Suudi Arabistan-Bahreyn ortak petrol boru hattının açılışı yapıldı

Suudi Arabistan-Bahreyn ortak petrol boru hattının açılışı yapıldı
TT

Suudi Arabistan-Bahreyn ortak petrol boru hattının açılışı yapıldı

Suudi Arabistan-Bahreyn ortak petrol boru hattının açılışı yapıldı

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa Al Halife ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Bahreyn Petrol Şirketi (BAPCO) ile Suudi Arabistan milli petrol şirketi Aramco'nun işbirliğiyle hayata geçirilen petrol boru hattının açılışını yaptı.
Bahreyn Babku rafinerisi ve Suudi Arabistan Bukayk tesisleri arasındaki 110 kilometre uzunluğundaki hattın, tam taşıma kapasitesinin günlük 350 bin varil olduğu kaydedildi.
Ortak petrol boru hattı töreninin açılışında, Bahreyn Kralı, Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Bahreyn Başbakanı Şeyh Halife bin Selman Al Halife ve Bahreyn Veliaht Prensi Selman bin Hamed Al Halife, petrol sahasındaki Suudi-Bahreyn işbirliğinin başlangıcından günümüze kadar olan tarihsel gelişmelere ait bir sunum izledi.
Bahreyn Petrol Bakanı Şeyh Muhammed bin Halife bin Ahmed Al Halife, petrol alanında iki ülke arasındaki işbirliğinin önemine dikkati çeken bir konuşma yaparken, törenin sonunda Bahreyn Kralı ve Veliaht Prens tarihi petrol sergisini gezdi.
Bahreyn Başbakanı törende yaptığı açıklamada, iki ülke arasında ilişkilerin önemine vurgu yaparken, Kral Selman bin Abdulaziz liderliğindeki Suudi Arabistan'ın Araplar ve Müslümanlar üzerinde önemli bir etkisinin olduğunu ifade etti.
Prens Muhammed bin Selman Bahreyn'den ayrılmadan önce, Bahreyn Başbakanı Şeyh Halife bin Selman Al Halife ve iki ülkenin heyeti ile birlikte görüşmelerde bulundu.
Görüşmelerin ardından konuşan Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Bahreyn Başbakanı, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın güçlü bağları olan bir aile olduğunu ve bulunla birlikte ortak fedakârlıkların, tarihlerin ve tutumların ikili ilişkiler için sağlam bir temel oluşturduğunu vurguladılar.
Suudi Arabistan ve Bahreyn'in büyük zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını belirten liderler, karşılaşılan her zorluğun kendilerini daha güçlü kıldığını açıklarken, bölgenin güvenliğine ve birliğine zarar verecek herhangi bir faaliyetin karşısında olacaklarını dile getirdiler.
Prens Muhammed bin Selman ve Bahreyn Başbakanı arasında gerçekleşen görüşmelerde, bölgesel ve uluslararası alanlardaki gelişmeler ile öncelik verilen bir takım ortak meseleler yeniden gözden geçirildi.
Bahreyn Başbakanı, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin bölge barışı adına büyük rol oynadığını ve bu rolünü gerçekleştirdiği başarılı politikaları ile her zaman kanıtladığını vurguladı.
Bahreyn Başbakanı Şeyh Halife bin Selman, Bahreyn Krallığı’nın Suudi Arabistan Krallığı'ndan iki ülke arasındaki tarihi kardeşlik ilişkilerinin ışığı altında gördüğü büyük destek üzerine, Suudi Arabistan liderliğine ve hükümetine derin teşekkür ve takdirlerini dile getirdi.
Bahreyn Başbakanı görüşmeler sırasında, Bahreyn ve Suudi Arabistan'ın karşılıklı olarak birbirlerini desteklemeye devam edeceklerini vurgulayarak, ülkeler arasındaki seçkin kardeşliğin ve muhabbetin günden güne artarak bugünkü yüksek seviyesine ulaştığını ifade etti. Kral Selman bin Abdulaziz liderliğindeki Suudi Arabistan'ın Araplar ve Müslümanlar için koruyucu bir set olduğuna ve onun hedeflerinin herkesin hedefi anlamına geldiğine dikkat çeken Bahreyn Başbakanı, Suudi Arabistan’ın desteklenmesinin bir görev olduğunu belirtti.
Prens Muhammed bin Selman, Bahreyn’in Suudi Arabistan'ı destekleyen pozisyonuna yönelik teşekkür ve takdirlerini ifade ederek, bu tutumların iki ülkeyi birbirine bağlayan tarihi kardeşlik ilişkilerinin derinliğini yansıttığını dile getirdi.
Veliaht Prens Selman daha sonra, Bahreyn Veliaht Prensi Selman bin Hamed Al Halife ile bir araya geldi. Görüşmelerde, çeşitli alanlardaki ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik fırsatların yanı sıra, öncelik verilen bir dizi ortak mesele tartışıldı.
Bahreyn Veliaht Prensi Selman bin Hamed Al Halife, Bahreyn’i ve Suudi Arabistan'ı bir araya getiren ortak hedefler ve tutumlar ile güçlendirilen kardeşlik ilişkilerinin ve tarihi bağların derinliğini vurguladı.
Prens Muhammed bin Selman'ın ‘Bahreyn ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliği ve koordinasyon ilişkilerini desteklemedeki büyük çabalarına’ yönelik övgüde bulunan Prens Selman bin Hamed Al Halife, Kral Selman bin Abdulaziz liderliğindeki Suudi Arabistan Krallığı'nın herkesi kucaklayan büyük bir ev olduğunu vurguladı. Ayrıca Suudi Arabistan’ın Arap ve İslam milletlerinin sorunlarına yönelik önemli ve aktif bir oynadığını belirterek, böylelikle bölgenin güvenliğine ve istikrarına katkıda bulunduğunu dile getirdi.
Bahreyn Veliaht Prensi, Prens Muhammed Bin Selman'ın Bahreyn Krallığı’na olan ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bu ziyaretin önemine ve Bahreyn Krallığı ile Suudi Arabistan Krallığı arasındaki ikili ilişkileri güçlendirmeye yönelik çalışmaları sürdürme konusundaki rolüne dikkat çekti.
Veliaht Prens’ten iki ülke arasındaki ilişkilere vurgu
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ziyaretin sonunda, kendisine ve beraberindeki heyete gösterilen misafirperverlik ve sıcak karşılamadan dolayı Bahreyn Kralı’na yönelik övgüsünü dile getirerek şunları söyledi:
“Bahreyn Krallığı'na yapılan bu ziyaret, iki ülkeyi ve iki kardeş halkı birbirine bağlayan seçkin kardeşlik ilişkileri çerçevesinde gelişti.  Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ile majestelerinin liderliğinin ışığı altında, iki kardeş halkın çıkarlarını gerçekleştirmek ve bölgede güvenlik ve istikrarı güçlendirmek kapsamında bu ziyaret oldukça önemlidir.”
Bahreyn'deki Sakhir Hava Üssü'nden ülkeden ayrılan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı, Prens Halife bin Selman Al Halife ve Veliaht Prens Selman bin Hamed Al Halife ile birlikte Bahreyn hükümetinin üst düzey yetkilileri uğurladı.
Veliaht Prens, Mısır’da
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Arjantin başkenti Buenos Aires'te gerçekleştirilecek G20 zirvesine katılmadan önce Arap turunun üçüncü ayağı olan Kahire’yi ziyaret etmek için dün Bahreyn'den ayrıldı.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün itibariyle Mısır’a yönelik gerçekleştirdiği iki günlük ziyaretine başladı. Kahire havalimanında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi tarafından karşılanan Veliaht Prens’in, çeşitli alanlarda bölgedeki gelişmelerin yanı sıra Kahire ile Riyad arasındaki stratejik ortaklık çerçevesinde iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi hususunda görüşmelerde bulunması bekleniyor.
Veliaht Prens’in Mısır'a yaptığı ziyaret, geçtiğimiz Perşembe günü başlayan BAE ve Bahreyn de dâhil olmak üzere gerçekleştireceği bölgesel turun üçüncü durağı.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Kahire ziyareti hakkında açıklamalarda bulunan Suudi Arabistan'ın Mısır Büyükelçisi Usame Nakli, söz konusu ziyaretin iki ülke arasındaki tarihi ve stratejik ilişkilerin derinliğini, gücünü ve aralarındaki işbirliği hacmi ile birlikte zorluklar karşısındaki koordinasyon ve karşılıklı istişare hacmini yansıttığını dile getirdi.
Nakli dün yaptığı açıklamada, Mısır ve Suudi Arabistan arasındaki stratejik ortaklığın iki kardeş ülkenin çıkarlarına hizmet eden birleşik bir vizyonla sevgi ve barışı yaymayı hedeflediğini vurguladı.
Suudi Büyükelçi, iki ülke arasındaki ilişkilerin Cumhurbaşkanı Sisi ve Kral Selman bin Abdulaziz döneminde daha önce görülmeyen bir hareketliliğe tanık olduğunu belirterek, söz konusu hareketliliğin siyasi, ekonomik, ticari, kültürel, eğitim ve diğer alanlar gibi tüm alanları kapsadığını kaydetti. Ayrıca bu hareketliliğin liderlik seviyesinde Yüksek Koordinasyon Kurulu'nun kurulmasını netice vermekle birlikte, Mısır-Suudi Ortak Komitesinin hükümet düzeyinde temsil ettiği mevcut konseylerin çalışmalarının geliştirilmesini ve Suudi-Mısır İşadamları Konseyi'nin özel sektör seviyesindeki rolünün güçlendirilmesini sağladığını ifade etti.



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.