgiba’nın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Andre Baroş, 1958 baharına kadar hükümetteki yerini korumuştu.
Buna ek olarak; Burgiba Andre Baroş’a başkent Tunus’u mimari açıdan modernleştirme görevini de vermişti. Ama Beroş’un başında olduğu bakanlığın modernleştirme gerekçesi ile Tunus’un tarihi sınırlarını yıkması, ayrıca Tunus sahil şehirleri Sfaks, Bizerte, Susa ve Burgiba’nın memleketi Munastır’daki surları da yıkmayı planlaması nedeniyle Tunus içerisinde ve dışarısındaki tarihçilerin ve kültürden sorumlu yetkililerin protestoları nedeniyle Beroş’u görevinden uzaklaştırmıştır.
Roni Trablusi’ye dönecek olursak, acaba kendisi pragmatikliği, güler yüzlülüğü ve ilişkileri ile kendisini siyasette ve medyada bekleyen savaşı kazanabilecek mi yoksa hükümet bu konuda yine geri adım mı atacak?
Afrika’daki en eski Yahudi Sinagogu El-Garibe
Yunan, Roma gibi çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan, yüz ölçümü yaklaşık 500 kilometrekare olan Cerbe Adası'nda Afrika'nın en eski sinagogunun yanı sıra 366 cami ve mescit bulunuyor.
Garibe Sinagogu'nun Kudüs'ün M.Ö 597 ile 586 yılları arasında Babil Kralı II. Nebukadnezar tarafından iki kez işgale uğramasının ardından bazı Yahudi ailelerin göç etmesiyle kurulduğuna inanılıyor.
Müslümanlar ve Yahudiler tarafından çeşitli isimlerle anılan ada, "Camiler Adası", "Havra Adası", "Garibe Adası" diye de biliniyor. Çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan adada, denizden gelecek tehlikelere karşı Müslümanlar tarafından yer altında inşa edilen mescitler ve tarihi kuleler bulunuyor.
Nüfusu yaklaşık 160 bin olan adanın çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor. Cerbe'deki yerli halk Yahudi nüfusunun bin 500 civarında olduğunu belirtiyor.
Tunus’un Cerbe adasında yer alan (başkent Tunus’un 500 km güney doğusunda) El-Garibe Sinagogu, Afrika’nın en eski sinagogu ve dünyadaki en eski Yahudi mabetlerinden biri sayılmakta ve kuruluş tarihi 2500 yıl öncesine uzanmakta. Her yıl Mayıs ayında düzenlenen ve üç gün süren geleneksel Hac mevsiminde burada muhafaza edilen Tevrat’tan bereket ummak için binlerce Yahudi bu eski sinagogu ziyaret etmektedir. Kaynaklar; ada halkından olmayan yabancı bir kızın evini tamamen yakıp kül eden bir yangından hiçbir şekilde zarar görmeden kurtulması nedeniyle ada halkının bu kızı uğurlu ve kutsal kabul ettiğini ve bu görüşün sinagogun yabancı kadın anlamına gelen El-Garibe adının kökenini açıklayan görüşlerden biri olduğuna işaret etmekte.
Cerbe’nin en büyük kentlerinden Houmat El-Souk yakınlarında bulunan El-Hara El-Sagira köyünde yer alan sinagog, Arap-Doğulu mimari üslubu ile öne çıkmakta. Ayrıca sinagog birincisi daha çok beyaz ve mavi renklerin hakim olduğu, içerisinde ziyaretçilerin en önemli dini ritüelleri yerine getirdikleri dua evinin yer aldığı ve ibadet için tahsis edilen, diğeri ise ziyaret mevsiminde Tunus müziği ve halk ezgileri eşliğinde kutlamaların yapıldığı ve ziyafetlerin düzenlendiği iki binadan oluşmakta.
11 Nisan 2002 yılında sinagog, 21 kişinin (14 Alman ve iki Fransız turist ile beş Tunuslu) hayatını kaybettiği bir intihar saldırısına uğradı. Bu saldırı ile kutlamalara katılmak için 11 sinagoga ev sahipliği yapan Cerbe adasını ziyaret eden turistleri ve ziyaretçilerin sayısının büyük oranda geriledi. O günden itibaren Tunus makamları her yıl düzenlenen El-Gariba hac sezonunda üst düzey güvenlik önlemleri almaya başladı. Hatta 2011 yılında ülkenin yaşadığı güvenlik ve siyasi koşullar nedeniyle kutlamalar iptal edildi.
Bu noktada, Tunuslu Yahudilerin bir zamanlar Arap dünyasındaki en büyük azınlık gruplarından birini oluştururken Tunus’un 1956 yılındaki bağımsızlığının ardından sayıları 100 bine ulaşan bu grubun sayısı gerileyerek bugün iki binin altına düştü.
Günümüzde Tunuslu Yahudiler Cerbe adası, başkent Tunus ve diğer birkaç şehirde yaşamaktadırlar.



İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.